22 Ekim 2018 Pazartesi Saat:
15:15

Ölümün Çeşitleri

15-04-2015 11:31



Biraz uzun, hatta makale denecek türden bir yazı da olsa faydalı olacağını umduğum için hayır dualarınızı ümit ederek siz değerli kardeşlerimle paylaşmak istedim.


Âlimler hikmet/felsefe, ahlak ve irfan kitaplarında genelde üç tür ölümden bahsederler:


1- Doğal İnsanî Ölüm:


Nefis/Ruh tüm insanî boyutlarda kâmil olunca/kemale erince ve bilkuvve yönlerinin/potansiyellerinin/kabiliyet ve istidatlarının fiiliyata dönüşmesiyle kemale erdiğinden/insanî özelliklerin zirvesine ulaştığından dolayı artık beden dahi hiçbir araca ihtiyaç duymaz, doğal olarak bedeni bırakır, bırakmasıyla da beden ölümü gerçekleşmiş olur. İşte bunun adına “Doğal/Tabiî İnsanî Ölüm” denir ve ölümlerin en iyisi bu ölümdür. Nefsin teni bu tür bırakması ise Allah’ın özel kullarına ve ilahî velilere hastır. Tıpkı kapı yapmak için araç ve gereçleri ile işe koyulan bir marangozun, kapıyı yapıp bitirdikten sonra araçları bir kenara bırakması gibi. “Menzile varan atından iner.” Bu arada, “ölmeden önce ölme ve ihtiyarî ölüm” bu kategoride değerlendirilir.


2- Doğal Hayvanî Ölüm:


İnsan, insanî ve hayvanî olmak üzere iki boyutlu bir varlık olduğundan, bazen insanî değil de hayvanî boyutlarda ilerleme sağlar, hayvanî yönde kâmil olur. Bu durumda da nefis bedeni bırakır ve bedenin ölümü gerçekleşmiş olur. Bu tür ölüme ise “Doğal/Tabiî Hayvanî Ölüm” verilmiştir.

 

İnsanın hayvanî yönü, gazap/öfke ve şehvet özellikleriyle donatıldığı için bazılarında yırtıcı bir kurt gibi öfke güçleri gelişir, zamanla öfke bir meleke haline gelir ve yaşları ilerledikçe ani öfkelenmeleri de çoğalır ve etrafındaki insanlara karşı suizanlar, kötümserlikleri de artar. Bir diğer bazılarında da yeme-içme ve cinsellik düşkünü ayı gibi şehvet gücü şiddetlenip güçlenir ve benliğini tam bir dünya düşkünlüğü ve şehvet kaplar. Gerçi bu iki hayvanî özelliğin bir insanda bir araya gelmesi de mümkündür. Her hâlükârda hayvanîlik yönü doruğa ulaşan kimsede nefisle bedenin ilişkisi sona erdiğinden ve nefsin artık bedenle bir işi kalmadığından dolayı nefis/ruh kötü amaçlara araç olarak kullanılan bedeni bırakır ve ölümden sonra büyük bir azapla karşı karşıya kalır.


3- Doğal Olmayan Ölüm:


Birinci ve ikinci şıklardaki doğal ölümün dışında bir de doğal olmayan ölüm türü vardır. Bu ise nefsin ister insanî ister hayvanî yönde artık bedenden tam anlamıyla yararlanmadığı (felsefî manada insanî veya hayvanî boyutta kâmil olmadığı) ve hâlâ bedenle irtibatlı olduğu, ancak bedenin harap olması/işten düşmesi nedeniyle artık nefsin işine yaramadığı durumlarda söz konusudur. Tıpkı kapı yapmakta olan bir marangozun elindeki keserin kırılması ve kapıyı kâmil şekilde yapmamış olsa bile artık kapı yapmada işine yaramadığı için araç olarak kullandığı keseri mecburen kaldırıp atması gibi. Nefis/Ruh istediği kemale eremediği için bedene ihtiyaç duyduğu halde bedendeki yetersizlik sonucu böyle bir ölümün gerçekleşmesi ve bedenden ayrılması ise tabiî/doğal değildir, vakti gelmeden derilen meyve gibi. İşte buna da “Doğal Olmayan/ İhritamî/Beklenilmedik Ani Ölüm” adı verilmiştir.

 

Ruhun tabiî olmayan bu şekliyle bedenden ayrılması, bedenen gerekli istifadeyi edememesi ise genelde hastalıklar, kazalar ve benzeri sebepler sebebiyle gerçekleşebileceği gibi türlü günahlar yüzünden de gerçekleşebilir. Çünkü günaha boğulmuş bir insanın ruhu uzun yıllar geçmesine rağmen bir türlü insanî veya hayvanî kemale ermeyen bedenin fayda sağlamasından ümidini kesince artık o bedeni bırakır ve doğal olarak doğal olmayan bir ölüm gerçekleşmiş olur. Nitekim daha önceki paylaşımlarımda da yer verdiğim gibi İmam Cafer Sadık (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur: “Günahları yüzünden ölenler, ecelleriyle ölenlerden daha fazladır. İyiliği (hayır ve hasenatı) sayesinde yaşayanlar, normal ömürleriyle yaşayanlardan daha çoktur.” (Biharu’l-Envar, c. 5, s. 640) Yani: Günahları yüzünden ölenlerin sayısı normal ecellerinin sona ermesiyle ölenlerin sayısından çoktur. Nitekim iyilikleri ve hayır işleri/hasenatı sebebiyle hayatlarını sürdürenlerin sayısı da yaşamaları gereken normal ömrü yaşayanların sayısından daha çoktur.


Dolayısıyla bu tür ölüm, yani ruhun bedenin hayatını devam ettirmesinden meyus olması tabiî olmayan ölümdür. Çünkü nefis/ruh kendine ait bedenden, insanî veya hayvanî kemal yönünde gerekli istifadeyi edemediğinden bedeni bırakır ve melekleri neticesinde oluşan yeni misali bedenine intikal eder; böylece misalî bedenle ruhun kabir âlemindeki berzahî hayatı başlamış olur. Zira soyut olan ruh kendi geleceğine bakar, gelecekte kemalleri arasına katacağı bir kemali göremediğinden, hayatı devam ettirmek için herhangi bir gerekçe ve cazibe bulamadığından daha üst bir kemale ermeden meyus olur ve böylece tekvini olarak bedenden ayrılık merhalesine geçer.


Not: Bazı terimler kullanıldıkları alan, bölüm ve ilim türlerine göre anlamsal değişikliğe uğrayabilirler. Bu yazıda da “kemal” ve “nefis” terimlerinin anlam farklılıklarına dikkat etmekte yarar vardır:


a) Ahlak ve felsefe ilimlerinde “nefis” kelimesi çeşitli manalarda kullanılmıştır. Örneğin felsefede zatî ve fiilî açıdan mücerret/soyut olan “ruh” manasında kullanılır. Ahlak ilminde ise insanın “ben” diye tabir ettiğimiz varlığının hakikati anlamında kullanılır. Bu da üç türlüdür: Nefs-i Emmare (Kötülüğe Emreden Nefis), Nefs-i Levvame (Kınayan Nefis/Vicdan), Nefs-i Mutmainne (Mutmain Nefis). Halk arasında veya ahlakî sohbetlerde mutlak olarak “nefis” tabiri kullanıldığında genelde birinci kısım kastedilir. Yani insanın maddiyatla, dünya ile; makam, şöhret, şehvetle vb. dünyevî ve hayvanî özelliklerle irtibatını sağlayan ve insanı o yönlere teşvik eden güç.


b) “Kemal” kelimesi ahlak ilminde “erdem ve üstün sıfat” anlamında kullanılırken felsefede “potansiyelin pratiğe dönüşmesi, bilkuvve olan özelliğin bilfiil hasletine dönüşmesi, kabiliyetin fiiliyat şekline bürünmesi, iyi kötü her şeyin varabileceği en son noktaya, doruğa ve zirveye varması” anlamındadır. Dolayısıyla mümin kimsenin kemali, imanın nihaî zirvesine ulaşmasından ibaret iken, kâfir kimsenin kemali de küfrün en son mertebesine/derekesine düşmesinden ibarettir.

 

Musa Güneş

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !