19 Ekim 2017 Perşembe Saat:
21:09
08-12-2016
  

Secde; Toprağa Mı Toprak Üzerine Mi

Ehlisünnet mezhepleri de toprak üzerine secdeyi caiz bilmekte ve amel edilmesinde herhangi bir sakınca görememektedirler.

Facebook da Paylaş

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

İslam dini Usul-u Din, Furu-u Din ve Ahlak kuralları üzerine kuruludur. Dinin ameli noktasını oluşturan kısım Furu-u Din’dir. Furu-u Din meselesinde farklılıklar yaşanması gayet doğaldır. Çünkü her müçtehit fıkhı bir mesele ile ilgili Kur’an, hadis, icma ve akıl yoluyla farklı neticelere ulaşabilmektedir. Bu farklılıkları sadece Ehlisünnet ve Ehlibeyt Mektebi (Şia) olarak ayırmak doğru olmayacaktır. Çünkü Ehlisünnet mezhepleri arasında da (Hanifi, Şafi, Maliki, Hanbelî) fıkhı farklılıklar yaşandığı gibi aynı şekilde Ehlibeyt Mektebi’nin müçtehitleri arasında da Furu-u Din’in uygulanması için verilen fetvalar farklılık arz edebilir. Buna örnek vermemiz gerekirse; Hanbelî fıkhına göre abdestli bir erkeğe bir bayanın dokunması (mahrem ya da namahrem) abdestini bozmazken, Şafii fıkhına mensup birinde durum tam tersidir. Yani abdestli bir erkeğe bir kadının dokunması (eşi dahi olsa) abdestinin sıhhatine zarar getirir. Ehlibeyt mektebine mensup bir müçtehide göre ayet namazı kılınırken “Bismillahirrahmanirrahim” ayet sayılırken, bir başka müçtehide göre ayet sayılmamaktadır.

 

Yani fıkhı bir konudaki ayrılık ne insanları ne dinden çıkarır, ne de onların dininin eksikliği kemali anlamı taşır. Bir mukallit için Furu-u Din’i kâmil yaşaması, uyduğu müçtehidin fetvalarına ne derece amel ettiği ile ilgilidir. Namaz kılarken toprağa secde etmekte günümüzde tamamen fıkhı bir boyut kazanmış fıkhı mesele durumundadır. Çünkü bu konuyla ilgili mezhepler arası farklı fetvalar bulunmaktadır. Ayrıca hiçbir mezhep imamı toprağa secde eden ya da etmeyen bir Müslümanı dininin eksikliği ile itham etmemiştir. Çünkü bu ithama maruz kalmak için Usul-u Din’de bir eksiklik olması gerekmektedir. Ama Furu-u Din tamamen ameli boyuttur ve verilen fetvaya itaat ile bu sorumluluk mukallit üzerinden kalkmaktadır.

 

Namazda toprağa secde konusu fıkhı bir mesele olduğu halde bu konuya değinmemizin sebebi şudur: Bazı Müslüman kardeşlerimizi “toprak üzerine” secde eden kişileri gördüklerinde onları haşa “taşa tapmak” gibi çok çirkin ithamlarla karşı karşıya bırakmaktadırlar. Hâlbuki birazdan da okuyacağınız üzere toprak üzerine secde etmek bizzat Allah Resulü tarafından uygulanmış bir ameldir. Konuyu madde madde açıklayalım:

 

1- İlk olarak şunu belirtmekte fayda var: “Toprağa secde” ile “toprak üzerine secde” farklı kavramlardır. Ehlibeyt mektebinin öğrencileri toprağa secde etmezler.

“Toprak üzerine” secde ederler. Yani secde edilen toprak değildir. Secde edilen bizzat Rabb’ul Alemin’dir. Ama secde edilirken alnın konulduğu ter topraktır. Eğer Müslüman kardeşlerimiz bu mektebe mensup kardeşlerimize “toprağa secde ederek şirk işliyorlar” diye bir iftara ederlerse, onlara da şu sorulmaz mı: “O halde geri kalan Müslümanlarda şirk işliyor. Çünkü onlarda halıya tapıyor”

 

Ama Ehlibeyt mektebi öğrencileri bu durumu bildikleri için Ehlisünnet halıya tapıyor demiyor. “Ehlisünnet kardeşlerimiz Allah’a secde ederken alınlarını halıya koymayı caiz biliyor” diyorlar. Şia’nın yaptığı da tam olarak budur. Allah’a secde ederken fıkhı farklılık dolayısıyla alınlarını halıya koymayı caiz bilmeyip toprağa koyuyorlar.

 

2- Secde için İslam mezheplerince kabul gören bazı kurallar vardır. Birincisi secde edilen yerine temiz olması şarttır. Yani necis bir yere secde edilemez. Secde mahallinin pak olması gerekmektedir.  Hiçbir necasetin orada bulunmaması gerekmektedir. Ehlibeyt mektebi mensubu Müslümanlar adına “mühür” dedikleri namaz için özel olarak hazırlanmış sertleşmiş toprakları mescitlerinde özel bölümlerde, çantalarında, seccadelerinde ya da yanlarında taşımaktadırlar. Namaz kılacakları zaman bu temiz ve pak sertleşmiş toprağı secde edecekleri yere koyarak bizzat o toprağın üstüne secde etmektedirler ve pak bir yere secde ettiklerinden emin olmaktadırlar. Bu amel din ile çelişmek bir tarafa dursun, bizzat dinin istediği “temiz ve pak olan yere secde” hükmünü kâmilen uygulanmasına vesile olmaktadır.

 

3- İnsan topraktan yaratılmıştır ve yine toprağa dönecektir. Kur’ân’ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلهِّ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ

“O sabredenleri ki onlar, bir musibete uğradılar mı biz Allah’ınız, gene de gerisin geriye ona döneceğiz derler.” (Bakara/156)

 

Namaz kılan bir insanın secde ettiği yerin toprak olması namaz halinde ona devamlı bu gerçeği aklında tutmasına ve kendini tamamen Rabbe teslim etmesine yardımcı olmaktadır. Her rekât iki secdeden oluşmaktadır. İlk secdeye gidip anlımızı toprağa koyduğumuzda şunu diyoruz: “Ya Rabbi ben toprak idim.” Sonra alnımızı kaldırıp oturunca “Ve diriltildim” İkinciyi secdeye gidince “Ölünce yine toprağa geri döneceğim” İkinci secdeden alnımızı kaldırıp oturunca “Ve kıyamet günü tekrar diriltileceğim demekteyiz. Bu hakikati anlamada ve yaşamada toprak üzerine secde etmekten başka hangi secde bu kadar etkili olabilir ki?

 

4- Ehlibeyt mektebi müçtehidleri fıkhi bir konuda Kur’ân’ı Kerim’de konuyla ilgili direk bir ayet yoksa 2. kaynak olarak hadise müracaat ederler. Yani Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamları’nın konuyla ilgili sözü ya da davranışı var mıdır ona bakarlar. Bu konuyla ilgili baktığımızda Peygamber Efendimiz (s.a.a) ya toprağa secde etmiştir ya da topraktan en gelen en yakın maddelere. Örnek olarak bazı bitkilere, hasıra ve yerden biten diğer bazı maddelere. Peygamberimiz (s.a.a) buyuruyor ki: “Yeryüzü bana secde yeri ve temizleyici kılınmıştır.” (Sünen-i Beyhaki c.1 s.212, Bab’ut-Teyemmüm Bi’s-Said’it-Tayyib; Sahih-i Buhari, c.1 Kitab’us-Salât, s.91; İbn-i Teymiye, İktiza’us- Sırat’il-Mustakim, s.332). Bu hadis yeryüzündeki taş, toprak, bitki ve bunlardan gelen diğer şeylere secdenin caiz olduğunun kanıtıdır.

 

5- Enes bin Malik, İbn Abbas ve Peygamber’in (s.a.a) eşlerinden Aişe ile Ümmü Seleme şöyle diyorlar: “Peygamber (s.a.a) humreye (hurma lifinden örülmüş hasıra) secde ederdi.” (Sünen-i Beyhaki, c.2 s.421, Kitab’us Salat, Bab’us Salat, Ale’l-Humre)

 

6- Peygamber Efendimiz’den (s.a.a) sonra gelen ashabı ve tabiin de Peygamber’in sünnetini uygulamada ona en yakın olan kuşaktır. Bakınız bu kuşaktan olan Cabir bin Abdullah ne diyor: “Peygamber ile birlikte öğle namazını kılıyordum. Şiddetli sıcaklık nedeniyle bir avuç çakıl alıyor ve soğusun diye elimde tutuyordum ki, secdeye vardığım zaman alnımı onların üzerine koyayım. Eğer üzerimdeki elbiseye secde etmek caiz olsaydı, hiç kuşkusuz bu, çakıl taşlarını ele alıp saklamaktan daha kolay olurdu.” (Sünen-i Beyhaki c.1 s.439, Kitab’us Salat, Bab’us Salat, Bab fi’t-Ta’cili Biha fi Şiddet’il-Harr)

 

7- Beyrut basımı Et-Tabakat’ul-Kübra kitabı c.6 s.79, Mesruk b. Ecda’nın Biyografisi bölümünde tabiin kuşağından olan Mesut b. Ecda’nın gemide yolculuk yaptığı zamanlarda secde etmek için yanında bir kerpiç taşıdığı yazılıdır. Bu kişi ilk 4 halifeden hadis nakleden önemli bir zattır.

 

8- Birçok hadiste Peygamber Efendimiz’in namaz kılan kişiler secdede sarıklarını secde edecekleri yere koyduklarında onları bu amelden sakındırdığı ve alınlarını yere koymaları gerektiğini emrettiği görülmektedir. Mesela Salih Sebai diyor ki: “Peygamber Efendimiz (s.a.a) yanında secde eden adamın sarığının alnını kapattığını gördü. Bunun üzerine Peygamber (s.a.a) adamın sarığını kenara iterek alnını açtı.” Yani secdede biri alnını yere koymazsa bizzat Peygamber (s.a.a) tarafından uyarılıyor ve bu amelden sakındırılıyordu.

 

9- Ehlibeyt İmamları’nın 6.imamı İmam Cafer-i Sadık (a.s) çok net olarak şöyle buyurmuştur: “Sadece yere ve yerden biten, ama yenilip giyilmeyen şeye secde etmek caizdir.” (Vesail’uş-Şia c.3 s.591, Kitab’us Salat, Ebvab’u Ma Yüscedü Aleyh)

 

10- Sadece Ehlibeyt mektebine mensup Müslümanlar değil, Ehlisünnet mezhepleri de toprak üzerine secdeyi caiz bilmekte ve amel edilmesinde herhangi bir sakınca görememektedirler. Yani Ehlisünnet âlimleri toprak üzerine secdeyi farz bilmemekle birlikte, yapılmasının da namazın sıhhatine bir sakınca getirmeyeceğine inanmaktadırlar. Şunu hatırlatmakta fayda var. İlk paragrafta belirttiğimiz gibi bu sadece fıkhı bir farklılıktır. Mezhepler arasında bununla ilgili farklılıklar olması gayet doğaldır. Normal olmayan şey, Furu-u Din’deki farklılıklardan ötürü Müslümanların birbirlerini şirk ve küfür ile itham etmeleridir. Önemli olan şudur: Bir Müslüman hangi mezhebe mensupsa o ekolün emrettiği caiz ve haramlar doğrultusunda amel etmekle yükümlüdür. Bir mezhebin fıkhı bir konuda caiz dediğini farklı bir mezhep caiz bilmese dahi bu o kişiyi müşrik yapmaz. Hele ki toprağa secde konusunda toprağa secde etmeyen mezhepler dahi secdenin toprağa yapılmasında herhangi bir sakınca görmemişlerdir.

 

Araştırmacı-Uğur Aktaş

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler