21 Ocak 2020 Salı Saat:
00:05
22-05-2015
  

Selam Olsun Zıbhi Azim Hüseyin'e

Hüseyin (a.s) o kadar eşsiz bir kişilikti ki, her boyutuyla insanlık tarihinde yeni bir sayfa açmıştır...

Facebook da Paylaş



 


Ehlibeyt Âlimleri Derneği olarak Şaban Ayı'nın bu kutlu gününde Allah'ın, Resulü'nün ve meleklerinin selâmı bu büyük ve soylu insana olsun diyoruz. Ne mutlu Hz. Hüseyin'i (a.s) örnek alıp yaşam ve davranışlarıyla onu takip etmeye çalışanlara.


 

Hicret'in dördüncü yılı, Şaban Ayı'nın üçünde,[1] Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın ikinci çocuğu olan Hz. Hüseyin, vahiy ve velâyet evinde dünyaya gözlerini açtı.


Haber Hz. Resulullah'a (s.a.a) ulaştığında, hemen Hz. Ali'yle (a.s) Hz. Fatıma'nın (s.a) evlerine varıp Esma'dan[2] bebeği getirmesini istedi. Esma beyaz bir kundağa sardığı bebeği Hz. Muhammed'e (s.a.a) verdiğinde, Hz. Peygamber (s.a.a) bebeğin sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikame okudu.[3]


Hz. Cebrail (a.s) Hz. Resulullah'a (s.a.a) nazil olarak şöyle dediği rivayet edilir:


"Allah'ın selâm ve salâtı sana olsun! Bu kutlu bebeğe Harun'un küçük oğlu "Şübeyr"in[4] Arapçası olan "Hüseyin" adını ver.[5] Çünkü Harun, İmran oğlu Musa'ya ne menziledeyse, Ali de sana o menzilededir. Şu farkla ki sen, peygamberlerin sonuncususun."


Hz. Hüseyin'in (a.s) doğumunun yedinci gününde, Hz. Fatıma, çocuğu için akika olarak bir kurban kestirdi; saçını tıraş etti ve kesilen saçların ağırlığınca gümüş sadaka verdi.[6]



Hz. Peygamberin (s.a.a) Hüseyin'e Olan Sevgisi


Hz. Hüseyin (a.s) doğumundan Hz. Resulullah'ın (s.a.a) irtihaline kadar insanlar, Hz. Peygamber'in İmam Hüseyin (a.s) hakkındaki önemli açıklamalarını duymuş ve gösterdiği eşsiz sevgiyle bu İmam'ın makam ve mertebesini iyice anlamışlardı.


Selman-ı Farisî şöyle anlatır:


Allah Resulü'nün (s.a.a) Hüseyin'i (a.s) dizlerinin üzerine oturttuğunu gördüm, onu öpüyor ve şöyle buyuruyordu:


"Sen büyüksün, büyük birinin oğlusun ve büyük insanların babasısın. Sen imamsın ve bir imamın oğlu ve imamların babasısın. Sen Allah'ın hüccetisin ve Allah'ın hüccetinin oğlu ve Allah'ın hüccetlerinin babasısın ki, bunlar dokuz kişidir ve onların sonuncusu, onların Kaimi (Hz. Mehdi) olacaktır.[7]


Enes b. Malik şöyle rivayet eder:


Peygamber'e "Ehlibeyt'inizden kimi daha çok seviyorsunuz?" diye sorduklarında, Peygamber şöyle buyurdu: "Hasan ve Hüseyin'i." [8]


Hz. Resulullah (s.a.a) Hasan ve Hüseyin'i (a.s) defalarca bağrına basar, onları öper koklardı.[9] Muaviye'nin avenelerinden ve imamet hanedanının düşmanlarından olan Ebu Hüreyre dahi şöyle itiraf etmektedir:


Resulullah (s.a.a) Hasan ve Hüseyin'i omuzlarına almış bize doğru gelmedeydi, bize ulaştığında şöyle buyurdu:

 

"Bu iki evladımı seven beni sevmiştir, onlara düşmanlık besleyen bana düşmanlıkta bulunmuştur."[10]

Hz. Peygamber (s.a.a) ve Hz. Hüseyin (a.s) arasındaki en güzel, en samimî ve en açık manevî ilişkiyi, Peygamber'in şu sözlerinden anlayabiliriz:


"Hüseyin bendendir ve ben de Hüseyin'denim."[11]

Hz. Ali (a.s) Dönemi


İmam Hüseyin'in (a.s) mübarek ömrünün altı yılı, Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ile geçmişti. Allah Resulü (s.a.a) vefat ettikten sonra otuz yıllık bir süreyi de babası İmam Ali'yle (a.s) geçirdi. Hükümde insaftan ayrılmayan, kulluk ve taharetle ömrünü geçiren, sadece Allah'ı gören ve sadece O'nu isteyen ve sonunda O'na ulaşan bir babaydı o. Hilafeti zamanında bir lahza dahi onu rahat bırakmamışlardı. Aynı şekilde hilafetini gasp ettiklerinde, ona zulümden başka bir şeyi reva görmemişlerdi.


İmam Hüseyin (a.s) tüm bu müddet zarfında can ve başla babasının emirlerine itaat etmişti ve Hz. Ali'nin (a.s) hilafette bulunduğu birkaç yıllık kısa müddette ağabeyi Hz. Hasan (a.s) gibi, İslâm'ın hedeflerine ulaşması doğrultusunda fedakâr bir asker gibi çarpışıyordu. Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaşlarına da katılmıştı.[12]


Hz. Hasan (a.s) Dönemi


Hz. Ali'nin (a.s) şahadetinden sonra, Allah Resulü'nün (s.a.a) buyrukları ve Hz. Ali'nin (a.s) vasiyetleri üzerine Müslümanların imameti ve rehberliği Hz. Ali'nin (a.s) büyük evladı Hasan b. Ali'ye (a.s) intikal etti. Böylece İmam Hasan b. Ali'nin (a.s) sözlerine uymak ve ona itaat etmek, bütün Müslümanlara farz ve gerekli oldu. İmam Hüseyin (a.s) Muhammedî vahiy ve Ali velâyetiyle yetişmişti ve kardeşiyle aynı görüşteydi. Dolayısıyla onunla daima birlikte çalışıyordu.


İslâm'ın ve Müslümanların maslahatı ve Allah'ın emri üzerine, İmam Hasan (a.s) Muaviye ile ateşkes imzalayarak, birçok zorluklara tahammül etti. İmam Hüseyin (a.s) kardeşinin bu zor anlarında onu yalnız bırakmadı. Zira kardeşinin yaptığı bu anlaşmanın İslâm'ın ve Müslümanların lehine olduğunu biliyordu. Onun için de kardeşine asla karşı çıkmadı. Hatta bir gün Muaviye, İmam Hasan ve İmam Hüseyin'in (a.s) huzurunda İmam Hasan ve babaları Hz. Ali'nin (a.s) aleyhinde konuşunca, İmam Hüseyin (a.s) Muaviye'nin bu davranışını kınayıp kötü davranışından vazgeçmesini anlatmak için savunmaya kalktı. Ancak kardeşi onu sükûta davet etti ve İmam Hüseyin (a.s) ağabeyinin tavsiyesi üzerine hemen geri döndü. Ardından İmam Hasan'ın (a.s) kendisi Muaviye'ye gereken sert ve açık cevabı vererek onu susturdu.[13]


İmam Hüseyin'in (a.s) yaşadığı toplumda bunca sevilip sayılmasının en önemli nedeni, onun tam anlamıyla bir halk insanı olması ve her kesimden insanla iç içe ve samimî yaşayabilmesiydi. İnsanları dışlamazdı, fevkalade sosyal bir insandı, toplumun atan kalbiyle uyumlu bir gidişatı vardı. O da herkes gibi içinde yaşadığı toplumun iyi ve kötü günlerinde toplumla birlikteydi. Yüce Allah'a beslediği sarsılmaz iman ve ihlâsı, onu toplumuyla özdeşleştirmiş, toplumunun insanlarının dert ortağı olmasını sağlamış, bu da herkesçe sevilip sayılmasına yol açmıştı. Yoksa ne göz alıcı sarayları, ne de etrafında dönen hizmetkârları ve muhafızları vardı onun.[14]


Bir gün yoldan geçerken, bir grup yoksul insanın sırtlarındaki abaları yere serip üzerine oturduklarını ve kuru ekmek kırıntıları yediklerini gördü. Onu da buyur ettiler. İmam (a.s) bu samimî daveti hemen kabul edip yanlarına oturdu ve onlarla birlikte ekmek kırıntılarından yiyip: "Allah kibirli insanları sevmez." buyurarak Rabbine hamd edip ayağa kalktı ve "Ben sizin davetinizi kabul ettim, siz de benim davetimi kabul edin ve benimle gelin." dedi. Onları evine götürdü; evde ne varsa, hazırlanıp getirilmesini istedi[15] ve bu yoksul insanlara samimî ve sıcak bir atmosferde ziyafet çekip onlarla kaynaşarak muazzam bir alçakgönüllülük ve sos-yal yaşam dersi vermiş oldu.


 Hz. Hüseyin'in (a.s) Birkaç Fazileti


Yardımseverliği


Şuayb b. Abdurrahman el-Huzaî şöyle anlatır:


"Ali oğlu Hüseyin şehit olduğunda sırtında nasıra benzer kabarıklar fark ettiler. Nedeni sorulduğunda, oğlu İmam Seccad (a.s): 'Bunlar babamın sırtında taşıdığı torbaların izleridir. Şehrin kimsesiz ve yaşlı yoksullarıyla yetimlere ve dullara geceleri sırtında yiyecek taşırdı!' buyurdu.[16]


Mazlumları Koruması


İmam Hüseyin (a.s) mazlumlara ve çaresiz kadınlara yardım etmeyi pek severdi. Ureyneb ile kocası Abdullah b. Selam olayı, bunun en bariz örneklerinden biridir:


Muaviye'nin şehvetperest oğlu Yezit, refah içinde yüzdüğü ve istediği her şeye sahip olup cariyeler ve dansözlerle ayyaşlık meclisleri tertiplediği hâlde, bunlarla yetinmemiş namuslu ve evli bir kadına göz dikmişti.

 

Bu iğrenç davranışına karşı çıkılması ve Yezit'in bu çirkin ve haram niyetinden vazgeçirilmeye çalışması gerekirken, para ve iktidar gücünü kullananlar, türlü hile ve oyunlara başvurarak bu namuslu kadını kocasından ayırıp Yezit'in günah batağına çekecek bir ortam hazırlandı.


İmam Hüseyin (a.s) bu iğrenç komployu öğrenince onu bozmak için harekete geçti ve İslâm şeraitinin öngördüğü kuralları uygulayarak bu çirkin plânını suya düşürdü. Masum kadıncağızın Yezit'in günah batağına düşmesini engelleyip kocası Abdullah b. Selam'a kavuşmasını sağladı.


Bu olay, Müslüman halkın namus ve iffetini koruyan cesur ve yiğit insanın kim olduğunu, namuslara göz dikenlerin de kimler olduğunu herkese göstermiş ve Resulullah'ın Ehlibeyti ve Ali oğullarının iftiharı, Emevîlerinse rezalet ve kepazeliği olarak dilden dile dolaşıp tarihe geçmiştir.[17]


Çok Yönlü Kişiliği


Sumuvvu'l-Ma'na adlı eserde şöyle geçer:


İnsanlık tarihi boyunca nice büyük insanlar yaşamış, her biri bir yönde ve bir konuda parlayarak tarihe geçmiştir; kimi cesarette, kimi ibadette, kimi cömertlikte birer örnek olmayı başarmışlardır. Ama İmam Hüseyin (a.s) o kadar görkemli ve eşsiz bir kişiliktir ki, bu kişiliğin her boyutuyla insanlık tarihinde başlı başına yepyeni bir sayfa açmış, bütün insanî üstünlük ve faziletleri kendisinde toplayan muazzam bir kişilik ve yaşam sergilemiştir.[18]


Muhammedî (s.a.a) nübüvvetin uçsuz bucaksız görkeminin vârisi olan Ali (a.s) gibi bir babanın büyüklük, mürüvvet ve adaletinin vârisi sayılan ve Zehra (s.a) gibi bir annenin onca fazilet ve erdemini miras alan birinin, insanlığın en görkemli ve en üstün örneği ve ilâhî fazilet ve erdemlerin apaçık nişanesi olmaması mümkün müdür zaten?

 

Kaynaklar
[1]- İmam Hüseyin'in (a.s) doğum tarihiyle ilgili başka nakiller de vardır. Biz, Şia kaynaklarının en makbul olanını aktardık. bk. İ'lamu'l-Verâ, Tabersî, s.213
[2]- Buradaki Esma, muhtemelen Yezid b. Seken Ensarî'nin kızıdır. bk. A'yanu'ş-Şia, cüz: 11, s.167
[3]- el-Emali, Şeyh Tusî, c:1 s.377
[4]- Harun Peygamber'in (a.s) üç oğlu vardı. Bunlardan Şeber, He-sen (Türkçede Hasan diyoruz) kipinde; Şubeyr, Huseyn (Hüseyin) kipinde ve Muşbir ise Muhsin kipindedir. Hz. Resulullah (s.a.a) Menzile Hadisi'ndeki manaya binaen, evlatlarına bu isimleri vermiştir. bk. Ta-cu'l-Erus, 3/389. İbranicede Şeber, Şubeyr ve Muşbir, Arapçadaki Hasan, Hüseyin ve Muhsin ile aynı manayı taşımaktadır. bk. Lisanu'l-A-rab, 6/60
[5]- Meani'l-Ahbar, s.57
[6]- İslâmî kaynaklarda akika konusu önemle vurgulanmış ve çocuğun sağlığı için çok etkili olduğu hatırlatılmıştır. bk. Vesailu'ş-Şia, 15/143
[7]- Maktel-i Harezmî 1/146; Kemalu'd-Din, Şeyh Saduk, s.152
[8]- Sünen-i Tirmizî, 5/323
[9]- Zehairu'l-Ukbâ, s.122
[10]- el-İsabe, 11/330
[11]- Sünen-i Tirmizî, 5/324. Bu bölümde Ehlisünnet kaynaklarındaki rivayetler de aktarılmıştır.
[12]- el-İsabe, 1/323
[13]- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.173
[14]- Nahl Suresi, 22
[15]- Ayyâşî Tefsiri, 2/222
[16]- Menâkıb, 2/222
[17]- el-İmame ve's-Siyase, 1/253 ve sonrası
[18]- Sumuvvu'l-Ma'na, s.104 ve sonrası

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler