18 Haziran 2018 Pazartesi Saat:
02:54

Nükleer Anlaşma ve Filistin’de Farklılaşan Roller

24-08-2015 10:12



İran’ın sorun yaşadığı taraflarla doğrudan görüşür hale gelmesi, sadece kendisinin değil aslında tüm tarafların seçeneklerini arttırırken, ittifak kombinasyonlarını da farklılaştırıyor.

Bölgesel şartların unutturduğu Filistin’de, yine bölgesel şartların etkisiyle sürpriz sayılabilecek gelişmeler yaşanıyor.

Filistin sorununda direniş tezini savunan Hamas, İsrail’le ‘uzun süreli’ bir ateşkes için dolaylı müzakere yürütüyor ve Yemen konusunda Suudi Arabistan’a yakın durarak Riyad’a güven vermeye çalışıyor.

Filistin sorununda ‘siyasi çözümü’ savunan el-Fetih ise Suriye sorununun çözümü konusunda İran’ın pozisyonuna yakın duruyor ve Ahmed Mecdelani başkanlığındaki heyet aracılığıyla Tahran’la yeni bir sayfa açmaya hazırlanıyor.

Bir başka deyişle, bir direniş örgütü olan Hamas, İsrail’le kalıcı ateşkes için dolaylı müzakere yaparak bir anlamda el-Fetih’in Oslo görüşmelerindeki tutumuna yaklaşırken; Oslo’dan beri İsrail’in müzakere ortağı olan FKÖ, “İsrail işgaline son verilmesi” konusunda Tahran’dan destek istiyor.

Ancak Hamas’ın ‘müzakereciliğe’, el-Fetih’in ise ‘direnişçiliğe’ yöneldiğini düşündüren bu gelişmeler, bu örgütlerdeki radikal strateji değişikliğinin yansımaları olarak gözükmüyor.

Çünkü Hamas, Arap İsrail barışını ve ‘ortak tehdit’ olarak İran’ı artık İsraillilerle basına açık bir şekilde görüşen Suudi Arabistan’a yakınlaşmaya çalışsa da, İsrail’le ‘kalıcı ateşkes’ müzakereleri yapsa da direniş rolünü ve İsrail’i tanımadığını vurgulamayı sürdürüyor.

El-Fetih ise İsrail’i tanımayan ve 1948 topraklarının tamamını Filistin olarak gören İran’a yakınlaşmaya çalışsa da İsrail’i tanımadığı için değil, 1967 topraklarındaki yerleşke inşaatlarını sürdürdüğü için İsrail’le müzakere masasına oturmuyor.

Peki ortada –en azından şimdilik- bir strateji değişikliği yoksa Hamas ve el-Fetih’teki bu politika değişikliğinin sebebi ne?


Filistin’e nükleer etkisi

Hamas liderlerinin açıklamalarından ve FKÖ Yürütme Kurulu Üyesi Ahmed Mecdelani’nin Tahran ziyareti gündeminden, Filistin sorununu ilgilendiren son gelişmelerde İran’ın 5+1 ile yaptığı nükleer anlaşmanın etkili olduğu anlaşılıyor.

Nükleer anlaşmanın bölge haritasına yansımalarının olacağını düşünen Musa Ebu Merzuk’a göre Amerika artık İran’ı bölgedeki sorunların bir parçası olarak değil, bu sorunların çözümünde ortak olarak görme kararı aldı. İran’ı terörizmin destekçisi olarak gören eski politikalarını aştı. Dolayısıyla da artık İran’ın Hamas’ı, Hizbullah’ı ya da İsrail karşıtı diğer direniş gruplarını desteklemesine takılmıyor.

Hem İran’ın  hem de Amerika’nın artık Suriye ve Irak’ta terörle mücadeleye öncelik verdiğine dikkat çeken Musa Ebu Merzuk, İran’ın nükleer anlaşmadan sonra bölgesel krizlerin çözümünde asli bir aktör olacağı öngörüsünde bulunmakla birlikte bunun Filistin’e yansımasından kaygı duyuyor.

Ahmed Mecdelani’nin Tahran ziyaretine ilişkin haberlerden ise İran’ın nükleer anlaşma sonrası kazandığı bölgesel rolün Filistin Özerk Yönetiminde kaygı değil, umut yarattığı anlaşılıyor.

Çünkü, İranlı yetkililere Amman’da bulunacak bir Filistin konsolosluğu açmasını öneren Mecdelani, Filistin sorununun çözümü konusunda İran’ın 5+1’le yaptığı nükleer müzakereleri bir model olarak ortaya koyuyor.

İran’ın nükleer anlaşma sonrası bölgesel sorunların çözümünde belirleyici bir rol oynayacağı konusunda hemfikir olsalar da bu durumun Hamas’ta kaygı; el-Fetih’te ise umut yaratması, İran-Batı ilişkilerinin geleceği konusunda aynı yargıya varmalarından kaynaklanıyor. Çünkü her ikisi de nükleer anlaşmanın İran-ABD ilişkilerini farklılaştıracağına ve bu farklılaşmadan bir işbirliği doğacağına inanıyor.


Seçenek çeşitliliği sorunu

Nükleer anlaşma, İran-Batı ilişkilerinde bir normalleşme atmosferi yaratmış olsa da bunun İran’la ABD arasında bölgesel sorunların çözümü konusunda işbirliği zemini oluşturduğu şu sebeplerden dolayı son derece kuşkulu.

1- İran İle Amerika arasında Irak ve Suriye’de terörle mücadele bağlamında bir işbirliği değil, öncelik ortaklığı söz konusu.

Zira Amerika, 11 Eylül 2014’te Cidde toplantısında temeli atılan uluslararası koalisyon aracılığıyla terörle mücadele ederken; İran, bunu Irak’la ikili ilişkileri çerçevesinde ve Gönüllü Halk Güçleri ile birlikte yapıyor ve iki taraf arasında ne askeri ne de siyasi alanda herhangi bir koordinasyon bulunmuyor.

Öte yandan İran, Suriye’de 2012’den, Irak’ta ise 2014 haziranından beri terörle mücadeleyeöncelik verirken, Amerika’nın terörle mücadele önceliği 2014 eylülünden sonra ortaya çıktı. Dolayısıyla iki taraf arasında terörle mücadele önceliği konusundaki benzeşme, nükleer anlaşmadan önce gerçekleşti ve bunda da önceliğini değiştiren İran değil, Amerika oldu.   

2- İran’la Amerika arasında Filistin bağlamında hiçbir işbirliği zemini bulunmuyor; çünkü bölge politikasının eksenine İsrail’in güvenliğini koyan Amerika’nın aksine İran, İsrail’in varlığını tanımıyor; nükleer mesele de dahil olmak üzere iki taraf arasındaki tüm sorunların temelinde de bu zıtlık bulunuyor.

Ancak nükleer anlaşma İran’la Amerika arasında bir işbirliği zemini yaratmasa da tüm taraflara yeni tercihler ve seçenekler sunması bakımından oyunun kurallarını değiştirmiş bulunuyor.

İran’ın sorun yaşadığı taraflarla doğrudan görüşür hale gelmesi, sadece kendisinin değil aslında tüm tarafların seçeneklerini arttırırken, ittifak kombinasyonlarını da farklılaştırıyor.

Nükleer anlaşma sonrasında Amerika’nın İsrail ve Suudi Arabistan’la; İsrail ve Suudi Arabistan’ın da birbiriyle ilişkilerindeki farklılaşma bunu doğruluyor.


Filistin’le ilgili yeni seçenekler, yeni kombinasyonlar

Direniş örgütü olan Hamas’ın İsrail’in müttefiki olduğunu gizlemeyen Suudi Arabistan’a yönelmesi; İsrail’in müzakere ortağı olan el-Fetih’in ise Direniş Ekseni’nin merkezi olan İran’a yaklaşması, Arap Baharı’nın farklılaştırdığı ittifak kombinasyonlarıyla ve nükleer anlaşmanın yarattığı seçenek çeşitliliğiyle doğrudan ilgili.

Hamas’ın 2011 öncesinde Suriye ve İran’dan başka müttefiki yoktu; ama direniş kimliğiyle sorunu da yoktu. 2011’de Suriye ve İran’ı terk ederek Katar ve Türkiye ile müttefik olmayı seçen Hamas, aslında direniş kimliği konusunda bir tercih yapmıştı.  Fakat bu tercihinin sonuçlarını ancak 3 Temmuz 2013’teki Mısır darbesinden sonra görebildi.

Çünkü direniş rolü konusunda İran ve Suriye’nin boşluğunu doldurabileceğini hesapladığı Mısır’daki İhvan yönetimi devrilmiş ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen yeni Mısır, hayati bir tehdit olarak Hamas’ın karşısına dikilmişti.

Suriye ve İran’ı terk eden, Türkiye ve Katar tarafından ise kendi haline terk edilen Hamas’ı Mısır’ın yarattığı hayati tehditten koruyabilecek tek güç, Direnişe karşı İsrail’le ittifakını gizleme gereği bile duymayan Suudi Arabistan’dı.

Bu ise Tony Blair aracılığıyla İsrail’le kalıcı barış müzakereleri yapan Hamas’ın direniş kimliğiyle yaşadığı çelişkiyi izah ediyordu.

Hamas liderlerinden Ziyad Zaza’nın Ahmed Mecdelani’nin Tahran ziyaretine “Hamas-İran ilişkilerine darbe vurmayı amaçlıyor” diye tepki göstermesi, Tahran’la FKÖ ilişkilerinde yeni bir başlangıç yapılmasını engelleyemedi. İran, Mahmud Abbas’ın Suriye sorununun çözümü için sunduğu önerilere onay verdi.

Halid Meşal, çok uzun bir süredir Tahran’dan randevu alamazken Mahmud Abbas’ın çok yakında İran’a gideceğinin açıklanması, Tahran’ın da artık Hamas’la ilişkilerini 2011 öncesi ittifak ilişkilerine göre değil, nükleer anlaşma sonrası ortaya çıkan seçenek çeşitliliğine göre yönetmekte olduğunu gösteriyor.

Elbette bu, İran’ın Hamas’ı defterden tamamen sildiği ve yerine el-Fetih’i kaydettiği anlamına gelmiyor; ancak gözüken o ki Tahran artık Hamas’la ilişkilerinde Hamas liderlerinin ifadesiyle “herhangi bir şart öne sürmeden destekliyor” pozisyonunda değil. Filistin Özerk Yönetimi ile seçenek çoğaltan Tahran, yapacağı yardımları da Hamas’ın yeni müttefikleri gibi şarta bağlamak istiyor.


Mahmud Abbas’ın İran’ı keşfi

İran’ın nükleer anlaşma sonrasında artması beklenen bölgesel rolünün genel bir etkisi olmakla birlikte Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın Tahran ilgisi, FKÖ yürütme kurulundaki son istifa olaylarıyla da ilgili gözüküyor.

İstifaların 1996’dan beri toplanmayan 740 üyeli Filistin Ulusal Meclisi’nin (Yasama Meclisi değil) olağanüstü toplanması ve FKÖ yürütme kuruluna yeni üyelerin seçilmesi için gerekli bir prosedür olduğu belirtilirken istifalar konusunda gelen çelişkili haberler içeride ciddi bir hesaplaşma olduğunu gösteriyor.

Peki FKÖ içindeki bu hesaplaşmanın Abbas’ın Tahran ilgisi veya Hamas’la ilişkisi ne?

FKÖ yürütme kurulu içerisinde çatışmanın Abbas ile kurulun Genel Sekreteri Yasir Abdurrabbih cenahları arasında yaşanması ve Abdurrabbih’in de Muhammed Dahlan’la bağlantılı olması, meselenin Hamas’la bağlantısını ve Abbas’ın Tahran’a ilgisinin sebebini açıklıyor.

İsrail’le, Körfez ülkeleri ile ve Mısır’la iyi ilişkilere sahip olan Muhammed Dahlan, 2007’de Hamas tarafından Gazze’den sürülmüş ve Hamas’ı darbecilikle suçlamış olsa da uzun  bir süredir Abbas’a karşı Hamas’la müttefik pozisyonda.

Muhammed Dahlan’ın Hamas’la ilişkilerin düzelmesi için Suudi Arabistan ve Mısır bağlantılarını kullanması, Dahlan’la bağlantılı olan Yaser Abdurrabih’in genel sekreterlik görevinden alınması ve istifalar konusunda yapılan çelişkili açıklamalar da Abbas’ın İran keşfiyle ilgili gözüküyor.

Yani Hamas-Dahlan-Suudi Arabistan bağlantılı bir FKÖ operasyonuna karşı Mahmud Abbas da Tahran’da destek arıyor.

 


Alptekin DURSUNOĞLU / YDH

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !