17 Ocak 2018 Çarşamba Saat:
13:03
24-11-2017
  

Peki, Ne Yapabiliriz!? + FOTO

Bundan tam bir asır önceydi...

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Bilindiği üzere İngiliz destekli Vahabi Akım, yüzyıl önce İslam Alemi'nin kutsal değerleri olan türbe, kale ve diğer birçok tarihi mekanı tarumar etmişti. Ardınca da öyle bir sinsi siyaset izlemişti ki bu konu unutulup gitmişti.

 

Halbuki kudret ne zaman ellerine geçtiyse defalarca başta Kerbela olmak üzere birçok Ehl-i Beyt İmamı'nın yattığı o mukaddes türbeleri, bir türlü benimseyemedikleri güzide sahabelerin cennet mekan kabirlerini yıktılar ama hep bir şekilde örtbas etmesini bildiler. Bunun için de ya Müslümanların dikkatini başka yerlere çektiler veyahut da önemsiz bir mesele gibi lanse ettiler.

 

Hatta birkaç yıl önce Samarra'daki Hasan el-Askeri'nin türbesi veya Suriye'de yıkılan sahabe mezarları ve daha fazlası bu modern dünyada dahi görmezden gelinmeye çalışıldı.

 

Bakın bu konuda Dr. Muhammed Sadık Necmi, neler yapılması gerektiğine dair neler söylüyor:

 

"Bilindiği üzere özellikle Arap yarım adasında vuku bulan kutsal mekanların bazı gruplar tarafından yıkılıp, tahrip edilmesi üzerinde hassasiyetle durduğumuz önemli konulardan bir tanesidir. Hatta bu kabul edilemez eylemin üzerinden de neredeyse bir asır geçmiş durumda ve hedeflerine ulaştıkları için artık bu siyasetin devam edilmesinin lüzumu olmadığını düşünüyorlar; çünkü bu kabulü zor eylemin üzerinden geçen bir asra rağmen neredeyse tüm İslam alemi hatta birçok araştırmacı dahi bu olaylardan habersiz ve ne amaçla, hangi siyasi düşünce ile gerçekleştirildiğinden maalesef yeterince bilgi sahibi değiller. Hal böyle olunca da gerçeklerden uzak kalmak ve gelecek nesillere sebepleri eksik anlatılacağı için bu kabul edilemez eylemler daha da tarih sayfalarına gömülüp, unutulmaya yüz tutacak.

 

İşte bu yüzden şunu ifade etmek isterim ki: Bu düşüncenin bir çok olumsuzluklara gebe olduğunu dile getirerek, bu yıkım ve tahriplerin hala devam ettiğini ama kültürel faaliyetler içerisinde yaşadığını belirtmek istiyorum. Bunu da kutsal mekanlar ve Haremeyn-i Şerifeyn tarihi hakkında hem de birçok dilde kaleme aldıkları eserlerle devam ediyorlar. Tarih boyunca kaleme alınmış, içeriği de dini içerikler üzerine oturtulmuş eserlerin aksine şimdi yalın, kuru ve gerçeğin yansıtılmadığı yayınlarla karşımıza çıkıyorlar.[1] Sanki bu yerler hiçbir zaman tarih içerisinde yer almamış gibi davranıyorlar! Bu şekilde gelecek nesilleri bu kutsal mekanlardan habersiz bir şekilde yetiştirmek ve yaptıkları bu çirkin eylemleri örtbas etmek istiyorlar.

 

İşte burada yapılması gereken şey ise; tüm bu olumsuz ve gerçekleri hiçe sayan yayınların karşısında elimizden geldiğince olayları olduğu gibi yalın hali ile gündeme taşımalı ve var olan diğer yayın araçları ile Müslümanları bu konu hakkında gereğince bilgilendirmeliyiz. İşte bu şekilde gelecek nesillere doyurucu bilgiler aktarılabilir İnşaallah.

 


[1] Buna bir örnek vermek gerekirse; 1991 senesinde Seyyid Ahmed Yasin'in kaleme aldığı 'Tarihu'l Mua'limu'l Medinetu'l Münevvere Kadimen ve Hadisen' adlı eserle konuyu daha net bir şekilde değerlendirebiliriz. Kitabın müellifi hazırladığı 400 sayfalı bu eserde Medine'nin eski ve yeni tüm cami, kale, kuyu, konak ve yapılarını detayları ile anlatırken; en hassas mekan olan Cennetü'l Baki için yalnızca yedi satırdan oluşan bir başlık altında burasının Medine halkının umumi mezarlığı olduğunu söyleyerek konuyu bitirmiştir. 

 

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler