11 Aralık 2018 Salı Saat:
23:07

Suudilerin Yeni Hevesi Lübnan Cephesi

07-03-2016 10:47


Bahreyn, Yemen, Irak ve Suriye’de ‘İran yayılmacılığına’ karşı savaş verdiğini söyleyen Suudi Arabistan, geçtiğimiz hafta beşinci cepheyi de Lübnan’da açmak istediğini ortaya koydu.

Körfez İşbirliği Örgütü’nün Hizbullah’ı terör örgütü listesine alması, Lübnan’da yeni bir cephe açma iradesini yansıtıyor olsa da bu iradenin ne ölçüde hayata geçirilebileceği şimdilik belirsiz.

Hizbullah’ı, Lübnan sınırlarına çekilmeye zorlayacak olmasından dolayı Suudilerin yeni Lübnan cephesinin stratejik bağlamının Suriye olduğu son derece açık; ancak Riyad, bu cepheyle ilgisini Yemen bağlamıyla ilişkilendirdi.

Suudi destekli Mansur Hadi hükümeti, Yemen’de Suudi koalisyonuna yönelik operasyonları Hizbullah’ın tasarladığını öne sürdü. Suudi Arabistan, Lübnan ordusuna yaptığı askeri yardımları durdurma kararı aldı. Körfez ülkeleri, vatandaşlarından Lübnan’a seyahat yapmamasını istedi ve nihayet Körfez İşbirliği Örgütü Hizbullah’ı terör örgütü listesine aldı.

Hizbullah’ı 2013 yılının mart ayında terör örgütü listesine alan Bahreyn ise aynı kararın Arap Birliği’nde de alınması gerektiğini açıkladı.

Ancak Tunus’ta yapılan Arap içişleri bakanları toplantısı, Hizbullah’ı yalnızlaştırmaya çalışan Suudi Arabistan’ın yalnızlığını ortaya koydu.

Cezayir ve Irak, Hizbullah’ın terör örgütü listesine alınması yönündeki kararı protesto ederek toplantı salonunu terk etti.

Ev sahibi Tunus’un içişleri bakanı bildiriyi imzalamakla birlikte Tunus dışişleri bakanı ve cumhurbaşkanı kararın Tunus’un görüşünü yansıtmadığını açıkladı.

Lübnan’ın Suudi müttefiki İçişleri Bakanı Nohad Maşnuk, bildiriyi imzalamadı, Mısır ise bildiriyi imzalamakla birlikte kararı “Arap toplumunun çıkarlarına aykırı ve kışkırtıcı bir karar” olarak niteledi.

Mısır dışişleri bakanlığı, Riyad-Kahire ilişkilerinde bir gerginliğe neden olmayacağını söyleyerek Suudilerin gönlünü almaya çalışsa da  “Mısır’ın çıkarları, Hizbullah’ın terör örgütü listesine alınmasını gerektirmiyor” dedi.

Hizbullah’ın terör örgütü listesine alınması Körfez İşbirliği Örgütü kararı olarak açıklansa da el-Meyadin televizyonunun haberinde yer aldığı üzere Umman’ın katılmadığı, Kuveyt’in de Suudi baskısıyla istemeyerek imzaladığı bu karar aslında sadece Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri kararıydı.

Öte yandan bu karar, Hizbullah’ın Lübnan içindeki rakipleri tarafından bile destek görmedi.

İlerici Sosyalist Partisi Lideri Velid Canbolat, Hizbullah’ın Lübnan toplumunun bir parçası olduğunu belirtti. Avrupa Birliği’nin yaptığı gibi hiç değilse Hizbullah’ın askeri ve siyasi kanatları arasında ayrım gözetilmesi gerektiğini belirten Canbolat’a göre Hizbullah’ın Lübnan dışındaki faaliyetleri, onun terörist diye nitelenmesi için yeterli değildi; çünkü “Suudi Arabistan, Yemen’de; Türkiye, Suriye’de, Amerika da Irak ve Afganistan’da aynı şeyi yapıyordu.”

Lübnan Güçleri Lideri Semir Caca’nın Yardımcısı Antuan Zehra da Lübnan içinde ve Arap ülkeleri arasında Hizbullah’la ilgili kullanılan ‘direniş örgütü’ tanımını kullanmaya devam edeceklerini belirterek “Bu karar bizi ilgilendirmez, bizim Hizbullah’la ilişkilerimiz bundan sonra da doğal olacaktır” dedi.

Hizbullah’ın en büyük rakibi olan Sad Hariri liderliğindeki el-Mustakbel partisi milletvekili Ammar el-Huri de Hizbullah’ı terör örgütü olarak görmediklerini partilerinin üyesi olan İçişleri Bakanı Nohad Maşnuk’un Tunus’taki tavrıyla delillendirdi ve “Eğer bizim görüşümüz böyle olmasaydı Nohad Maşnuk, içişleri bakanları toplantısında tarafsız davranmazdı” dedi.

Yemen senaryosunun Lübnan’da tekrarı

Arap ülkelerinin ve Lübnanlı siyasi grupların genel tavrı, Suudilerin Lübnan’da yeni bir cephe açabilmesi için uygun şartlar sunmuyor.  

Suudi medyasının Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah’a yönelik hakaret içeren yayınlarının yarattığı gerilimin bizzat Nasrullah tarafından yatıştırılmaya çalışması da Suudilerin işini zorlaştırıyor.  

Bununla birlikte Lübnan Başbakanı Temmam Selam’ın Suudilerin Hizbullah’la ilgili kararının hemen ardından ilginç bir şekilde istifayı gündeme getirmesi, Suudilerin Lübnan’da Yemen senaryosuna dayalı bir cephe açmayı planladığını ortaya koydu.

Zira Suudiler, Yemen’de bir istifa sayesinde cephe açabilmiş ve Yemen’i iç savaşa ve bugün itibariyle fiilen dörde bölünmeye götüren Suudi müdahalesi şu aşamalarla gerçekleşmişti.

1- 18 Mart 2013’te BM ve Körfez İşbirliği Örgütü’nün desteği ile yapılan ve farklı siyasal kesimlerden 565 üyenin katıldığı Ulusal Diyalog Konferansı’nda Mansur Hadi’nin görev süresi bir yıl daha uzatıldı.

2- 2014 yılının mart ayı itibariyle görev süresi dolmuş olmasına ve yeni bir uzatma kararı olmamasına rağmen cumhurbaşkanlığını sürdüren Hadi, 2015’in ocak ayında yaşanan krizde kabinesiyle birlikte istifa etti.

3- Ensarullah Hareketi, Hadi’nin istifasından sonra ülkedeki otorite boşluğuna son vermek için cumhurbaşkanlığı kurulu oluşturulmasını önerdi ve 6 Şubat’ta geçiş sürecini yönetecek meclisin ve cumhurbaşkanlığı kurulunun yasal çerçevesini hazırladı. 20 Şubat’ta da BM Yemen Özel Temsilcisi Cemal bin Ömer, diğer siyasi grupların Ensarullah’la yeni hükümet konusunda anlaşmaya vardığını açıkladı.

4- 2014’te görev süresi zaten sona eren ve 22 Ocak’ta da istifa eden Mansur Hadi, 20 Şubat’ta başkent Sana’dan Aden’e gitti ve 25 Şubat’ta da istifasını geri aldı. Ardından da “meşru cumhurbaşkanı” sıfatıyla “Husi darbesine” karşı Suudi Arabistan’dan askeri müdahale talep etti.

Yemen’e yönelik Suudi koalisyonu saldırısının hukuksal gerekçesi, işte bu “meşru” cumhurbaşkanının talebine dayandırıldı.

Lübnan Başbakanı Temmam Selam’ın birkaç gün önce çöp protestolarını gerekçe göstererek istifa edebileceğini açıklaması, Suudilerin Lübnan cephesi için Yemen senaryosunu kullanabileceğini düşündüren bir gelişme oldu.

Herhangi birini yeni hükümeti kurmakla görevlendirecek bir cumhurbaşkanının iki yıldır olmaması sebebiyle, başbakanı istifa eden Lübnan’ın tıpkı Yemen gibi yönetimi olmayan bir devlet haline getirilmiş olacağı açık.

Lübnan’ın hükümetsiz kalması ve Suudilerin de cepheyi açması durumunda Suriye sınırı boyunca Trablus ve Akkar’dan Beka’ya kadar bir Nusra emirliğinin doğabileceği belirtiliyor.

Basında yer alan haberlere göre Akkar ve Vadi el-Halid’e güç takviyesi yapmış olmakla birlikte bu bölgelerde çatışmaların başlaması durumunda Lübnan ordusunun zayiatı azaltmak için Suriye sınırına paralel köylere çekilebileceği belirtiliyor.

Bu durumda batıda Akkar’dan başlamak üzere doğuda Suriye’nin Kuseyr bölgesinin batısına kadar bölgenin Nusra destekçisi milislerin eline geçebileceği ve buradaki Suriye ordusu ve Hizbullah barikatını kıracak olan silahlı grupların, güneyde Beka’ya doğru inerek Hizbullah’la savaşabileceği bildiriliyor.

2014’te Lübnan ordusu karargahlarına ve Alevi köyü Cebel Muhsin’e saldıran milisleri “Trablus’un evlatları” diyerek destekleyen Adalet Bakanı Eşref Rifi’nin Suudilerin Lübnan ordusuna yaptığı yardımı kesmesinden sonra Suudi Arabistan’dan özür dileyerek istifa etmesini bu senaryoya ekleyelim.

İzmir’den hareket eden ve Lübnan’a silah ve mühimmat taşıyan gemi olayı da bu senaryo çerçevesinde ise Suudilerin Lübnan cephesinde çok da yalnız olmadığı söylenebilir.

Haziran 2015’ten beri İsrail’le basın önünde görüşen Suudilerin Hizbullah’ı terör örgütü ilan etmeden kısa bir süre önce Tel Aviv’den üst düzey bir heyeti Riyad’da ağırladığını İsrail basınından öğrendik.    

Hizbullah’ın terör örgütü ilan edilmesi ile bu ziyaret arasında doğrudan bir ilişki olup olmadığını şimdilik bilmiyoruz. Ancak eğer Suudiler, Lübnan cephesi konusunda Türkiye ve İsrail’le koordinasyon içindeyse Hizbullah’ın bu kez hem güneyden hem de kuzeyden baskı altına alınabileceği söylenebilir.

 

Alptekin DURSUNOĞLU/YDH

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !