15 Kasım 2019 Cuma Saat:
18:30

Tanıyamadığımız Ali

18-08-2019 19:22


 

 

 

 

 

 

 

“Bana Seni Gerek Seni”

 

Seni tanımadan düşmanını tanıyıp da neyleyim! Seni yaşayamadan düşmanınla nasıl savaşayım! Nefsimle hemhal olurken düşmanın nefsini nasıl küçümseyeyim!

 

“Bana Seni Gerek Seni“

 

Sürekli başkasına haksızlık yaparken, yapılan haksızlıklara da göz yumarken; geçmişteki haksızlıklara nasıl başkaldırayım?

 

Zulüm ederken dünkü zulmü nasıl kınayayım?

 

Her soluğunda bir “sükûnet haykırışı” varken; hangi cüretle konuşayım!

 

Sen konuşan Kur’an-ı Kerim’ken hangi hakikatten bahsedeyim?

 

Sen ilminde nurken ben cehaletimle karanlıklardan nasıl çıkayım?

 

Düşmanına merhamet eden sen, dostuna tahammül edemeyen benden ne beklersin?

 

Sen yoksan “bende “benden” ne beklersin?

 

Seni seven bu kadar insan varken, neden yalnızlığınla anılıyorsun? Yalnızlığın bizi  yakıyorsa neden evladın İmam Mehdi hala yalnız!!

 

Yüzyıllardır süregelen seni tanıma anlayışımıza nasıl bakıyorsun bilmiyorum ama yüzyıllar öncesinde yalnızdın biliyorum ki şimdi de ilahi öğretilerin yalnız.

 

Peygamberin vasisi olmam ve imam oluşun yalnızlığını gidermiyordu tam tersi yalnızlığını artırıyordu belki de.

 

“Seni sen “yapan, diğer insanlardan farklı kılan, ilahi şahsiyetinin getirdiği özelliklerdi.

 

Peygamberin na’şını yıkarken ki “sükûnetin de “dünya makamına tamah etmemendi!

 

Ya Ali seni sevmek bir insanı sevmekten çok daha kolaydır.

 

Peygamberden sonra bütün insanlığa rehber olma sebebini baba olmanda, eş olmanda, bir dost bir yönetici olmanda görmek mümkün; adaletinle, muhabbetinle, vefanla.

 

 Bir yanda kuyulara derdini anlatırken, diğer yanda düşkünlere yardımcı olmak için hurmalıkları sulaman,

 

Yetimleri geceleri ziyaret edip onları kucaklaman, ben varken babasız olmanızı unutun demendi.

 

Ölüm yatağında “kurtuluşu beklerken” yetimlerin son bir kez de olsa muhabbetini hissetmek için kapında dizilmeleri sende ki sırlarından biriydi sadece.

 

Rükû halindeyken yüzüğünü sadaka verebilmendi, gösterişten uzak ibadetin, ilimde meşale olman teslimiyetteki yalnızlığındı.

 

Düşmanla savaşırken ” Allah’ım aramızı uzlaştır diyebilmendi.

 

Hayber savaşını komuta etme yetkisi elindeyken ve gücün karşısında kimse duramazken, askerlere hamur yapıp ekmek pişirebilmendi.

 

Hem güçlü hem yetkiliyken sıradan görünen bir işi yapabilmendi.

 

Şehadet halinde “Andolsun Kâbe’nin Rabbine kurtuldum! ” deyişinde ki hüznündü.

 

“Bana Seni Gerek Seni”

 

Kendin için ne kimseyi sevdin ne de kimseden nefret ettin.

 

Nefretin, kinin, intikamın olduğu hiç bir yerde olmadın.

 

Teslimiyet bu olsa gerek, teslimiyetteki sevgi bu olsa gerek!

 

Teslimiyette korkusuz olmak bu olsa gerek!

 

Güzel ahlak bu olsa gerek!

 

—————————-///———————————-

 

Can Ali;

 

“Bana Seni Gerek Seni”

 

Seni yücelten haklarının elinden alınması, haksızlıklar karşısında mazlum olman değildi elbet, güçlüyken merhamet eden gönlün ve ilahi şahsiyetindi.

 

Seni güçlü kılan, seninle savaşanların senden korkması, düşmandan kaçmaman değildi elbet, gücün dillere destanken bu gücü kendi nefsin için kullanmamandı.

 

Boğazında kılçık, gözünde kibrit çöpünü hissederken   İslam dininin selameti için suskunluğa gömülmendi..

 

“Bir şey söylesem derler ki baş olmaya hırsı var sussam derler ki ölümden korkar” dedirten sessiz haykırışlarındı.

 

Sana haksızlık yapanlarla düşmanı küçültmeye çalışmak, seni anlayamadığımıza delil olarak yeterli değil midir?

 

Biat etmek için evine gelen coşkulu istekli insanlardan Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan’ı ezilmekten zor kurtardığın o durumu şöyle dillendirmiştin.

 

“Halkın etrafıma sırtlanın boynundaki kıllar gibi üşüşmesi kadar beni ezen bir şey olmadı şu hayatımda”.

 

Senin için hükümeti idare etmek, onlarca yamağı olan bir çarıktan daha önemsizken; dünyanın değeri bir keçi aksırığı kadarken bizler bu yaklaşımın ne kadarını hayatımıza sığdırabildik.

 

Bazen makam sevgimizden bazen cesaretimizin olmayışından senin öğretilerini yalnız bıraktık seni sevmenin hakkını veremedik..

 

Sana düşmanlık edenleri eleştirip senin dostun olduğunu göstermeye çalışırken;

 

Esedullah (Allahın Aslan’ı)

 

Haydar-ı Kerrar   (döne döne savaşmanı)

 

Natık-i Kur’an (konuşan Kur’an)

 

İmam el-Muttaki (takvalıların imamı)

 

Sultan-ı Estiya (cömertlerin sultanı)

 

Şah-ı Merdan (mertlerin şahı) olmanı unuttuk.

 

Sen meleklerin öğreticisiyken, hangi dille haklılığını ispatlamaya çalışıyoruz kimlerle adını anıp öğretilerini yaşatmaya çalışıyoruz.

 

Biz seni bu kadar mı tanıdık?

 

Senin mücadelen nefisten uzak ümmete insan olmanın yollarını öğretmek değil miydi? Yüzyıllar önceki elinle ittiğin makamlara takılmak gerçek anlamda seni tanımadığımıza delil değil midir?

 

Ümmetin salahiyeti için birçok haklarından vazgeçmişken, bizler senin gasp edilen haklarını konuşmaktan öteye gidemedik.

 

Seni hala anlayamadık hâlâ anladıklarımızı yaşayamadık..

 

Neden?

 

Seni anlamak ve sana ulaşmak bu kadar mı zordu?

 

“Bana Seni Gerek Seni”

 

Ali’yi anlatmak için nerden nasıl başlanır bilmiyorum ama hakkını savunurken, çileli, ıstıraplı anlatımlardan vazgeçmemiz gerekmiyor mu?

 

Yıllardır minberlerde, kürsülerde anlatılan İmam Ali’yi alışılagelmiş sözlerin dışında anlatmanın zamanı gelmedi mi?

 

Kin, intikam, nefret, kokan anlatımlardan yorulmadık mı?

 

Bir tarafta kin, nefret, intikam tohumlarını kalplere serpersen, diğer tarafta imam Ali’nin muhabbet ve sevgisini gönüllerde yeşertemeyiz.

 

Ya Ali; sen düşmana bile dua ve muhabbet ederken, bizler her gün düşmanlarını dillendirmekle seni tanıtacağımızı zannediyoruz.

 

Senden çok Ali olmaya çalışıyoruz!

 

Seni tanımadan senin haklarını savunmak karanlık yolda ışıksız yol almaya benzer.

 

Can Ali; Sen minber ve kürsülerde yaşayasın diye yalnızlığı seçmedin. Sen tam da hayatın içinde her anımızda olmak için yalnızlığı seçtin?

 

Ezberlenilmiş sözlerle masumluğuna delil getirmek seni yalnız koymaktan başka bir şey değil de nedir?

Masum olduğunu kanıtlayarak ve sana yapılan haksızlıkları anlatarak ne seni tanıtabilir ne de seni yaşatabiliriz.

 

Seni tanımak  için çok da  uzağa gitmek gerekmiyor..

 

Can Ali;

 

Işık ol ilminle yoluma, kucakla beni merhametinle, koru beni heybetiyle, garip kalan gönlüme yoldaş ol can Ali.

 

Seni tanımak isteyen her  kalbe  dokunabildin.,

 

Cesaretinle, merhametinle, gücünle, adaletinle ilminle ve en önemlisi de hepsini kapsayan teslimiyetinle, sükûnetinle.

 

Seni sadece anlatan ve yaşamaya korkan bizlerden razı mısın?

 

Sen böyle yad edilmekten razı mısın can Ali?

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Flag Counter