04 Ağustos 2020 Salı Saat:
02:17
23-06-2012
  

Özgür Arapoğlu İle Röportaj

Ehlader: Kısaca kendinizi tanıtıp çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader: Kısaca kendinizi tanıtıp çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

 

Özgür Arapoğlu: Bismillahirrahmanirrahim. İsmim Özgür Arapoğlu, Çorumluyum. Yaklaşık 14 sene İran İslam Cumhuriyetinde Ehlibeyt mektebi üzerine eğitim gördüm. Kuran tefsiri dalında yüksek lisansım var. Yaklaşık olarak da 2 yıldır Çorum'dayım. Çorum da Ehlibeyt vakfı bünyesinde Ehlibeyt camimiz var. Camimizde faaliyet göstermekteyim. Faaliyetlerimizi kısaca sıralamak istersek; yaptığımız faaliyetler cami içi ve cami dışı olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Cami içerisinde klasik olarak tebliğ metotları uygulanıyor. Veladetler, şahadetler vakit namazları, bayram namazları ve Cuma namazları gibi etkinlikler var. Bunun dışında yaklaşık olarak iki yıldır oluşturduğumuz gençlik kollarımız, kadın kollarımız var. Bu konularda hem çeşitli yaş gruplarından gençlere ve bayanlara Ehlibeyt mektebini tanıtan dersler verilmekte. Başlıca sıralamak gerekirse, Kuran-ı Kerimi okuma dersi, Kuran tefsiri dersi, uygulamalı fıkıh dersi olarak söyleyebiliriz. Ayrıca yaz tatillerinde çocuklarımıza yaz kurslarımız var. Her şeyden önce şu noktayı da vurgulamak istiyorum ki; Çorumdaki Ehlibeyt camii cemaati Alevi Caferi insanlardan oluşmakta, onlara yönelik tebliğ faaliyetiyle meşgulüz. Bu da tabii ki bizim oradaki mesuliyetimizi bir kat daha fazlalaştırıyor. Çünkü büyük rehberin buyurduğu gibi Aleviler Ehlibeytin Al-i Muhammed'in yetimleri olan kimselerdir. Yüzyıllardır çeşitli sebeplerden dolayı mektepten mezhepten uzak bırakılmışlar ve günümüzde de yine birileri Alevileri ve Alevi Caferileri, bunu özellikle vurgulayarak söylüyorum Ehlibeyt yolunu öz Muhammedi İslam'ı öğrenmelerini istemiyorlar. Biz bu doğrultuda elimizden geldiği kadar, gücümüz yettiği oranda çalışmalarımızı yapıyoruz. Bunun dışında aynı şekilde vakfımızın bünyesinde bir yemekhanemiz, bir kesimhanemiz, morgumuz var. Burada da genel olarak Alevi Caferi halkına zamana, mekâna ve şartlara uygun olaraktan hizmetler verilmekte. Onun dışında gençlik kolları bünyesinde yine ev ziyaretlerimiz var, cemaatimizden camimize yeni gelenlere veya yeni ısınan ailelere toplu olarak ziyaret yapılaraktan hem onlarla aramızdaki dostluk bağlarını sağlamlaştırmak, hem de diğer insanlara tebliğ çalışması yapmak amacıyla böyle bir etkinliğimiz var. Yine kadın kollarımızın cami içindeki faaliyetlerinin dışında iki haftada bir evlerde yapılan toplantılar var, bu toplantılarda da yine çeşitli münasebetlerle kadın kollarımız tebliğ faaliyetlerini yürütmekte.

 

Ehlader: Sayın hocam bulunduğunuz bölgeyi kısaca tanıtıp sorunlarınız hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

 

Özgür Arapoğlu: Kısaca aslında bir önceki bölümde cevap verdim sayılır. Bulunduğumuz bölge dediğim gibi öncelikle Ehlibeyt vakfı ve camiinden bahsetmek gerekirse bunlar Türkiye genelinde Alevi Caferiler tarafından kurulan ilk cami diyebiliriz. Yani şimdiye kadar böyle bir cami yapılmadı. Cemaatinin tamamı aynı şekilde hocaları ve âlimleri de Alevi Caferi olan bir cami yoktur. Bu konuda örnek teşkil etme hususunda tek diyebiliriz Çorum Ehlibeyt camiini. Yaklaşık olarak 27 yıl önce kurulmuş bir cami. İran İslam İnkılâbının ve yüce İmamın açtığı İslam nurundan yararlanarak o nurun ışığında hareket edilerek başlanılan bir hareketti bu. Bu hareket Allah'ın izniyle elhamdülillah şu anda meyvelerini vermeye başlıyor. Birinci camimiz bitti. Ehlibeyt camii aktif faaliyetlerini gösteriyor. Şu anda ikinci camimiz İmam Ali Camii şu anda yapım aşamasında. Önümüzdeki sene o da faaliyetlerine başlayacak. Çorum genel olarak yaklaşık 600 bin nüfusa sahip bir şehir. Bu nüfusun 1/3 ünü Alevi Caferi halkı oluşturmakta ki bu da çok büyük bir potansiyel. Yaklaşık olarak 200 bin civarında bir insan anlamına geliyor. Bundan dolayı dediğim gibi ben ve benim gibilerin sorumluluklarını daha da ağırlaştırıyor. Sorunlarımıza gelince, aslında sorun demeyelim de, imkânsızlıklardan kaynaklanan tebliğdeki eksiklik ve yetersizlik diyelim. Çünkü bazı şeylerde imkânların kısıtlılığından dolayı yeteri kadar Alevi Caferi halkımıza ulaşamıyoruz. Tabi onun dışında Ehlibeyt mektebinin nurlu 12 imam yolunun anlaşılmasını yayılmasını istemeyen kimseler de bu esnada boş durmuyorlar. Bir taraftan bazıları Aleviliği ayrı bir din gibi göstermeye çalışıyorlar. Bazıları Aleviliği Anadolu'ya has bir kültür ve inanç gibi göstermeye çalışıyorlar. Bazıları ise Aleviliği Caferilikten soyutlayıp inançta 12 imam inancı ancak amel ve fıkıhta Ehlisünnet inancını Alevi Caferi halkına empoze etmeye çalışıyorlar. Bütün bu çalışmaların bazıları bilinçli ve garezli bir şekilde bazıları ise bilinçsizce yapılıyor. Biz bütün bu koşullar altında Allah'ın ve Ehlibeyt'in inayetiyle faaliyetlerimizi ve tebliğimizi yapmaya çalışıyoruz.

 

Ehlader: Mezhep çatışmasına karşı nasıl önlem alınmalı?

 

Özgür Arapoğlu: Mezhep çatışmasına karşı alınacak en önemli önlem ki Allah-u Teâlâ Enam suresinde buyuruyor; siz Allahtan başka taptıklarına eğer kötü söz söylerseniz onlar da bilgisizlikle Allah'a karşı kötü söz söylerler. Aslında mezhep çatışmalarının kaynağı iki şeye dayanıyor; biri iç nedenler, diğeri dış nedenler. Dış nedenler; İslam, Kuran, Ehlibeyt düşmanları tarih boyunca Müslümanların birlik beraberlik içinde olmalarını istemediler. Bundan dolayı çeşitli fitne tohumlarını İslam dünyasında ekerekten sen şususun, sen bucusun, sen onunla bir araya gelemezsin, senin İslam'ın onunkinden daha üstün o kâfir o öyle şu şöyle gibi düşüncelerle Müslümanları bölmeye çalıştılar. Diğer taraftan biz Müslümanlar da Kuran-ı kerime sunup Kuran-ı kerimin hidayeti doğrultusunda hareket etmek yerine kendi kafamızda algıladığımız İslam ile birilerini hak birilerini batıl olarak göstermeye çalıştık. Benim her zaman söylediğim bir söz var o da şu ki; bazıları ılımlı İslam radikal İslam gibi tabirler kullanmakta. Aslında böyle bir tabir yoktur. Ilımlı Müslüman ve radikal Müslüman vardır. İslam Allah-u Teâlâ tarafından gönderilen ilahi dinlerin sonuncusu kâmil ve kıyamete kadar devam edecek yegâne dindir. Bundan dolayı İslam'ın radikali ve ılımlısı diye bir şey söz konusu değil. Tak aksine İslam'ı yanlış algılamadan dolayı bazıları ya ılımlı veya radikal davranışlarda bulunmaktalar. Bu sorunu da çözmek için İslam'ı radikal ya da ılımlı adlandırmak yerine Müslümanları bu tür davranışlardan uzak tutmak ve birbirini tekfir edip yanlış düşüncelere kapılmak yerine yeniden Kuranı yeniden peygamber efendimizin hayatını siresini ve sünnetini araştırmaya davet etmemiz gerekiyor. Vahdetin en büyük nedenlerinden bir tanesi de birbirimizi anlamak istediğimizde çeşitli İslam mezheplerinden olan kimseler, mezhepleri kendi mezhep mensuplarından öğrenmeleri gerekiyor. Yani eğer ben bugün Ehlisünneti araştırmak istediğim de örneğin Hanefi mezhebini ya da maturidi inanç mezhebini araştırmak istediğim de başka mezhebe mensup olanların kitaplarına başvurmak yerine direkt olarak ilgili mezheplerin mensuplarına ve kitaplarına başvurup onlardan öğrenmeliyim. Bu şekilde aslında mezhepler arasındaki farklılıkların ne kadar az olduğu ortaya çıkar hem de mezheplerin mensuplarının inançları direkt olarak anlaşılmış olur. Bir diğer konu da taassuptan ve ön yargıdan uzak olmamız gerekiyor. Taassup her zaman insanın hakikati bulmanın önündeki engellerden bir tanesidir. Bundan dolayı bir şeyi ya da bir düşünceyi araştırmak istiyor isek taassuptan uzak olarak objektif bir şekilde olaya bakmamız gerekiyor. Aslına bakarsak bu Kuranın bizden istediği bir şey. Çünkü Kuranın bizden istediği şey bilinçli Müslüman olmaktır. Ben etrafımdaki her kesimden Müslümanlarla karşılaştığım zaman her zaman diyorum ki araştırın, eğer Hanefi Sünni isen araştır bilinçli bir Sünni ol. Taklitçi Sünni taklitçi Hanefi olmayın. Bugün bizim en büyük sorunumuz araştırmadan bulunduğumuz coğrafyanın inancını ve rengini benimsememizden kaynaklanıyor. Annem babam Hanefi'ydi Sünni'ydi, annem babam Şia'ydı Caferi'ydi ve ben de Şia'yım ben de Caferi'yim. Ancak Allah-u Teâlâ Kuran'da bize taklitçi Müslüman olmamamızı ve bilinçli Müslüman olmamızı emrediyor. Bilinçli Müslüman olursak, inancımızı araştırırsak, inancımızı araştırdıktan sonra diğer düşünceleri de araştırırsak bunun bize iki tane faydası olur; birincisi artık kendi inancımızın sağlamlığında yakine ulaşırız, ikincisi eğer dışarıdan birisi bizim inancımıza saldırı da bulunursa rahat bir şekilde savunuruz ve ondan etkilenmeyiz.

 

Ehlader: Hocam orta doğudaki son gelişmeler hakkında düşüncelerinizi alabilir miyim?

 

Özgür Arapoğlu: Orta doğudaki son gelişmelere eğer bir Müslüman gözüyle Kuran'a inanan bir insan gözüyle bakarsak bunu biz Allah-u Teâlâ'nın Kuran'daki vaadinin gerçekleşmesi olarak görürüz. Allah Saf suresinde ne buyuruyor: Allah öyle bir kimsedir ki, resulünü hidayet ve hak üzerine göndermiştir ve bu din bütün dünyayı kuşatacaktır, bütün dinlere üstün gelecektir, kâfirler ve müşrikler istemese de. Hz. Musa'yı Firavunun sarayında büyütüp Firavunun sarayını başına yıktıran Allah peygamber efendimiz Mekke'den Medine'ye hicret ederken müşrikler kendisine ulaşmasın diye bir güvercine kısa sürede yuva yaptırıp bir örümceğe mağaranın tamamına ağ ördüren yüce Allah, ilahi, evrensel ve hak din olan İslam'ı da bütün dünyaya yayacak. Bundan dolayı bugün günümüzde bazıları işte Arap baharıdır, şudur budur gibi davranışlarla İslam dünyasında ve özellikle Ortadoğu coğrafyasında meydana gelen hareketleri kendilerine göre işte Müslümanların demokrasiye geçiş hareketi, ya da işte İslam'ın çağdaşlığı öğrenme hareketi diye algılamış olsalar da Kuran'ın bu ayetinin ışığından bakan ben diyorum ki, bu İlahi din olan İslam dininin evrenselliğinin artık dünyayı kapsayıcı ve kuşatıcı olacağının bir belirtisidir.

 

Ehlader: Ehlader hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyim?

 

Özgür Arapoğlu: Ehlader'i ben kendim şu şekilde görüyorum; Türkiye tarihinde, tabi konuyu biraz genelleyeceğim, bir ilk olarak evrensel Ehlibeyte mensup olan değerli, yüce peygamberin ve Ehlibeytin varisi olan o hak yolun yayıcısı olan insanların bir çatı altında toplanması benim gibi bir insanın idealindeki en büyük hedeflerden bir tanesi diyebilirim. Bundan dolayı çok mutluyum ki Türkiye'nin her tarafında faaliyet gösteren âlimlerimiz bir çatı altında toplandılar ve geleceğe yönelik birlik mesajı vererekten yapılan çalışmalarında daha başarılı olmak için birlikte hareket etmeye karar verdiler ve bundan dolayı Ehlader'in bu hareketini bir denek hareketi olarak görmek yerine Kuran-ı Kerimin buyurduğu gibi şecereyi-i Tayyibe olarak görüyorum ki ne buyuruyor Allah; kökleri giderek yerin altına doğru sağlamlaşıyor ve dal budak salaraktan Allah'ın izniyle de her tarafa meyvesini verecek Allah'ın izniyle. Tabi bunun olabilmesi için de başta Ehlader'in yönetimindeki hocalarımıza ve ardından da Ehlader'in bünyesinde faaliyet gösterecek âlimlerimize birçok görevler düşüyor. Kısaca anlatmak gerekirse, Ehlader'in kuruluşunun üzerinden 1 yıllık bir zaman geçmiş bulunmakta yani şöyle diyebiliriz; Ehlader artık deneme sürecinden geçti ve olgunlaşma sürecine başladı. Bundan dolayı artık olgunlaşma sürecine başlayan Ehlader'in gerek içindeki, tebliğsel, kültürel faaliyetleri ve gerekse dışarıdaki tebliğsel ve kültürel faaliyetleri bu olgunluğa yakışır bir şekilde gerçekleştirmesi gerekiyor. Bundan dolayı da ilk, orta ve uzun vadeli olmak üzere hedeflerine ulaşmak için programlar yapması gerekiyor ve bu programlar doğrultusunda da hedeflerini yavaş-yavaş hayata geçirmesi gerekiyor. Bunun için de her şeyden önce değişen dünya ve değişen Türkiye'deki yerimizi, siyasetimizi, hedefimizi, programlarımız ve amaçlarımızı belirlememiz gerekiyor. Ehlader'in bana göre asıl amacı âlimlere yönelik çalışmalar olması gerekir yani Ehlader âlimleri yetiştirecek âlimlerin eksikliklerini giderecek kapasitelerinden yararlanacak âlimlerimiz de kendi bünyelerinde bulunan cami, dernek vasıtasıyla insanlara ulaşaraktan verimli bir şekilde kutlu ve mutlu Ehlibeyt yolunu yayacaklar. Bana göre Ehlader'in asıl risaleti şu olmalı ki âlimlerimizin çeşitli yönlerdeki kapasitelerini, potansiyellerini ve yeteneklerini keşfederekten onların bu kapasitelerini geliştirme yönünde çalışmaların yapılması gerekiyor. Bu çalışmalar ne kadar verimli olursa ne kadar çok başarılı olursa altta bulunan yani cami ve dernek bünyesinde bulunan âlimlerimiz vasıtasıyla ulaştığımız insanlara da iyiyi, güzeli, doğruyu öğretmek de çok daha kolay olacak. Bundan dolayı eğer Ehlader bir site yapıyorsa yaptığı sitede artık bir hocamız bir makale bir köşe yazısı yazıyorsa işte Kuran'da takva nedir? Duanın anlamı nedir gibi konular yazma yerine daha çok âlimlerimizin yararlanacağı içerikte ve kapasitede yazı yazması gerekiyor. Yani ihtisaslaşmaya yönelik çalışmalar yapması gerekiyor. Ya da eğer Ehlader bir program ve sempozyum yapacaksa yapacağı programın içeriğini âlimlerin düşüncesini, fikrini, mektebe bakış açısını değiştirecek şekilde yapması gerekiyor. Yine risaletlerinden önemli birisi de ki Türkiye'deki âlimlerin kati çoğunluğunu bünyesinde bulunduruyor bundan dolayı camiler ve derneklerde yapılan faaliyetlerin günümüz şartlarına uygun değiştirilmesi ve geliştirilmesi yönünde çalışmaların yapılması gerekiyor. Bu vb. çalışmalar yapılacak ve gerçekten hadim âlimlerimizin böyle bir şeye girmeleri ve özveriyle ve zahmet çekerek bu işe adım atmaları bu çalışmaların ileride yapılacağını bize gösteriyor.

 

Ehlader: Sayın hocam eğer tüm dünya Müslümanlarına bir mesaj vermek isteseniz, hangi mesajı vermek isterdiniz?

 

Özgür Arapoğlu: Tüm dünya Müslümanlarına mesaj verebilmemiz için benim kendi kanım şu ki, bizim önce kendimiz vereceğimiz mesaja inanmamız gerekiyor ve yakin etmemiz gerekiyor. Ben tüm dünya Müslümanlarının bir parçası olarak vereceğim mesaj şu; evrensel Ehlibeyt düşüncesini yaymayı ve yaşatmayı öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü bizler eğer Kuran'a, Peygamber efendimize ve İslam'a inanıyor isek, peygamberimizin iki ağır emaneti olan Kuran'a ve Ehlibeyt'e sarılmalıyız. Bunun için bir Müslüman hangi mezhepten olursa olsun hiçbir şek ve şüphe götürmeyen kesin delillere dayalı sakaleyn hadisine amel ettiği zaman dünyadaki bütün sorunların çözüleceğine inanıyoruz. Çünkü burada Peygamber efendimiz Kuran'sız Ehlibeyt ve Ehlibeyt'siz Kuran olmayacağını ve bu ikisinin bir arada yaşayıp yaşatıldığı ve hayat pratiğine döküldüğü sürece Müslümanların asla sapıklık ve dalalete düşmeyeceğini söylüyor. Bundan dolayı önce biz hem Kuran'ın, hem İslam'ın hem Ehlibeyt'in evrensel olduğunu benimsememiz gerekiyor ve bütün dünya Müslümanlarına sakaleyni yaşamayı ve yaşatmayı öğretmemiz gerekiyor.

 

Ehlader: Bilgilerinizden dolayı teşekkür ederim.

 

Ehlader Kültür-Araştırma

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler