20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
07:58
10-04-2017
  

Selmân el-Fârisî

Ebû Abdullâh Selmân el-Fârisî (d. 568 - ö. 656)

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Salman-i Farisi, Hz. Nebi’in (saa) vefatından sonra Hz. Ali’nin (as) imametine inanarak bu yolda yürüyen ender kişilerden birisi olmuştur. Salman-i Farisi, II. Halife'nin hilafeti döneminde Medain Valiliği'ne atandı. Bu görevini ise birçoklarının aksine beytülmaldan kendisine maaş bağlamayarak hiçbir ücret almadan yaptı ve geçimini ise sepet örerek sağlamaya devam etti.


Hz. Peygamber'in gelişinin intizarında günlerini geçiren Salman, bir gün sürüleri otlatmakla meşgulken bir arkadaşı yanına gelerek:

 

- Haberin var mı? Bugün birisi Medine’ye gelmiş ve kendisinin peygamber ve Allah’ın elçisi olduğunu iddia etmiş!” dedi. İşte bu haberle Salman'ın hayatı değişti.

 

O, Peygamber Efendimizin kendisi hakkında “es-Selman’u minna Ehle'lBeyt” “Salman biz Ehl-i Beyt'tendir.” dediği bir şahsiyettir.

 

Evet! Bereket ve örnek bir hayata sahip olan Hz. Ali’nin (as) sadık Şia’sı ve sahabelerin iftiharı olan Salman-i Farisi, Medain’de ilahi rahmete kavuşarak orada defnedildi.

 

  

Güzide Sahabe Salman-i Farisi’nin Bağdat'taki Türbesi

 

Salman-i Farisi’nin Etkileyici Hayat Hikayesi

 

Ayetullah Mekarim Şirazi, Bakara Suresi 62. ayetinin tefsirinde Salman-i Farisi'nin baştan ayağa hakikatlerle dolu yaşamı hakkında şöyle der:

 

“Salman” Cund-i Şapur ehlindendi. Dönemin hakiminin oğluyla samimi dostluk ve arkadaşlığı bulunmaktaydı. Bir gün birlikte avlanmak için çöle gitmişlerdi. Birden gözleri kitap okumakla meşgul olan bir rahibe ilişti. Ona kitap hakkında sorular sordular. Rahip sorularına cevap olarak şöyle dedi:

 

- Bu kitap Allah tarafından nazil olmuştur. Onda Allah’ın emirlerine itaat etmek, günah ve itaatsizlik yasaklanmıştır. Bu kitapta zina ve insanların hakkını haksız yere yemek yasaklanmıştır. Bu kitap “İsa Mesih”e inmiş “İncil”dir.

 

Salman-i Farisi ve arkadaşı rahibin sözlerinden etkilenerek onun dinini daha fazla araştırmaya koyuldular ve nihayetinde onunun dinini seçtiler. Rahip onlara o topraklarda kesilen koyunların haram olduğunu ondan yememelerini istedi.

 

Salman ve arkadaşı her gün o rahipten din hakkında daha fazla malumat almaya başladılar. Bir bayram günü hakim bir eğlence düzenledi; şehrin ileri gelenlerini ve eşraf takımını oraya davet etti. oğlundan da partiye katılmasını istedi, ancak o kabul etmedi.

 

Hakim oğluna çok ısrar etti, ancak oğlu o yemeğin ona haram olduğunu anlattı. Ona bu emri kimin verdiğini sordu ve o da rahibin adını verdi.

 

Hakim, rahibi huzuruna çağırtıp ona şöyle dedi:

 

- İdam etmek bizim yanımızda ağır ve çok kötü bir iştir. Seni öldürmeyeceğiz, ancak bizim bölgemizden git. Salman ve arkadaşı bu sırada rahiple görüşerek Musul’da buluşma kararı aldılar.

 

Rahip yola çıktıktan sonra, Salman da yola koyulmak için vefalı arkadaşını birkaç gün bekledi, o da yolculuk hazırlıklarıyla meşguldü… Ancak en sonunda dayanamayarak tek başına yola çıktı.

 

Salman Musul’un Deyr bölgesinde ikamet etmeye başladı. Onun oldukça fazla ibadet etmesi oranın yöneticisi olan rahibin dikkatini çekmişti; elden ayaktan kesilir düşüncesiyle onu çok ibadet etmekten sakındırmaya çalıştı; ancak Salman “Acaba çok ibadet etmenin mi daha çok fazileti var, yoksa az ibadet etmenin mi? diye rahibe sordu. Rahip de:

 

- Elbette ki çok ibadet etmenin sevabı daha çoktur. dedi.

 

Musullu Deyr alimi bir süre sonra Beytu'l Mukaddes seferi için yola çıktı. Salman'ı da yanında götürdü. Salman’a, gündüzleri oradaki mescitte düzenlenen Nasrani ulemaların derslerine katılarak ilim elde etmesini söyledi.

 

Derken günlerden bir gün Salman’ın oldukça üzgün olduğunu gördü. Sebebini sorduğunda şöyle cevap aldı:

 

- Tüm hayır ve güzellikler, Allah peygamberlerinin yanında olan geçmiştekilere nasip olmuştur.

 

Bu sözler üzerine Hristiyan din alimi ona, yakın bir zamanda Arap milletinin arasından bir peygamberin çıkacağını ve bütün peygamberlerden daha üstün olacağı müjdesini verdi ve şöyle dedi:

 

- Ben artık iyice yaşlandım. Onu idrak edip, göreceğimi sanmıyorum. Ancak sen daha gençsin onu idrak edeceğini ümit ediyorum. Ancak şunu da bil ki; bu peygamberin bazı alametleri var. Onlardan ilki omzunun üstünde kendisine has bir işaret vardır. Sadaka almaz lakin hediye kabul eder.

 

Beytu'l Mukaddes’ten (Filistin’den) geri döndüklerinde yolda tatsız hadisler baş gösterdi. O esnada Salman Hristiyan alimi kaybetti… Ardından Ben-i Kelab kabilesinden iki Arap gelerek Salman’ı esir aldı. Deve üzerinde yol gittikten sonra onu Medine’ye getirdiler. Anlatılanlara göre onu köle olarak Cehine kabilesinden bir kadına sattılar.

 

Salman ve kadının bir başka kölesi gündüzleri sırasıyla sürüyü götürüp otlatıyorlardı. Salman bu süre zarfında bir miktar para biriktirmişti. Peygamberin gelişinin intizarında günlerini geçiriyordu. Bir gün sürüleri otlatmakla meşgulken arkadaşı yanına gelerek ona:

 

- Haberin var mı? Bugün birisi Medine’ye gelmiş ve kendisinin peygamber ve Allah’ın elçisi olduğunu iddia etmiş!” dedi. Salman da arkadaşına şöyle dedi:

 

- Ben dönene kadar sen burada kal.

 

Salman hızla Medine'ye gitti. Peygamberin toplantısına katıldı. Peygamberin omzundaki o işareti görmek için peygamberin baş ucunda dolaşmaya başladı.

 

Peygamber Efendimiz Salman'ın ne yapmak istediğini anladı ve elbisesini açtı. Salman zikredilen ilk işareti onda gördü. Bunun üzerine heyecanla pazara gitti. Bir koyun ve bir miktar ekmek alarak peygamberin yanında geldi. Allah Resulü:

 

-Bunlar nedir? diye buyurdu. Salman:

 

- Sadakadır. deyince Resul-i Ekrem:

 

- Benim onlara ihtiyacım yok. Onları harcamaları için fakir Müslümanlara ver. dedi.

 

Salman-i Farisi bir kez daha pazarın yolunu tuttu. Bir miktar et ve ekmek alarak Hz. Resul-i Ekrem’in (saa) yanına geldi. Peygamber Efendimiz:

 

- Bu nedir? diye sordu. bu sefer Salman:

 

- Hediyedir. dedi. Peygamber Efendimiz oturmasını buyurdu. Daha sonra getirilen hediyeden yedikten sonra olay Salman için aşikar olmuş oldu. Zira üç işaretin üçünü de onda bulmuştu.

 

Bu arada Salman-i Farisi, Allah Resulü'ne arkadaşı ve Musul’un Deyr bölgesindeki rahipleri, onların iman, namaz ve oruçlarını anlattıktan sonra Peygamberin gelişini beklediklerini söyledi. Orada hazır bulunanlardan birisi şöyle dedi:

 

- Onlar cehennem ehlidir! Bu söz Salman’a çok ağır geldi. Zira Salman, eğer peygamberi idrak etseydiler ona iman edeceklerine yakinen biliyordu. İşte bu esnada bu ayet nazil oldu:

 

"Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü çekmeyeceklerdir." Bakara/162

 

Hak dinlere hakiki iman etmiş, ancak İslam Peygamberini (saa) görüp idrak etmemiş olanların müminlerin sevabı kadar sevaplarının olduğunu beyan eden bu ayet-i kerime Hz. Peygamber efendimize (saa) nazil oldu.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler