09 Nisan 2020 Perşembe Saat:
09:22
25-03-2020
  

Nezir Hükümleri ve Şartları

Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hamaneî'nin fetvaları baz alınarak hazırlanmıştır.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Nezir; birinin kendisini, Allah için özel bir biçimde bir iş yapmaya gerekli görmesidir.

 

Nezrin gerçekleşmesi için sadece niyet yeterli değildir. Nezir sıygasının da dile getirilmesi şarttır.

 

“Lillahi aleyye an usalliye salâtel’l-leyl=Gece namazı kılmak, Allah’ın benim üzerimdeki hakkı olsun” veya “Lillahi aleyye an etruke’l-gıybeh=Gıybeti terk etmek, Allah’ın benim üzerimdeki hakkı olsun.” gibi.

[Örneklerinde olduğu gibi nezir sıygasının da Arapça olması şart değildir.]

 

Aşağıdaki cümlelerle nezrin gerçekleşeceği şüphelidir:

 

a) Nezertü lillahi an esûme=Allah için oruç tutmayı nezrettim.

 

b) Lillahi aleyye nezru savmi yavmin=Bir gün oruç tutmayı nezretmek, Allah’ın benim üzerimdeki hakkı olsun.

 

Dolayısıyla ihtiyat gereği nezre göre amel edilmesi, terk edilmesi hâlinde de ihtiyat gereği kefaret verilmesi gerekir.

 

Nezrin taalluk ettiği şeyin (yapılması veya terk edilmesi nezredilen şeyin), (yapılabilirlik bakımından) oruç tutmayı veya ziyarete gitmeyi nezretmek gibi ister farz bir amel olsun, ister müstehap; (terk edilebilirlik bakımından) gıybeti veya sigarayı bırakmak gibi ister haram bir iş olsun ister mekruh, rüçhanı olması gerekir. Dolayısıyla eğer nezrin taalluk ettiği şey sigara içmeyi veya gıybet etmeyi nezretmek gibi rüçhanlı bir iş olmazsa nezir sahih değildir. Fakat eğer nezrin taalluk ettiği şey, Allah’a itaatte güçlü olmak amacıyla yemek yemeyi nezretmek gibi mubah bir iş olursa rüçhanlı bir yönünün dikkate alınması durumunda nezir gerçekleşmiş olur. Ancak eğer hiçbir rüçhanı olmazsa nezir gerçekleşmez.

 

Nezrin taalluk ettiği şeyin, nezredenin gücünün dâhilinde olması ve çok meşakkati, dikkate alınır bir zararı olmaması gerekir. Örneğin, kendisine oruç tutmak zararlı olan birisi, oruç tutmayı nezredemez veya yol yürüyecek gücü olmayan biri yaya olarak Kerbela’ya gitmeyi nezredemez.

 

Açıklama: Nezrin taalluk ettiği şeyin rüçhanlı olması ve nezreden şahsın aciz olmaması şartı, nezre amel etme zamanı geldiğinde de geçerlidir. Bu yüzden eğer nezre amel etme sırasında nezrin taalluk ettiği şey rüçhanlı olmazsa veya nezreden kişi onu yerine getirmekten aciz olursa ya da onun için çok meşakkati olursa nezre göre amel etmek farz değildir.

 

Nezreden şahsın akıllı, baliğ, hür iradeli ve bilinçli (kasıt sahibi) olması gerekir. Aynı şekilde, eğer nezri kendi malıyla ilgiliyse haklarından men edilmiş (sefih ve müflis) olmamalıdır.

 

Sefih, nezirle malî yönü olan bir şeyi üstlenirse hâlihazırda mallarıyla ilgili olmasa da nezri batıldır. Fakat müflis, nezirle malî yönü olan bir şeyi üstlenir de nezri hâlihazırdaki mallarından biriyle ilgili olmazsa sakıncası yoktur ve nezri geçerlidir.

 

Eğer kadın kocasının yanında olursa, farz ihtiyat gereği kocasından izin almalıdır. Eğer kocasından izinsiz nezir ettiyse, ettiği nezir geçersizdir.[1]

 

Eğer koca önce izin verir de nezirden sonra eşine engel olursa nezre göre amel edilmesi gerekir.

 

Nezrin Kısımları

 

Nezir iki kısımdır:

 

a) Şartlı Nezir: Bir şeye bağlı olan nezirdir. Bu tür nezir üç şekilde olabilir:

 

1) Dünyevî veya uhrevî bir nimete şükür niyetiyle nezretmek. Örneğin: “Eğer Allah bana sağ salim bir çocuk verirse kırk fakire yemek vermek, Allah’ın benim üzerimdeki hakkı olsun.” Bu örnekte fakire yemek vermek, sağ salim çocuğa sahip olmaya bağlıdır ve onun şükrü olarak bu nezir adanmaktadır.

 

2) Bela ve sıkıntının def edilmesi için nezretmek. Örneğin: “Eğer Allah babama şifa verirse kırk gece Aşura Ziyareti okumak, Allah’ın benim üzerimdeki hakkı olsun.”

 

3) Nefsi, haram ve mekruh işten alıkoymak için nezretmek. Örneğin: “Eğer yalan söylersem bir yoksula yemek vermek, Allah’ın benim üzerimdeki hakkı olsun.”

 

b) Mutlak Nezir: Herhangi bir şeye bağlı olmayan nezirdir. Örneğin: “Recep ayını oruç tutmak, Allah’ın benim üzerimdeki hakkı olsun.

 

Eğer nezrin taalluk ettiği şey,  özel bir zaman veya mekâna has ise, o mekân ve zamandan başka bir mekân ve zamanda yapmak yeterli değildir.

 

Örneğin on gün oruç tutmayı nezreden, fakat peş peşe mi yoksa aralıklarla mı olacağını belirlemeyen kimse hangi şekilde tutarsa sakıncası yoktur.

 

Kutsal mekânlardan birine bir mal nezredilirse bu mekânın maslahatları doğrultusunda kullanılmalıdır. Ancak eğer Ehlibeyt İmamlarından (onlara selam olsun) veya evlatlarından birine bir mal nezredilirse, sevabının o İmam veya İmamzadeye ulaşması kastıyla yoksullara sadakayı, cami ve köprü yapımı ve onarımı gibi işleri de kapsayan her hayır işte kullanılması caizdir. Gerçi o İmam veya İmamzadenin harem ve türbesinin giderlerine, ziyaretçilerine ve hizmetçilerine harcanması daha iyidir. Bununla birlikte nezirde özel bir harcama zikredilmişse ona göre amel edilmelidir.

 

Nezre konu olan şey, belirli bir zamana has olursa aşağıdaki hükümler geçerlilik kazanır:

 

1) Nezre konu olan şey oruç ise orucun kazası farzdır. Kasten terk edilmesi hâlinde, nezrin gereğini yerine getirmeme kefareti de farz olur.

 

2) Nezre konu olan şey namaz ise farz ihtiyat gereği kazası farzdır. Kasten terk edilmesi hâlinde, nezrin gereğini yerine getirmeme kefareti de farz olur.

 

3) Nezre konu olan şey, Aşura gününde İmam Hüseyin’in (a.s) ziyareti gibi namaz ve oruç dışında bir şeyse kazası farz değildir. Ancak kasten terk edilmişse kefaret farz olur.

 

Bu arada eğer nezre konu olan şey özel bir zamana has değilse (mutlak nezirse) mükellefin, ölümünün yaklaştığına ihtimal verdiği ana kadar geciktirmesi caizdir. Daha sonrası için caiz değildir. Buna göre, bu kısımda nezre aykırı davranma durumu, hayatta olduğu sürece mükellefin onu yerine getirmemesiyle gerçekleşmiş olur.

 

Nezre amel etmemek, kişinin ancak kasten ve serbest iradesiyle (unutkanlıkla veya ıztırar, ikrah ve tehditle değil) nezrini yerine getirmemesi hâlinde kefarete sebep olur. (Kefaret, tövbenin yerini tutmaz.)

 

Her Perşembe günü oruç tutmayı nezreden biri bazı Perşembelerin, Ramazan ve Kurban bayramına denk gelmesi nedeniyle veya hastalık ya da hayız yüzünden oruç tutamazsa farz olarak kazasını tutmalıdır. Yolculuk (seferî olma) hususunda ise bu hüküm farz ihtiyat gereğidir.

 

Özel bir günde oruç tutmayı nezreden biri, zorunlu olmasa da o gün yolculuk yapabilir. Fakat daha sonra kazasını tutmalıdır, kefareti de yoktur.

 

Nezrettiği zaman tüm Perşembeleri bir bütün olarak kastetmişse, yani bir Perşembeyi oruç tutmaması dahi istenilen amacın gerçekleşmemesi anlamındaysa, nezrini bir defa çiğnediği için nezir münhaldir ve kefaret farz olur. Artık diğer haftalarda oruç tutması farz olmaz. Ama eğer her Perşembe ayrı olarak oruç tutmayı kastetmişse, kasten oruç tutmadığı her Perşembe için bir kefaret farz olur.

 

Nezrine uymayan biri, on fakiri doyurmalı ya da giydirmelidir. Buna gücü yetmemesi hâlinde ise peş peşe üç gün oruç tutmalıdır.

 

Nezreden şahıs, (ister mutlak nezir olsun ister belirli bir zamanla kayıtlı nezir olsun) nezrini yerine getirmekten aciz olursa nezir münhal olur ve nezreden şahsın üzerine bir şey farz olmaz. Sadece oruç nezri hususunda, acze düşme durumunda her günün karşılığı yoksula bir müd (yaklaşık 750 gram) yiyecek vermesi gerekir.

 

 

 


[1] Kocasının izninin gerekli olması, kadının kendi mallarında tasarruf hakkı olmadığı anlamında değildir; nezrine göre amel etmesinin farz olmadığı anlamındadır.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler