11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
06:01
06-12-2017
  

Sevgili'nin Kokusu Sinmiş Hukuk

Cân, şu sırada eteğime sarılmış, Yusuf''un gömleğinin kokusunu aldığı için bu coşkuyu ve özlemi yaşamaktadır.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ

 

 

Men direm nükhet-i zülfün getire Bâd-ı Sabâ

O geder sür'at ile katlime fermân getirir.

 

Bâd-ı Saba n'eylesin? O da emir kulu! Sevgili'nin zülfünün eşsiz kokusunu isteyenlere, suç işledikleri için, Pozitif Hukuk'tan idam fermanı getirebilir. Sevgili'nin zülfünden nükhet taşımayan Hukuk'tan; zulüm kokusu gelir.

 

Sevgili, Yusuf gibi, gömleğinin kokusunu isteyenlere, özleyenlere, kardeşlerinin hasedi yüzünden gizli kalabilir. Bu kokuyu bir kez almış olanlar bir daha unutamazlar. Hukuk onlar için Yusuf'un gömleğidir. Taklitleri; müstekreh kokularından belli olur.

 

Ey Azîzan, Sevgili'nin nükhet-i zülfü, perçeminin gül kokusu sinmeyen Hukuk'tan ne beklenir?

 

Yüce Sevgilimiz; “dünyanızdan, bana güzel koku (da) sevdirildi” buyurdu. Mübarek soyundan İmam Muhammed-i Bâkır, beşinci Ehl-i Beyt imâmı, “Resûl-i Ekrem'in (S.A.) geçtiği yoldan, üç gün sonra da birileri geçtiğinde onun güzel kokusunu alırlar, onun oradan geçtiğini anlarlardı” der.[1] Sırât-ı Mustakıym''den de bu güzel kokunun alınmamasına imkân var mıdır? Buna mukabil, yüz yıllar sonra Danimarka''da yayımlanacak karikatürlerin simgelediği çürümenin baş kötü kokusunu alan Hamlet: “Danimarka''da pis kokan bir şeyler var!” demişti.

 

Ey Azîzan, iç dünyamızda da “vesvese”nin bıraktığı kötü kokular olabilir. Bunları gidermenin çâresi; Sevgili'nin gül kokusudur. Dış âlemde de aynı durum vardır. “Aromatherapie” ancak Sevgili'nin kokusuyla gerçekleşir. Bu koku; ön yargılarla kapanmış gözleri de açar. Bu kokudan yoksun kalanlar; üzerine Sevgili'nin kokusu sinmemiş olan gömlekleri; Pirâhen-i Yusuf makamında olup ondan da çok güzel kokan “Hırka-i Şerif” yerine, sahte ve dolayısıyla bu kokuyu taşımayan hırkaları “Hırka-i Şerif” (Tabiî Hukuk simgesi) sanabilirler. Hele şiddetli bir nezleden muzdarip iseler ve gözleri de iyi görmüyorsa, başkalarında da bu gibi İdris'in makasından çıkmayan cendere gibi giysileri, lâ-teşbih deli gömleklerini, hırka-i şerif adıyla teşhir ve takdim ederler. (Ey Azîzan, burada Hırka-i Şerif semtinde veya Topkapı Sarayı'ndaki hırkaların kasdedilmediği ârifler için izahdan müstağnîdir. Ârife tarif olmaz. Sahte hırkalardan amaç, “İslam”a nisbet edilen sahte, düzmece düzenlerdir, topluma ve bireye biçilen giysilerdir.)

 

Fetvii-i pîr-i Mugân dârem o kavlîst kadîm

Ke herâm-est mey ancâ ke ne Yâr-est nedîm. (Hâfız)

Pîr-i Muugan'dan alınan ve Kelâm-ı Kadîm'e dayanan fetvâm var: Yar'in nedîm olmadığı yerde mey içmek haramdır.

 

Çâk hâhem zeden in dılk-ı riyaî, çe konem?

Rûh-râ sohbet-i nâ-cins azâbîst elîm.

(Bu riya hırkasını paralayacağım, ne yapayım ki onu? / Cana, nâ-cins, nâ-ehl olanların sohbeti; elemli bir azabdır)

 

Ba'd sed sâl eger ber-ser-i hâkem gozerî

Ser ber âred zi-gilem raks konân azm-i remîm

(ölümümden yüz yıl sonra da olsa, kabrimin yanından geçersen, toprağımdan, kemiklerim raksedip birleşerek, baş gösterir.)

 

Yârin kokusunu alanlara, bu koku, ihyâ edici etkisini gösterir.

 

Ey Azîzan, Hafız'ın şiirinin tamamını nakledemiyorum. Bu beyitler ne demek istediğimi anlatmaya yeterlidir.

 

Kendisine gösterilen sahte hırkalara rağbet etmeyip “dervişlik olsaydı tâc ile hırka / biz dahî alırdık otuza kırka” veya “ben melâmet hırkasını kendim giydim eynime” diyenler, Yar'in kokusuna âşinâ iseler ve bir tuzaktan kurtulup başkasına düşmüyorlarsa ne mutlu onlara! Hacı Bayram-ı Velî halifesi, Bıçakçı Emîr'e, Ankaralı Hüsameddin'e, Hamza Bâli'ye, İsmail Ma'şukî'ye, Sütçü Beşir Ağa'ya, bütün gerçeklerin demine “hû!” diyelim, Yârin kokusu sinmemiş olan murdar partallar câmegânından uzaklaşalım. Başkaları da eskîci torbalarından murdar partallar çıkarıp bize “Yusuf'un Kamîsi” veya “Mesih'in gömleği” diye yutturmaya kalkışırlarsa, biz de eskici torbamızı karıştırarak başka bir kekre kokulu nesneyi trampa etmeye kalkışacak yerde, onların da Yarin kokusunu duymasına çalışalım. Mevlânâ;

 

“În nefes, cân dâmenem ber-tâfte-est

Bûy-i pirâhân-i Yûsuf yâfte-est”

 (Cân, şu sırada eteğime sarılmış, Yusuf''un gömleğinin kokusunu aldığı için bu coşkuyu ve özlemi yaşamaktadır).

 

Avrupa Birliği'nin ortak pazarı; Mevlânâ'nın deyimiyle eskicilerin (Köhne-furûşân) murdar partalları biribirlerine sürmeye çalıştığı bir bit pazarı olmamalıdır. Neoconların murdar partallarına da “ikinci el”den eşya satan amerikan mağazalarında aslâ rağbet edilmemelidir. “Hırka-i Şerif” özlemini duyan, bu kokuyu alan cânlar, Şems'i Mevlâna'dan sorarlar.

 

Kamîs-i Yâr'in eşsiz râyihasını Ravza-i Mutahhara'dan esen seher yelinden bir lâhzacık aldımsa, şarlatan aromaterapi uzmanlarının uzattıkları müstekreh ve murdar partalları nice yüzüme-gözüme süreyim ey köhne- fürûşan? Bizim aromaterapi aracımız Yar'in gömleğidir. Ey Yar'in kokusunu alan Azîzan, biribirinize ve bu Fakıyr'e bu kokudan verin! Gül alalım, gül satalım, gülden terazi tutalım, iğrenç koku tacirlerinin aldatıcı markalarından sakınalım. Kamîs-i Yâr aslâ eskimediği ve kokusunu yitirmediği için biz Nev-fürûşanız, gül alıp gül satarız ey Azîzan! Allah'a emanet olunuz.

 

 


[1] (Allâme Tebatebaî''nin “Sunen-un-Nebî”si, Türkçe çeviri, s. 291, N. 462, El-Kâfî''den naklen)

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler