19 Kasım 2017 Pazar Saat:
23:41
29-05-2017
  

Ramazan Ayı Üçüncü Gün Duası

Mübarek Ramazan Ayı'nın Üçüncü Gün Duası

Facebook da Paylaş
 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Hüccet'ül İslam Dr. Muhammed Emin Gülistani

 


اللَّهُمَّ ارْزُقْنِی فِیهِ الذِّهْنَ وَ التَّنْبِیهَ وَ بَاعِدْنِی فِیهِ مِنَ السَّفَاهَةِ وَ التَّمْوِیهِ وَ اجْعَلْ لِی نَصِیباً مِنْ کُلِّ خَیْرٍ تُنْزِلُ فِیهِ بِجُودِکَ یَا أَجْوَدَ الْأَجْوَدِین

 

"Allah'ım! Bu günde bana zekâ ve uyanıklık (ibadet ve itaatten gafil olmama) hali ver; beni cahillik ve batıl işlerden uzaklaştır. Bu günde indirdiğin her hayırdan bana da bir nasip ayır; cömertliğin hakkına ey cömertlerin en cömerdi!"

 

 

Duanın ilk bölümünde Yüce Yaratıcı'dan bu günde zihnimizi kullanmayı ve aklımızın doğru çalışmasını istiyoruz. Yani Rabbimizden özel bir uyanıklık ve zihni idrak talep ediyoruz. Peki, neye karşı uyanıklık ve akıl etmek?

 

Gelişim evresinden her an yeni bir aşama kat eden aklın tekâmülünde sadece beslenmek, aile, arkadaş ortamı gibi zahiri etkenler değil Kur’an okumak ve dua etmekte gibi manevi faktörler de vardır.

 

Aklın gelişmesi konusunda İslami kaynaklarda oldukça fazla rivayet nakledilmiştir. Örneğin; aklın daha iyi çalışması için rivayette kondur yenmesi tavsiye edilmiştir. Hatta geçmiş büyük âlimlerin hafızalarının daha güçlü olması ve zihni idraklerinin artması için sürekli kondur tükettiği söylenir. Elbette bu vb. şeyler, işin maddi boyutudur. Birde bunu manevi boyutu vardır ki asıl konumuz bundan ibarettir.

 

Biz bir manada Rabbimize şöyle yakarıyoruz; "Ya Rabbi! Bu günde bize gaflet uykusundan uyanmayı nasip et. Nasip etki bizlerde senin kulların olarak senin yasaklamış olduğun ve senin razı olmadığı işlerden uzak duralım."

 

Tarihte bizzat Peygamberlerin zamanında yaşayan ve kendi gözleriyle mucizelere şahitlik etmiş olmalarına rağmen hakka teslim olmayan sayısız insan vardır. Hatta tarih, Peygamberlerin sözüne bir şekilde inanarak kendini hakka teslim eden ama Peygamberlerin vefatından sonra tekrardan cehalete ve kendi nefsanî dinlerine geri dönenleri tanıklık etmiştir.

 

Gaflet ve basiretsizliğe verilecek en güzel örnek, bu iki gruptur.

 

"Allah'ın dostları ile dost olmak ve düşmanı ile düşman olmak" ilkesi İslam'ın ilk yıllarından beri günümüze kadar değişmeyen en büyük İslami sloganlardan biridir.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) yirmi üç yıllık peygamberlik vazifesini yaptığı dönemde zaman zaman Hz. Ali'nin (a.s) imametliğini halka farklı mekân ve zamanlarda bildiriyor ve O'nun faziletlerini açıkça beyan ediyordu. Bununla ilgili en bariz tarihi olaya bakacak olursak; Hz Muhammed'in (s.a.a) peygamberliğini açıklamak için tüm akrabalarını, ailesini ve yakınlarını davet ettiği yemekte Hz Ali'den (a.s) başka kimse Peygamber Efendimize (s.a.a) "lebbeyk" demedi.

 

Hz. Muhammed (s.a.a) daha İslam adına yapılan ilk toplantıda "Bu gördüğünüz Ali (a.s) benim vezirim, halifem ve vasimdir" deyince orada bulunan Kureyşliler, Hz. Ali'nin (a.s) babasıyla alay edercesine, "Ey Ebu Talib! Artık bundan sonra küçük oğluna biat edersin. Ne de olsun senin halifen oğlun olmuştur" diyecek kadar gaflet uykusuna dalmış en basiretsiz insanlardandılar.

 

Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.a) nübüvvet makamına seçildiği ilk günden itibaren insanlara imametin, nübüvvet makamının devamı olduğunu anlatmaya, öğretmeye çalışıyordu. İmamet meselesinin ne kadar önemli olduğunu anlamamız için sadece son veda haccında yaşanan olaylara (Gadir-i Hum) bakmamız yeterli olacak kanaatindeyim.

 

Duanın diğer bölümünde "Allah'ım! İndirdiğin hayırdan bana da nasip et" diyoruz.

 

Allah Teâlâ'nın kulları için indirdiği en güzel nimet Kur'an'dan başka ne olabilir ki? Hele bu nimet İslam peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a) tarafından getirilmişse onun değeri kat kat artırmaktadır.

 

Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) hayatımızın her alanında bizler için en güzel örnek şahsiyettir. Bu büyük nimet karşısında Yüce Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Çünkü bizim eşsiz Peygamberimiz (s.a.a) bir yandan bize bu dünyada yol gösteriyor, en güzel bir şekilde yaşamamızı sağlıyorken diğer taraftan hata ve kusurlarımız karşısında kıyamette bizleri yalnız bırakmıyor ve bizlere şefaat elini uzatıyor.

 

Çünkü en cömert olan Allah'a elçilik etmeye, en cömert insan yakışır.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler