24 Nisan 2018 Salı Saat:
17:21

Nevruz'a Dair...

13-03-2017 10:46


 

Nevruz, kelime manası olarak Farsçada “Yeni Gün” ya da “Gün Işığı” manasına gelmektedir. Gece ile gündüzün eşitlendiği 21 Mart ile havalar ısınmaya, ağaçlar çiçeklenmeye, toprak yeşermeye ve göçmen kuşlar yuvalarına dönmeye başlar. Dünya üzerine yaklaşık 23 ülke(1) ve çeşitli toplumlarda farklı mitolojik temellere dayandırılarak kutlanan Nevruz’a yazılı olarak ilk kez miladi II. yüzyılda Pers kaynaklarında rastlanılmaktayız. Türkler tarafından da eski tarihlerden beri kutlanan Nevruz Bayramı İran takviminde, On İki Hayvanlı Türk takviminde ve Selçuklular döneminde Sultan Melik şah adına hazırlanan Celalî takvimine yılın ilk günü olarak kabul edilmektedir.


Orta Asya’da Oğuz (Azeri), Kazak, Özbek, Türkmen, Uygur ve Kırım Türklerinde, Orta Doğu’da Fars, Afgan ve Kürtlerde, Anadolu coğrafyasında coşkuyla kutlanan bir bayram olarak karşımıza çıkmaktadır. 

 

Nowruz, Navrız, Sultan Nevruz, Mart Dokuzu, Navrez ve Nooruz isimlerle adlandırılan Nevruz Bayramı Zerdüştlükte kutsal bir gün, Kürtler de Demirci Kawa Efsanesi, Türkler de ise Ergenekon’dan çıkış günü olarak kutlanılmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2010 yılında “Dünya Nevruz Bayramı” olarak kabul edilmektedir.


Yukarıda genel hatlarıyla özetlemeye çalıştığımız Nevruz Bayramının mitolojik temellerini açıklayarak daha kolay anlaşılmasını sağlamaya çalışacağız.


İlk olarak Fars mitolojisinde Nevruz Bayramına dair nakledilen rivayetlerden bazı örnekler sunacağız. Pers kaynaklarında Nevruz buzul çağından sonra (yaklaşık olarak 15.000 yıl önce) doğanın uyanması olarak İran’ın mitolojik kahramanı Cemşid tarafından kutlanıldığı söylenilmektedir. Rivayete göre, Cemşid kendisine bir araba yapmış ve ilk defa o gün binmiş, cinler ve devler bir gün onu havadan Dunbaved (Denbaved) Dağından Babil’e getirmişler. İnsanlar, o gün gördükleri bu mucize karşısında şaşırmış ve Cemşid’i taklit ederek o günü bayram ilan edip Nevruz adını vermişlerdir.


Nevruz Bayramı ile ilgili başka bir rivayet ise, Allah o gün (Nevruz) tüm dünya’yı yaratmış, Keyumers’i(2) dünyanın hâkimi kılmış ve Keyumers de bu günü bayram olarak ilan etmiştir. Nevruz Bayramının mitolojik açıklamalarına en çok Fars kaynaklarında rastlanmaktadır. Başka bir rivayette ise, Şapur’un(3) oğlu Hürmüz(4) – Nevruz isminin bunu isminden türetildiğine inanılır- Nevruz’u bayram ilan ederek mutluluk getirmesi ve havayı temizlemesi için yüksek yerlerde ateş yaktırmış, çünkü ateşin havada biriken mikropları yok ettiğine ve tabiata hastalık saçan tüm unsurları temizlediğine inanılmıştır.


Türk tarihinde Nevruz, Göktürkler döneminden günümüze kadar aktarılan Ergenekon destanına dayanmaktadır. Bu destana göre; Tatarlar, Oğuz eline hâkim olan İl Han’ın ülkesine saldırdılar ve oradaki herkesi öldürdüler. İl han ve yanındakiler kaçarak kurtulmayı başardılar. Düşmanın kendilerini bulamayacağı bir yere gitmeye karar verdiler ve dar geçitlerden geçerek bir vadiye vardılar. Akarsuların, çeşitli bitkilerin, meyve ağaçlarının ve çok çeşitli avların bulunduğu bu vadiye ulaştıkları için Tanrıya şükrettiler. Buraya dağ kemeri anlamında “Ergene” kelimesiyle dik manasına gelen “Kon” kelimelerini birleştirerek Ergenekon adını verdiler. Aradan uzun yıllar geçer ve nüfusları çok fazla artarak buraya sığmamaya başlarlar. Fakat geldikleri geçidin yeri unutulmuştu. Bir demirci, dağın içinde demir madeni bulunduğunu ve bunu eritirlerse kendilerine yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yerlere odun dizmiş ve yetmiş körükle hep birlikte körüklediler. Demir eridi ve bir devenin geçeceği kadar yer açılmış ve oradan dışarı çıkmışlardır. O günden bu tarafa Türkler Ergenekon’dan çıkış günü olarak bilenen bu günü Nevruz Bayramı olarak kutlamaya devam etmektedir.


Kürt yazar Musa Anter’e göre, Kürtler Nevruz Bayramını ilk zamanlarda 31 Ağustos’ta kutlarmış fakat Arap takviminin kullanılmaya başlanmasıyla 21 Martta kutlanılmaya başlanılmıştır. Kürtler de Nevruz Bayramı Demirci Kawa Efsanesine dayandırılmaktadır. Demirci Kawa Efsanesi ise İran mitolojisinde Kawa Efsanesine dayanmaktadır. Demirci Kawa Efsanesi Firdevsî’nin önemli eseri Şâhnâme’de görülmektedir.

 

Demirci Kawa Efsanesine göre; 2500-2600 yıl öncesinde Zuhak (kaynaklarda Dehak ismiyle bilinen bu kralın Keyumers olduğu da rivayet edilmektedir.) adında Asurlu çok ama çok zalim bir kralın altında yaşayan Kawa adında bir demirci vardı. Bu kral tam bir canavardı ve efsaneye göre her iki omzunda da birer yılan bulunuyordu. Bu iki yılanı beslemek için her gün halktan iki çocuğu sarayına kurban olarak getirtip aşçılarına bu iki çocuğun beyinlerini yılanlarına yemek olarak verdiriyordu. Aynı zamanda bu canavar kral ilkbaharın gelmesini engelliyordu. En sonunda bu zulümden bıkan ve bir şeyler yapmak isteyen Armayel ve Garmayel adlı iki kişi kralın sarayına aşçı olarak girmeyi başarırlar ve Kralın yılanlarını beslemek için beyinleri alınarak öldürülen çocuklardan sadece birini öldürüp diğerinin gizlice saraydan kaçmasına yardımcı olurlar[1]. Böylece ellerindeki bir insan beyni ile kestikleri bir koyunun beynini karıştırarak yılanlara verirler her gün bir çocuğun kurtulmasını sağlamış olurlar. İşte bu kaçan kişilerin Kürtlerin ataları olduğuna inanılır. Kaçan çocuklar Kawa adlı demirci tarafından gizlice eğitilerek bir ordu haline getirilirler. Kawa'nın liderliğindeki bu ordu bir 20 Mart günü zalim kralın sarayına yürüyüşe geçer ve Kawa, kralı çekiç darbeleri ile öldürmeyi başarır. Kawa etraftaki tüm tepelerde ateşler yakar ve yanındakilerle birlikte bu zaferi kutlarlar. Böylece Kürt halkı zalim kraldan kurtulmuş olur ve ertesi gün ilkbahar gelir.

 

Yukarı da okuduğumuz gibi Nevruz birçok toplumda farklı mitolojik temellere dayandırılarak yüzyıllardan beri kutlanan bir bayram olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı zamanda her toplum kendi kültürel öğeleriyle Nevruz’u renklendirmiş ya da Nevruz bu toplumların kültürel hayatlarına farklı bir renk katmıştır.

 

Nevruz Bayramının en önemli dayanaklarından birisi de İslamiyet açısında bu günün önemidir. Çeşitli kaynaklar da Nevruz ile ilgili rivayetlerin varlığı İslamî açıdan bu günün ne kadar önemli olduğunu gözler önüne sermektedir. Biz burada bu rivayetlerden bazılarını aktararak konuyu izah etmeye çalışacağız. İlk rivayete göre, Abbasi Devleti halifelerinde Me’mun, Hz. Ali ibn Musa er- Rıza (a.s)’a Nevruz’un ne olduğunu sorduğunda şu cevabı almıştır: “Bu gün, meleklerin saygı duyduğu bir gündür, çünkü onlar bugün yaratıldılar; Peygamberler bu güne saygı duyarlar, çünkü Güneş o gün yaratılmıştır; Hükümdarlar bu güne saygı duyarlar, çünkü zamanın ilk günüdür.”(5)

 

Bir başka rivayet ise Abdussamed ibn Ali’nin amcası Abdullah ibn Abbas’tan aktarılan rivayettir. Anlatıldığına göre; Peygamber (s.a.a)’e Nevruz günü bir kâse helva ikram etmişler. Hz. Resulullah (s.a.a): “Bu da neyin nesi böyle?” diye sormuş, “Bugün Nevruz!” demişler. Hz. Resulullah (s.a.a) “Peki Nevruz nedir?” diye sormuş, “Perslerin büyük bayramı” demişler. Bunun üzerine Cenab-ı Peygamber, “Evet, Allah’ın bir sürüyü canlandırdığı gün!” buyurmuş. “Bu sürü nedir, Ya Resulullah?” diye sormuşlar. Bunlar, -demiş Hz. Peygamber,- onların topraklarından çıkanlardır; bin kişiydiler ve ölümden korkuyorlardı. Allah onlara “Ölün!” diye emretti. Sonra bugün onlara hayat verdi ve ruhlarını iade etti. Gökyüzüne emretti ve gökyüzü onlar üzerine yağmur yağdırdı. Bu yüzden insanlar bu gün dökmeyi bir gelenek haline getirmişlerdir.” Sonra helvayı yedi ve kâseyi parçalayarak sahabeleri arasında dağıttı ve neşeli bir şekilde “Keşke her günümüz Nevruz olsa!” dedi.(6)

 

Farslarda “Heft Sin” yani “Yedi S” geleneği önemli bir yer tutmaktadır. Bu gelenek Türklerde de “Yedi Levin” yani “Yedi Çeşit” ismiyle meşhur olup çeşitli çerezlerin bereket manasıyla bir araya getirilip karıştırılması olarak önemli bir yere sahiptir. Bu geleneğe göre Nevruz Bayramında “S” ismiyle başlayan objeler bir araya getirilir.

 

Bunlar;

Sib (Elma) = Toprak
Sir (Sarımsak) = Sağlık
Sekke (Sikke) = Bol kazanç
Senced (İğde) = Sevgi
Sabze (Yeşillik) = Bitkiler, bol ürün alma.
Somag (Sumak) = Güneşin doğuşu
Samanu (Semenu) = Bereket’tir.
Bu objelerin yanında başka geleneklerde vardır. Bunlar ise;
Ayna = Işık, gökyüzü
Mum = Ateş
Balık = Hayvanlar, su
Kuran-ı Kerim’dir.

 

Afganlılar ise Farslardaki “Heft Sin” ve Türklerdeki “Yedi Levin”e benzer şekilde “Heft Mewa” denilen yedi meyve hazırlarlar. Heft Mewa, denilen meyveler kendi şurupları içinde hazırlanan bir çeşit meyve salatasıdır. Bu meyveler; Kuru üzüm, iğde, Şam (Antep) fıstığı, kuru kayısı, ceviz, badem ya da eriktir.

 

Afganlılar, Smanak isimli semeni ritüeline benzer bir ritüeli kendi kültürlerinde yaşatmaktadırlar. Smanak, kadınların geceleri bir araya gelip, sabahın ilk ışıklarına kadar şarkılar söyleyerek hazırladıkları bir tatlıdır. Afganlılar arasında yaygın olan başka bir ritüel ise Gol-e Sorkh denilen Kırmızı Gül festivalidir. Bu festival mezar-ı şerif şehrinde yılın ilk 40 gününde laleler gelişirken kutlanan eski bir gelenektir. Sünni Afganlılar, bu özel töreni Hz. Ali(a.s)’ın mezarının bulunduğu mavi camide yapar.

 

Sonuç olarak Nevruz Bayramı kutlanılan her toplumda baharın gelişi, bereketin artması, toplumsal ilişkilerin gelişmesi, birlikteliğin artması manasında kutlanılmıştır. Yüzyıllar boyu insanlar arasında kardeşlik bağını pekiştiren bu bayramın bundan sonra ki yıllarda da insanlar arasında kardeşlik bağını geliştirmesini temenni ediyoruz.

 

Notlar ve Kaynaklar:


    •    Afganistan, İran, Arnavutluk, Azerbaycan, Türkiye, Bosna- Hersek, Çin, Gürcistan, Irak, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kosova, Makedonya, Pakistan, Rusya, Tacikistan, Suriye, Ukrayna, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi ülkelerde Nevruz Bayramı kutlamaları yapılmaktadır.
    •    Keyûmers, Firdevsî’nin Şâhnâme isimli eserine göre ilk insan olarak kabul edilen ünlü Pers Hükümdarıdır.
    •    Sasanîlerin ikinci hükümdarıdır.
    •    Şapur’un oğlu olarak Sasanîlerin tahtına geçen Hürmüz, tahta sadece 1 yıl kalmasına rağmen İran mitolojisinin en önemli kahramanları arasında yer almaktadır.
    •    Ebû Reyhan el- Birûnî, Maziden Kalanlar (El- Âsâr el- Bâkiye), çev., D. Ahsen Batur, s. 196, Selenge Yay., İstanbul 2011.
    •    Ebû Reyhan el- Birûnî, Maziden Kalanlar, s. 197.
    •    Mustafa Kutlu, “Nevruz” Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, c.VII, Dergâh Yay., İstanbul 1990.
    •    Kamil V. Nerimanoğlu, Nevruz Geleneği ve Azerbaycan, Ankara 1995.
    •    Mahmut Tezcan, “Türk Coşkusunun Simgesi Nevruz”, Türk Dünyası Yay., Ankara 1997.
    •    M. Öcal Oğuz, “Türk Dünyasında Nevruz Kitapları”, Milli Folklor, c. IV, s. 25, Ankara 1995.
    •    Abdulhaluk M. Çay, Ergenekon Destanı ve Nevruz Bayramı, Ankara 1995.
    •    http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/52.php
    •    Zeynelabidin Makas, Türk Milli Kültüründe Nevruz, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yay., Ankara 1987.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !