25 Ağustos 2019 Pazar Saat:
15:06

Şia'nın Hakikat Ve Özellikleri -1

29-02-2016 10:41


Bismillahirrahmanirrahim

 

Son zamanlarda müslümanlar arasında oluşturulmak istenen mezhep ve inanç kavgasına ve düşmalığına,Tekfirci Siyonist terörist gurupların ve bunların ağa babalarının fitne, ihtilaf ve bozgunculuk eylemlerine karşı her müslüman sağduyulu davranmalıdır. Bu anlamda herbir müslümanın ağırbir vazifesi ve sorumluluğu vardır.

 

Her inanç sahibi mümin ve muvahhit müslüman kendi itikatını ilmi olarak doğru kaynaktan öğrenmeli ve yaşamalıdır. Her müslümanın kendi inanç ve mezhebini ilmi olarak öğrenmesi ve dillendirmesi herhangi bir inanca ve o inanca bağlı olan müslümana karşı saygısızlık görülmemeli ve ihtilaf nedeni sayılmamalıdır. Herkes birbine saygılı davranmalı ve temel ilkelerde vahdeti oluşturmalıdır. İslam düşmanlarının müslümanların arasına fitne ve ihtilaf salma gayretlerine fırsat vermemeli ve böyleki aşırı uçta haraket edenleri tecrit etmelidir.

 

Bu anlamda biz Ehl-i beyt mektebinin takipçileri, Şia itikatının gerçek anlam ve özelliklerini tanımaya ve tanıtmaya ihtiyacımız olduğu gibi, bu alanda çalışma yapma vazifemiz vardır. Hz. Fatıma'nın (sa) yaşadığı 18 yıllık kısa hayatında sürekli Şia kavramını kulandığı gibi kıyamet günü de kullanacağı rıvayet edilmiştir.  

 

Kur'an-ı kerim; Hz. İbrahim (as) ve yüzyirmi dörtbin peygamberin bazılarına, bazıları için Şia kavramını kulanmıştır. Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.a) (Allah'ın selamı hepisinin üzerine olsun) Beş ulul azm peygamberleri Kitap, din ve şeriat sahibi olarak tanıtır. Allah'ın seçkin eliçilerinin vazifeleri İlahi hükümleri tüm insanlara ulaştırmak ve hidayet etmektir.

 

Hz. Resülullah'ın (s.a.a) son Peygamber seçilmesiyle beraber Allah nimetini ve dinini insanlara tamamlamıştır. Hz. Resülullah (s.a.a) ve Kur'an-ı kerim kıyamet gününe kadar insanların hidayet önderidir.

 

Allah! Peygamberlere yüz on tane suhuf yani sayfalar halinde ayetler, dört tane kitap vahyetmiştir. Sonuncusu Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an önce indirilen bütün semavi söylemleri içinde toplayan ve barındıran kamil kitaptır. İslam dini son ve kamil din oluşu hasabiyle önceki bütün şeriat hükümlerini içinde toplamıştır. İslam dinine inanan her müslüman, bütün peyamberlere, getirdikleri şeriata ve vahyedilen İlahi ayetlere inanması farzdır. Eğer bunlardan bir tanesine inanmaz ve redderse inkarcı kafir olur.

 

Hz. İbrahim'in (as) Şia Oluşu

 

Kur'an-ı Kerim Hz. İbrahim'in (as) Şia oluşuyla ilgili şöyle buyuruyor:'' Kuşkusuz, İbrahim de onun izinden gidenlerdendi.'' Saffat/ 83

 

Ayetin orjinalı, ''Ve İnne min Şii'eti-hi Le-İbrahim'e'' Hz.İbrahim onun şia'sıydı, Hz. İbrahim (as) ona bağlıydı. Kur'an tabiriyle onun Şia'sıydı. ''Şii'etih-i'' zamiri kime dönüyordu, yani hangi peygamberi işare ediyordu.''İnne'' kavramı kayıtsız şartsız ve tereddütsüz İbrahim onun şia'sı izcisiydi. Dolayısıyla önceki ayetlere baktığımızda Hz. Nuh'a (as) işaret ettiğini görmekteyiz.

 

Allah Şöyle buyuruyor: Ey insanlar Hz. İbrahim Hz. Nuh'a Şia olmasıyla İbrahim olmuştur. Yani kendisinden önceki  büyük bir peygambere mutlak itaat ederek o makama ulaşmıştır. Çünkü Hz. İbrahim küçük yaştan beri temiz ve ihlasla Hz. Nuh'a (as) bağlılğını göstermiş ve onun izini takip ederek ona Şia olmuştur.

 

Allah'ın Peygamberlerine inanmayan ve onların izini takip etmeyenlerin gerçek anlamda doğruluğa ermesi mümkün değildir. Ve doğruluktan sapmış insanların yüzünü Kur'an-ı Kerim bize şöyle tanıtıyor:''Gerçekten biz cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, ama onlarla anlamazlar; gözleri vardır, ama onlarla görmezler; kulakları vardır, ama onlarla işitmezler; işte bunlar hayvanlar gibidirler; hatta daha da sapıktırlar. (aşağı seviyedeler) İşte asıl gafiller, onlardır.''A'raf/ 179

 

Bu tür hakkı görmeyen ve doğruyu algılayamayan insanın hayvandan hiç bir farkı ve özelliği yoktur. Allah'ın bahşettiği akıl, iman ve ahlak insana erdemlik ve üstünlüğü sağlar. Çünkü insanın hayvandan farklı ve üstünlüğü, aklıyla Allah'a inanması ve O,nun emirlerine itaat etmesiyledir. Batıda, Afrika da, Amerika da ve Asya da tesettürden ve iffetten yoksun yaşayan ve Allah'a itaat etmekten kaçınan kadınların, kumar alkol ve uyuşturucu kullanan ve İslami yaşamdan nasibini almamış erkeklerin, ve zahirde ibadet ehli olmuş ama  günah bataklılığının içine saplanmış müslüman birinin hayvandan ne farkı ve üstünlüğü olabilir.

 

Allah; Hz. Meryem den (sa) neden bu kadar bahsetmektedir. Kur'an-ı Kerim Hz. Meryem (sa) hakkında şöyle buyuruyor: '' O kadını ( Meryem'i ) da an. O iffetini korudu; biz de ona kendi ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu alemlere bir ayet kıldık.'' Enbiya/ 91

 

Ayet; Hz. Meryem'in iffet abidesi olduğunu ve hayanın doruk noktasına ulaştığını açıklamaktadır. Kur'an yine şöyle buyuruyor:''Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdi; ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de dostdoğru bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, nasıl ayetleri onlara açıklıyoruz; sonra bak, nasıl (haktan) uzaklaştırıyorlar.'' Maide/ 75

 

Ayet; Hz. Meryem'in (sa) temiz ve her türlü kötülükten arındırılmış ve dünyanın seçkin bir hanım efendisi olduğunu buyurmaktadır. Dolayısıyla Allah Hz. Meryem'in (sa) Hz. Zekeriya'ya (as) bağlı ve gerçek Şia olmasından dolayı bu makama ulaştığını buyuruyor. Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor:''Rabbi, güzel bir kabul ile onu kabul buyurdu ve güzelce onu büyüttü. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, mabette onun yanına her gelşinde yanında bir rızık bulurdu.'' Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?'' derdi. Meryem de, O, Allah'ın katındandır. Allah, dilediğine hesapsız rızk verir.'' derdi.'' Al-i İmran/ 37

 

Ayetten de anlaşılıyor ki Hz. Meryem, Allah'ın seçkin, iffet, haya abidesi ve kulu olduysa, ve Hz. İsa (as) Allah'ın mücizesi olarak onunla dünyaya teşrif ettiyse Meryem'in Hz. Zekeriya'nın gerçek Şia'sı oluşundan dolayıdır. Hz. Meryem herşeyi Hz. Zekeriya'nın izinden gitmesi ve ona mutlak itaat etmesiyle kazanmıştır.

 

Hz. Ali'nin (As) Şia'sı

 

Öncelikle şunu bilmekte yarar var İmam Ali'ye (as) Şia olmadan önce İmam Ali'nin (as) kime Şia olmasını bilmek önemlidir. Çünkü bütün ilim, akıl ve insaf sahibi kimselerin kanaatı ve sözü şudur ki, inancınızda doğru ve sapmadan direkt Hz. Resülullah'a (s.a.a) ulaşmak için Allah Resulüne Şia olabilecek bir sadıka Şia olmalısınız, bu sadık insan Hz. Ali'den başkası değildir. Çünkü İmam Ali (as) Hz. Resulüllah'ın gerçek  Şia'sıydı. Ümmetin ilk ve tek sadık Şia'sı Ali bin Ebu Talib,idi.

 

Hz. Fatima'nın (s.a) Şia Oluşu

 

Herkes bağlı olduğu önderinin konumuna göre makam sahip olur, lider hayırlı, maneviyatlı ve dürüst birisiyse onun izcisi ve takipcisi onun gibi olur, eğer lider Şeytan vasıflı birisiyse onun takipcisi tıpkı onun gibi olur. Tarihte örenkleri çoktur. Hz. Adem ve Hz. Nuh'un (a.s) çocukları, Hz. Hud ve Hz. Lut'un (a.s) hanımları gibi, ve buna benzer birçok Peygamberin yakın akrabaları inandıkaları peygamberlerine itaat etmedikleri ve hakiki Şia olamadıkları için sonları ve ahiretleri hüsran oldu. Hz. Fatima'nın (s.a) makamı, alemlerin hanım efendisi, ideal ve örnek bir hanım olması Peygamber kızı ve İmam Ali'nin (a.s) eşi oluşundan dolayı değildir.

 

Hz. Fatima'yı Fatıma yapan ve yüce makama sahip olmasının nedeni inandığı peygamberine ve İmamına kayıtsız şartsız itaat etmesinden ve gerçek Şia oluşundandır. Hz. Fatıma'nın evine baskın verip kapısını yakmaları, kapıyla duvar arasında bırakıp kaburgalarını kırmaları ve altı aylık Muhsin isminde yavrusunu düşürmeleri, ve Fedek bahçesini elinden alıp caddenin ortasında mübarek yüzünü tokatlamaları, kırbaçlamaları ve eziyet etmelerinin nedeni Velayet ve İmamını müdafa etmesinden dolayıydı. Fedek bahçesi normal bir hurmalık bahçesinden ve miras meselesinden öte çok daha büyük bir anlam taşıyordu.

 

Velayet düşmanları bunu bildiklerinden dolayı miras bahanesiyle Fedek bahçesini Hz. Fatıma'nın (s.a) elinden almak istiyorlardı. Bu önemli meselenin gerçeği şuydu; Fedek bahçesinden elde edilecek ekonomik gelir Velayet yolunda tüm fakir fukaraya İmamın eliyle taksim edilip dağıtılacak ve insanlar velayete ve İmamete sahip çıkacaklardı.

 

Fatıma düşmanları bunu bildiklerinden dolayı Velayet ve İmamete bağlılık kapılarını kapatmak için Fedek bahçesine el koyarak gaspetmeleri gerekiyordu.Ve böylelikle Kur'an ve Velayet hakimiyeti oluşmamalı ve Fatıma gibi Şia'lar çoğalmamalıydı. Hz. Peygamberin vefatından sonra kısa bir hayat yaşayan Hz.Fatima (s.a) siyasi basiretiyle yaşanan ve oynanan oyunları, siyasi ve şeytani fitne ve hilekar tavır ve edaları mükemmel okuyarak şehide olduğu ana kadar velayeti ve İmamını müdafa etmekten asla vazgeçmedi, öyle ki minbere çıkıp Medine halkına haykırıyordu ey babamın vefasız ümmeti eğer Ali'yyel Mürtazanın hakkını vermezseniz Allah'ım şahid olsun başımı açıp sizlere nifrin edeceyim, İmam Ali o zalimlerin elinde olduğundan Salman'a buyurdu: Salman git Fatima'yı götür eve sakın öyle birşey yapmasın çünkü Allah Resulü (s.a.a) sabretmemizi buyurmuştur. Hz. Fatıma (s.a) Medine de tek başına hak için velayet ve İmamet için çekinmeden yanlız başına İmamını müdafa ediyordu. ve İmamına gerçek bir Şia (yaren ve izci) olarak pak ruhunu yüce Rabbi'ne emanet etti.

 

Ehl-i beyt Şiaları; eğer biz gerçek Şia olmak istiyorsak o zaman  İmam Ali'yi (a.s), Hz. Fatima'yı (s.a) ve onbir İmamı iyi tanımalıyız,Onları kendimize gerçek rehber edinmeliyiz, ve gerçekten hakiki bir Şia olmalıyız, çünkü bizim kamil olmamızın en büyük etiketi inandığımız liderlerimizin tekamüle erme özelliğidir. Bu anlamda Hz. Resulüllah'tan başka kainatın iftiharı, varlık aleminin en şereflisi, alemlere rahmet olarak gönderilen ve mirac da Allah'ın makamında O,nunla sohbet eden başka bir lider, İmam Ali'den başka Allah'ın aslanı, Kabe de dünyaya gelen ve yeryüzünde Allah'ın tecellisi vasfını taşıyan başka bir şahsiyyet, İmam Mehdi'den (af) başka Allah'ın hücceti varmıdır. Biz Şialar  bu yüce şahsiyetleri üzecek her türlü günah işlemekten kaçınmalıyız.

 

Salman'ı Farsi'nin Şia Oluşu

 

Böyle bir yüce şahsiyete bağlı olmak ve izinde yürümek Şia için İlahi bir lütuf ve iftihar kaynağıdır. Salman'ı Fars-i (ra) bu yüce ve onurlu makama ulaşan ender şahsiyetlerden biridir. Salman; İran'nın Fars ayaleti Şiraz Şehrinin bir köyünde dünyaya gelmiş ve Zertüşt ( Ateş perest) zengin bir ailenin çocuğudur. Ergenlik çağına geldiğinde bağlı olduğu ateş perestlik inancı kendisine mantıklı gelmemiş ve bir arayış içine girmiştir.

 

Bir gün babasına şöyle dedi: Ben sizin Mobed tanrınızın söylemiyle ve usta kitabınızı okumakla kendimde var olan boşluğu dolduramıyorum, ve ben sizin dininizi istemiyorum. Bu dinin getirdikleri benim akıl ve matığıma uygun değildir. Bu sözleri duyan ateş perest dinine bağlı muta'assıb baba çok rahatsız oldu, ve oğlunu evinin altında bulunan bodrum katına hapsederek dışarı çıkmasını yasakladı. Ve çok zengin bir aile çocuğu olan Salman bir kaç gün hapiste kaldıktan sonra babası durumunu sorduğunda beni böyle hapsetmekle ikna edemezsin ben senin dinine inanmıyorum ve huzur bulamıyorum çünkü din insanların huzur bulması için gönderilir ama bu din bana huzur vermiyor diye cevap verdi.

 

Kur'n-ı kerim şöyle buyuruyor: ''İman eden ve imanlarını zulümle karıştırmayan kimseler var ya, işte güven onlarındır ve onlar hidayete erişmişlerdir.'' En'am/82

 

Salman'ı Fars-i babasına şöyle dedi: benim güvencem ve emniyetim yoktur, bu dinin doğru bir din olmadığı bellidir. Babası oğlunun Zertoşt dininde kalmayacağını anlayınca onu serbest bıraktı ve Salman baba yurdunu terk etti. Suyu havası yeşil ve meyvesi bol olan Suriye'nin Busra bölgesine hicret etti. Busra şehrinde güvenilir bir Hıristiyan papazla karşılaştı. Kendisinin İran dan geldiğini ve ait olduğu dine inanmadığını ve bir arayış içinde olduğunu aktardı. Papaz önce boy abdesti almasını ve kiliseye gelmesini ve Mesih inancını kendisine anlatacağını söyledi. Salman uzun birsüre papazın anlattıklarını dinledi ve bu söylemlerin kendisini ikna etmediğini papaza söyledi. Hıristiyan inancıda  Salman'a çekici gelmemişti, içinde hep birboşluk kalıyordu.

 

Papazdan kendisine yardımcı olmasını istedi. Papaz insaflı bir şekilde Salman'a şöyle dedi: Biz babalarımızdan duymuşuz ve İncil'de de bu yazıyor, Hicaz bölgesinde bir kişi Peygamber olarak seçilecektir. Ve Onun getirdiği dinin ahlakı yönü çok dolu ve doyurucu olacaktır. İstersen oraya gidebilirsin, ama o peygamber dünyaya gelmişmidir? yoksa gelmemişmidir bilmiyorum. Belkide o peygamber gelmiş, ölmüşde olabilir, Ürdün ve Tebuk üzerinden Hicaz topraklarına girdiğinde sor gerekenleri sana söylerler. Eğer dünyaya gelmemişse beklersin, ama gelip ölmüşse muhakak onu temsil eden birileri vardır hak yolu sana gösterirler.

 

Salman Suriye, Ürdün ve Tebük üzerinden bin km yolu katederek yorucu bir yolculuktan sonra Hicaz'a geldi. Selman-i Farsi Hz. Resulüllah'ın (s.a.a) mübarek huzuruna vardı, yaşadığı olayları Hz. Resulüllah'a (s.a.a) anlattıktan sonra şöyle arzetti ama hiçbiri bana huzur ve güven veremedi, siz ne buyuruyorsunuz: Hz. Resulüllah (s.a.a) Salman'a Kur'an'nın latif ve zarif sözleriyle Salman'ın aradığı güven ve huzuru bulmasını sağladı.

 

Salman çok kısa bir sürede Hz. Resulüllah'ın gerçek bir Şia'sı makamına ulaşarak öyle bir noktaya geldi ki Mekke ve Medine halkı onu kendilerinden olduğunu iddia ediyorlardı. Salman için tartışmalar yapmakta Medineliler o bizdendir, Mekkeliler ise hayır bizedendir diyorlardı. Tartışma haberi Hz. Resulüllah'a (s.a.a) ulaşınca Allah Resulü (s.a.a) herkesin camiye toplanmasını buyurdu: Herkes camiye toplandıktan sonra Resulüllah (s.a.a) minbere çıktı ve şöyle buyurdu:

 

Ey Medine ve Mekke Müslümanları Salman sizin hiçbirinizden değildir. Çünkü '' Esselman-i Minna Ehl-el Beyt'' Salman biz Ehl-i Beyt'ten dir. Salman bir yıl bizim derslerimizi almış, amel etmiş ve bu makama ulaşmıştır. Çünkü Salman Al-i Resulün tüm sırlarına vakıf olmuştu. Resulüllah'ın (s.a.a) vefatından sonra gerçek bir İmam Ali (a.s) Şia'sı makamına ulaşmıştır. Ondan dolayı Hz. Resulüllah (s.a.a) buyurdu: Salman biz Ehl-i bet'tendir. Çünkü Salman Hz. Fatima ve İmam Ali'ye hizmette kusur etmemiş, Hz. Fatima (s.a) şehide olduktan sonra İmam Ali'nin (a.s) seçkin yaverlerinden olarak canı pahasına Velayet ve İmametten difa etmiştir. Velayet ve İmamet yolunda zalim Muaviye (la) tarafından feci bir şekilde şehid edildi. Salman-i Farsi'nin şehadeti hakkında Hz. Resulüllah (s.a.a) şöyle buyurdu: ''Salman zalim ve facir bir topluluk tarafından(öldürülecek) şehid edilecektir.''

 

Değerli müslümanlar eğer gerçek Şia'lık nedir ve kimdir, idraki içerisinde olmak ve vazifelerimizi liyakatıyla yerine getirmek istiyorsak Salman ve onun gibi Şia'ların hayatına ve yaptıkları fedakarlıklarına bakmamız yeterli olacaktır.

 

Kur'an-ın buyurudğu gibi''Kuşkusuz İbrahim de Onun izinden gidenlerdendi.'' Bu ayet bize  ders veriyor; Ey insanlar Hz. İbrahim eğer İbrahim olduysa, Hz. İbrahim'in Hz. Nuh'a (a.s) gerçek bir Şia oluşu onu o makama getirdi. Hz. Fatima'tuz'zehra (s.a) Şia kavramını bu dünyada sık sık telaffuz ettiyse ve kıyamette de telaffuz edecekse bu Şia'nın makamı ne kadar yücedir. Ve Hz. Fatima (s.a) Allah'a kendisinden Şia olarak hesap almasını istemektedir.

 

Tevekkül EROL

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !