18 Haziran 2018 Pazartesi Saat:
02:58

Rus Sürprizi

19-03-2016 11:43



Eylül’de yaptığı sürprizle şartları tamamen değiştiren Rusya, Suriye isyanının yıldönümünde yaptığı “çekilme” sürpriziyle siyasi çözümü korunaklı kılmayı amaçlıyor.

Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığının bir kısmını çekmesi, gerçekleştirdiği hedefler açısından bir sonuç, gerçekleştirilmesini öngördüğü hedef için ise bir başlangıç oluşturuyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, "görevlerin tam olarak yerine getirildiğini” söyleyerek sonucun gerekçesini; “Umarım, bugünkü kararımız çatışan taraflara iyi bir sinyal olur. Umarım, bu karar sürecin tüm katılımcılarının güvenini önemli ölçüde artırır” diyerek de başlangıç adımını attığı hedefinin vizyonunu ortaya koydu.

Rusya'nın Suriye’deki birliklerinin bir kısmının çekmesinin Cenevre-3 ile başlayan siyasi çözüm sürecini güçlendirme hedefine ne ölçüde katkı sağlayacağını zaman gösterecek.

Dolayısıyla birlik azaltma kararını Cenevre’de başlayan siyasi çözüm sürecini destekleme hedefiyle açıklayan Moskova’nın öngördüğü bu hedefte başarılı olup olamayacağı şimdilik belirsiz.

Ancak Moskova’nın birliklerini Suriye’de öngördüğü hedefleri gerçekleştirdiği için azalttığı son derece açık.

Putin, Rus ordusunun Suriye’de “tam olarak” yerine getirdiğini belirttiği hedefleri şöyle açıkladı:

"Askerlerimizin etkili çalışmaları barış sürecinin başlaması için gereken koşulları yarattı. Rus askerlerinin desteğiyle Suriye ordusu ve Suriye’nin vatansever güçleri, uluslararası teröre karşı mücadeledeki durumu köklü bir şekilde değiştirmeyi ve neredeyse tüm yönlerde üstünlüğü ele geçirmeyi başardı."

Peki bu, sürpriz çekilme kararını izaha yönelik bir propaganda mı yoksa nesnel bir gerçeklik mi?

Suriye’deki askeri, siyasi ve diplomatik şartları Rusya müdahalesi öncesi ile sonrasını göz önünde bulundurup kıyaslayarak bu soruya cevap verebilmek mümkün.  

Rusya müdahalesi Suriye’de neleri değiştirdi?

Rusya’nın müdahalesinin siyasi ve diplomatik alandaki etkisi, askeri sahadaki etkisinden çok daha tayin edici oldu; çünkü Rus müdahalesi sonrasında Suriye’deki siyasi çözümün tanımı ve şekli tamamen değişti. Nitekim Moskova da ulaştığını açıkladığı hedefi bu değişimle izah etti.

Rus müdahalesine kadar siyasi çözümün tanımında da şeklinde de belirleyici olan taraf ABD liderliğindeki Dostlar Grubu’ydu.

Dostlar Grubu, ilk uluslararası girişim olan Cenevre-1’de siyasi çözümü “Beşşar Esed çekilmelidir” şeklinde tanımlamıştı.  Bu tanım çerçevesinde başlayacak siyasi müzakerelere kimlerin katılması gerektiğini tayin eden Dostlar Grubu, siyasi çözümün şeklinde de belirleyici taraf olmuştu.

Örneğin hem birinci hem de ikinci Cenevre konferansına Güney Kore bile davet edilirken sorunun doğrudan tarafı olan İran’ın katılması engellenmişti.

22 Ocak 2014’teki Cenevre-2 konferansına ise Suriye hükümetiyle müzakerelere Dostlar Grubu tarafından desteklenen Suriye Ulusal Koalisyonu dışında başka bir muhalif grubun katılmasına izin verilmemişti.

Dostlar Grubu’nun 2014 yılının eylül atında terörle mücadele koalisyonuna dönüşerek niteliksel yapısını kaybetmesinin yarattığı boşluk, Rusya’ya Suriye’deki siyasi çözümün tanımında ve şeklinde belirleyici olma fırsatı sundu.

Öte yandan Rusya’nın müdahalesi, 2014’teki Cenevre-2 konferansından beri rafa kalkmış olan siyasi çözüm meselesinin yeniden gündeme gelmesini sağladı.

Suriye Destek Grubu adlı uluslararası platformun ortaya çıkması ve siyasi çözüme dair yeni tanımın ve uyeni şeklin bu platformda belirlenmesi, Rusya’nın Suriye müdahalesinin zorunlu sonuçlarıydı.

Siyasi çözümün tanımı da şekli de değişti

30 Ekim’de Viyana’da yapılan Suriye Destek Grubu toplantısına öncekilerin aksine İran’ın da davet edilmesi, Suriye ile ilgili kararlarda artık sadece ABD ve müttefiklerinin değil, Şam’ın müttefiklerinin de belirleyici olacağını göstermişti.

Viyana toplantısında sorunun tanımının da çözüm şeklinin de tamamen farklılaştığını gösteren 3 önemli karar alındı.

1- Suriye’nin ulusal birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması,

2- Suriye’nin seküler karakterinin korunması,

3- Suriye’nin geleceğine Suriye halkının karar vermesi.

Şu an tanık olduğumuz Cenevre-3 görüşmeleri ve ateşkes meselesi, çerçevesi 30 Ekim ve 14 Kasım Viyana kararlarıyla belirlenen ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararıyla desteklenen süreçlerin sonucu olarak ortaya çıktı.

Viyana’da alınan bu üç karar ve Cenevre-3’e Suriye Ulusal Koalisyonu’nun dışındaki diğer muhalif grupların da davet edilmesi, artık hem siyasi çözümün tanımı hem de şekli konusunda Şam’ın müttefiklerinin de belirleyici olduğunun kanıtıydı.

Kuşkusuz bu süreçleri yaratan, Rusya’nın “4+1 İttifakı” olarak adlandırılan ortaklarıyla beraber askeri sahaya ağırlık koymasıydı. 4+1 İttifakı Rusya, İran, Suriye, Irak + Hizbullah’tan oluşuyordu.

Nisan 2015’te İdlib’in ardından da Palmira’nın düşmesiyle savunma pozisyonuna düştüğü görülen Suriye ordusu, 4+1 İttifakının askeri sahaya ağırlık koymasıyla yeniden saldırı pozisyonuna geçti.

Rusya’nın 4+1 ile koordineli askeri müdahalesi, siyasi çözüm için yukarıda anlatılan şartları yaratmaya yönelikti.

Güç azaltma, siyasi çözümü korunaklı kılmak için

Şu an Suriye’nin toprak bütünlüğü ile seküler karakterini korumayı ve Suriye’nin geleceğini de Suriye halkının iradesine bırakmayı taahhüt eden bir siyasi çözüm tanımı ve bu tanımı kabul eden bir uluslararası konsensüs oluştuğuna göre Rusya öngördüğü hedefi gerçekleştirmiş oldu.

Zira Rusya, Suriye’deki askeri varlığının bir kısmını çekme kararını öngördüğü hedeflere ulaşmış olmasıyla açıklarken hedefe ulaşmaktan, askeri sahayı silahlı gruplardan tamamen temizlemeyi değil siyasi çözüme götürecek yolu açmayı kastediyor.

Dolayısıyla Rusya, ABD ve müttefiklerinden farklı ve gerçekçi bir siyasi çözüm tanımı ile açtığı bu yolu, şimdi askerlerinin bir kısmını çekerek istikrarlı hale getirmeyi hedefliyor. Çünkü siyasi çözümün sürdürülebilir olması, ateşkesin korunmasına bağlı ve Suriye’nin geleceğine Suriye halkının karar vermesini öngören bir siyasi çözümü, zahiren sadece Türkiye ve Suudi Arabistan reddediyor.

Suudi Arabistan ve Türkiye, Suriye’ye kara birliği gönderme önerisiyle hem askeri sahada 4+1 İttifakı’nı dengelemeyi hem de siyasi çözüm tanımını eski şekline döndürmeyi hedeflediğini gizlemiyor.

Riyad heyetinin Cenevre görüşmeleri, İslam Ordusu’nun da ateşkes konusunda ileri sürdüğü taleplerin doğrudan Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığıyla ilgili olması aslında doğrudan Suudi Arabistan ve Türkiye'nin hedeflerini yansıtıyordu.

Sahadaki bazı silahlı gruplar ve masadaki Riyad heyeti üzerinde belirgin bir nüfuza sahip olan Türkiye ve Suudi Arabistan’ın ateşkesi sabote ederek siyasi çözümü baltalamasına bahane teşkil edebilecek en önemli koz Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığıydı.

Rusya'nın Suriye’deki askeri varlığında niteliksel bir kayba neden olmayacak oranda güçlerini çekerek bu kozu kullanmak isteyenleri açığa düşürmeyi hedeflediği anlaşılıyor.

Eylül’de yaptığı sürprizle siyasi ve diplomatik şartları tamamen değiştiren Rusya, Suriye isyanının yıldönümü sayılan 15 Mart’ta yaptığı “çekilme” sürpriziyle siyasi çözümü korunaklı kılmayı amaçlıyor.  

İlk sürpriziyle öngördüğü hedefleri gerçekleştiren Moskova’nın ikinci sürpriziyle öngördüğü hedefe ne ölçüde ulaşabileceğini zaman gösterecek; ancak kesin olan şu ki Suriye’nin kaderi konusunda sürpriz yapabilecek tek aktör Rusya.

Çünkü Cenevre-3 sürecini korunaklı kılmak adına “B Planı” tehdidiyle sürpriz yapmaya çalışan Amerika, kendi sürprizini yalanlamak zorunda kalıyor.

 

Alptekin DURSUNOĞLU/YDH

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !