11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
05:48
11-10-2017
  

Namazın Merhaleleri

Allah'a ibadet ve tapınma da böyledir ve herkes bir nedenle Allah'a ibadet eder...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü


İbadetin Basamakları
 

Eğer bir çocuğa, "babanı anneni niçin seviyorsun?" diye soracak olursak, "bana şeker, elbise ve ayakkabı aldığı için"der fakat eğer genç birisine", niçin onları seviyorsun?" diye soracak olursak, "çünkü anne ve babam benim kişiliğimin belirtisi, beni eğiten ve benim için yakınan kişilerdir" der.
 

Çocuk her ne kadar büyürse valideyniyle ünsiyet kurmak onun için bir o kadar tatlı gelir; artık ayakkabı ve şapkayı düşünmez. Nice evlatlar vardır ki anne ve babalarına hizmeti kendileri için bir kemal ve Allah'a yaklaşmak için bir vesile bilirler ve maddiyat ötesi düşünürler.
 

Allah'a ibadet ve tapınma da böyledir ve herkes bir nedenle Allah'a ibadet eder. İbadetin merhaleleri vardır:
 

Birinci basamak:

 

Bazıları, Allah'ın nimetlerinden dolayı ve O'nun şükrünü yerine getirmek için O'na ibadet ederler. Nitekim Kur'an-ı Kerim de genel halka hitaben şöyle buyuruyor:
 

"O halde Sizi açlıktan kurtaran ve korkudan güvence veren bu evin Rabb'ine ibadet etsinler." (Kureyş 3)

Şükür ibadeti ismini verdiğimiz ibadetin birinci basamağı, tıpkı anne ve babasını ayakkabı ve şeker satın aldığı için seven çocuğun sevgisi gibidir!

 

İkinci basamak:

 

Bu merhalede, insan ibadetin sonuç ve bereketlerinden dolayı Allah'a ibadet eder; namazın ruhî ve manevi etkilerini göz önünde bulundurur; nitekim Kur'an-ı Mecid buyuruyor ki:
 

"Doğrusu namaz kötülüklerden ve iğrenç şeylerden alıkoyar." (Ankebut, 45)
 

Gelişim ibadeti diye adlandırdığımız ibadetin bu merhalesi ise aynen anne ve babasına kendisini eğittiği, yetiştirdiği, tehlikelerden ve sapmalardan koruduğu için saygı duyan gencin sevgisi gibidir.
 

Üçüncü basamak:

 

Önceki merhaleden daha yüksek bir seviyede yer alan bu merhalede Allah Teâlâ'nın Musa'ya "Beni anmak için namaz kıl" buyurmaktadır. Hz. Musa (a.s), namazı, su ve ekmek için kılmıyordu. Kötülük ve çirkinliklerden korunmak için de kılmıyordur.


Çünkü o esasen mide perestelik ve kötülüklerden uzaktı. O, ulu'l azm peygamberlerden biriydi ve namazı Allah Teâla'yla ünsiyet kurmak ve Allah'ı anmak için kılıyordu. Allah'ın velileri için Allah Teâla'yla ünsiyet kurmak, ibadet için en geçerli delildir.
 

Evet, çocuklar bir toplantıda daha iyi ağırlanmak için meclisin başında toplumun ileri gelenlerinin yanında otururlar! Fakat bazıları da var ki ileri gelen kişilerin yanında oturmayı onlardan manevî istifade etmek için isterler ve ağırlanmaya hiç önem vermezler. Bilginlerle ünsiyet kurmak onlar için bir değerdir.
 

Dördüncü basamak:

 

İbadetin en yüksek ve en üstün merhalesidir. İbadet; şükür, kemale ermek ve ünsiyet kurmak için değil, kurb ve Allah'a yakınlaşmak içindir. Kuran-ı Kerim'de dört ayet vardır ki kim bu ayetleri okursa secde yapması farz olur. Bu ayetlerden birinde ibadet aracılığıyla Allah'a yakınlaşmak söz konusu edilmiş ve "Secde et ve yaklaş" buyrulmuştur. (Alak, son ayet)
 

Her halükârda, ibadetin, insanların marifet ve imanına göre derece ve merhaleleri vardır.
 

İbadetin Siması
 

* İbadet ve kulluk, Resul-i Ekrem'i (s.a.a) miraca çıkardı:
 

"Geceleyin kulunu Mescid-i Haram'da Mescid-i Aksa'ya götüren münezzehtir." (İsrâ, 1)
 

* İbadet meleklerin inişi için zemin hazırlar; "-Vahyi melekler vasıtasıyla- kulumuza indirdik." (Bakara,23)
 

* İbadet insanın duasının kabul olmasına neden olur, çünkü namaz Allah'ın ahdidir. "Ey Adem oğulları! Ben size and vermedim: şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana ibadet edin; doğru yol budur"
 

*Ve kim Allah'ın ahdine uyarsa, Allah da onun ahdine vefa gösterir; "Bana verdiğiniz sözü tutun ki ben de size verdiğim sözü tutayım." (Bakara, 40)
 

* Allah'a ibadet etmeyen bir insan taş ve diğer cansız varlıklardan daha alçaktır; çünkü Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor:
 

"Gerçekten öyle taşlar var ki Allah korkusundan yere düşer." (Bakara, 74)
 

Fakat bazı insanlar da vardır ki varlık aleminin kaynağı ve yaratıcısı karşısında eğilmez, itaat etmezler.
 

* İbadet insanın irade ve kişiliğinin belirtisidir. Bir insan içgüdü ve eğilimler arasında yer alınca onlara sırt çevirip Allah'a doğru giderse değer kazanır; nitekim şehvet ve gazapları olmayan melekler sürekli ibadet halindedirler.
 

* İbadet, yeryüzünün en tanınmaz, bilinmez insanını gökyüzünün en meşhur kişisi yapar.
 

* İbadet, yani tüm varlığa kuşbakışı bakmak.
 

* İbadet, yani insanın içinde gizli olan manevi ve irfani kabiliyetlerin ortaya çıkışı.
 

* İbadet, iradî ve iktisabî olmayan ailevi değerlerin veya insanın içindeki kabiliyetlerin aksine irade ve kendi isteğiyle elde ettiği bir değerdir.
 

* İbadet, insanın Allah Teâla'ya ahdini yenilemesi ve manevi hayatın canlılığını korumasıdır.
 

* İbadet, günahlar karşısında bir engel ve günahların etkilerini gideren bir etkendir. Günahı bilmek değil, Allah'ı anmak ve O'nu zikretmek günahları engeller.
 

* İbadet, ruh kapasitesinin Allah'ın zikriyle doldurmaktır; eğer bu kapasite O'ndan başkasıyla dolacak olursa insanlık cevherine zulmedilmiş olur.
 

* İbadet, toprak zemine öyle bir değer kazandırır ki ona taharetsiz girmek mümkün olmaz; aynen cami, Kâbe ve Kudüs gibi.
 

* İbadet ve kulluk bir değerdir; dua ve niyazlarımız kabul görmese bile bu böyledir.
 

* İbadet hem sevinçte, hem üzüntüde varlığını koruyan bir gerçektir Peygamberine Kevser'i verince ona namaz kılmasını tavsiye ediyor: "Biz sana Kevser'i verdik. O halde Rabbin için namaz kıl." Kevser.
 

Yine zorluk ve sıkıntılarla karşılaştığında da namaz kılmayı emrediyor: "Sabır ve namazla yardım dileyin." (Bakara, 45)
 

Sıkıntıları Gideren Namazlar
 

İslam dini, bir hacet ve sıkıntımız olduğunda belli başlı namazları kılarak Allah'tan sıkıntımızı gidermesini dilememizi emrediyor.
 

Burada örnek olarak bu namazlardan birine değinelim.
 

Cafer-i Tayyar Namazı
 

Cafer-i Tayyar, Hz. Ali'nin (a.s) kardeşidir. Habeşistan'a hicret ettiğinde delil ve davranışlarıyla Habeşistan kralı Necaşi'yle çok sayıdaki bir grubun kalbini İslam dinine meyillendirip Afrika kıtasında İslam'ın temelini atmıştır.
 

O, Mute savaşında Allah yolunda iki ellerini kaybetmiş ve Allah Teala onun yerine ona cennette iki kanat vermiştir; işte bu nedenle "Cafer-i Tayyar" diye meşhur olmuştur. Cafer, Habeşistan'dan dönünce Resul-i Ekrem (s.a.a) ona, "sana değerli bir hediye vermemi ister misin?" diye sorunca, insanlar peygamber efendimizin ona altın veya gümüş vereceğini sanarak o hazretin vereceği hediyeyi görmek için toplandılar. Fakat Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:
 

"Sana öyle bir namaz hediye ediyorum ki, bu namazı her gün kılacak olursan senin için dünya ve dünyada bulunan tüm şeylerden daha hayırlıdır ve eğer her gün veya her Cuma günü veya her ay ya da her yıl kılacak olursan Allah Teâlâ iki namazının arasındaki günahlarını arası (bir yıl olsa bile) affeder." (Bihar, c. 18, s. 421)
 

İmam Sadık (a.s) buyuruyor:

"Bir sıkıntı veya sorununuz olduğu zaman Cafer-i Tayyar namazını kıldıktan sonra dua edin; bu durumda inşallah duanız kabul görür."
 

Bu namaz muteber senetlerle Şia ve Ehl-i Sünnet'ten nakledilmiş ve "büyük iksir" veya "simya" ismini almıştır. (Bihar-ul Envar, c.91, "Fazl-u Salat-i Cafer"babı)
 

Bu namazın kılınış tarzı Mefatih-ul Cinan kitabının baş tarafında, Cuma gününün amelleri bölümünde, Ehl-i Beyt imamlarının namazlarının beyanından sonra açıklanmıştır. Elbette bu namaz, sıkıntıların giderilmesi için kılınması tavsiye edilen on namazdan birisidir. Son zamanlarda, yaklaşık üç yüz elli namazı isim ve kılınış şekilleriyle içeren Müstehap Namazlar adında bir kitap yazılmıştır; bu kadar çeşitli namazın varlığı ve her münasebetle bir namazın rivayet edilmiş olması da namazın önemini göstermektedir.
 

Namaz ve Önderlik

 

Namaz ilahi önderler tarafından ikame edilecek olursa, zulüm ve zorbalığı yok eder. İmam Rıza'nın (a.s) bayram namazı öyle bir heybet ve azametle başladı ki zalim hükümet titreyiverdi ve bu namaz bittiğinde Abbasoğulları'nın hükümetinin de biteceğini anladı, dolayısıyla Memun, İmam'ı yolun yarısından geri çevirmelerini emretti. Müslümanların bu günkü namazlarının bir etkisinin olmayışının delili, Kur'an-ı Kerim'in bir bölümüne uyulması ve diğer bir bölümünün ise unutulmuş olmasıdır. çünkü Kur'an-ı Kerim buyuruyor ki: "Namazı kılın, zekâtı verin ve peygambere itaat edin." Nur, 56.
 

Bugün bazıları namaz kılıyorlar, fakat zekât vermiyorlar. Bazılarıysa namaz kılıp zekât vermelerine rağmen kâfirlerin velayetini kabul etmişlerdir. Başka bir tabirle, Allah'a inanıyorlar, fakat küfrü reddetmiyorlar ve bu ise eksik bir imandır.
 

Oysa Allah Teâla şöyle buyuruyor "Kim tağutu reddeder de Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır." Bakara, 256.
 

Yani hem tağutu reddetmek ve hem de Allah'a iman etmek gerekmektedir; fakat bu gün Müslümanlar küfür ve zalimlerden beri olduklarını ilan etmeyi unutmuşlardır. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim zalimlere müracaat edenler hakkında, "onlar mümin olduklarını sanırlar" buyurmaktadır:
 

"İman ettiklerini sananları görmedin mi?" (Nisa, 60)

 

Ayetullah Muhsin Kıraati

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler