20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
19:11
08-09-2017
  

Neden Çeçenistan?

Tarihsel Süreç İçerisinde Rus-Çeçen Sorunu (*)

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Arş. Gör. Utku YAPICI

Ankara Üniversitesi

 

Kendilerini dünyanın en eski toplumlarından biri olarak gören Çeçenlerin Rusya ile ilişkileri Çarlık dönemine uzanıyor. Rusya’nın güneye doğru genişleme politikası çerçevesinde Rusya ile Çeçenler arasındaki gerginlikler 18. yüzyılın sonlarında başladı, bu yıllardan itibaren Çeçenler, Şeyh Mansur, Şeyh Şamil gibi liderler önderliğinde isyan hareketlerine katıldılar.

 

Sovyetler Birliği döneminde uygulanan milletler politikasının da etkisiyle Çeçen etnik bilinci büyüdü. Sovyetler Birliği döneminde Çeçenler 1944 yılında bir kitlesel sürgün yaşadılar, ancak 1957 yılında hayatta kalanlar evlerine dönebildi.

 

SOVYET SONRASI DÖNEM

 

Cahar Dudayev Sovyetler Birliği sonrası dönemde, (Rus Anayasası 65/1’e göre federasyona bağlı bir cumhuriyet statüsündeki) Çeçenya’nın Rusya Federasyonu açısından yeniden bir sorun bölgesi haline gelmesi, Cahar Dudayev’in Çeçenya’daki liderlik dönemine rastlıyor. Dudayev, Sovyetler Birliği ordusunda Estonya’da generallik yapmış ve Baltık tipi milliyetçilikten burada görev yaptığı yıllarda önemli ölçüde etkilenmiş bir Çeçen’di. Dudayev’in Rus düşmanlığı ve vatan kavramına vurgu yaparak bu düşmanlığı araçsallaştırmasını onun pek çok konuşmasında görmek mümkündü. Örneğin Dudayev, 1992 yılında yaptığı bir konuşmada şunları söylemekteydi: “Bana inanın ki, gelecekte Rusya’nın Çeçenya’ya silahlı müdahalesi yeni bir Kafkas Savaşı anlamına gelecektir… Son üç yüz yıldır Moskova bize yaşamayı öğretti. Birey olarak değil, ulus olarak yaşamayı… Bu kuralların olmadığı bir savaş olacak…”1

 

Dudayev desteğiyle 1991’de bir darbeyle Çeçenya’da komünist yönetim devrildi. Yapılan seçimler sonrasında Dudayev, devlet başkanı ilan edildi. Moskova hükümeti, seçim sonuçlarını tanımadığını ilan etti. Çeçenya yönetimi ise federasyon anlaşmasını imzalamayıp bağımsızlık ilan etme yolunu seçti. Çeçenya’nın, Rusya, Ukrayna ya da Estonya gibi Sovyetler Birliği’ni oluşturan on beş cumhuriyetten biri olmayıp, Rusya Federasyonu’na bağlı olması, yani Sovyetler Birliği’nin tersine hukuki varlığını sürdüren bir yapıya ait bulunması, Çeçenya’nın statüsü sorununu gündeme taşıdı.

 

1994-1996 ÇATIŞMALARI

 

1994 yılının yaz ayına kadar Moskova yönetimi, Çeçenya’da meydana gelen gelişmelere müdahale etmedi. Ashour’un ifadesiyle, Moskova’da Yeltsin, Gorbaçov ve komünistler arasında yaşanan güç mücadelesi “Çeçenya savaşını” üç yıl erteledi.2 Bu süre zarfında, Moskova yönetimi bir taraftan Çeçenya’ya ekonomik ambargo uygularken, diğer taraftan, Moskova destekli Çeçen muhalefet hareketi “Geçici Konsey” adı altında, Dudayev yönetimine karşı silahlı birlikler organize etme ve tüm muhalefet unsurlarını birleştirme yönünde gayretler sarf etti.

 

“Geçici Konsey” adı altında toplanan Moskova destekli muhalefet 26 Kasım 1994 tarihinde Dudayev kuvvetlerine karşı saldırıya geçti. Muhalefet ve Rusya Federasyonu, saldırının “Çeçenya’daki demokratik güçlerce, demokrasi ve insan hakları adına gerçekleştirildiğini” açıkladı. Ancak muhalifler Dudayev kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratıldı. Bunun üzerine, yeni federasyon anlaşmasını kabul etmeyen tek yönetim olan Dudayev yönetimini yıkmak için, Boris Yeltsin yönetimi Çeçenya’ya doğrudan müdahale kararı aldı. 11 Aralık 1994’te Rusya İçişleri ve Savunma Bakanlıkları’na ait birlikler Çeçenya’ya girdiler. Zamanın Rus Savunma Bakanı Pavel Grachev’in Çeçenya’nın 2 saatte ele geçirileceğine ilişkin öngörüsüne karşın, savaş tam 21 ay sürdü. Ruslar on binden fazla asker, Çeçenler ise yaklaşık bir milyon olan nüfuslarının yüzde onunu kaybettiler. Çeçenya lideri Dudayev’in bir Rus füzesiyle öldürülmesine karşın, Çeçenler 1996 yılı Ağustos ayında başkent Grozni’yi yeniden ele geçirip, önemli bir başarı elde ettiler.

 

HASAVYURT BARIŞI

 

Mashadov-Lebed1997 yılının Şubat ayında Rus ve Çeçen birlikleri arasındaki çatışmaları sona erdiren anlaşma Rusya Devlet Başkanı Yeltsin ile Çeçen lider Maşadov arasında imzalandı.

 

Uluslararası hukuk profesörü Francis A. Boyle’ye3 göre, Rusya’nın Çeçenya ile yaptığı bu anlaşma şu nedenlerden ötürü, de jure (resmi olarak) olmasa bile de facto (fiili olarak) İçkerya Çeçen Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının Rusya tarafından tanınması anlamına gelmektedir: “Rusya Federasyonu ile İçkerya Çeçen Cumhuriyeti Arasındaki Barış ve İlişki Prensipleri Anlaşması” bu noktada önemli bir kanıttır. Çünkü uluslararası hukukta anlaşma (treaty) ancak iki bağımsız devlet arasında yapılabilmektedir. Dolayısıyla anlaşma sözcüğü kullanılarak bu husus kabul edilmiştir. İkinci olarak, ona göre federal bir devlet ile onun bir parçası arasındaki ilişkiler Anayasa ile belirlenmektedir. Oysa uzlaşmaya varılan belgenin hiçbir yerinde Rusya Federasyonu Anayasası’ndan bahsedilmemektedir. Üçüncüsü, anlaşmada “İçkerya Çeçen Cumhuriyeti” terimi kullanılmaktadır. Bu terim, Çeçenlerin kendilerine verdiği addır. Bu nedenle de Rusya, ona göre de facto olarak Çeçenya’nın bağımsızlığını tanımıştır.4

 

Boyle’nin yorumu abartılı bulunsa bile, anlaşma metni Çeçenya adına önemli bir kazanç sayılabilirdi. Hasavyurt Anlaşması’na göre, taraflar çatışmaları durdururken Rusya Federasyonu Çeçenya’nın self-determinasyon hakkını bir süreç içinde ele almak ve Çeçenya’da neden olduğu kayıpları telafi etmek yükümlülüğü altına girmiştir. Anlaşmada, Çeçenya’nın statüsünün görüşülmesi için beş senelik bir zaman dilimi öngörülmüştü.

 

1999 ÇATIŞMALARI

 

Hasavyurt anlaşmasında, Çeçenya’nın statüsünün görüşülmesi için beş senelik bir zaman dilimi öngörülmüş olmasına rağmen, 1999’da Rusya Federasyonu’nun çeşitli şehirlerinde meydana gelen bombalama olayları ve yine bu yıl içinde Ağustos ayında Çeçen liderlerden Şamil Basayev’in Dağıstan’a saldırması, Rus yönetimi açısından “İkinci Çeçenya Savaşı’nın” meşru temelini oluşturma konusunda gerekçe haline getirildi. Ayrıca, Şamil Basayev ile birlikte, ABD istihbarat raporlarına göre Bin Laden’in ajanı olduğu söylenen İbn-ül Hattab da bu saldırının içinde yer aldı.

 

Rusya Federasyonu, 1999 müdahalesini, Maşadov tarafından 1996 yılında onaylanarak yürürlüğe giren ve çeşitli terörist ve ayrılıkçı unsurların cezalandırılmasını öngören Çeçenya Cumhuriyeti Ceza Yasası’nın uygulanamaması nedenine hukuksal olarak bağladı. Çeçenya Cumhuriyeti’nin Rusya Federasyonu’nun bir bileşeni olduğu ileri sürülerek, Rusya Federasyonu birliklerinin Çeçenya’ya müdahalesi anayasal düzeni yeniden kurma anlamında yasalara uygun olarak gösterildi.

 

Yukarıdaki gerekçelerle şekillenen Rus müdahalesi, Dağıstan topraklarında başladı. Rusya Federasyonu İçişleri Bakanlığı’na ve Federal Karşı İstihbarat Birimi’ne bağlı güçler Basayev güçlerini Dağıstan’dan çıkardılar. İlk kez bu tarihlerde, Kafkasya’da uluslararası terörizmle mücadele, Rusya Federasyonu yetkilileri tarafından, bölgede gerçekleştirilen operasyonların temel nedeni olarak aktarıldı.

 

TERÖR SORUNUNA DÖNÜŞME SÜRECİ

 

Nord-Ost Tiyatro BaskınıÇeçenya sorununun bir terör sorunu haline dönüşme süreci, 1996 yılında Çeçenya devlet başkanlığı görevine gelen Maşadov’un kendilerine yeterince hakim olamamasından yararlanan çeşitli Çeçen ayrılıkçı gruplarının, adam kaçırma ve cinayetlere girişmeleri ve haydutluklarını Çeçenya sınırlarının dışına taşırmaya başlamalarıyla ortaya çıktı. 1999 yılında bir grup Çeçen’in Dağıstan’a saldırması, ardından Rusya’da düzenlenen terör eylemlerinden Çeçenlerin sorumlu tutulması, Çeçenya sorununun bir terör sorunu olarak sunulma sürecini hızlandırdı.

 

Çeçenya sorununun bir terör sorunu haline dönüşme süreci, etkin birtakım Çeçen ayrılıkçı grupların radikal İslam ile tanışma süreciyle kesişti. Alexander İskanderyan bu noktada şöyle düşünüyor: “Çeçenya’ya dışarıdan önce para ve sonra İslami ideolojinin girişi, Çeçenya sorununun kötüleşmesinin kaçınılmaz bir sonucu olmuştur. Ama Çeçen sorunu özde bir ayrılıkçılık sorunudur.” Michael Gordon da, İskanderyan’a benzer bir biçimde, Çeçenya sorununda radikal İslami bağlantılar olduğunu ifade etmektedir. Ancak, Çeçen direnişinin radikal İslam ile yahut uluslararası terörizm ile tanışma sürecinden önce de var olduğunu ileri sürmektedir.5 Bu görüşleri ileri süren yazarlar, genellikle Çeçenya sorununun politik bir sorun olduğunu ve sorunun çözümünün de politik olması gerektiği iddiasında olup, terörizmi sorunun sadece bir uzantısı olarak görmektedirler.

 

Özellikle 1996 sonrasında bölgeye sızan akımlar arasında öne çıkan Suudi Arabistan destekli Vahhabilik’tir. Suudi Arabistan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından günümüze, Ürdün ve Pakistan ile birlikte genelde tüm Kafkasya ve Orta Asya coğrafyasına özelde ise Çeçenya’ya Vahhabilik akımının yerleşmesine önemli destek verdi.

 

Vahhabilik akımının ve Hattab gibi bu akımın bölgesel misyonerlerinin etkisiyle bir taraftan Şamil Basayev gibi ayrılıkçı grup liderleri terörist eylemlere girişti, diğer taraftan bu akımın güçlenmesi Maşadov yönetimini de, radikal İslami istemlere karşı daha duyarlı hale getirdi. Nitekim, Çeçenya’nın 1992 yılında yapılan anayasasında laiklik prensibi benimsendi. Oysa, 1999 yılında Maşadov, bu unsurların etkisiyle, Şeriatı ilan etmek zorunda kaldı.

 

Çeçenya’da yaşanan bu süreç, Rusya’nın soruna yaklaşımında da etkili oldu, 1999 yılında başlayan İkinci Çeçenya Savaşı’ndan itibaren, Rusya, Kuzey Kafkasya’da ayrılıkçılıkla değil, uluslararası terörizmle mücadele ettiğini iddia etmeye başladı. 11 Eylül 2001 olayları işte bu sürecin tam ortasında ortaya çıktı. Rusya Devlet Başkanı Putin, 11 Eylül saldırılarının ardından saldırganları Nazilere benzetmiş, birçok Rus yazar 11 Eylül sonrası oluşan uluslararası işbirliği ortamına Rusya’nın entegrasyonu ile Rusya’nın kazançlı çıkacağını savunmaya başlamıştı. 12 Eylül’de ise, Putin, Bin Laden’in birliklerinin Çeçenya’da olanlarla bağlantısı olduğunu ileri sürerek, Çeçenya harekatı için uluslararası destek aramaya ve bu desteği büyük ölçüde bulmaya başladı. Uluslararası desteğin bulunması ile birlikte, Putin yönetimi sadece merkezi yönetimin etkisinden bağımsız hareket eden ayrılıkçı grup liderlerini terörist ilan etmekle kalmadı, Yeltsin yönetimi sırasında kendisiyle bir barış anlaşması yapılan Çeçenya Devlet Başkanı Maşadov’u da terörist ilan etti. Öyle ki, 23-26 Eylül 2002 tarihlerinde Moskova’da gerçekleştirilen ve 118 kişinin yaşamını yitirdiği tiyatro baskını, Rusya’nın 11 Eylül’ü olarak görüldü, bu baskının hemen ertesinde, Rusya’nın Çeçenya konusunda Maşadov’la artık hiçbir görüşme yapmayacağı ifade edildi, Maşadov’un arananlar listesine konulduğu açıklandı. Baskın sonrasında Putin, artık sorunun ulusal güvenlik sorunu konumuna yükseldiğini söyledi.

 

Bu süreç içinde Rusya yönetimi, terörist olarak nitelediği Maşadov’un “Çeçen halkı tarafından seçilmiş devlet başkanı” olma konusundaki ayrıcalığını da elinden almaya, böylelikle iktidardan uzaklaştırdığı Maşadov’un meşruiyetini ortadan kaldırmaya çalıştı. Rusya yönetimi bunu gerçekleştirmenin ilk yolunu Çeçenya’da bir referandum yapılmasında gördü, yapılan referandum sonucunda Çeçenya’nın Rusya Federasyonu’ndan ayrılmaması kabul edildi. İkinci olarak, Rusya yönetimi Çeçenya’da yeni seçimlerin yapılması ve bu seçimlere Maşadov’un katılmasının engellenmesi yönünde bir karar aldı; bu yolla Çeçenya’da demokrasi yönünde adımlar atıldığı mesajı uluslararası kamuoyuna verilmeye çalışıldı. Seçimlerde Rusya yönetimi tarafından fiilen de Çeçenya yönetimini elinde tutan, Çeçenya eski müftüsü Ahmet Kadirov desteklendi, Kadirov düzenlenen seçimleri kazandı. 9 Mayıs 2004 tarihinde ise, Rusya yanlısı Çeçen lider Ahmed Kadirov, Grozni’de 7 kişinin öldüğü bir saldırıda hayatını kaybetti. 29 Ağustos 2004 tarihinde, Kremlin tarafından desteklenen eski Çeçenya İçişleri Bakanı, Ali Alkanov, Çeçenya Devlet Başkanlığına seçildi.

 

Son olarak, 1 Eylül 2004 günü, yani Dünya Barış Günü, Beslan kentinde meydana gelen ve toplam 338 kişinin ölümüne yol açan terörist eylem de Çeçenya sorununun terör sorununa dönüşme sürecine hız kattı. Bu düşünceyle, ABD’li diplomat Richard Boucher’in Beslan eylemlerinden birkaç gün sonra, Çeçenya sorununun politik yollarla çözülmesinin zorunluluğunu belirten açıklamasına Putin şöyle tepki verdi: “Neden sizler Bin Laden’le görüşmüyor, onu Brüksel’e veya Beyaz Saray’a davet etmiyor ve eğer görüşmelerinizde barışı kabul ederse, istediklerini vermiyorsunuz?”6

 

ÇEÇENYA’DA SON YANLIŞLAR

 

Abdulhalim Sadullayev2005 yılının Mart ayında, iktidardan uzaklaştırılan Aslan Maşadov, Rus güçleri tarafından öldürüldü. Çeçen ayrılıkçıların başına Abdülhalim Sadullayev geçti. Ayrılıkçı kanatta bunlar yaşanırken Çeçen yönetiminde de önemli gelişmeler oldu. 2005 Kasım ayında düzenlenen seçimlerde Kremlin yanlısı Birleşik Rusya Partisi, sandalyelerin yarısından fazlasını kazandı. İsyancılar bu seçimin göstermelik olduğunu savundular ancak Putin, bölgede anayasal düzene dönüşün tamamlandığını ilan etti. Bir suikast sonucu öldürülen Cumhurbaşkanı Ahmed Kadirov’un oğlu olan Ramazan Kadirov, 2006’nın Mart ayında başbakanlığa getirildi. Bir yıl sonra ise önünde başkanlık yolu açıldı. Böylelikle Kremlin yönetiminin bölge üzerinde denetim kurma yönünde elindeki kartlara bir yenisi eklendi. Ramazan Kadirov, ayrılıkçılara karşı daha sert politikalar uygulanmasından yanadır. Bu bağlamda Rusya yönetimi ile yakın ilişkiler içinde olduğu konusunda yaygın bir kanaat var. Ancak Çeçen yönetimi ile Rusya arasında önemli bazı konularda görüş ayrılıkları da mevcut. Örneğin, eski Cumhurbaşkanı Alkanov petrol gelirlerinin Çeçenya içinde kalması fikriyle, Rus enerji çevrelerinde tartışmalara yol açmıştı.

 

Diğer taraftan, Çeçen ayrılıkçı lider Sadullayev’in 2006 Haziran ayında düzenlenen bir polis operasyonunda öldürülmesi Çeçenya sorununu yine alevlendirdi. Bu olayın ardından 90’lardan beri Rus karşıtı eylemlerin içinde yer alan Dokka Umarov ayrılıkçı hareketin liderliğine getirildi. Umarov’un liderliği üstlenmesinde birkaç hafta sonra, 2006 Temmuz’unda hareketin etkili liderlerinden, Rusya’nın en çok aranan adamı olan Şamil Basayev İnguşetya’da bir patlama sonucu öldürüldü.

 

RUSYA ÖNEMSİYOR

 

Rusya Federasyonu Çeçenya’yı oldukça önemsiyor. Bu durum temelde şu endişelerden kaynaklanıyor:

 

1. Çeçenya ayrılıkçı hareketinin başarıya ulaşması durumunda, aynı yönetimin Rusya Federasyonu’nun diğer cumhuriyetlerinde de emsal olarak alınıp ayrılıkçılığın yayılacağından duyulan endişe,

 

2. Çeçenya’nın jeopolitik konumu nedeniyle bu bölgenin kaybının Rusya’nın tüm Kafkasya’daki gücünü sarsacağı endişesi,

           

3. Transkafkasya’da Rus etkisinin azalacağı ve bölgenin ABD’nin etki sahasına gireceği endişesidir.

 

Rusya yönetimi tarafından oldukça önemsenen Çeçenya sorunu günümüzde de şiddetli bir biçimde sürüyor. Ancak, bir ayrılıkçı istemin yarattığı bir sorun olmadan, radikal İslam ve terörün etkileriyle karmaşık ve çok boyutlu bir yapıya sahip kanla beslenen bir sorun olmaya doğru evriliyor. Bu süreç içinde Rusya’nın kuvvetlenmesi ve yaşanan 11 Eylül olayları sorunun Rusya Federasyonu tarafından bir terör sorununa indirgenmesine ve bu yaklaşımın kısa vadede kabul görmesine yol açtı. Rusya Federasyonu, diğer taraftan da Rusya çıkarlarına karşı ılımlı Çeçenler ile işbirliğini geliştirerek, hatta onları “demokratik seçimlerle” iktidar yaparak, ayrılıkçıların toplumsal zeminini zayıflatmak yolunda bir strateji izliyor. Önümüzdeki günlerde Federal devlet bütçesinden Çeçenya’ya ayrılacak payın arttırılması ve bölgeye yönelik Rus yatırımlarının çoğalması tüm yaşananlara rağmen, bu stratejinin başarı şansını büyütebilecektir…

 

______________________________________

Dipnotlar 

(1) Monica Duffy TOFT, “Indivisible Territory, Geografic Concentration and Ethnic War”, Security Studies, Cilt:12, Say:2, Kış 2002-2003, s.109

(2) Omar ASHOUR, “Security, Oil and International Politics: The Causes of the Russo Chechen Conflicts”, Studies in Conflict and Terrorism, Cilt:27, Sayı:2, Mart-Nisan 2004, s.131

(3) 7 Mayıs 2000 tarihinde Çeçenya lideri Aslan Maşadov, Boyle’yi devletin hukuk işlerini yürütmekle görevlendirmiştir.

(4) Mustafa ŞAHİN, Avrupa Birliği’nin Self Determinasyon Politikası, Nobel Yayıncılık, Ankara, 2000, s.120

(5) Peter BROWNFELD, “The Afganisation of Chechenya”, The International Spectator, 3 Eylül 2003, s.144

(6) Katrina Vanden HEUVEL, “Putin’s War”, The Nation, 27 Eylül 2004, s.4-5

______________________________________

(*) Cumhuriyet Strateji / 12 Mart 2007'den alınmıştır.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler