17 Ekim 2017 Salı Saat:
07:07
27-07-2017
  

Rızık Onun Elindedir

Allah'ın rızık vermesi bir lütuftur ve bu nedenle de hesapsızdır.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Ali Ekber KUREYŞİ

 

 

 

“Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara/212). Bu tabir Kur'an'da 5 kez tekrarlanmaktadır: Bakara/212, Âl-i İmran/27 ve 38, Nûr/38, Mü'min/40'ta. Bir kez de şöyle geçmektedir: “Sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir.” (Zümer/10)

Bu altı kullanım şeklinden birincisi ve dördüncüsü mutlaktır, dünya ve ahireti kapsamaktadır. İkinci, üçüncü ve altıncısı dünyaya hastır. Beşincisi ise ahirete yöneliktir. Netice itibariyle “Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara/212) hem dünyada geçerlidir, hem de ahirette. Şimdi buradaki “hesapsız” ifadesinin ne anlama geldiğine bakalım.

Öncelikle bu altı kullanımın hepsinin de sadece dünya ve ahiretteki rızık, nimet ve mükafat konusunda geçerli olduğunu bilmemiz gerekir. Dünya ve ahiret azabı hakkında böyle bir ifade kullanılmamıştır.

 

Bazı büyük alimlerin inancına göre kullar ve onların herşeyi, Allah'ın malı ve mülküdür. Kullar, Allah karşısında ne bir şeyin karşılığında alacaklıdırlar, ne de istihkakları vardır. Şu halde Allah'ın rızık vermesi bir lütuftur ve bu nedenle de “hesapsız”dır. Öyleyse “hesapsız”, karşılık olarak ve belli istihkakla olmama anlamına da gelir. Bu mesele özü itibariyle haktır ve sabittir. Ama bütün insanlar için geçerlidir. Bir diğer ifadeyle, Allah tüm insanlara bir şeyin karşılığı ve belli bir istihkakla belirlenmiş olmaksızın verir. Bu rızık verme, insanların Allah üzerinde bir hakkı bulunmaksızın Allah'ın kendi üzerine aldığı bir haktır.

 

Fakat “Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara/212) ile “Kime dilersen ona hesapsız rızık verirsin.” (Âl-i İmran/27) ayetleri arasında farklı bir özellik bulunduğu anlaşılıyor. Buna göre, hüküm bütün insanlara şamil değildir ve “kime dilerse” ile “kime dilersen” kaydı, hükmün umuma şamil olmasına engeldir.

Mesela “Sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir.” (Zümer/10) ve “İşte onlar cennete girecekler, orada onlara hesapsız rızık verilecektir.” (Ğâfir/40) ayetlerinde “kime dilerse” kaydı bulunmamakla birlikte, iyilik yapanlara işaret eden “sabredenler” ve “işte onlar”, “hesapsız”ın kaydı olmaktadır.

 

Bana kalırsa, her ne kadar birbiriyle bağlantılıysalar da kıyamet ayetlerini dünya ayetlerinden ayırmak gerekir. Örneğin ahiret hakkındaki ayette şöyle denmektedir: “Kim bir kötülük işlerse, onun kadar ceza görür. Kim de kadın veya erkek, mümin olarak faydalı bir iş yaparsa işte onlar, cennete girecekler, orada onlara hesapsız rızık verilecektir.” (Mü'min/40).

 

Ayetin zâhirine göre “hesapsız” ifadesinden maksat, sonsuz ve çok miktarda olmalıdır. Mü'minin dünyadaki ameli zaman, nicelik ve nitelik bakımlarından sınırlıdır. Fakat o amelin ahretteki mükafatı ve ecri, sonsuz, geniş,  çeşitli ve rengarenktir. O amelin karşılığındaki bu ödül açıktır ki hesapsızdır ve onunla karşılaştırılamaz bile.

Şöyle sorulabilir: “Bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar ve içki dolu kâse… Bunlar Rabbinin yeterli (hisâben) bir bağışı, mükâfatıdır.” (Nebe/32-36) ayet-i kerimesinde ve buna benzer diğerlerinde, ahiret ödülünün hesapsız değil, belli bir hesaba göre olduğu açıkça söylenmiş değil midir? Buna cevabımız şudur: Hesap, belli bir istihkakla ilgilidir. Yani cennet, iman ve amel karşılığındadır, onun çokluğu ve sonsuzluğuyla alakalı değildir. Bu meseleyi teyid eden konu, kötü amel karşılığında bir ceza, ama iyi iş karşılığında on kat ödül verilecek olmasıdır.

Fakat bize göre dünya mevzubahis olduğunda “hesapsız”dan murad, gayret ve çabayla kıyaslanmayacak boyutta demektir. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Bazı insanların yevmiyeleri ve gelirleri emekleriyle orantılıdır. Mesela ücretliler, işçiler, memurlar ve diğerleri yaptıkları iş ve sarfettikleri emekleri karşılığında işlerine uygun ücreti alırlar. Ama tüccarlar vs., mesela birkaç gün çalışır ve işlerinin yüzlerce katı gelir elde ederler. Yahut başkalarına mesela miras kalır veya hazine bulurlar böylelikle mal temin ederler. Bu tür insanlar rızklarına ulaşmak için ya çalışmazlar, ya da sarfettikleri emek kazançlarına göre çok azdır. İşte “dilediğine hesapsız rızık verir” cümlesinin manası budur. Herkes bu hükmün kapsamında olmadığından “kime dilerse” kaydı burada yerini bulmaktadır.

Örneğin, “De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin. Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” (Âl-i İmran/26-27) ayet-i kerimesinde “Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” cümlesinin en iyi izahı, miras yoluyla veya sarfedilen emeğe nisbetle hayli az olan çaba vasıtasıyla elde edilen mülk ve krallıktır. Onu elde etmek için ya hiç çaba harcanmamıştır, ya da  çok az gayret sarfedilmiştir.

 

Her halükarda gösterilen gayretle mukayese edilemez. Şu ayet, konuyu çok daha iyi açıklamaktadır: “Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.” (Nûr/38). Ayet açık bir şekilde, Allah'ın amelin karşılığını vereceğini ve lütfuyla onu fazlalaştıracağını ortaya koymaktadır. Amelin karşılığını fazlalaştırıp arttırarak vermek, amelle karşılaştırılamayacak bir şeydir. Daha sonra ise şöyle buyurulmaktadır:

 

“Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır."

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler