20 Ekim 2018 Cumartesi Saat:
18:09

Şaban Ayı; Senin İçin

27-04-2018 14:05


 

 

 

Anne ve babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan, komşumuzdan, arkadaşımızdan, akrabalarımızdan hatta tüm insanlardan beklentimiz çok fazladır. İsteriz ki bizi düşünsünler, bize yalan söylemesinler, bize merhamet etsinler, bize adil davransınlar… İsteriz ki sorumluluklarını bilsinler, iyi olsunlar, bizi sevsinler… Hak üzere düşünsünler, güzel ahlaklı dursunlar, gurur duyacağımız, rahmetle anacağımız kimseler olsunlar… Ve cennete gitsinler.

 

Ya kendimiz?

 

Tüm bunların tersine anne ve babamızın, eşimizin, çocuklarımızın, akrabalarımızın, tüm insanlığın bizden beklentileri nelerdir? En önemlisi de zamanın sahibi İmam(af)’ızın, Peygamber(saa)’imizin ve Azim Rabb’imizin bizden beklentisi nedir?

 

“Kitabı okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutur da başkalarına iyili­ği mi emredersiniz? Siz akletmez misiniz?” (Bakara/44)

 

Biz de hak üzere olmayalım mı? Güzel ahlaklı davranmayalım mı? Cennete gitmeyelim mi? Tüm bu sorular kendimize soracağımız sorulardır.

 

Kendinizi bir odada bir aslan ile beraber kalmaya mecbur gibi düşünün. Odanın kapısı açık. Aslanın kalması sizi ürkütüyor. Lâkin aslanın da sizi bırakıp gitmesini istemiyorsunuz. Nitekim aslan da sizi bırakacak gibi görünmüyor. Ama aslana da güvenemiyorsunuz. O capcanlı, sizi hem koruyacak, hem da parçalayacak olan…

 

Aslanı kendi nefsiniz olarak düşünün. Hem yaşamak için o istekler sizde canlıdır, hem de peşine düştüğünüz ve önemsediğiniz zaman sizi mahvedecek bir varlıktır. Sizden ayrılamaz, ama sizinle beraber de olması da çok sıkıntılı.

 

Yapılması gereken tek çare, aslanı yani nefsinizi terbiye etmektir.

 

Çok yakın bir zamanda Rabbimizin bize lütfettiği; peygamberliğin gelişi müjdesini andık. Biset günü bayramımız dedik. Çok yakında da Kur’an emanetinin bize verilişi olan geceleri yeniden ihya edeceğiz. Sizce terbiye edilmeyen, uslanmayan bir benliğe, Rabb’inden çekinmeyen bu insana; Kuran, peygamber ve vasisi ne sunabilir?!

 

İşte bu yüzden Şaban ayı; bizi kendimize getirmede bizi uyaran, bizi kendimizle yüzleştiren bir aydır. Hazır olursan seni hazırlar. Hayal edersen hayallerine kavuşursun. Gayrete geçersen gayen hayat bulur.

 

Yapılacak ilk adım. Tevbe etmektir. Kendimize yeniden başlama imkânı vermektir.

 

“Allah’ım! Nefsime yönelmekle kendime zulmettim; eğer beni affetmezsen, yazıklar olsun bana! Allah’ım!” (Şaban Ayı Munacaatından)

 

Dikkat ederseniz kendimize yeni bir defter sayfası açmamamız gerektiğini hatırlatmaktadır. Değişime girmeyen değişemez. Değişmek için yönel Rabb’ine ve yalvar samimice hatta delicesine.

 

“Allah’ım! Ömrümü gaflet pisliğinde tükettim, gençliğimi de senden uzak kalma sarhoşluğuyla geçirdim. Allah’ım! Verdiğin nimetle mağrur olduğum ve gazabına doğru gittiğim günlerde gaflet uykusundan uyanamadım." (Şaban Ayı Munacaatından)

 

İşte şimdi uyanma zamanı. Eğer gerçekten doğru adam olmak istiyorsan yalnızca yaratıcın Rabbine dönmelisin. Sen hayrı istersin de Rabb’in yardım etmez mi?

 

“Allah’ım! Ey aldanandan uzak olmayan yakın! Ey mükâfatını ümit edenden esirgemeyen cömert! Kendisini çağırdığında, sana icabet eden ve yardımınla amele sevk ettiğinde, sana itaat eden kimseye baktığın gibi bana bak.” (Şaban Ayı Munacaatından)

 

Yaratılış amacın O’na yönelik olmandır. Rabb’inin de senden istediği en büyük ve en özel mertebe “ kul” olmayı başarmandır. Kul demek her varlığa verilen bir unvan değildir. Her insan kul olma pozisyonunda yaratılmıştır ancak her insan o makama layık olamamıştır.

 

“Allah’ım! Beni, kendi dostlarının arasında; rahmetinin artmasını ümit eden kimsenin ikamet ettiği yerde yerleştir. Allah’ım! Seni sürekli anma istek ve aşkını bana ilham eyle (kalbime yerleştir) ve bana, isimlerine ve kudsünün mahalline ulaşma gayret ve neşesi ver. 

 

Allah’ım! Kendi yüce zatın hürmetine beni de sana itaat edenlerin mahalline ve razı olduklarının güzel menziline kavuştur. Çünkü ben, nefsimi savunmaya kadir değilim; ona bir yarar vermeye de gücüm yetmez. Allah’ım! Ben senin günahkâr ve zayıf bir kulun ve sana yönelen kölenim. Öyleyse beni, kendilerinden yüz çevirdiğin ve gafletleri kendilerini, affından alıkoymuş kimselerden kılma.

 

Allah’ım! Her şeyden kopup sana yönelmeyi bana bağışla. Kalp gözlerimizi, sana bakmak nuruyla aydınlat; öyle aydınlat ki kalp gözlerimiz, nur engellerini aşsın ve azamet madenine ulaşsın, ruhlarımız da kudsünün izzetine bağlansın. Allah’ım! Beni, çağırdığında sana icabet eden, teveccüh ettiğinde celâl ve azametin için kendinden geçen ve gizlide kendisiyle münacat ettiğin, açıkta da senin için amel eden kimselerden kıl.” (Şaban Ayı Munacaatından)

 

Evet çok istiyorsun, Rabb’inin sana verdiği o pozisyona yani kul makamına geçmeyi. Lâkin “nasıl?” diyorsun. Sorunun cevabını yine Rabb’imiz lütfediyor her daim olduğu gibi.

 

Hayatının her aşamasında, her boyutunda ilahi Modellerini takip etmendir sorunun cevabı.

 

Onlara çok bağlı olmalısın. Güvenmelisin. Adeta bir gölge gibi olmalısın.

 

Onları adım adım takip etmelisin.

 

Nefsini terbiye ederken yalnızca onların ışığından faydalanmalısın.

 

İsterseniz aslanımızı terbiye etmede birkaç adım kendimize doğru atalım. Ne dersiniz? Tabi ben burada misal üzerinden kabataslak geçiyorum. Hayata getirsen her misal bir dosyadır. Bazen bir misalin hayat bulması bir ömür alabilir.

 

“Yumuşaklık, nerde olursa onu ziynetlendirir, sertlik de nerde olursa onu çirkinleştirir.” Hz. Muhammed (saa)

 

İnsanlara davranırken rahman olan Allah’ın, rahmet peygamber’inin, rahmet vasisi olan imam’ıza rağmen bizim ellerimizden ve yüreğimizden ne kadar rahmet akıyor?

 

Bu alan, kendimizle mücadele edeceğimiz çok önemli bir penceredir. Oradan kendimize bir bakmalıyız. Sahi rahmet ne demek… Bize doğru gelen rahmeti nasıl fark edebiliriz?

 

Başka bir sorgulama geliyor….

 

“Borç mümin için kötü bir gerdanlıktır.” Hz. Muhammed (saa)

 

Bugün bu ilkeye ne kadar dikkat ediyoruz? Bu gün ölsek sırtımızda birçok borç ile gidiyorsak kendimizi hesaba çekmeliyiz. Niçin borç, nasıl borç, nasıl vereceğin borç… Her aşaması önemlidir. Allah’ın rızasını, peygamberi ve vasileri yansıtırlar. Onlar bu konuda nasıl davranmışlar? Hayatın bu aşamasına da bakmalısın. Unutmamak gerekir ki hayatın her alanında itaat, kulluğun bir parçasıdır.

 

“Dinini ekmek kazanmak için satan kimsenin dininden nasibi, yediği şeydir.” İmam Ali (as)

 

Yani yaşamın anlamı ekmek değil, Rabb’inin rızasıdır. Rabb’inin rızası karşısında her istek küçülmelidir. Senin gözünde nasıldır? Bir pencere daha açıldı. Hayatında önemli olanlar ve önemsiz olanlar yeniden bir sıralamaya girmelidir. Kendine göre değil, Rabb’ine göre listeyi düzenlemelisin. Aynen ilahî modellerinin yaptığı gibi.

 

“Korkaklık nedir?” denilince; “Dosta karşı cesur olup, düşmandan çekinmektir.” buyurdu.” İmam Hasan (as)

 

Lâkin nefsin; dostuna karşı cesur, düşmanına karşı çekingen ise çok büyük bir hastalığın içindesin demektir. Mümin kardeşlerine karşı şefkatli, kâfirlere karşı tavizsiz olmalı idi ana ilke. Kendini kınamalı ve kendine yeni bir format atmalısın yeniden. Bu kabul edilir bir durum değildir. Bir hayatı felce uğratan çok önemli bir hastalıktır. Hemen harekete geçmelisin.

 

“Zahiri batınından iyi olanın, (amel) terazisi hafif olur.”İmam Muhammed Bakır (as)

 

Neden böyle dedi imam Muhammed Bakır(as)? Çünkü bize riya için yapılan amelin, salih olmayacağını anlatıyor. Şeytanın bize sunduğu iflas projesidir bu. Güzel ameller için çabalar, yorulursunuz. Ancak niyet zahir bir sebebe dayandı mı, her şey ziyan olur. Uhrevi bir karşılığı olmaz. O amel sadece dünyaya özgü olur. Öyle bir amelinde hiçbir hikmeti olmaz. İşte böyle önemli bir tuzağa karşı şefkatli imamımız bizi uyarıyor. Gerçekten bu tuzağa karşı yeterince uyanık mıyız? Ahiret kaderimiz dünyaya bağlı değil midir?

 

“Hilim ve ilim beraberliğinden daha güzel bir beraberlik yoktur.” İmam Muhammed Bakır (as)

 

Bilen insanlara ciddi bir uyarı geliyor. Bu, ilmin ne kadar hazmedilebildiğinin göstergesidir. Bu durumda kendimize dönüp sormalıyız. Ben hilim sahibi miyim? Eğer ben hilim sahibi değilsem ilim beni olgunlaştırmamış, ilim bilgi derecesinde kalmıştır. Oysa dolu başak eğilir, tevazu ve hoşgörülü olur. Acaba benim hilmim ne seviyededir? İşte o seviye ilminin seviyesidir. Bir sorgulama penceresi daha açıldı nefsimize.

 

“Dünya bir pazardır, bazıları orada kazanır, bazıları ise zarar görür.” İmam Ali Naki (as)

 

Ben hâlâ yaşıyorum ve ne kazanıyorum bu dünya pazarından. Bana göre kazandıklarım değil, Rabb’ime göre ne kazanmışım, önemli olan budur. Bugün ölsem, kendimi hesaba hazır, önderlerime yaraşır, Rabb’imizin rızasını kazanmayı garantileyebilir miyim? Bu soru çok zor cevap bulur. O halde bu dünyadan kârlı çıkmak için çok ama çok çalışmalıyım, çok kararlı olmalıyım. Hata yapmamak için de ilahi önderlerimi çok dikkatli takip etmeliyim. Tüm bu aşamaları yapabilecek misin? İşte önemli hazırlıklar var, her aşamada. Bunun için önemli kararlar almalısın.

 

“İmam, gözlerin göremeyeceği ve ellerin ulaşamayacağı bir ufukta doğan ve ışınlarını âleme saçan bir güneşe benzer.” İmam Ali Rıza (as)

 

Tüm bu kendimi sorgulamalarda doğru adımlar atmak için çağımın imamını kendim için ufuktaki güneş gibi görmeliyim. O kadar yakin, o kadar sıcak ve o kadar beni çok aydınlatan… Bu durumda yaklaş ona ve ışığından faydalan vakit kaybetmeden.

 

İşte Şaban ayı, cennetten Tuba ağacının dallarının sana doğru uzandığı bir aydır. Sen o dallara sımsıkı sarılabilir ve cennete doğru ilerleyebilirsin. Her güzel adım, Tuba ağacının bir dalına tutunmak olacaktır senin için.

 

Şöyle buyurdu âlemlere rahmet Resulullah (saa);

 

 “Beni hak peygamberi olarak gönderen Allah’a yemin olsun ki, Şaban ayı girdiği zaman İblis, bütün askerlerini yeryüzüne dağıtıyor ve onlara şöyle diyor; “Gidin ve Allah’ın kullarını kendinize çekin”.

 

Buna karşılık Allah ta meleklerini yeryüzüne gönderip, onlara; “Gidin ve kullarımı şeytanların şerrinden koruyun ve onları doğru yola hidayet edin. Baş kaldırıp isyan eden kullarımın dışında bütün kullarım sizin hidayet etmenizle saadete ulaşacak, baş kaldırıp isyan edenler ise, İblis’in ordusuna katılacaktır.”

 

Allah o gün, cennetin kapılarının açılmasını ve “Tuba” ağacının dallarını dünyaya uzatıp her tarafı sarıp kuşatmasını emredecektir. Yine aynı şekilde cehennemin kapılarının açılmasını ve Zakkum ağacının dallarının dünyaya uzanıp her tarafı sarıp kuşatmasını da emredecek ve daha sonra Allah tarafından şöyle bir nida gelecektir;

 

“Ey Allah’ın kulları! Bu Tuba ağacıdır, ona sarılacak olursanız sizi cennete götürecektir. Bu da Zakkum ağacıdır. Ondan uzak durun. Eğer ona yaklaşacak olursanız sizi cehenneme götürecektir.”

 

Beni hak peygamberi olarak gönderen Allah’a yemin olsun ki şöyle buyurmuştur: “Bugün bir hayır kapısını aralayan kimse, kesinlikle, “Tuba” ağacının dallarından birisine sarılmıştır ve cennete gidecektir. Bugün şer kapılarından bir kapı aralayan kimse de kesinlikle Zakkum ağacının dallarından birisine sarılmıştır ve cehenneme gidecektir.”

 

Tüm bu uyarılara rağmen duracak mısın? Hadi aslanını terbiye et, aklını kullan, önderine sımsıkı sarıl ve yola koyul. Şaban ayı sana özel gelmiş, senin için sana hediye edilmiştir.

 

“Allah’ım! Öyleyse senin -rızana kavuşmak için- istiyorum ve sana yalvarıp niyaz ediyorum; senden Muhammed ve Ehlibeyti’ne rahmet etmeni ve beni, daima seni anan, ahdini bozmayan, sana şükretmekten gafil olmayan ve emrini hafife almayan kimselerden kılmanı istiyorum.

 

Allah’ım! Beni, seni tanımam, senden gayrisinden yüz çevirmem, yalnız senden korkmam ve emirlerini gözetmem için izzetinin güzel nuruna kavuştur; ey celâl ve ikram sahibi Allah. Ve Allah, Resulü Muhammed’e ve onun tertemiz Ehlibeyti’ne salât ve çokça selâm eylesin.” (Şaban ayı Munacaatından)

 

İlahî âmin! Ya Rabbel Âlemin!

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !