19 Kasım 2017 Pazar Saat:
23:41
04-05-2017
  

O Vardı ve Başka Hiçbir Şey Yoktu

Ey İnsan! Sen beni seviyorsun ben de seni, sen bendensin ve tekrar bana döneceksin.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Dr. Şehit Mustafa ÇEMRAN

 

Allah vardı ve başka hiçbir şey yoktu. Yaratılış, henüz kâinata elbisesini giydirmemişti. Karanlık, bilinmezlik, yokluk, soğuk ve korkunçtu; hatta henüz varlık âleminde yaslanılacak bir döşek dahi yoktu.

 

Allah, kelime idi ama henüz telaffuz edilmemişti. Allah, yaratıcı idi ama yaratıcılığı şimdilik gizliydi.[1] Allah, Rahman ve Rahim idi ama henüz merhamet bulutları âleme yağmamıştı. Allah, güzeldi lakin henüz güzelliği hiç bir şeye yansımamıştı. Allah, kudretli ve her şeye güç yetirebilendi ama kudreti henüz eyleme dönüşmemişti. Söylesene; yoklukta kemal, celal ve cemalini nasıl yansıtabilir? Sessizlikte nasıl telaffuz edilebilir? Donukta yaratılış ve kudret nasıl tezahür edebilir? Yokluk, karanlık, sessizlik, soğuk ve korkunçtu şimdilik.

 

Sonunda Yüce’nin iradesi tecelli etti; dağlar, denizler, gökler ve yıldızlar yaratıldı. Nice patlamalar, tufanlar ve seller vuku buldu. Öyle bir karmaşa ki; var oluşun ilk hareketlenmeleriydi bunlar. Heyecan dolu bir hayat kâinata yayılı verdi. Ağaçlar, hayvanlar ve kuşlar cana geldi. Artık Celal, varlık âlemine çadırını kurmuş, Cemal, o güzel suretini her yere yaymış ve Kemal de, bu karmaşık düzenin kontrolünü üstlenmişti. Hayvanlar hoplayıp zıplamaya, kuşlar ötüşüp mutluluk türküleri söylemeye başlayınca, melekler de; şükür ilahilerini okudular.

 

İşte o zaman Allah insanı Hemain Mesnun’dan[2] (koyu renkli balçık) kendi şeklinde yarattı ve ruhundan[3]ona üflemeyi verdi. Sonra da bu karmaşası bol âlemin içine bıraktı.

 

İnsan, yalnız ve garipti bu dünyada, bunca renk, bunca şekil, bunca hareket ve karmaşa içinde çıldırmak üzereydi adeta. Oradan oraya koşuşturmaya başladı, kendisiyle aynı renkte yaratılmış başka bir varlığı aramaya, bu şekilde yalnızlık korkusundan, utangaçlık duygusundan ve anormal sandığı bu halden kurtulup bir istikrar yakalamaya çalıştı.

 

Önce meleklerin yanına gitti ve onlarla arkadaş olup sohbet etmek istedi. Ama hepsi ona soğuk davranıp, sırt döndüler, yalnızlığıyla bir başına bırakıp çekip gittiler. Boynu büküldü insanın, kalbi kırıldı ve kendi kendine şöyle dedi;

 

-Bana da bak! Kokuşmuş bir toprak parçası[4] göğün melekleriyle arkadaş olmak istiyor. Ey Balçık, ne cüretle onlarla arkadaş olmak istersin?!

 

Utancından içine kapandı insan, gizlendi ta ki yavaş yavaş kendine gelinceye dek ve sonunda yeni arkadaşlar aramaya karar verdi.

 

Kuşu gördü uçarken; büyük kanatlarıyla gökyüzünde sakince süzülüşü ve yeryüzünden bağımsızca hareket edişi onun çok hoşuna gitmişti ve dedi ki;

 

-Acaba seninle beraber uçmama izin verir misin?

 

-?!

 

Ama kuş sessizce yanından uçup gitti, yalnız bıraktı onu. Başı öne düştü insanın ve kendi kendine söylendi;

 

-Bana da bak hele! Topraktan yaratılmışım ve ondan kurtulmak istiyorum. Ne kadar boş bir arzu, ne denli manasız bir hareket!

 

Sonra hayvanlara yanaştı ve hiç biri ona itina etmedi, görmezlikten gelip cevapsız bıraktılar insanı. Ardından buluta sokuldu, en azından bir parçasıyla göklerde dolaşma ümidi vardı ama gene sessizlik vardı ona karşı. Denize yöneldi, ona da arkadaşlık teklif etti; ama yine sessiz kalındı sorusuna. Dalgalara yaklaştı "Bu koca denizde sizinle beraber çırpına bilir miyim? Mutlu olunca coşup, gazaplanınca taşabilir miyim? Şu kibirlerinde kaskatı kesilmiş kayalara okkalı silleler indirebilir miyim?" dedi. Ama ne çare ki dalga yüz bile vermedi insana ve çekip gitti yanından.

 

Gene kalbi kırıldı, huzursuz oldu insan ve ayrıldı denizin yanından. Dağa yöneldi, onun heybet ve azameti karşısında büyülenmişti adeta. Arkadaşlık sundu ona da ama gurur ve kibri insanla arkadaş olmasına izin vermedi dağın. Sonra başını göğe çevirdi ve o uçsuz bucaksız gökyüzüne hayretle baktı, mutlu oldu ona da arkadaşlık teklif etti... Ama gökyüzünün o derin ve sırlarla dolu sessizliği sadece hayır demekle yetinmedi belki senin gibi bir balçık parçasıyla ne işim o bilir dermişçesine sükûtunu bozmadı bile. Sonra insan yıldızlara yöneldi ama cevapsız kaldı yine.  Uzak çöllere gitti; belki bu şekilde çöl ve kendi yalnızlığını arkadaş edip mutlak yalnızlıktan kurtulabilirdi. Lakin çöl de diğerleri gibi o solgun ve bitkin insanı cevapsız, başıboş bıraktı.

 

Yorgun, bitap düşmüştü, incinmiş ve pejmürde olmuştu, vahşete ve ümitsizliğe kapılmıştı artık insan. İşte bu haleti ruhiye ile derin düşüncelere daldı. Yaratılmış hiç bir varlıkla arkadaş olamayacağını, kendisinin balçıktan hem de en kötü madde olan kokuşmuş bir balçıktan yaratıldığını ve böyle bir varlıkla hiç bir canlının arkadaş olmak istemeyeceğini düşündükçe kahroldu. İşte o anda sabır taşı çatladı insanın, çığlıklar atıp gözyaşı dökmeye başladı. İçten bir feryatla;

 

-Hey! Kim bu kokuşmuş balçığı kabullenecek? Benim kimseyle yoldaş olmaya hakkım yok? Ben ne kadar aşağılığım, ben ne denli çaresizim, bedbaht olmuşum, günahkârım, yüzüne bakılacak değilim ki, her yerden kovulmuşum, korunacak, sığınacak bir yerim de yok ki benim. Kim benim elimden tutacak peki? Kim benim feryatlarıma cevap yetirecek? Kim bu çaresizliğimi görecek? Kim beni bu yalnızlıktan beni azat edecek? Kim bu yakarışıma lebbeyk diyecek? [5]

 

Ansızın bir tufan kopuverdi, yer sallanmaya, gökyüzü kararmaya başladı. Yıldırımlar göğün her yerini sardı bir anda, sanki kâinatın kalbinde müthiş bir patlama oluyordu. Yerde ve gökte ne varsa hatta en küçük zerre bile aynı anda dile geldi;

 

-Ey İnsan! Sen benim sevgilimsin, bu dünyayı senin için var ettim ben, seni kendi suretimde yarattım, kendi ruhumdan üfledim. Eğer kimse senin isteklerine cevap vermiyorsa, bil ki onlar senin hem tayın ve dengin değiller. Seninle dost olmaya ve beraber bulunmaya cesaret edemezler. Hatta meleklerin en yücesi olan Cebrail dahi seninle eş olmaya güç yetiremez, çünkü miraca çıkarken kanatları yanar ve seni yarı yolda kor.

 

Ey İnsan! Yalnızca sen güzelliği algılayabilirsin. Cemal, celal ve kemal yalnızca senin ilgini çeker. Yalnızca sensin Yüce’ye AŞK ile (melekler gibi mecburi değil) tapınan. Yalnızca sensin bir başına Yüce’nin temsilcisi olan.

 

Ey İnsan! Yalnızca sen Allah’ın kudret ve yaratıcılığını idrak edensin. Yalnız sen gururlanıp isyan edersin, acımasızca savaşır ve yenilirsin; sonra ram oluverir ve Allah’ın yücelik ve azametine tabi olursun. Yalnızca sen o kokuşmuş balçıkla Allah arasında ilerleyensin ki işte bu şekilde yaratılanların en yücesi olduğunu ispat edensin. Yalnızca sensin miraca kadar çıkan, yalnızca sensin güneşin batışını görünce o güzellik karşısında mest olup, gözyaşı döken.

 

Ey İnsan! Yaratılış evresi seninle kemale erdi, kelime seninle vücuda geldi, güzellik senin güzel gören gözlerin sayesinde aşikâr oldu, AŞK senin varlığınla manaya kavuştu ve Allah, seni halifesi olarak kâinata atadı.[6]

 

Ey İnsan! Sen beni seviyorsun ben de seni, sen bendensin ve tekrar bana döneceksin.[7]

 

 

Tercüme: Hasan BeDeL

 



[1]"Ben gizli bir hazineydim ve bilinmeyi sevdim, yarattım ve bilindim." (Hadis-i Kutsi)

[2] "Yemin olsun, biz insanı; kuru çamurdan, değişken, cıvık bir balçıktan yarattık." (Hicr/26)

[3]"Onun yaratılışını tamamlayıp kemale getirerek ruhumdan ruh üfürünce derhal ona karşı secdeye kapanın." (Hicr/29)

[4] "Gerçek şu ki, biz onları bir cıvık çamurdan yarattık." (Saffat/11)

[5] "…Du'a ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor?"  (Neml/62)

[6] Hani Rabbin meleklere, ben yeryüzünde mutlaka bir halife yaratacağım demişti.” (Bakara/30)

[7] Biz Allah içiniz ve sonunda O'na dönüp gideceğiz.” (Bakara/156)      

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler