18 Haziran 2018 Pazartesi Saat:
00:51

Nehc-ül Belağa; İmam Ali`den İnsanlığa Armağan

02-06-2012 16:12


 

Merhum Seyyid Razi (359-406 h.) Hicri 400. Yılda bu şaheseri insanlığa takdim etti.

 

241 hutbe,79 mektup ve 480 kısa sözün seçilip bir araya getirilmesinden doğmuştur Nehc-ül Belaga.

 

İslam dünyasında Kur’an’dan sonra hakkında en fazla tefsir ve şerh yazılan kitap Nehc-ül Belaga ve Hz. Peygamberden sonra hakkında en çok konuşulan ve örnek alınan Hz. Ali’dir.Bunları bir mezhebe hatta bir dine yada kavime sınırlamak insalığa yapılabilecek en büyük ihanettir ancak bunların doğru ve her türlü taasuptan uzak bir ortamda ele alınıp incelenmesi gerekir ki insanlık hakkıyla bunları tanısın ve kendi yaşamına örnekler alabilsin.

 

Nehcu’l Belaga’nın  şia ve Ehlisünnet hatta gayri Müslim âlimler arasında önemli bir yeri var ve herkesin hayranlığını kazanmış ve şaşkınlığını uyandırmıştır.

 

İbn-i Ebi’l Hadid Nehc-ul Belaga şerhinin mukaddimesinde şöyle yazar: “İmam Ali hitabet ve belagatin öncüsüdür. Onun sözleri boşuna “yaratıcının kelamından aşağı, yaratılanınkinden yukarı” diye nitelendirilmemiştir. Sözlerinin değerine şu kadarı yeterli ki; hatipler hitabeti, yazarlar yazarlık üslubunu ondan öğrenmişlerdir.” [şerh-i İbn-i Ebi’l Hadid mukaddimesi, c. 1, s. 8]

 

Mısır’ın ünlü eski müftüsü şeyh Muhammed Abduh, kendine ait şerhinin mukaddimesinde şöyle yazar: “Bu kitabı okuduğum zaman ve cümleler arasında dolaşırken, görüyordum ki düşüncenin makamı, sözlerin perdeleri ve basiretin perspektifi değişiyor. Bazen kendimi parlak kelimeler ve ışıldayan vecizeler kılığında pak canları ziyarete gelen ve aydın kalplerin etrafında tavafa duran yüce manalar âleminde görüyordum. Bazen maddi cisimlere hiçbir benzerliği olmayan, yüce mana âleminden kopup gelen ve insanlık ruhuna intikal eden, onu tabiatın iç içe geçmiş perdelerinden çıkarıp melekûta yükselten parlak ve nurani bir akılda buluyordum. Bazen bir hatibi görüyordum; ümmetin yöneticilerini muhatap kılıp doğruyu yanlışı gösteren, siyasetin inceliklerini öğreten ve sonu sapkınlığa götüren yollardan alıkoyan. [şeyh Muhammed Abduh’un Nehcu’l Belağe’ye mukaddimesi, s. 3-4]

 

NEHC-ÜL BELAGA VE İMAM ALİ’İN KALICILIğI

 

şimdi soru şu ki; Nehcu’l Belaga’yı cazibeli ve herkesin teveccühüne mazhar kılan ne-dir.?  İbn-i Ebi’l Hadid ve şeyh Muhammed Abduh’un sözlerinde de gördüğümüz gibi birçok kimse Nehcu’l Belaga!nın belagat ve fesahatine vurgu yapmıştır.

 

şehit Mutahhari iki sebep zikrediyor: “Hz. Ali’nin (a.s) sözlerinin eskiden beri iki ayrıcalığı vardır ve bu iki ayrıcalıkla tanınıyordu: Birisi fesahat ve belagat, diğeri günümüz tabiriyle çok boyutlu olması. Bu iki ayrıcalıktan her biri tek başına Ali’nin (a.s) sözlerine büyük değer katmaya yeterlidir fakat bu iki özelliğin bir arada olması yani değişik konularda söylenen bir sözün aynı anda fesahat ve belagatini koruması, onun sözlerini mucize derecesine ulaştırmış dolayısıyla yaratanla yaratılan arasında bir mevkie taşımıştır.” [Seyr-i der Nehcu’l Belağe, s. 7]

 

Yine de birçok sebebin bir araya gelerek Nehcu’l Belaga’yı kalıcı, cezbedici ve gönüllere oturan bir kitap olmasını sağlamıştır:

 

1- İmam Ali’nin (a.s) yüce şahsiyeti en büyük sebeptir. Sözlerinde de tecelli bulan nitelik ve sıfatlarının bütünselliğinin de özel bir rolü vardır.

 

2- Edebiyatçıların ve hatiplerin itiraf ettiği sözlerinin fesahat ve belagati, Kur’an’dan sonra yer bulmasını sağlamıştır.

 

Abdulhamit b. Yahya Amiri (ö. 132 h.) şöyle demiştir: “İmam Ali’nin (a.s) yetmiş  hutbesini ezberledim ve bu hutbeler zihnimde bir kaynak gibi sürekli kaynıyordu. [şerh-i İbn-i Ebi’l Hadid, c.1, s. 8]

 

3- Kavramların çeşitliliği ve sözlerinin bütünselliği, öyle ki siyasi, ahlaki, inanç ve tarihi bir kitapla yüz yüze olduğumuz hissi barındırmıyor; bilakis bütün bu alanları sözleriyle kat etmiş ve her birinin derinliklerinden paha biçilmez hazineler armağan ediyor okuyucuya.

 

4- Nehcu’l Belaga, iç buhranlarla ve çeşitli toplumsal çekişmelerle nasıl baş edilir konusunda açık bir reçete sunmuş, zalimler, dönekler ve ahdlerini bozanlarla karşı karşıya kalan bir devlet adamının  görevini yapmakta başı dik şekilde ayrılan Allah adamı bir insanın kısa süren hükümetinin de aynı zamanda otobiyografisi niteliğinde bir hazinedir.

 

5- Nehcu’l Belaga, cahiliye dönemi yıkıldıktan sonra,  özellikle Allah Resul’ünün vefatından sonra toplumun gerisin geriye dönüşünü tarih felsefesi açısından inceleyen siyasi tutarsızlıkların arka planını resmeden bir tarih külliyatıdır.

 

6- Bu kitap, kitlelerin olaylar karşısındaki reflekslerini mercek altına alan ve tüm ayrıntılarını analitik bir dille ifade eden sosyo-pisikolojik inceleme metinlerine en iyi örnektir. 

 

7- Bu kitap girdiği her alanın en zirve noktasını gösterir: Bazen yetimleri okşayan meltemsi vurguları vardır bazen adaletin keskinliğinden bahsederken kışın zemherisini yaşatır kimi zaman ölümün hazan yellerini çarpar insan suratına ve kimi zaman bir baba misali yazın sıcaklığıyla kucaklar evlatlarını hatta asi olanları bile.

 

- Allah adamlarının ve takvalıların yaşamlarını resmetmede Hemam ve Kasıa hutbeleri vardır.

 

- Yöneticilikte Malik-i Eşter’e yazdığı evrensel insan hakları beyannamesi ve ahitnamesi vardır.

 

- Yaşama dair tavsiyeler, kişisel ve toplumsal gelişim sürecine dair oğlu İmam Hüseyin’e mektubu vardır.

 

- Allah’ı ve yaratılış esrarını tanıtmada birinci hutbesi,

 

- Peygamber’den sonraki acı olaylar ve O’nun Ehlibeyti ’ne yapılanlarla ilgili şıkşıkiyye hutbesi,

 

- Kur’an’ı tanıtmada 176. Hutbesi vardır okunmalı ve hayata dair dersler çıkarılmalı hatta şark İslam klasikleri arasında en başa, birinci sıraya konulmalı bu gaflet edilen hazine.

 

BİLGİNLERİN İTİRAFLARI

 

Farklı İslam mezheplerinden birçok edebiyatçı ve ilim erbabı kimseler Nehc’ul Belağa kitabını çok dakik bir şe¬kilde incelemiş, hakkında değişik görüşler belirtmişlerdir. Araştırmalarının sonunda kısaca şu itiraflarda bulunmuş¬lardır:

 

1- İbn-i Ebil Hadid şöyle demektedir: “Nehc’ul Belağa’nın bir tek satırı İbn-i Nubate’nin bin satırına be¬deldir. Oysa İbn-i Nubate bilginlerin ortak görüşü esa¬sınca kendi asrının yegane hatibi ve usta konuşmacısıydı.”( Mesadir-u Nehc’ul Belağa, Abduzzehra Hüseyini Hatip, s. 97)

 

2- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Başka çaresi yok, açık bir şekilde itiraf etmeliyiz ki Nehc’ul Belağa muteber bir kaynağa sahiptir. (Mesadir-u Nehc’ul Belağa, Abduzzehra Hüseyini Hatip, s. 97)

 

3- Alusi ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib’in hutbelerini içeren Nehc’ul Belağa, ilahi kelam nurunun bir ışığı¬dır ve nebevi mantık fesahati ile parlayan bir güneştir.”( Mesadir-u Nehc’ul Belağa, Abduzzehra Hüseyini Hatip, s. 97)

 

4- Üstat Halil Hindavi şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa gibi farklı bölümlerinin, bir tek üslupla ve bir kişi tarafından yazılan bir başka kitap göremiyorum. Bu yüzden önemle vurguluyor ve tekrar ediyorum ki Nehc’ul Belağa bir tek şahıstan ortaya çıkmış ve ona bir tek nefes üflenmiştir.” ( Mesadir-u Nehc’ul Belağa, Abduzzehra Hüseyini Hatip, s. 97)

 

5- Mersefi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa Kur’an’ın fesahat, mucize, hidayet, ilim ve hikmet nuru için canlı bir örnektir. Bu kitap deha sahibi bilginlerin, seçkin filozofların ve büyük hikmet sahibi kimselerin kitaplarında görülmeyen nurlu öğütler, siyasi kanunlar ve yüce hikmetlerle doludur.”( Mesadir-u Nehc’ul Belağa, Abduzzehra Hüseyini Hatip, s. 97)

 

6- Yazıcı ise şöyle söylemektedir: “Eğer ilim, edep ve yazı açısından rakiplerine üstün gelmek istiyorsan Kur’an ve Nehc’ul Belağa’yı ezberlemen gerekir.” ( Nezerat’un fil Kur’an)

 

7- Alusi-i Bağdadi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa, Müminlerin emiri Hz. Ali (a.s)’ın hutbelerini içermekte olup, yaratıkların sözünün üstünde ve Allah’ın sözünün altında bir kitaptır. Mucize derecesine çok yakın, hakikat ve mecaz yollarını ortaya koyan bir eserdir. (Nezerat’un fil Kur’an)

 

8- İbn-i Ebil Hadid şöyle diyor: “Fesahat ve belagat öğrenmek ve sözlerin üstünlüğünü bilmek isteyenler, Nehc’ul Belağa’daki hutbeler üzerinde düşünmelidir. Zira Allah ve Resulünün sözü dışında hangi sözle mukayese edilirse edilsin karanlık bir taş karşısında parlak bir yıldız gibi durmaktadır. Ayrıca bu kitaptaki aydınlığı, nuraniyeti ve azameti görmeli; nasıl bir korku ve dehşet yarattığını algılamalıdır. Allah bu kitabın konuşmacısını (Hz. Ali’yi) en hayırlı mükafatlarla mükafatlandırsın. Hz. Ali bazen kılıcıyla İslam’ı savunmuş, bazen de dili, beyanı, fikri ve kalbiyle İslam düşmanlarının karşısında durmuştur. Cihat hususunda o, mücahitlerin efendisi, nasihatte vaaz edenlerin en etkilisi, fıkıh ve tefsirde fakih ve müfessirlerin reisi; adalet ve tevhitte adil ve muvahhitlerin önderidir.

 

9- Üstat Emin Nahle ise şöyle ediyor: “Her kim nefis hastalığının iyileşmesini istiyorsa, Hz. Ali (a.s)’ın Nehc’ul Belağa’daki sözlerine yönelmeli ve o kitabın ışı¬ğında yü¬rümeyi öğrenmelidir.”( Abkeriyyet’üş-şerif’ten)

 

10- Abbas Mahmud Ukad şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa kitabında tevhit ayetlerinin ve ilahi hikmetlerin feyizleri vardır ve bu feyizler, ilahi öğretileri ve tevhidi ilkeleri öğrenmek isteyenlerin zihnini genişletmekte, ba¬siret sahibi kılmaktadır.”( Abkariyyey’ul İmam, s. 178)

 

11- Muhammed Abduh ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa’yı mütalaa edince fesahat devleti ve belagat azameti gözümde tecessüm etti. Bu yüzden yakin ettim ki bu devletin yöneticisi, bu azametin kahramanı ve muzaffer bayraktarı hiç şüphe yok Ali b. Ebi Talib’tir. Nehc’ul Belağa’nın Hz. Ali(a.s)’ın sözleri olduğuna şüphe edenlerin boş hayalleri gözlerimde yok oldu; bozuk düşünceleri ve batıl hayalleri silinip gitti.”( şerh-i Muhammed Abduh)

 

12- Corc Jardak ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib akıl açısından eşsiz bir insandı. Hz. Ali İslam’ın kutbu, İslami öğretilerin kaynağı ve Arap ilimlerinin çeşmesiydi. Araplar arasında varolan bütün ilimlerin temelini hiç şüphe yok Hz. Ali atmıştır veya en azından bu konuda büyük bir katkıya sahiptir.”( el-İmam Ali c. 1, s. 102)

 

13- 255 yılında vefat eden Cahiz ise Hz. Ali (a.s)’ın bir tek cümlesi hakkında şöyle demektedir: “Allah-u Teala bu kısa cümleye, sahibinin temiz niyeti ve takva¬sıyla uyum arz eden azamettinden bir elbise, hikmet nurundan bir perde giydirmiştir.” ( el-Beyan ve’t-Tebyin, c. 1, s. 83)

 

Peygamber (s.a.a)’in ashabı arasında bir grup kimse ilahi ve manevi açıdan yüce makamların sahibi olmuşlardır. Ama onların hiç birinin Nehc’ul Belağa gibi canlı ve olumlu bir eser bıraktığı görülmemiştir. Hatta Nehc’ül Belağa’nın nicelik açısından onda biri ni¬telik açısından ise binde biri dahi başkalarından miras kalmamıştır. Bu yüzden gerçekçi olan bir araştırmacı başkaları hakkında nakledilen o makam ve dereceler hu-susunda şüpheye düşer ve bu nakledilenler hususunda bir takım bağnazlıkların, taraftarlığın, uydurma ve tahrifin rol oynadığı ihtimalini kabul eder. Ama Nehc’ül Belağa gibi aydın ve canlı bir eserin varlığı bir ışığın güneşin varlı¬ğına delaleti gibidir. Zira ilim ve sanat uydurulacak bir şey değildir. Marifet ve ilimleri Ali b. Ebi Talib’in derece¬sine ulaşamayan bir insan, Nehc’ül Belağa gibi bir kitabında asla yazamaz.

 

ALİ (A.S)’IN SÖZLERİNİN TOPLANMASI

 

Ali (a.s)’ın ashabı arasında büyük bir aşk ve tutkunluğun yanı sıra basiret ve ilim sahibi olan , aynı zamanda rical alimlerinin de ifade ettiği gibi, doğru sözlü, doğru inançlı ve güvenilir olan bir grup vardı. Bunlar, İbn-i Abbas Kumeyl b. Ziyad, Haris A’ver, Reşit Hicri, Meysem-i Temmar, Hicr b. Adiyy, Esbağ b. Nubate, Sa’saa b. Suhan, Nuf’i Bekkali, Zirar b. Zamere, Zeyd b. Veheb gibi yüce makama ve büyük bir üne sahip kimselerdi. Hayatlarının da tanıklık ettiği gibi aydın kalpli olan bu insanlar bizzat kendi zamanlarında artık bundan böyle hilafet makamına Ali b. Ebi Talib gibi birinin geçemeyeceğini anlamışlardı. Artık gökyüzü Ali gibi birinin sesini asla duymayacaktır. İşte bu yüzden sürekli Hz. Ali ile birlikte bulunuyor, can-u gönülden sözlerini dinliyorlardı.

 

Sabırsız aşıklar Cuma ve Bayram namazlarında, Camilerde, savaş meydanlarında, genel toplantılarda, ve özel oturumlarda söylediği sözleri Arapların yaygın adeti olduğu üzere hafızalarına kaydediyor, başkaları için naklediyor ve yavaş yavaş yazı, mecmua ve kitap haline gelmesini sağlıyorlardı. Hatta Hz. Ali (a.s)’ın bulunduğu savaşlara katılmış olan ve herkesten daha çok Hz. Ali (a.s)’ı sözlerinin aşığı bulunan Zeyd b. Veheb Kitab’ul-Huteb adında bir kitap yazdı. Kendisi H. 96 yılında vefat etmesine rağmen kitabı beşinci asra kadar da ulaşmıştır. Zira şeyh Tusi kitabının fihristinde o kitaptan da rivayette bulunmaktadır.( ez-Zeria c. 7, s. 189, Mesadir-u Nehc’ul Belağa, c. 1, s. 48)

 

Ondan sonra yazılan, zahiren şuanda örneği bulunmayan, sadece rical ve tercüme alimlerinin adlarını zikrettiği diğer kitaplar ise şunlardır:

 

1- Mus’ade b. Sadaka’nın yazmış olduğu “Huteb-i Emir’el Mü’minin” adlı kitapta İmam Sadık (a.s)’dan da bir takım hadisler rivayet edilmiştir. Bu kitabın bir nüshası Seyyid b. Tavus’un eline ulaşmıştır ve şeyh Hasan Hilli de Muntehab’ul Besair kitabında ondan bir takım nakillerde bulunmuştur. Bu kitap veya Mes’ade’nin diğer bir kitabı Seyyid Haşim Behrani’nin eline ulaşmıştır ve o da Burhan tefsirinde ondan bazı hususlar nakletmiştir.( ez-Zeria, s. 7, s. 191; Mesadir, c. 1, s. 499

 

2- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İsmail b. Mehran yazmıştır ve bu şahıs İmam Rıza (a.s)’ın ashabındandır.( Mesadir, c. 1, s. 53)

 

3- Huteb-i Ali (a.s) adlı kitabı ise İbrahim b. Hakem Fezzari adlı şahıs yazmıştır ve de ikinci asrın yazarlarından sayılmaktadır.( Mesadir, c. 1, s. 53)

 

4- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İmam Hasan (a.s)’ın evlatlarından olan Seyyid Abdulazim Hasani adlı şahıs yazmıştır. Bu şahsın kabri Rey şehrinde Ehl-i Beyt aşıkları tarafından ziyaret edilmektedir. Bu şahıs sekizinci, dokuzuncu ve onuncu imamların zamanını da derk etmiştir.( Mesadir, c. 1, s. 53)

 

5- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise on bir, on iki ve on üçüncü imamların zamanında yaşayan Salih b. Hammad adlı şahıs yazmıştır. (Fihrist-i Neccaşi s.148)

 

6- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise üçüncü as¬rın sonlarında yaşayan İbrahim b. Süleyman telif etmiştir.( Ez-zeria, c. 7, s. 188)

 

7- Huteb-i Ali adlı kitabı ise H. 206 yılında vefat eden Hişam b. Muhammed b. Saib-i Kelbi yazmıştır.( Fihrist-i İbn-i Nedim, s. 140)

 

8- Huteb-i Ali ve Kutubuhu ila Ummalihi adlı kitabı ise H. 225 yılında vefat eden Ali b. Muhammed Medaini yazmıştır.( Mesadir, c. 1, s. 59)

 

9- el-Hutbet’uz Zehra adlı kitabı ise H. 157 yılında vefat eden Ebi Mahnef, Lut b. Yahya yazmıştır. (Mesadir, c. 1, s. 50)

 

10- Huteb-i Emir’el Mü’minin adlı kitabı ise H. 332 yılında vefat eden Ebu Ahmed Celludi yaz¬mıştır. Bu kitap Hz. Ali’nin hutbelerini mektuplarını, şiirlerini, öğütlerini, güzel sözlerini, dualarını ve şurada beyan ettiği sözlerini içermektedir.( ez-Zeria, c. 7, s. 190)

 

Nehcu’l Belaga’nın Kaynağı Hakkında Bir takım şüpheler

 

İLK şÜPHECİLER

 

İbn-i Ebi’l Hadid’in (ö. 656 h.) Nehcu’l Belaga şerhindeki sözlerinden [c. 10, s. 128], o zamanda Nehcu’l Belağe’nin İmam Ali’ye ait olduğu hakkında bir takım sözler dolaştığı anlaşılıyor. İbn-i Ebi’l Hadid’in kendisi, Nehcu’l Belaga’nın tamamının İmam Ali’nin (a.s) sözleri olduğuna ve başkalarından hiçbir söz içermediğine inanır.

 

Nehcu’l Belaga’nın kaynağı konusunda ilk şüphe duyan ve sözleri günümüze ulaşan yazar, Vefeyatu’l A’yan kitabının yazarı İbn-i Hallikan’dır. (ö. 618 h.) [İbn-i Hallikan Ali karşıtlığı düşünceleriyle bilinmektedir. Kendisini Yezit b. Muaviye’nin aşk şiirlerinin tutkunu olarak tanıtıyor. (İbn-i Hallikan, Vefeyatu’l A’yan, c. 4, s. 354) Ayrıca Muhaddis-i Kummi şeyh Abbas’ın “el-Kunen ve’l elkab” kitabına bakınız. (c. 1, s. 278)] O, şeyh Murteza’nın hal tercümesinde şöyle der: “Halk, İmam Ali’nin (a.s) sözlerinin derlendiği Nehcu’l Belağe kitabının yazarının şeyh Murteza mı, Seyyid Rezi mi olduğu hakkında ihtilafa düşmüştür.” Yine bu sözlerin İmam Ali’ye ait olmadığını, derleyenin bu sözleri ona ait gösterdiğini ve aslında kendi sözleri olduğunu söylerler. Allahu a’lem. [İbn-i Hallikan, Vefeyatu’l A’yan, c. 3, s. 313]

 

İbn-i Hallikan’ın bu sözünü Selaheddin Safedi (ö. 764 h.) [el-Vafi bi’l Vefeyat, c. 21, s. 7], Abdullah b. Es’ad Yafii (ö. 768 h.) [Mir’atu’l Cinan, c. 3, s. 55] ve İbn-i İmad Hanbeli (ö. 808 h.) [şezeratu’z Zeheb, c. 3, s. 252-253] gibi diğer yazarlar da tekrarlamışlardır. Zehebi de, (ö. 748 h.) Seyyid Murteza’nın hal tercümesinde şöyle diyor:

 

O, Nehcu’l Belaga’yı uydurmakla suçlanıyor… Herkim Nehcu’l Belaga’yı okursa, yalandan İmam Ali’ye isnat edildiğine kanaat eder; zira onda açıkça Ebubekir ve Ömer’e hakaret edilmiş, çelişki ve kaba tabirler içerir. Kureyşli sahabelerin ve ondan sonrakilerin hallerini bilen herkes, sözlerin çoğunun batıl olduğunu anlar. [Ebu Abdullah Zehebi, Mizanu’l İtidal, c. 3, s. 124]

 

O, Seyyid Rezi’nin hal tercümesinde Nehcu’l Belaga’ya ve durumuna işaret etmemiştir! [Ebu Abdullah Zehebi, Mizanu’l İtidal, c. 3, s. 523] İbn-i Hacer Askalani (ö. 852 h.) de Zehebi’nin sözünü tekrar etmiştir. [İbn-i Hacer, Lisanu’l Mizan, c. 4, s. 256] Eskilerin bütün itiraz ve inkarları, delil ve kanıtları olmayan bu iki sözdür. Bu sözlerle ilgili şu birkaç nükteyi zikretmek gerekir:

 

1- Her ikisinde de Nehcu’l Belaga Seyyid Murteza’ya isnat edilmiş; Seyyid Rezi’ye değil; ve bu yanlışın iki bilgin yazar Zehebi ve İbn-i Hacer tarafından yapılması çok ilginçtir.

 

2- İbn-i Hallikan görüşünü açıkça beyan etmiyor; muğlak sözlerle şüphe uyandırmak çabası güdüyor. Bu sözlere inanıp inanmadığını söylemiyor. Hatta bu itirazların kimler tarafından beyan edildiğini bile söylemiyor.

 

3- Zehebi Nehcu’l Belaga’nın halifelerden yakınma içeren sözlerine itiraz etmiştir. Zehebi Ebubekir ve Ömer’den bahsetmiştir; ama Nehcu’l Belaga’da Osman’a itiraz diğer ikisinden daha faza olmasına rağmen bundan söz edilmemiştir ayrıca bu sözlerin sayısı, Nehcu’l Belaga’nın yüzde birinden bile azdır.

 

4- Zehebi’nin iddia ettiği bir diğer ilginç konu, Nehcu’l Belaga’daki kaba tabirlerin mevcut oluşu! Halbuki Nehcu’l Belaga’ya isnad edilemiyecek tek konu budur.

 

5- Bu itirazların hiçbirinin delil ve kanıtı yoktur. Hatta Nehcu’l Belaga’nın İmam Ali’ye ait olduğuna dair hiçbir delil olmasaydı, yine de bu itirazlar kabul edilir gibi değildir.

 

İKİNCİ KUşAK şÜPHECİLER

 

Mısır müftüsü şeyh Muhammed Abduh, (ö. 1323 h.) hicri 14. Asrın başlarında Nehcu’l Belağe’yi tashih ederek ve kısa bir şerh yazarak bu kitabı Müslümanların, özellikle de Ehlisünnetin gündemine soktu. Meşhur ve mücadeleci bir alim olarak bu kitabı Müslümanlara tanıtmış oldu. Nehcu’l Belaga ve ona yazmış olduğu ilmi mukaddimesiyle halk arasında kendini kabul ettirdi; hayatı ve ölümünden sonra da şerhi defalarca basıldı.

 

Nehcu’l Belaga’nın güzelliği, halk arasında çabucak yaygınlaşmasını sağladı ve bu durum bazı kasıtlı yazarların kıskançlık ve şüphe uyandırmalarına sebep oldu. İşte şüphe yaratmanın ikinci merhalesi o yıllarda başladı. Bu saldırılar, İbn-i Hallikan ve Zehebi benzeri öncekilerin mesnetsiz ve duygusallığa dayalı görüşlerinin aksine daha düzenli ve mantıklı idi. Örnek olarak Ahmed Emin Mısri’yi (ö. 1356 h.) verebiliriz. Kendisi şöyle der:

 

“Nehcu’l Belağe’nin sözleri İmam Ali’ye dayandırılıyor. Bu kitap birçok hutbe, dua, mektup, nasihat ve hikmetli söz içerir. Safedi ve Hevar gibi eski ve yeni eleştirmenler bütününe kuşku duyarlar. Bu kuşkuların bir takım sebepleri var; o cümleden kitabın bazı hutbelerindeki kafiye ve söz sanatlarının varlığı ki o dönemlerde olağan değildi; bazı tabirler Yunan felsefesinin intikalinden ve ilimlerin tedvininden sonra ortaya çıkmıştır; ve bazı çok dakik manalar sadece Abbasiler döneminde yaygınlaşmıştır; Tavusu nitelemek gibi…[Ahmed Emin, Fecru’l İslam, s. 178]

 

Yine Corci Zeydan, [Tarihu’l Adabu’l Lugatu’l Arabiyye, c. 1, s. 189] Carl brockelmann [Tarihu’l Edebi’l Arabi, c. 2, s. 64] şevki Zeyf [Tarihu’l Edebi’l Arabi: el Asru’l İslami, c. 2, s. 128] Mahmud Muhammed şakir, Dr. şefi’ Seyyid ve Dr. Muhammed Dusuki [Al-i Yasin, Muhammed Hasan, Nehcu’l Belağe ez kist? S. 10] ve benzeri kimseler ya eskilerin sözlerini tekrarlamışlardır veya sadece taassup ve siyaseten bu meydana giriş yapmışlardır.

 

Bu eleştirilere en güzel cevaplar ise daha önce zikrettiğimiz alimlerden gelmiştir.

 

Bu eleştirilerin ilmi tutarsızlığı apaçık ortada, bütün bunlara rağmen hayatın gerçekleri açısından ve insan hayatına dair bu eşsiz eserin hala yeteri kadar tanınmaması insanlık, Müslümanlar  ve bilim dünyası adına çok üzücü bir olaydır umarım bundan sonra özellikle üniversitelerimiz ve aydınlarımız bu eserle tanışır ve insani ilimler alanında baş vurulması gereken kaynak olarak tanıtılır.

 

O günün özlemiyle ve saygılarımla...

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !