20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
15:26
11-03-2014
  

Sahabe ve çsame Ordusu

Bu apaçık naslardan sonra akıllı bir kimsenin kabul edebileceği bir mazeret kalır mı?...

Facebook da Paylaş


 

Ehlader Araştırma Bölümü


Resulullah, vefatından iki gün önce Rumlarla savaşmak için bir ordu düzenledi ve çsame İbn Zeyd'i ordu komutanı yaptı. Ebubekir, çmer, Ebu Ubeyde gibi Ensar ve muhacirlerin büyüklerini de bu orduya kattı.

Sahabeden bazıları çsame'nin babası Zeyd'in komutanlığına da itiraz edip onun ile alay etmişlerdi. İtirazları o dereceye vardı ki, Resulullah sinirlenip hastalığının ağır ve ateşinin fazla olmasına rağmen mübarek başını bağlayıp ayaklarını zorla sürükleyerek iki kişinin yardımıyla evden çıkıp mescide geldi ve minbere çıktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu:

"Ey İnsanlar! çsame'nin komutanlığı hakkında bazılarınızdan duyduğum bu sözler nedir? Babasını komutan yapmama itiraz ettiğiniz gibi şimdi de bunun komutanlığına itiraz ediyorsunuz. Allah'a ant olsun ki, babası o zaman komutanlığa lâyık olduğu gibi, oğlu da şimdi komutanlığa layıktır." ( Et-Tabakat, İbn Sa'd, c.1, s.190)

Sonra halkı bu işte süratli davranmaya teşvik ederek: "çsame'nin ordusunu hareket ettirin." buyurdu.

Resulullah bu cümleleri sürekli tekrarlıyordu; ama bu sözlere kulak veren az idi. Sonunda sahabe istemeyerek "Corh" denilen bir yerde çadır kurdu.

Bu gibi olaylar beni hep şu soruyla karşı karşıya getiriyor. Allah ve Resulüne ve emirlerine karşı hakikaten böyle saygısızlıklar olmuş mudur?

Peygamber'e bu şekilde karşı gelmeler gerçek midir acaba?

Oysa Resul-i Ekrem Kurân'ın buyurduğu üzere onların hayrına düşkün ve müminlere şefkatli ve merhametli idi.

Ben hiç kimsenin bu tür isyanları makul gösterecek, makul bir mazeret uydurabileceğine inanamıyorum. Her zamanki gibi ben sahabenin şerefini ve değerini ilgilendiren böyle bir hadiseyle karşılaştığımda ilk önce onu inkâr etmeye kalkışıyor ve ya en azından onu görmezlikten gelmek istiyorum.

Ama bu boş bir teşebbüsten ibarettir. çünkü tüm şia ve Ehlisünnet tarihçilerinin ve hadisçilerinin ittifak ettikleri bir olayı nasıl yalanlayabilirim ve görmezlikten gelebilirim.

Oysa ki ben, Allah'a karşı hiçbir mezhep mensubuna taassup göstermeyeceğime ve haktan başka hiçbir şeye değer ve ağırlık vermeyeceğime dair söz vermişim.
Ne var ki hak bu konuda çok acıdır.

Resulullah buyuruyor ki:

"Senin aleyhine dahi olsa hakkı söyle, acı bile olsa hakkı söyle."

Bu hadisedeki hak şudur:

"çsame'nin komutanlığından şüphe eden sahabe, aslında Allah'ın emrine itaat etmemiş, tevil ve şüphe kabul etmeyen sarih nassa muhalefet etmiştir. Her ne kadar bazıları sahabenin şahsiyetini korumak için bazı mazeretler uydurmaya kalkmışsa da bu mazeretleri gözleri taassup perdeleriyle kapanan ve neye itaat edilmesi ve neden uzak durulması gerektiğini ayırt edemeyen cahil kimselerden başka kimse kabul etmez."

Ben bu tür davranışlara makul bir mazeret bulmak için çok düşündüm; ama ne kadar düşündüysem de bir şey bulamadım. Sonra Ehlisünnet ulemasının zikrettiği mazeretleri inceledim. çsame'nin komutanlığına karşı gelen sahabeler, Kureyş'in büyükleri idiler ve İslâm'ı kabul etmede öncelikleri vardı.

çsame ise İslâm'ın Bedir, Uhud ve Huneyn gibi önemli savaşlarına katılmamış bir gençti ve önemli bir savaş tecrübesi yoktu. Peygamber onu komutan yaptığında yaşı küçüktü. Büyük yaşta olanlar ister istemez kendilerinden küçüklerine itaat etmekten ve onun komutanlığı altına girmekten kaçınırlar bu nedenle onun komutanlığına itiraz edip Hz. Resulullah'tan sahabenin büyüklerinden birini çsame'nin yerine komutan olarak seçmesini istediler.

Bu bahane ne aklî ve ne de şer'î bir delile dayanır. Kur-ân okuyan birinin bu gibi bahaneleri reddetmekten başka hiçbir çaresi yoktur. çünkü Kur'an buyuruyor ki:

"Peygamber'in size emrettiği şeyleri alın ve neden vazgeçmenizi emrederse ondan vazgeçin." (Haşr-7)

Ve başka yerde de şöyle buyuruyor:

"Allah ve Resulü bir işe emretti mi erkek olsun, kadın olsun hiçbir inananın o işi istediği bir şekilde yapmakta muhayyer olmasına imkân yoktur ve kim Allah ve Peygamber'ine isyan ederse, gerçekten de apaçık bir sapkınlığa düşüp sapıtıp gitmiştir."  (Ahzâb-36)


Bu apaçık naslardan sonra akıllı bir kimsenin kabul edebileceği bir mazeret kalır mı?

Ve ben Resulullah'ı öfkelendiren bir grup hakkında ne diyebilirim?

Oysa ki onlar Peygamber'i öfkelendirmenin Allah'ı öfkelendirmekle aynı manaya geldiğini iyice biliyorlardı.

Bütün bunlar Hz. Peygamber'e "sayıklıyor" diyerek iftira etmelerine, hasta olduğu hâlde onun yanında ihtilâf çıkararak rahatsız etmelerini müteakip olarak işlenmiştir.

Yani sahabe diye övdüğümüz bu zatlar tövbe edip yaptıkları işlerden dolayı Kur'an'ın öğrettiği gibi Peygamber'den af dileyeceklerine, bir adım daha ileriye giderek kendilerine en çok şefkatli ve merhametli olan Resulullah'a karşı yeniden isyana ve saygısızlığa kalkıştılar, onun hakkını korumadılar ve ihtiramını gözetmediler. Onu sayıklamakla suçladıktan iki gün geçmeden çsame'yi komutan yapmasına itiraz ettiler. Sonra Resulullah'ı (s.a.a) üzücü bir hâlde, yani hastalık yüzünden iki kişinin yardımıyla hareket ederek evinden çıkmaya ve halka hitap ederek çsame'nin komutanlığa lâyık olduğuna yemin etmeye mecbur bırakacak derecede zora koştular.

Bizzat Resulullah (s.a.a) bu itiraz eden kişilerin çsame'nin babası Zeyd İbn Haris'in komutanlığına da itiraz ettiklerini beyan buyurmuştur. Bu da bu şahısların önceden de Peygamber'e karşı geldiklerini ve bunların Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiğinde gönüllerinde rahatsızlık olmadan teslim olan kişilerden olmadıklarını, hatta bunların Allah ve Resulü'nün hükümleri karşısında kendilerine karşı gelme hakkını dahi veren şahıslardan olduklarını ortaya koymaktadır.

Bu sahabenin açıkça Resulullah'a karşı geldiklerine delil şudur:

Hz. Peygamber'in sinirlenmesini ve kendi eliyle bayrağı çsame'ye vermesini ve çsame'nin ordusuna katılmayı emretmesini gördükleri ve duydukları hâlde yine de gevşeklik gösterdiler ve Resulullah (s.a.a) vefat edinceye dek o orduya katılmadılar.

Resulullah (s.a.a) bunların bu kadar itaatsizliğine ve vefasızlığına şahit oldu ve kalbi dertle dolu olduğu bir hâlde dünyadan irtihal etti.

Vefat hâlinde ümmetinin bu halini gören Resulullah'ın (s.a.a) belki de en büyük derdi onların çoğunluğunun vefatından sonra dine sırt çevireceklerini ve azaba yöneleceklerini ve az bir gruptan başka kimsenin ilâhî azaptan kurtulmayacağını bilmesi idi…

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler