18 Kasım 2017 Cumartesi Saat:
16:07
26-05-2017
  

Ruyet-i Hilal Meselesi

Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslâm Hukuku Anabilim dalı

Facebook da Paylaş



Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslâm Hukuku Anabilim dalı İslami ibadetlerin bir kısmında ay takvimi esas alınır. Bunlar Ramazan ayının başlama ve bitmesi, hacca gitmek ve kurban bayramını tespit etmek. Gibi senelik ibadetlerdir.

İslam ülkeleri ise ayın başlangıcı konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Bunun görünürdeki en büyük sebebi, astronomik hesaplara güven meselesidir. Ayrıca kavuşum anını ay başlangıcı yapıp yapmamakla ilgilidir. Fakat kanaatimce bu konudaki en büyük sebep, İslam ülkelerinin siyasi dağınıklığıdır. Bu ortamda kötü niyetli bazı şahıs veya kuruluşların da etkisi tartışılamaz. Çünkü ay ve güneşin hareketi sabittir.

Ayın kavuşum vaktiyle, yeryüzünden görme vaktinden birisi de tercih edilebilir. Bu noktadaki bilimsel toplantılarda ittifakla kabul edilen görüş ise aybaşının yeryüzünden görülme anına dayanmasıdır.

Dini takvim, yani Ramazan ayının başlaması ve bitmesi ile hacda Arafat vakfesinin ne zaman yapılacağı, bazı İslam ülkelerinin, ilgili toplantılarda ittifakla alınan kararlara uymaması sebebiyle iki temel problemli konu olarak sürekli gündemdedir. Bu sebeple konuyu açıklayıcı ve ortaya koyucu bir makale yazmak ihtiyaç olmuştur. Mevzuyu şu şekilde takdim edebiliriz:

Takvim:

Değişik kültürlere göre farklı takvimler olabilmektedir. Bu sebeple Hz. Âdem'den beri her millet kendilerince önemli gördükleri bazı hadiseleri tarih başlangıcı yaparak takvim oluşturmuştur. Yıllık ibadetleri belirleyen İslamî takvim ise aya göre belirlenir. Ülkemizde devletin resmi işlerdeki uygulaması ise, başlangıç olarak Hz. İsa'nın doğumunu kabul eden güneş takvimine göre yapılmaktadır. Bu uygulama Batıcılık politikasıyla başlamıştır. Fakat dinî meseleler için ayın hareketlerine göre farklı bir takvime ihtiyaç vardır. Bu da güneş ışınlarının ay üzerinden yeryüzüne yansıması şekliyle oluşan hilalin, dünya etrafındaki dönmesini tamamladığı bir aylık hareketinden oluşmaktadır. Bu konuyu Kandilli Rasathanesi'nin verilerine göre Diyanet İşleri Başkanlığı belirlemektedir. Fakat bu ölçümü, 1973 ve 1979'daki İslam ülkelerinin ittifakla aldığı kararlar çerçevesinde yürütmektedir.


Bir senedeki ay sayısı 12 olan kameri takvimle ilgili ayetler şunlardır:


“Sana hilallerden soruyorlar. De ki: O, insanlar ve hac için bir takvimdir."1


Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. 2


Bu ilahi beyandan anlaşılan şudur: Allah Teâlâ gökleri ve yeri yarattığı zaman Ay'ın hareketini öyle ayarlamıştır ki, ay sistemine göre bir yılda on iki ay meydana geldi ve bir yıl 354 veya 355 gün oldu. Söz konusu ayların isimleri şöyledir: Muharrem, Safer, Rabîülevvel, Rabîülahir, Cemâziyelevvel,  Cemâziyelâhir, Receb, şaban, Ramazan, şevval, Zilka'de, Zilhicce. Ayette işaret buyrulan “haram aylar”; Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb'dir ki, Tevbe  sûresinin 5. âyetinde de görüleceği üzere bu aylarda savaş yasaklanmıştır.

Cahiliye devrinde, birbiriyle çarpışmaya ve talana alışmış olan Araplara fasılasız dört ay güvenlik ve sulh içinde yaşamak çok ağır geliyordu. Onun için Hz. İbrahim ve İsmail'den beri devam ede gelen ay tertibini havalarına göre bozmaya,  mesela Muharrem ayındaki haramlığı sefer ayına aktarmaya, diğer haram ayları da ileri geri götürmeye başladılar. Buna nesi denmektedir. Böylece kendilerine göre daha menfaatli bir takvim oluşturuyorlardı. Bu hal hicretin 10. yılına kadar devam etti. Veda Haccı'nda Rasûlullah (s.a) ayların o sene tam yerini bulduğunu açıkladı.

Bir aydaki gün sayısı:


Kameri takvime göre aylardaki gün sayısı 30 ve 29 olarak değişir. Bir 30 bir 29 veya peş peşe bir-iki defa 30 veya bir-iki defa 29 çeker. Bu durum hesaba dayalı ölçümde yaklaşık olarak 29,5 (29,530.588) gün olarak çıkmaktadır. Bu sebeple Ay böyle böyle böyledir” derken” (Peygamber Efendimiz (sav) ilk ikisinde 10 parmağını göstermiş, üçüncüde de 9 parmağını göstererek bu duruma işaret etmiştir.

Bir ay bu kadar olursa bir yıl da 354,367.056 gün olur. Virgülden sonraki küsurat ise 30 yılda 11 günlük bir fark oluşturmaktadır. Bu sebeple her 30 yılda kameri sene 355 gün çeker. Ay takvimine göre yapılması gereken ibadetler:

Bayram namazı kılmak, zekat ve fıtır sadakası vermek, Ramazan orucu tutmak, Ramazan bayramını ihya etmek, şevval ayından altı gün oruç tutmak,  Ramazanı bir veya iki gün öncesinden oruçla karşılamamak, zekatını verebilmek  için hayvanların yaşlarını tespit etmek, kameri takvimi esas alarak belirli günlerde  yapılan adakları ifa etmek, hac yapmak, Arafat vakfesinde bulunmak, kurban  kesmek, emaresi belirmeyen durumlarda bulûğa ermeyi belirlemek için yaş sınırını tespit etmek, çocuk için akîka kesmek, îlâ ve keffâretleri gerektiren bir durumda  süreyi tayin etmek, süt emzirmeyi (radâ) tam yapmak, iddette bir yıl bekleme ve yas  tutma (ihdâd)… Gibi şer'i ölçü gerektiren süreler, ay takvimini doğrudan veya dolaylı yoldan ilgilendirmektedir.


Ramazan orucuna başlama ve onu bitirme:

Hilalin ilk defa görülmesine ru'yet denilir. “Hilâli görünce oruca başlayın ve onu görünce bayram yapın. Eğer ayı göremezseniz sayıyı otuza tamamlayın”3 hadisine göre Türkiye'de, kameri ayın başlangıcı için ru'yet esas alınmaktadır. Aslında bu karar, 1979'daki ruyet-i hilal konferansına göre bütün İslam ülkelerinin ittifakla aldığı bir karardır.

Çünkü cumhurun genel görüşü hesaba göre değil de ru'yete göre amel etmektir. Söz konusu görme işleminin yeryüzünden gerçekleşmesi için ay; dünya, ay ve güneş üçlüsünün oluşturduğu doğrultudan (içtima anı) 8 derece açılmalı ve gözlem yerinin ufkundaki yüksekliği en az 5 derece olmalıdır. Bu durumdaki bir hilalin yerden görüldüğü ilk zaman, güneş batımından az sonradır ve hemen batar. Bu şartlardan daha aşağı durumlarda ay teknolojik imkânlarla bile görülmez. Çıplak gözle normal görme ise 10-11 derecede gerçekleşir. Tabii olarak böyle bir ay, hilalin görülebileceği bölgenin bizim bulunduğumuz mıntıkanın doğusunda kalmasına ve ufkun temiz olmasına bağlıdır. Eğer hilalin görüleceği yer bizim bulunduğumuz yerin batısında ise bu rüyet bir gün sonra gerçekleşecektir. Bazı durumlarda ise ay, güneş ışınlarının yüksekliği sebebiyle doğduğu halde fark edilememektedir ki, bu da görülemeyeceği manasına gelir. Çünkü Allah Resulü (sav) döneminde bu durumdaki bir hilal görülemezdi.

Gelen rivayetlere göre, hilal görüldükten sonra Ramazan orucuna başlanması ve şevval hilali görüldükten sonra da bitirilmesi gerekmektedir. Eğer bulut gibi bir sebeple hilal görülemezse, sayıyı otuza tamamlayarak hükmî (takdiri) işlem yapılacaktır.

Hesapla amel etmek:

Oruçta hilali görme asıl olunca beldelere göre ru'yet değişebilir. Çünkü bu durum ümmi bir kavme daha uygundur. Cumhur da böyle düşünmüştür. Fakat sayısı az da olsa selef uleması olan tâbiinden Mutarrıf b. Abdillah b. eş-şıhhir, Muhammed b. Mukatil, İbn Nüceym, Kâdı Abdülcebbar ve İbn Kuteybe gibi zatlar ile bazı Şafiiler astronomik (müneccim) hesaba itibar edilebilir diyerek, günümüz açısından tatbiki kolay olan hesapla amel konusuna kapı aralamışlardır.

“Eğer ay görünmezse takdir yapınız” hadisini de sayıyı 30'a tamamlama yerine,  hesap yapma konusunda bir delil olarak değerlendirmişlerdir.

İbadetlerde asıl olan vakti bilmektir. Dolayısıyla namaz için güneşi takip etmek ibadetin bir parçası olmadığı gibi aya bakmak da ibadetin bir parçası değildir.  Vaktin girmesi ise vaktin başlaması için sadece bir sebep kılınmıştır. Zaten âmâ ve mahpus kişilerin kendilerine getirilen bilgiyle amel etmeleri de aya bakmanın bir ibadet olmadığını göstermektedir. Bu sebeple gece ve gündüzün 2 ay gibi uzadığı yerlerdeki Müslümanlar, hiçbir zaman ayı görmekle mükellef tutulmamışlardır.

İslam dini kolaylık prensibini esas alır. Bu sebeple namaz vakitlerini güneşe göre, oruç gibi diğer bazılarını da aya göre belirlemek daha kolaydır. Hakikaten zamanımızda yeni ayı belirleme konusunda hesap yapmak, aybaşı ve ay sonunda Sevri'ye ait olan, “Hilal zevalden önce görülürse, bir gün önceye aittir” görüşüne itibar edilmesi önerilmiş, böylece bütün Müslümanlar aynı günde birleşebilirler 30 denmiştir.

Ama şu anda bilimin ilerlemesiyle durum değişmiş ve Yeni Zelanda gibi ilk yerde görülen hilallerin 4 dakika aralıkla yeni yerlerde görüldüğü öğrenilmiştir.

Dolayısıyla hilal 24.50 dakikada aynı yere tekrar gelecek ve ikinci gün başlayacaktır. Bu durum ise aynı gün içinde hilalin bütün dünyada görülmesini sağlamakta, dolayısıyla da bütün dünyadaki takvim şer'i günün başlaması ve bitmesi açısından değişmemektedir. Dolayısıyla zaman açısından görme farkı olsa bile hiçbir yerde gün farkı oluşmamaktadır.

Bugün Türkiye'de Diyanet adına ayı görme ve dinî takvimi hesaplama ile mükellef olan Kandilli Rasathanesi, 1978 Yılında İstanbul'da toplanan İslâm Milletleri-arası Rü'yet-i Hilâl Konferansı'nda alınan kararlara göre, “Dünyanın neresinde olursa olsun, Ramazan hilâlinin ilk görülebileceği yer” esasına göre hareket etmektedir. Bu zamandan önce hiçbir yerde hilâlin görülmesi mümkün olmayacağına göre, Ramazan ve bayram da hiçbir yerde daha önce başlamayacaktır.

Sonra başlamamasını önlemek üzere de fukaha çoğunluğunun kabul ettikleri “ihtilâf-ı metâli'e itibar etmeme” hükmü benimsenmiştir. Bundan maksat, dünyanın bir yerinde hilâlin görülmesi üzerine, Doğu'dan Batı'ya diğer bütün bölgelerde hilâl görülsün veya görülmesin fark etmez, Ramazan ve bayramın başlamasının gerekli bulunmasıdır.

Birlikte hareket etme durumu hac için daha da önemlidir. Çünkü Arafat vakfesi bütün Müslümanları ilgilendirmektedir. Böylece çelişkisiz bir ittifak sağlanacaktır. Gerçi hac belli mekânlarda yapıldığından, oranın hükmüne tâbi olmak, böylece ihtilaftan kurtulmak mümkündür. Ama bu durum dini takvimin bütününde olursa, farklı günlerde Arafat'a gitme ihtimali hiçbir şekilde kalmayacaktır.

Bütün Müslümanların birlikte oruç tutmaları, bayram yapmaları ve kurban kesmeleri insanların oruç tuttuğu gün; bayram, insanların iftar ettiği gün ve kurban da insanların kurbanlarını kestiği gündür” hadisi de bu sonucu verir. Bu hadisin metni Beğavi'nin şerhu's-Sünne'ninde geçse de, aynı manadaki rivayetler Heysemi'nin  Mecmau'z-Zevaid'inde ve İshak b. Rahuye'nin Müsned'inde de vardır.

Böylece bütün Müslümanlar aynı günde birleşmiş olacaktır. Hatta şevkani'nin kaydettiğine göre, bu hadisin açıklaması sadedinde Hattabi şöyle der: “Bu noktada yapılacak hata, bu hadis sebebiyle affedilmiştir. Dolayısıyla din birlik ve beraberliği emretmektedir. Dolayısıyla sonradan anlaşılan farklı durumlar, yapılan bayram ve Arafat gibi yanlış uygulamaları iptal etmez”

Hilali kaç kişinin görmesi yeterlidir?

Bu konuda Allah Resulü (sav)'den gelen ve bir kişinin haberine göre Ramazan orucunu başlattığına dair rivayete 34 binaen Şafiilere bir şahit yeterken,  Malikilere göre fıkıhtaki genel standart olan iki şahit şartı vardır. Bu görüşü, mezhep içi rivayetlerden daha sahih olana göre Hanefiler de teyit eder.

Çünkü iki sayısı,  şahitlikteki umumi nisaptır. Hatta hava açık ve pek çok kişinin görmesi mümkün ise,  iki şahit yetmez ve bir cemm-i ğafirin (büyük bir topluluk) şahadeti gerekir. Aksi durum zahir-i hâle aykırı olur. Fakat hava kapalı ise tek kişinin şahitliği bile yeterlidir.

Devrimizde ise tek şahide itibar edilmemesi, ayı görme konusunda resmî heyetler oluşturulması, üstelik bu konudaki hesapların yardımıyla hareket edilmesi,  olabilecek suiistimali önlemek için daha doğrudur.

Hesap ve ru'yetin ihtilafı:

Eğer ayı görmeyle ilgili hesap ve ru'yet farklı olursa, ru'yete itibar edilir.  Çünkü hadislere ay başlangıcında ru'yet asıldır. Mecmau'l-Fıkhi'l-İslami ve Ru'yet-i Hilal Konferansı da bu görüşü teyit eder. Fakat doğru bir ru'yetin gerçekleşmesi için de hesaptan yararlanılır.

Mevcut bilgilerimize göre ise, doğru bir hesap ile ru'yetin ihtilaf etmemesi gerekir. Çünkü şu ayetlerden bu sonuç anlaşılır: “Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder.”

“Güneşi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona (aya) birtakım menziller takdir eden O'dur. Allah bunları, ancak bir gerçeğe (ve hikmete) binaen yaratmıştır. O, bilen bir kavme ayetlerini açıklamaktadır.”

Günümüzde bu hareketi ilim tam olarak haber vermektedir. Bu sebeple,  güneşin hareketine bağlı olan günlük namaz vakitlerini bildiren takvimde,  tereddütsüz olarak hesaba uymaktayız. Ay hareketiyle ilgili önceden verilen bilgiler de vakıaya uymaktadır. Ay tutulmalarının önceden bildirilmesi sebebiyle de buna herkes şahittir. Bu durumda, ilim ve ru'yetin ihtilaf etmemesi gerekir.


Doç. Dr. İsmail KÖKSAL

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1 -Bakara suresi, 2/189.
2 -Tövbe suresi, 9/36. Fırat ç. İlahiyat Fakültesi Dergisi 13:1 (2008)
3 Müslim, Sıyam 4 (1/764); Beğavi, şerhu's-Sünne, 3/232.
4 Mü'temeru Ulemai Malezya, 103; Altıkulaç, 25; Ferruh, 84.
5 Sübki, Fetava 1/217.
6 Müslim, Sıyam 1 (1/762). Doç.Dr. İsmail KçKSAL
7 Asifi, 64.
8 Kurtubi, Camiu'l-Ahkam, 2/285; Gökmen, 68.
9Müslim, Sıyam 1 (1/759).
10 Müslim, Fiten 20 (3/2252).
11 Heridi, 56; Bahit, 118; Rıza, 124. Fırat ç. İlahiyat Fakültesi Dergisi 13:1 (2008)

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler