01 Aralık 2020 Salı Saat:
17:09
  • Ana Sayfası »
  • »
  • Nehcû’l-Belaga’ya Göre Evrenin Yaratılışının Bilim Işığında Şerhi

Nehcû’l-Belaga’ya Göre Evrenin Yaratılışının Bilim Işığında Şerhi

30-10-2020 14:09


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hz. Ali'yi (a.s) dünyada tanımayan ilim adamı pek yoktur. Bu muazzam şahsiyet İslam terbiyesini bizzat Peygamber'imizden (s.a.a) almış bir kimsedir. Onun sözlerinin akıcılığı İslam ve Arap ediplerince malumdur. Onu Allah-u Teala (c.c) ve Peygamberi (s.a.a) dışında kimse hakkıyla övemez. Her şahıs onu ancak kendi kavrayışı ve marifeti ölçüsünde övebilir. Sözleri vahiy kaynağından alınmış ve dolayısıyla doğruluğu hiç bir şek barındırmamaktadır. Onun sözleri, mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim’in doğruluğuna şahitlik ettiği buyruklarıdır. Peygamber Efendimizin (s.a.a) duasıyla kazanmış olduğu belagat, buyruklarını Ehl-i Sünnet âlimlerinin tabiriyle “mahlûk” sözünün üstünde ve “Halık” sözünün altında karar kılmıştır.

 

İmam Musa Kazım (a.s) soyundan gelen Ali evladı Seyyid Razî tarafından o Hazretin hutbeleri, hikmetli buyrukları ve mektuplarından toplanarak telif edilen Nehcû’l-Belağa eseri, İslam edebiyatı açısından Kur‘an‘dan sonra gelebilecek en nadide şaheserdir. Bu kitaptaki birinci hutbede İmam (a.s) evrenin yaratılışından detayla o günün diliyle, gaybet akıcı bir şekilde bahsetmektedir. İmam'ın (a.s) Hz. Peygamberden (s.a.a) sonra İslam âleminin gelmiş geçmiş en bilgin şahsı olduğu herkesçe malumdur. Bu yüzden yaratılış âlemine İslami açıdan bakmak için, bu sözleri dikkatle incelemek gerekir. İmam (a.s) hadislerimize göre ilk mahlûk olan Peygamber Efendimizin (s.a.a) nurundan ayrılan yeşil elementten oluşan ilkel bir denizden âlemin maddi yaratılışının başlangıcı olarak söz etmektedir.

 

Hazretin bin dört yüz sene evvelki akıcı ve belâgat yüklü buyrukları, dikkatle incelendiğinde, ne Bigbang teorisi, ne de enflasyon teorisini tam anlamıyla doğrulamadığı, ancak buyruğunun her ikisini de içerdiği görülmektedir. Hatta İmam (a.s) ilmini tamamıyla ve doğrudan doğruya Peygamber Efendimizden (s.a.a) aldığından, bilimin bugün çözemediği bazı konuları bu akıcı buyruklar üzerinden aydınlığa kavuşturmak da mümkündür. Bu buyruklar bize, Bigbang ve Enflasyon teorisinin, hakikatin sadece bir ucunu yansıttıklarını göstermekte ve dikkatle ve bilim ışığında incelendiği takdirde yaratılışla ilgili akla ve bilime yatkın bir senaryo vermektedir. Kendi kapasitemiz çerçevesinde bu sözleri şerh etmeye çalıştık. Aradan bin dört yüz yıl geçmesine rağmen, bizim gibi aciz ve naçizlerin sözleri o buyruklardaki hakikati hakkıyla aktarmak, zihnimiz onları kurgulamak ve aklımız onları derk etmekten aciz olsa da, o İmam'ın (a.s) kereminden bize de mutlaka bir pay düşer. Gayret bizden, tevfik Allah'tandır.

 

İmam Ali’nin madde aleminin yaratılışı hakkında buyruğunun şerhi



ثم انشا سبحانه، فتق الاجواء ، و شقّ الارجاء ، و سکائک الهواء ، فاجرى فیها ماءا متلاطما تیّاره ، متراکما زخّاره ، حمله على متن الرّیح العاصفه ، و الزعزع الغاصفه ، فامرها بردّه ، و سلّطها على شدّه ، و قرنها الى حدّه ، الهواء من تحتها فتیق ، والماء من فوقها دفیق ، ثمّ انشا سبحانه ریحا اعتقم مهبّها ، و ادام مربّها ، واعصف مجریها ، و ابعد منشاها ، فامرها بتصفیق الماء الزّخّار و اثاره موج البحار ، فمخضته مخض السّقاء ، و اعصفت به عصفها بالفضاء ، تردّ اوّله الى آخره و ساجیه الى مائره ، حتى عبّ عبابه و رمى بالزّبد رکامه ، فرفعه فى هواء منفتق و جوّ منفهق ، فسوّى منه سبع سموات ، جعل سفلاهنّ موجا مکفو فا ، و علیاهنّ سقفا محفوظا و سمکا مرفوعا ، بغیر عمد یدعمها ، ولا دسار ینظمها ، ثم زیّنها بزینه الکواکب ، و ضیاء الثواقب ، واجرى فیها سراجا مستطیرا ، و قمرا منیرا ، فى فلک دائر، و سقف سائر، و رقیم مائر

 

"Sonra Allah son bulmayan atmosferleri yardı, etraf ve köşelerini açtı ve fezanın üstünde havayı ve boş alanı yarattı. Ardından onda dalgaları çalkalanan ve peş peşe gelen ve çokluktan birbirinin üstünde biriken bir su akıttı. O suyu şiddetli, güçlü ve gürültülü bir rüzgâra oturttu. Sonra rüzgâra o suyu geri döndürmesini ve sağlam tutup korumasını emretti. Rüzgârı suyun sınırına kadar bıraktı ve rüzgârın yerinde su karar verdi. Hava o rüzgârın altında açılmış ve üstünden su döküldü. Sonra diğer bir rüzgârı yarattı ve onun estiği yeri kısır karar kıldı. Onu sürekli suyu hareket ettirmeyi sağlayacak şekilde tuttu. Onun esintisini şiddetli kıldı ve yaratıldığı yeri uzak karar kıldı. Sonra ona o bol miktardaki suyu hareket ettirip birbirine vurarak denizlerin dalgalarını yükseltmeyi emretti.


O rüzgâr, suyu su tulumu gibi hareket ettirip birbirine vurdu ve ona doğru şiddetle esti. Boş ve geniş bir yerde estiği gibi. Onun ilkini sonuna ve sakinini hareketlisine geri döndürüyordu. Yoğun bir su yukarı çıkıncaya ve birbiri üzerinde birikmiş olan kısım kabarcık oluşturuncaya kadar. Allah o kabarcıkları açık fezanın boş ve geniş alanında yukarı kaldırdı. Yedi göğü o kabarcıklardan yarattı. Göklerin altında bir dalga karar verdi ki, akıntıdan ve dökülmekten menedilsin. Onların üzerinde korunmuş olan yüksek bir tavanı, onların düzene koyacak sütun, çivi veya halat olmaksızın yerleştirdi. Sonra, gökleri yıldız süsü ve ışıldayanların aydınlığıyla süsledi. Onda ışık saçan kandil olan güneşi, parlayan ayı, akıttı. Her biri dönen bir felekte, gezen bir tavanda ve hareketli bir levhadadır."
 

Fezayı (Atmosferi) Yarmak

Asıl mevzuya geçmeden evvel evrenin içerisindeki varlıklar olduğu bilinmelidir. Onlar yaratılmadan önce hiç bir şeyin -havanın bile- bulunmadığını tasavvur etmek bizim için güçtür. Bu sebeple İmam Ali (a.s) fezanın, yani atmosferin yarılmasına işaret ederek buyurmuştur ki:

 

"Sonra Allah son bulmayan atmosferleri yardı, etraf ve köşelerini açtı ve fezanın üstünde havayı ve boş alanı yarattı."


Fetk; Yarmak ve Açmaktır


Merhum Allâme Tabatabaî buyurur ki: "fetk, yani kısımları bütünden çıkarıp varlıkları ayırmak, onları yayıp çoğaltmak, yeni yaratılış için evreni genişletmektir"

Feteke’l-ecvâ'nın manası gösteriyor ki, evren tek parça ve bir yerde toplanmış idi. Zira bu şekilde yarmak ve yaymak anlam kazanır. Bir şey bir yerde toplanmamış ise, ayırmanın ve yaymanın bir anlamı olmaz.


İmam Sadık'tan (a.s) nakledilmiştir ki: "Allah-u Teala başlangıçta bir cürsûme yarattı ve o cürsûme, varlık âleminin başlangıcı oluverdi."

Her şeyin kökeni ve esasına cürsûme dendiğinden dolayı, evrenin kökeni bir şey olmalı ve bir yerde toplanmış olmalıdır. Allah-u Teala sonradan onu yarmaya başlamıştır.


"etraf ve köşelerini açtı ve fezanın üstünde havayı ve boş alanı yarattı." tabiri gösteriyor ki, feza yarıldığında, evren hızla etrafa yayılım göstermeye başlamıştır ki, yaratılışa başlamak için boş bir yer bulunsun. Ancak boş yer, bir şeyin orada bulunmadığı anlamında değildir. Aksine o fezanın yaratılışın merkezinden kaçan zerrelere sahip olması gerekir. Şayet bu yüzden İmam'ın (a.s) buyruğunun devamında: "O suyu şiddetli, güçlü ve gürültülü bir rüzgâra oturttu." buyurmasının sebebi budur.

Ayrıca fezaların yayılması bize, evrenin yayılınca bir yeri atladığını, bu atlamanın şiddetli bir rüzgâra sebep olduğunu göstermektedir ki Hazret, devamında bundan bahsetmektedir. Ancak acaba İmam (a.s) büyük bir patlamadan mı bahsetmektedir? Bu konuyu öğrenmek için İmam'ın sözlerini dikkatle incelememiz gerekir.

 

* Suyun Fezada Akmaya Başlaması


İmam (a.s) sözünün devamında şöyle buyuruyor: "Ardından onda dalgaları çalkalanan ve peş peşe gelen ve çokluktan birbirinin üstünde biriken bir su akıttı. O suyu şiddetli, güçlü ve gürültülü bir rüzgâra oturttu. Sonra rüzgâra o suyu geri döndürmesini emretti"

Cari olma fiili bu suyun hızla fezada yayılmaya başladığını ve bölünmeye meyilli olduğunu iletmektedir. Yayılmak için her şey ilk başta bir yerde toplanmış olmalıdır. Diğer taraftan, bu su, şiddetli bir rüzgâra yüklenmiştir. Yani rüzgâr ile su, her ikisi süratle etrafa yayılmakta ve genişlemekteydi. Bu yayılma, şu ve rüzgârın bir noktadan etrafa doğru genişlemeye başladığını göstermektedir. Evrenin başlangıcında bir noktadan fazla bulunmaması gerekir. Bu yayılım, saniyeden daha kısa bir zamanda gerçekleşmiş olmalıdır. Yani feza yarıldığında birden rüzgâr geldi ve bir anda suyu taşıdı. Böyle bir şeyin bulunması, bir noktadan başlayan patlama gibi bir şeyin bulunduğunu bize söylemektedir. İmam'ın sözleri bize, başlangıçsal bir patlama ve bir başlangıç noktasını kabul etmekten kaçış yolu olmadığını göstermektedir. Bu sözler gösteriyor ki, evren enerji dolu bir noktadan hızla sıçrayışa geçmiştir. Bir müddet sonra ise patlayıştan meydana gelen rüzgâr yaratılışa başlayan suyu taşımıştır.


Eğer İmam'ın sözlerinden bir patlamanın bulunduğu sonucunu çıkarırsak, İmam'ın tek bir patlamayı icat ve yaratılış için yeterli görmediğini dememiz gerekir. İşte bu yüzden ilk patlama ve sonuçlarını buyururken, ikinci patlamadan da bahsetmiştir. Bu ikisinin farkını Hazretin sözlerinden kolaylıkla anlayabiliriz ki, açıklaması gelecektir.

Hazretin "Su akıttı" sözünde bahsettiği su nasıl bir su olmalıdır?

 

Bu suyun bir kaç özellikleri vardı:


Çok Hareketli ve Coşkun idi


Bu suyun hareket enerjisinin çok yüksek olduğunu göstermektedir. Bunun kesin sebebi, son derece kızgın olup, milyarlarca derece sıcaklığa erişmiş olmasıdır.


Çok birikmiş bir su idi. Bu özellik bu suyun zerrelerinin çok dayanıklı olduğunu göstermektedir. İmam Ali'nin (a.s) bahsettiği su, çok şaşırtıcı özellikleri olan bir su idi. Bizim yeryüzünde asla rastlamadığımız bir türden olmalıdır. İmam Sadık'ın (a.s) bu buyruğu akla gelmektedir ki bir ateiste bir taşı göstererek:

 

"Bu taş sudan meydana gelmiştir"buyurduğunda, ateist gülerek: "Benim içtiğim sudan nasıl bir gün bir taş oluşabilir.", dediği zaman, İmam ona: “Benim bahsettiğim su bu su değildir" buyurmuştu. Bu gün biz yer altındaki magmadan taşların nasıl oluştuğunu biliyoruz.


Bu Suyun Yapısı Nasıl Olmalıdır?

Öyle yüksek bir sıcaklığa sahip evrenin başlangıcında hiç bir atomun kendi varlığını sürdüremeyeceğinden dolayı, bu su temel moleküllerden ve bölünemeyen, sıcaklığa dayanıklı bir yapıda olmalıdır. Şayet böyle bir su, kuarklardan oluşmakta idi ki, böyle yüksek bir sıcaklığa tahammül edebilmiştir. Bizim tanıdığımız tabiat üç zerreden oluşmuştur: yukarı kuark, aşağı kuark ve lepton. Bu üç zerre evrenin onlardan oluştuğu atomun kıvamıdır. Böyle sıcak ve ilkel bir su özellikle kuarklardan oluşmuş olmalıdır. Demek ki ilkel deniz, kuark denizi olmuştur. O zaman bilim bize böyle bir denizin ne kadar sıcak olması gerektiğini iletir. Peki, bu denizin hacmi ne kadardır? İmam'ın (a.s) sözlerinden, bu denizin, yedi göğü oluşturabilecek kadar büyük olduğu anlaşılmaktadır. Kur'an-ı Kerim'e göre, bizim bütün azametiyle yıldızlarını gördüğümüz uzay birinci göktür. İmam Ali (a.s) da birinci göğün Allah tarafından yıldızlarla doldurulduğunu buyurur.


Bizim milyonlarca ışık yılı ötesinde ve teleskoplarla gördüğümüz bu uzay, birinci göktedir.
Yani bizim bu dünya ve uzayda kendilerinde ulaştığımız maddelerin dışında, bir de %95 ulaşamadığımız maddeler vardır dememiz gerekir.

Evrenin başlangıçta su, yani sıvıdan oluştuğu İslami kaynaklarda çok fazla dile getirilmiştir. İki tane örnekle yetiniyoruz:

İmam Bakır (a.s):


"Allah-u Teala’nın ilk yarattığı ve bütün (maddi) mevcutların kökeni olan şey sudur (sıvıdır)."[1]


Hz. Peygamber (s.a.a) "su ile her şey diri kıldık[2]ayeti ile ilgili buyuruyor ki: "Yani Allah her şeyi sudan (sıvıdan) yarattı"[3]

 


* İlk Rüzgârın Esmesi

İmam Ali'nin: "su akıttı" sözü, suyun şiddetli ve yağmursuz bir rüzgâr eliyle hareket ve kaçışta olduğunu iletir. Fezaların yapılmasıyla, su ve rüzgâr oluşmuş, bunlar yaratılma merkezlerinden ilerleyerek süratle etrafa yayılmakta idi.


Ancak Bu Rüzgârın Özelliği Neydi?


Şek yoktur ki bu rüzgâr, dünyada tanıdığımız rüzgârlardan değildir. Yeryüzünün moleküllerinin hareketine rüzgâr diyoruz. Moleküllerin bir yerden başka bir yere taşınmasına rüzgâr denir. Biz uzayın derinliklerinde ve güneşte olan rüzgârları da biliyoruz. Bunların yeryüzünün rüzgârlarıyla arasındaki fark, yeryüzündekinin aksine, onların zerrelerinin çok küçük ve temel moleküllerden olduğu ve genelde ışık hızıyla hareket ettiğidir. Buna dikkat edilirse, İmam Ali'nin bahsettiği rüzgâr nasıl bir rüzgârdır? Moleküler yapısı nasıldı?

 

Özellikleri Hazret'in buyruğuna göre şöyledir:


“Doğurgan bir rüzgâr” ve “Kısır bir rüzgâr”

Doğurgandan maksat, hem fezanın yapısını oluşturması, hem de kendi yayılımıyla üzerindeki temel molekülleri meydana getirmesidir. İmam'ın (a.s) buyruğundan bu rüzgârın yarattığı dalgaların henüz mevcut olduğu ve yayılma halinde olduğu anlaşılmaktadır. Enerji dalgalarının hızlı hareketi rüzgâr olarak adlandırılmıştır ve suyu taşımaktadır. Suyun üzerinde maddeler yaratıldıktan belli bir müddet sonra, yeni fiziksel bir ortam oluşur ve artık maddelerin daha fazla çoğalmasına engel olur.


Bu yüzden İmam (a.s) rüzgârın suyu iade etmeye emrolunduğunu buyurur:


"Rüzgârı suyun sınırına kadar bıraktı ve rüzgârın yerinde su karar verdi."


Devasa ateşli bir deniz şeklinde hareket eden yaratılan madde miktarı ile kütle çekimi gücü yavaş yavaş kaçma kuvvetini aşar, sonunda onu yener, kaynayan denizin hareketini durdurur ve her yönden kuvvetle iter. Bir noktaya geri döner. Bu şekilde kuark parçacıklarından oluşan kaynayan deniz suyu, kaynağına geri döner.

"Rüzgârı suya musallat ve suyun sınırlarına yakın kıldı." deyimi, hızla hareket eden ve genişleyen suyun yayılım kuvveti üzerindeki kütle çekimi kuvvetinin hâkimiyeti ve artışı ile olmuştur. Bu cümle bize bu kuvvetin deniz yüzeyinden merkeze doğru hareket ettiğini ya da kütle çekim gücünün eğriliği suyu döndürmesi için olabilir. İmam Ali’nin (as) buyruğuna göre suyu ileriye taşıyan rüzgâr, suyun geri dönüşünden de sorumluydu. Sadece mekânın temelini oluşturmakla kalmadı, aynı zamanda yüzeyinde madde de yarattı.


"Hava o rüzgârın altında açılmış ve üstünden su döküldü."


Suyun geri döndüğünde karşılaştığı olayları ifade eden bu cümledeki suyun, zamanla yaratılan, yaratılış merkezinden uzaklaşan ve genişleyen bir su kütlesi olduğu düşünülür. Yani bir kürenin merkezinde yaratılış alanı sudan boşaltılıyordu ve sadece boş alan hüküm sürüyordu
Demek ki bu su kütle çekimi ile toplandığında, altında sadece hava olmasına ve su yukarıdan aşağıya düşüp çekilerek toplanmasına işarettir.


İmam Ali'nin (a.s) bu sözü, kütle çekimi gücünün ortaya çıkmasının sebebinin büyük dalgalar olduğunu göstermektedir.

Ama rüzgâr tarafından iade edilen su nasıl bir akıbete uğradı? Bu su, hareketi bıraktıktan sonra, geldiği yere doğru gittikçe artan bir geri harekete geçer. Zaman geçtikten sonra her taraftan toplanıp bir mekânda bir araya gelir. Ama kütle çekim gücü, onu haddinden fazla birbirine daldırıp kara deliğe dönüştüremez. İmam Ali'nin (a.s) sözü bunu anlatmaktadır ki şerhi gelecektir. Kesinlikle, bu coşkun kuark denizi, ikinci patlama gelinceye kadar çok hareketli olmuştur. Ateşli bir kurşun gibi bütün evrenin içeriğini içinde barındırıyordu. Bu ateşli deniz, bölünmeye başladığı yere geri dönmüş olmalıdır.

 

 

Birinci Bölümün Sonu

 

 

 

 


[1]et-Tevhid, 20/67

[2]Enbiya/30

[3]Bihar c. 54 s. 208

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !