22 Eylül 2018 Cumartesi Saat:
20:17

Sadıkların İmamı

10-07-2018 11:19


 

 

 

 

İmam Cafer Sadık’ın (a.s) hayatından İki Önemli Nokta:

 

İmam Cafer Sâdık (a.s) Ehlibeyt İmamlarının içinde en uzun yaşayan imamdır. Bu konuda 62 ila 71 rakamına kadar farklı rivayetler olsa da en meşhuru 65’tir. İmamların hepsinden uzun yaşadığından dolayı da “Şeyhü’l-Eimme” lakabını almıştır. Hem böyle uzun bir ömür, hem de Emevi ve Abbasi hanedanının birbiriyle çekişmeleri neticesinde meydana gelen müsait ortam ve uygun şartlar neticesinde İmam Sâdık (a.s) çok önemli hedefleri gerçekleştirmeye muvaffak olmuştur. Biz bu kısa yazıda bunlardan iki tanesine değinmekle yetineceğiz.

 

a) İnsanlarla yakın temas kurma ve onlarla iç içe yaşama imkanına sahip olmasından dolayı Ehlibeyt’in üstün özelliklerini ve faziletlerini ameli olarak sergilemeyi ve gözler önüne sermeyi başardı. Böylece kamil bir insan, mükemmel bir Müslüman ve örnek bir şahsiyet ancak böyle birisi olabilir dedirtecek kadar onların ilgi odağı oldu. Tabiri caizse varlıkları hakkaniyetlerinin ispatı oldu adeta.. Öyle ki düşmanları bile bunu itiraf etme mecburiyetinde kaldılar.

 

Zamanın meşhur zındığı (ateisti) İbn-i Ebi’l-Evcâ İmam’a işaret ederek, hakkında şöyle demiştir: “Eğer dünyada istediğinde bedene bürünen, istediğinde ruha dönüşen ruhani biri varsa, o da şu şahıstır!”

 

Emevi ve Abbasi hilafetlerinde çeşitli görevlerde bulunan, siyasetle birlikte ilim ve edebiyatta da güçlü bir şahsiyete sahip olan meşhur İbn-i Mukaffa İmam Cafer Sâdık (a.s) hakkında şöyle diyor, Kabe etrafında bulunan insanlara işaret ederek: “Bu insanların içinden şu oturan Şeyh -İmam Sâdık- kadar insanlığa layık başka birisi yoktur!”

 

b) İmam (a.s) yine mezkur sebeplerden dolayı Ehlibeyt’in ilim ve irfanının ne derece sağlam, ne derece geniş ve ne derece engin olduğunu insanlara gösterme imkanı buldu. Ayrıca bu ilim ve irfanın sadece ilahi ve Nebevi menşeli olduğunu da insanlara gösterdi. Zira her alimin ilim kaynakları ve üstatları her kes tarafından biliniyor. Oysa Ehlibeyt İmamları için bunu kimse gösteremez. Onların ilminin menşei bir taraftan babaları kanalıyla Resulullah’a (s.a.a) dayanmaktadır, bir kısım ilimleri ise ledunni bilgilerdir. Yani İlahi ilhamlardır. Bu yüzdendir ki İmam şöyle buyurmaktadır:

 

حَدِيثِي حَدِيثُ أَبِي وَ حَدِيثُ أَبِي حَدِيثُ جَدِّي وَ حَدِيثُ جَدِّي حَدِيثُ اَلْحُسَيْنِ وَ حَدِيثُ اَلْحُسَيْنِ حَدِيثُ اَلْحَسَنِ وَ حَدِيثُ اَلْحَسَنِ حَدِيثُ أَمِيرِ اَلْمُؤْمِنِينَ ع وَ حَدِيثُ أَمِيرِ اَلْمُؤْمِنِينَ حَدِيثُ رَسُولِ اَللَّهِ ص وَ حَدِيثُ رَسُولِ اَللَّهِ قَوْلُ اَللَّهِ عَزَّ وَ جَلَّ .

“Benim hadisim babamın hadisidir, babamın hadisi dedemin hadisidir:dedmin hadisi, Hüseyin’in (a.s) hadisidir; Hüseyin’in (a.s) hadisi Hasan’ın (a.s) hadisidir; Hasan’ın (a.s)  hadisi Emirü’l-Müminin’in (a.s) hadisidir; Emirü’l-Müminin’in (a.s) hadisi Resulullah’ın (s.a.a) hadisidir; Resulullah’ın (s.a.a) hadisi ise Allah’ın (Azze ve Celle) kelamıdır.”

 

Yani İmam Rıza’nın (a.s) da muhteşem tabiriyle “altın bir silsile”den bahsediyoruz. SİLSİLETÜ’Z-ZEHEB…

 

Evet, İmam (a.s) yaptığı ilmi ve tebliği çalışmalarla Ehlibeytin ayrıcalığını ve Resulullah’ın (s.a.a) “Kimse biz Ehlibeyt ile kıyaslanamaz.” buyruğunun hakkaniyetini bütün aleme göstermiş oldu.

 

Ehlibeyt Mektebi’ne “Caferilik” adının verilmesinin bir sebebi de budur. Yoksa Ehlibeyt İmamlarının ne itikadi, ne de fıkhi açıdan birbirleriyle hiçbir farkları yoktur.

 

Şimdi Ehlibeyt mektebi dışındaki bu hakikati bir şekilde dile getiren meşhur İslam alimlerinden bir kaçının sözünü naklederek yazımızı noktalayalım:

 

“Kemalüddin Muhammed b. Talha Şafii (Ö: H. 654) "Metâlibu’s-Seul" adlı kitabında (s.81) şöyle yazıyor:

 

"İmam Sâdık (a.s) Ehl-i Beyt'in büyüklerinden ve önde gelenlerinden olup birçok ilme sahipti. Her zaman dua ve ibadetle meşguldü; boş vakitlerinde ise özel dua ve zikirler okurdu. Zühd ve takva ehliydi. Çok Kur'an tilavet ederdi. Kur'an okurken ayetler üzerinde düşünür, tedebbür eder, onun uçsuz bucaksız ilim okyanusundan kıymetli inciler çıkarır ve gizli sırlarını keşfederdi. İşlerini belirli bir program üzere yapardı. Nefsini muhasebe ederdi. Onu görmek insana ahireti hatırlatır ve gönülleri okşayan sözleri, dinleyicileri dünyaya karşı meyilsiz ederdi. Onun yolunu izlemek, insanı cennete götürür. Nurlu siması Resulullah'ın (s.a.a) soyundan olduğunu gösterirdi. Davranış ve gidişatı onun risalet ve peygamberlik ailesinden olduğuna delalet ediyordu. Fazilet ve üstünlükleri sınırsızdır. Kalem onların hepsini saymaktan acizdir."

 

"İbn-i Hacer" ismiyle meşhur olan Şahabuddin Ahmed Heysemi Mekki "es-Savâiku’l-Muhrika" adlı kitabında şöyle yazmaktadır:

 

"İnsanlar Cafer b. Muhammed'den (a.s) o kadar ilim kazanmış ve nakletmişlerdir ki, onun ünü her yeri almıştır; uzun bir süre kervanların yükünü ondan alınan ilimler teşkil etmekteydi ve muhaddisler o ilim ve bilgileri armağan olarak diğer yerlere götürüyorlardı."

 

Süleyman Kunduzi "Yenabiü’l-Mevedde" isimli kitabında (s. 380) şöyle yazmıştır:

 

"Ebu Abdillah Cafer b. Sadık (a.s) Ehl-i Beyt imamları ve büyüklerindendir. "Tabakâtu’s-Sufiyye" kitabında zikredildiğine göre Cafer-i Sadık (a.s) kendi asrında bütün Ehl-i Beyt seyyidlerinden önde olup, sonsuz bir ilim ve bilgiye sahipti. O, dünyaya meyilsiz, şehvet ve heveslerden uzak, hikmet sahibi ve kâmil bir insandı."

 

Hafız Ebu Nuaym Ahmed b. Abdullah İsfahani (Ö: H. 430) "Hilyetü’l-Evliya" adlı kitabında şöyle diyor:

 

"….Ve, devamlı Allah'a ibadet ve kulluk ederek gününü geçiren, Rabb'inden korkma makamına sahip olan hak imam, seçkin ve liyakatli rehber Ebu Abdillah Cafer b. Muhammed es-Sadık (a.s) bu cümledendir. O, bütün boş ve yararsız sözlerden, makam ve mevkiperestlikten uzak olarak yaşıyordu…."

 

"İbn-i Sabbâğ Mâliki" ismiyle meşhur olan Nuruddin Ali b. Muhammed (H. 786-855) "el-Fusûlü’l-Mühimme" adlı eserinde şöyle diyor:

 

"İmam Cafer-i Sadık (a.s) kardeşleri arasında babasının tek vasisi ve mirasçısıydı. O, şiilerin imamlık ve önderliği makamına ulaşıp bütün Ehl-i Beyt seyyidlerinden öndeydi. Asil bir soya sahipti. Kendisinden muhtelif ilimler nakledilmiş ve uzun yıllar boyunca kafilelerin yükünü İmam Cafer-i Sadık'ın (a.s) ilimleri teşkil etmekteydi. Şöhreti kendi zamanında dünyanın çeşitli yörelerinde duyulmuştu. Kısacası, Ebu Abdillah Cafer-i Sadık (a.s) fazilet ve üstünlükleri oldukça fazla, büyüklük ve azamette kemale erişmiş, başarılarının sesi her yere yayılmış yüce bir şahsiyetti. Alimler ve halkın ileri gelenleri meclislerini onun adını, üstünlük ve faziletlerini zikretmekle süslerlerdi."

 

Muhammed Emin Bağdadi Süveydi "Sebâiku’z-Zeheb" adlı kitabında (s.72) diyor ki:

 

"Babası Muhammed Bâkır'ın (a.s) vasi ve mirasçısı olan İmam Sadık'tan (a.s), diğerlerinden nakledilmeyen ilim ve bilgiler nakledilmiştir. O, hadis ilminin önderlerinden idi."

 

Cemalüddin Ahmed b. Ali Davudi Hasani (Ö: H. 828) "Umdetu’t-Tâlib" adlı kitabında (s.184) şöyle diyor.

 

"…Onu (Hz. İmam Cafer-i Sadık'ı) şeref ocağı ve fazilet kaynağı bilmişlerdir. Onun güzel hasletleri dillerde dolaşırdı. Avam ve alimler onun yüceliği ve üstünlüğü konusunda ittifak içindeydiler. Mansur Devâniki, onun kanını dökmeye yeltendi; ancak Allah Teala onu, o kan dökücü adamın şerrinden korudu."

 

Ebu’l-Feth Muhammed b. Ebi’l-Kasım Şehristâni (Ö: H.548) "el-Milelu ve’n-Nihel" adlı kitabında (c.1, s.166) şöyle yazıyor:

 

"O hikmette, edebi ve dini ilimlerde bir dahi idi. Züht ve takvada üstün makama sahipti. Medine'de ikamet ederdi. Şiiler ve diğerleri onun feyizli varlığından yararlanır ve ilim alırlardı. İmam Sadık (a.s) seçkin ve üstün öğrenciler yetiştirmiş, onlara muhtelif ilim ve sırları öğretmiştir. O, daha sonra Irak'a gelerek uzun bir süre orada ikamet etti. Dünya hayatını isteyenlerin ve geçici dünyanın aldatıcı gösterişlerine hayranlık duyanların el-ayak kırarak, zulmederek ulaşmak istedikleri riyaset ve hükümeti hiçbir zaman aklından geçirmedi. (Saltanat ve tağuti hükumete dönüşen) hilafeti ele geçirmek için hiç kimseyle savaşmadı. Zira, berrak marifet okyanusunda yüzen kimse bulanık ve kokuşmuş su arkına rağbet etmez ve hakikat kalesinin zirvesini fetheden, aşağılığa gönül bağlamaz! Rabb'ine gönül veren kimse, şüphesiz, dünya ehlinden kaçar…."

 

Ebu Muhammed Abdullah b. Sa'd-i Yemâni Yafiî (Ö: H. 768) "Mir'âtu’l-Cinân" adlı kitabında (c.1, s.304) şöyle diyor:

 

"Bu yılda (H. 148) kadri yüce mevla ve önder, Peygamber-i Athar'ın (s.a.a) soyu, yiğitliğin sembolü, insanlığın hulâsası Ebu Abdullah Cafer-i Sadık (a.s) gözlerini dünyaya kapadı ve Bâkiy mezarlığında babası Bâkır-ul Ulum, dedesi İmam Seccad ve dedesinin amcası Hasan-ı Müçteba'nın (selam olsun onlara) mezarlarının yanı başında toprağa verildi. Ne kadar da kutlu ve haşmetli bir mezardır orası! Ona "Sadık" lakabı verildi, zira o hiçbir zaman ağzına yalan ve hakikat dışı bir söz almadı, tevhid konusunda ve diğer konularda oldukça değerli ve üstün sözler söyledi. Cabir b. Hayyan onun büyük ve meşhur öğrencilerindendir. Cabir, İmam'ın beş yüz ilmi risalesini içeren bin yapraklı bir kitap yazmıştır."

 

"Şeyh Saduk" diye tanınan Muhammed b. Ali b. Babeveyh-i Kummi (ö: H. 381) "El-Emâli" adlı kitabında şöyle yazıyor:

 

Muhammed b. Ziyad, (Malikilerin İmamı) Malik b. Enes'ten şöyle dediğini nakleder: "Ben Cafer b. Muhammed'i (a.s) her zaman oruçlu ve Allah'ı zikretme halinde gördüm. Doğrusu o büyük abidlerden ve gerçek zahidlerden idi. Allah korkusu kalbine hakimdi. Çok hadis bilirdi. Hoş sohbetliydi, toplantıları çok faydalı geçerdi. Resulullah'tan (s.a.a) bir şey naklettiği zaman yüzünün rengi bazen yeşil ve bazen de siyah olurdu; onu tanımayan kimse bu durumdan dehşete kapılırdı. Ben bir defa onunla birlikte hacca gittim; ihrama girdiğinde telbiye (lebbeyk) demek istediği zaman sesi boğazında tıkanır kesilir ve nerdeyse bineğinden düşecek derecede kendinden geçerdi. Bunun üzerine ben "Ey Resulullah'ın (s.a.a) torunu, niçin lebbeyk demiyorsun?" diye sorunca:

 

"Ey İbn-i Amir (Malik), nasıl "lebbeyk Allahumme lebbeyk" demeye cesaret edeyim?! Allah-u Teala, "La lebbeyk (Lebbeyk'in kabul değil)" diye karşılık verirse ne yaparım?" dedi.

 

Yine aynı kaynakta "İbn-i Şazkûni" adıyla meşhur olan Süleyman b. Davud'dan, Hafs b. Kıyas'ın bir hadis rivayet ederken: "Caferlerin en hayırlısı bana şöyle buyurdu" dediğini nakleder. Ali b. Gurab'ın da "Allah tarafından konuşan ve diline doğrudan başka bir söz almayan Cafer b. Muhammed (a.s) bana şöyle buyurdu" diye rivayet ettiği nakletmiştir.

 

"İbn-i Şehraşûb" adıyla meşhur olan şair, hatip ve yazar Reşidüddin Muhammed b. Ali Mazenderani, "Menâkıb" adlı kitabında şöyle diyor:

 

"Malik b. Enes'ten şöyle rivayet edilmiştir: "Cafer b. Muhammed'den (a.s) daha faziletli bir şahsiyeti hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak duymamıştır. Büyük bir ilme sahipti. İbadet, takva ve Allah'tan korkmada ondan üstün bir şahıs yoktu.""

 

"el-Emali" kitabının seksen birinci meclisinde şöyle diyor:

 

"….Allah'a andolsun ki o, konuştuğunda doğrudan başka bir şey söylemezdi. Ebu Hanife, "Fakihlerin en bilgilisi kimdir?" sorusuna Cafer b. Muhammed'dir" cevabını vermiştir. O şöyle derdi:

 

"Mansur Abbasi onu (Cafer b. Muhammed'i) Irak'a getirttiğinde birini bana göndererek, Cafer b. Muhammed yüzünden başının derde girdiğini ve onu imtihan etmek için birtakım zor fıkhi meseleler hazırlamam gerektiğini bildirdi. Ben en zor meselelerden kırkını hazırlayarak Hire'de Mansur'un yanına gittim. Daha sonra Cafer b. Sadık'ı meclise getirdiler. Mansur beni ona tanıttı.

 

İmam Sadık, "Onu tanıyorum" dedi.

 

Mansur, bana: "Soracağın bir şey varsa Ebu Abdillah'a (İmam Sadık'a) sor" dedi.

 

Ben hazırladığım meseleleri bir bir soruyordum; o hemen cevabını veriyor ve: "Bu konuda senin görüşün şudur, Medine fakihlerinin görüşü budur ve bizim de görüşümüz budur. Bazen sizinle aynı görüşe sahibiz, bazen Medine fakihleriyle aynı görüşteyiz ve bezen de görüşümüz her iki görüşe muhaliftir" diyordu. Bu ise İmam Cafer Sadık'ın (a.s) bütün fıkhi görüşlere vakıf olup, ihtilaf konularını bildiğini, dolayısıyla fakihlerin en bilgilisi olduğunu göstermektedir."

 

Halkın Ehl-i Beyt'e olan sevgi ve eğiliminden rahatsız olan, müslümanların, tertemiz bir aileden (Ehl-i Beyt'ten) olan ve ilim ve takvasıyla ün yapan imam Sadık'ın (a.s) şahsına yönelmesinden endişeye kapılan ve bu ilgi ve sevginin adını "fitne çıkarma" koyan Mansur Abbasi gibi katı bir düşman da, İmam Sadık'ın üstün bir şahsiyete sahip olduğunu itiraf ederek: "Bir kemik gibi boğazımda tıkanıp kalan bu büyük insan, zamanın en bilgilisidir." demiştir!

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !