22 Kasım 2019 Cuma Saat:
02:52
08-11-2019
  

Salavat İle İlgili şüpheye Cevap

"Cimri kimse, yanında benim adım anıldığı halde bana salâvat göndermeyen kimsedir"

Facebook da Paylaş




 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Salavat getirirken Peygamber efendimizle Ehlibeyt'inin bir arada zikredilmesini vurgulayan çok sayıdaki bu delillere rağmen Ehlisünnet fıkhı Resuli Ekrem'in (s.a.a) Ehlibeyt'ine de salavat getirmenin farz ve gerekli olduğunu kesin bir hüküm olarak kabul etmemektedir. Onlardan bazıları salavatta Ehlibeyt'in de zikredilmesini farz bilirken, diğer bazıları bunu farz bilmemektedir.[1]

 

Salavatta Peygamberimizin Ehlibeyt'inin de (âli) zikretmenin farz olmadığını söyleyenler bu iddiaları için öyle temelsiz, aslı ve esası olmayan deliller getirmişlerdir ki, kalem onları yazmaktan haya eder.

 

Örneğin demişlerdir ki:
 

“Peygamber Efendimizle birlikte âl-i'ne (Ehlibeyt'ine) salavat getirmenin farz olmayışı daha uygundur; çünkü Allah Resulü ancak kendisine nasıl salavat getirilmesi gerektiği sorulunca ve kendilerine salavatı öğretmesini isteyince insanlara bunu (kendisiyle birlikte Ehlibeyt'ine de salavat getirmeyi) emretmiştir ve kendisi ilk baştan kalkıp da o şekilde salavat getirmelerini buyurmamıştır!”‌ [2]

Cevap: Allah Resulü (s.a.a) bir konuda ilahi hükümleri açıklarken bazen sadece insanların sorusu ve onlara verdiği cevapla yetiniyordu; ama insanlar tarafından o konuda bir soru sorulmazsa o zaman kendisi mevzunun şer'i hükmünü açıklıyordu. Bunun Kur'an'da birçok örneği vardır. Bazı ayetler, “Sana sorarlar”‌ şeklinde başlamaktadır.

 

Örneğin şöyle buyuruyor: “Sana kadın hastalıkları hakkında soruyorlar.”‌[3] “Sana harâm ayda savaşmaktan soruyorlar”‌ [4]

 

“Sana şaraptan ve kumardan soruyorlar”‌ [5] vs. bu grubunun iddiasına göre bu konular insanlar tarafından sorulduğu için bu konular uyulması gerekli şer'i hukum sayılmaz. Acaba böyle bir sonuç alma doğru ve uygun olur mu?

Allah Resulü'nin (s.a.a) Âl-i (Ehlibeyt'i) Kimlerdir?

Ehlibeyt Mektebine göre, kendilerine salavat getirilmesi gereken Allah Resulü'nün (s.a.a) âl-i (Ehlibeyt'i) kesinlikle “Masum olan Ehlibeyt”‌tir; çünkü onlardan başkasına salavat getirmek farz değildir. [6]

Ehlibeyt Mektebinin zaruriyatından sayılan bu konu o kadar açık ve nettir ki, bunu ispatlamak için delil ve kanıt getirmeye gerek bile yoktur. Müsnedi Ahmet, el Müstedreku ala's Sahihayn, ed Dürrü'l Mensur-i Siyutî, Kenzu'l Ummal, Mecmau'z Zevaid gibi Ehlisünnet kaynaklarında Peygamber efendimizden (s.a.a) nakledilen onlarca hadis bunu vurgulamaktadır. Bu kaynaklarda nakledilen bütün rivayetler Peygamber efendimizin “âl-inin (Ehlibeyt'inin) Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin olduklarına delalet etmektedirler. [7]



 



[1] el Mecmu, İmam Nevevî, c.3, s.466–467.

[2]el Muğnî, İbn Kuddam, c.1, s.581; eş şerhu'l Kebir, c.1, s.581, el Muğni'nin Daru'l Kitabi'l Arabi baskısının dipnotunda geçmiştir.

[3] Bakara, 222.

[4] Bakara, 217.

[5] Bakara, 219.

[6] Tezkiretu'l Fukaha, c.3, s.234.

[7] Merhum Firuzabadî bu rivayetlerden bir kısmını “el Fezailu'l Hamse, Mine's Sihahi Sitte”‌ adlı kitabında toplamıştır.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler
Flag Counter