01 Aralık 2020 Salı Saat:
16:21
05-03-2014
  

Tarihi Değiştiren İsim: Zeynep

İman ve küfür evliydi. Kerbela mesajcısı Zeynep, iman ve küfrün boşanması gerektiğini anlattı...

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü
 

 

Katliamdan öncesine dönelim. Hz. Hüseyin (a.s) neden tüm aileyi oraya taşıdı? Orada kendilerinin öldürülebileceğini de biliyordu. O halde ailesi neden oradaydı?
 

Hz. Hüseyin (a.s) kendisi için geçerli olan tüm kulluk sorumluluklarını onlar için de kabul ediyordu. Yani bir yerde küfür varsa ve hak üzere çırpınmak varsa bu erkek için de geçerlidir, kadın için de geçerlidir.
 

"Ey inananlar, hepiniz birlikte İslâm'a girin; şeytanın adımlarını izlemeyin, çünkü o size apaçık düşmandır." (Bakara / 208)
 

Nitekim yalnız kulluk sorumluluğu erkekler için değildi. Bunu Hz. Zeynep de (a.s) biliyordu ki, kardeşinin peşine takıldı. Hz. Zeynep (a.s) ve diğer kadınlar Hz. Hüseyin (a.s) ile aynı hedef üzere idiler ve bu amaçla yola çıktılar. Yani hakkın taraftarı olarak orada bulundular. Hz. Hüseyin (a.s) tüm ailesi ile oradaydı. Buraya dikkat etme-miz gerekiyor.

 

Bugün bizler ailece ne üzereyiz? çobanlar olarak ailemizi nereye sürüklüyoruz?
 

En hayırlı aile, hikmet üzere olandır. Siz Hz. Hüseyin'in (a.s) yerinde olsaydınız ne yapardınız?
 

Hak üzere yürüyüş yerine, zillet ile evde oturmalarını mı öğütlerdiniz? Sizin namus ve reislik anlayışınız bunumu gerektirirdi?
 

Hz. Hüseyin (a.s) gerçek namus ve şerefi Allah'ın ilkeleriyle yaşamakta görüyordu, bilakis zillet içerisinde kalmayı ise şerefsizlik olarak görüyordu. Kendisine layık görmediği şerefsizliği neden eşine, bacısına, çocuklarına layık görsün ki?
 

şuna da dikkat edelim: Herkesin iman ve teslimiyeti kendisine aittir. Hiç kimse kimsenin sırtından mümin olamaz. Erkek kadının sırtından, kadın erkeğin sırtından dindar olamaz, sorumluluk ödeyemez. O halde tüm ailenin fertleri kendi üzerine düşen misyonu yüklendi. Kimse kimseye yüklemedi imanî sorumluluğunu.
 

Ayrıca burada şunu da görüyoruz: Tüm aile bir duruşa geçmiş, zalim ve küfür karşıtı olarak. Aile; bilinçli ve kararlı, hakkın şahitliği uğruna her türlü bedele hazır.
 

Ailece İslâm yolunda bedellere hazırlar. Demek ki sadece kendini yetiştirmekle sorumluluk bitmiyor, insan eşini ve çocuklarını da yetiştirmelidir. Bugün Müslümanların eş ve çocuk eğitimini ne kadar çok ihmal ettiğini ve onları İslâmî sorumluluklardan ne kadar uzak tuttuklarını görüyoruz.
 

Hz. Hüseyin (a.s) ailesine bir anlamda şunu gösterdi:

 

"Allah yolunda ölümün yolunu ve Allah aşkının ispatını. Ailesini savaş alanında da eğitti." Eğitti ki kendisinden sonra gelenlere mesajı iyi iletsinler. Yoksa biz bu şehitlerin mesajlarını nereden bilecektik?
 

Yine şu da önemlidir: Hiçbir mesaj yaşandığı ve görüldüğü kadar etkili iletilemez. Ve orada bir kadın var ki, o sorumluluğunu çok iyi anlamış. Hz. Zeynep (a.s).
 

Hz. Zeynep orada bir taraftan küfrün ne kadar aşağılara düşeceğine, diğer taraftan imanın ne kadar yükseklere varabileceğine kendi gözleriyle şahit oldu. Hak ve batılın siyah ve beyaz kadar, gece ve gündüz kadar birbirinden net olarak ayrıldığını gördü. Ve buna şahit olarak duruşunu, İslâmî duruşunu korudu. Bu ne büyük fazilet

 

Allah'ım! Siz bir yandan çocuklarınızın öldürülüşüne, bir yandan kardeşinizin, kardeşinizin çocukları ve diğer aile üyelerinizin öldürülüşüne şahit olun, ama yine o çizgide durun. Bu ne büyük yürek!
 

Zeynep önceden babasından şehadeti gördü. Ama yine de sinmemişti. Bütün acılara rağmen İbn-i Ziyad'a karşı, Yezid'e karşı izzet ve şeref ile dimdik durdu. Bu duruşu doğru yol üzerinde olmasının eminliğiydi. çyle bir kadın ki Hz. Hüseyin'in (a.s) bıraktığı yerden mücadeleye devam ediyordu. Susmuyordu. Biliyordu susmanın dilsiz şeytandan farkı olmayacağını. şirkin ve zulmün tüm çirkinliğini açıkça anlatıyordu. şirkin ve küfrün gerçek yüzünü görsünler diye onların maskelerini aşağıya indiriyordu.
 

Hz. Zeynep, Müslümanlara da yön veriyordu. çünkü bu anlatışları ile Müslümanlara da asıl duruşlarının olması gereken duruşlarını gösteriyordu. Bu haykırışları, bu açıklamaları, toplum içerisinde hangi safta oluşlarını belirlemeye zorluyordu. İnsanlar kendi kimliklerini netleştirmeye başladılar.
 

Bu olay iki rengin birbirinden ayrılmasına neden oldu. çünkü iman ve küfür evli duruyordu. Bu katliam ve onun mesajcısı artık boşanmanın gerektiğini açıkladı. Hz. Zeynep (a.s) ve Hz. Ali Zeynelabidin (a.s) esaret yolculuklarında, geçtikleri şehirlerde hiç susmadılar. İleride kendilerine taziye için gelenlere de hiç fırsat kaçırmadan tebliğ ettiler. Bu tebliğler çok önemlidir. İlmi bilmek, hak ve batılı tanımak ve hiç susmamak. Bu düşmanın çok korktuğu bir noktadır. çünkü bu toplumsal örgütlenmeyi ve bilinçlenmeyi sağlar. Hz. Zeynep'in (a.s) bu rolünü günümüzde kaç kadın yapıyor?


Erkeklerimiz ne kadar Hüseyin (a.s) oldu ki, yanlarında da Zeynep'ler (a.s) olsun.
 

Bugün kadınlığı farklı roller olarak anlamışlar. Evleri onların zindanları olmuş. Sosyal olaylardan uzak, toplumu yönlendirmeyen, davet özelliğini yitirmiş, kendi ayakları üzerinde bile duramayan, duruşu belli olmayan kadınlar hâline gelmiş. çrneğin Hz. Zeynep (a.s) gibi İslâm uğruna tüm aileniz katledilmiş olsa, hâlâ konuşmaya devam edebilir miydiniz? Yoksa psikolojik bunalıma mı girerdiniz?
 

İslâm'ın gidişatı mı sizin öncelikli meseleniz olurdu, yoksa kardeş acısı, evlat acısı, oradaki dehşet mi ön plana çıkardı?
 

çrneğin Hz. Zeynep (a.s) öyle olaya vakıf oluyor ki tüm çoluk çocuk kendi üzerine kalmış. Ama pes etmiyor. Onların hem yetişmesi, hem de İslâmî eğitimleri ile ilgileniyor. Zeynep (a.s) gibi kaç kadın çoluk çocuklarının İslâmî kimliğine eğiliyor. Evet, yeme-içme, giyimlerine dikkat ediyor, ama imanlarını geliştirecek tohumlar atamıyorlar.

 

çrneğin Hz. Zeynep (a.s) sadece aile efradıyla değil, ümmetin iman edenlerini de kendi tarafında topluyor. Toplumsal gidişatı da yönlendiriyor. Bu zamanda bizler ne kadar sosyal hayata müdahale ediyoruz? Yüce Rabbimizin bir ayeti canlansın diye ne kadar mücadele ediyoruz?
 

çrneğin Hz. Zeynep (a.s) babası gibi, abisi gibi geleceğin Müslümanlarına mesaj veriyor. İleride inananların nasıl durmaları gerektiğini söylüyor. Ta o zamandan bu zamana yön veriyor. çünkü İslâm'ın ve ümmetin gelecek kaygısını taşıyor.
 

Ey kadınlar ve erkekler, ümmetin geleceğini düşündünüz mü? Onlara nasıl durmaları gerektiğini ilettiniz mi? Onlara örnek oldunuz mu?
 

Hz. Zeynep'in (a.s) örnekliğine bakınca, örnekliğimiz-den utanıyorum. İslâmî kadının rolü hangi rollere girmiş? Onların erkekleri ve kadınları bir olmuş, yüce Allah'a en güzel kulluk yarışına girmişler, bizler neyin yarışına girmişiz? Bugün inanan kadının rolü ile inanmayan kadının rolü aynı olmuş.
 

Hz. Zeynep (a.s) Yezid'in yüzüne haykırırken, bugün kadına susmak layık görülmüş.
 

Hz. Zeynep (a.s) esir alınmış, tesettürü çiğnenmiş bir halde Kufe'ye doğru götürülürken Kufe halkı ona bakıyor. O anda siz olsaydınız ne yapardınız? Herhalde esir alındığınız ve tesettürünüz açılmış bir halde giderken sesiniz kısılırdı, gözleriniz ağlamaktan, kalbiniz pişmanlıktan kabarmış, boynunuz bükük, kendinizi küçülmüş, aşağılanmış hissederdiniz. Hayır, siz bu psikolojiyi taşıyabilirdiniz.
 

Ama Hz. Zeynep dimdik, bakışları keskin ve kararlı, kendisini özgür ve temiz, emin ve doğru yolda görüyordu. çünkü o doğru olanı yapmıştı. Bir daha aynı olaylar olsa, yine aynı yola girerdi. Ayrıca tesettürünün açılması onu küçültmez. çünkü o kendi iradesiyle yapmamış ki küçülsün, Rabbinin huzurunda utansın. Utanması gerekenler ellerini inanan kadının namusuna ve inandığı Rablerinin ayetine uzatanlardır.

Hz. Zeynep (a.s) utanılacak ve pişman olunacak bir şey yapmadı. Asıl utanması ve pişman olması gerekenler, Rabbinin ilkelerini çiğneyen, Peygamber'inin emanetine ihanet eden, iman edenlerin can, mal ve namus emniyetine tecavüz edenlerdir.

 

Hz. Zeynep (a.s) zahirî bakanlara öyle güzel cevaplar veriyordu ki, onların maskelerinin arkasındaki gerçek yüzünü ortaya koyuyordu. Onların şeytanî tuzaklarını fark ediyordu. Bugün kadınlar ve erkekler ne kadar bu durumu fark ediyor? Küfrün gerçek yüzünü ne kadar tespit edebiliyorlar, yoksa aldanıyorlar ve onlara mı takılıyorlar? Kadınlarımızı ve hatta erkeklerimizi parmaklarına dolamış Yezidler, istedikleri gibi oynatıyorlar. Hatta öyle kendilerine tâbi kılmışlar ki, kadınlar ve erkekler bu gidişatı gayet doğal görüyorlar.
 

O gün Hz. Zeynep'in (a.s) zorla tesettürünü açmışlardı, iradesi dışında olmuştu. Bugün kadınlar kendi iradeleriyle tesettürlerini açıyorlar.
 

O gün Hz. Zeynep (a.s) küfre meydan okuyordu. Bugün kadınlar küfre destek oluyorlar.
 

O gün Hz. Zeynep (a.s) Rabbinin rızasına doğru koşarken, bugün kadınlar Rablerine isyandalar.
 

O gün Hz. Zeynep (a.s) her şeye rağmen İslâm diyordu, bugün kadınlar hiçbir şeye rağmen İslâm demiyorlar.
 

O gün Hz. Zeynep (a.s) İslâm için bedel öderken, bugün kadınlar bedel için İslâm'dan kaçıyorlar.
 

O gün Hz. Zeynep (a.s) çağındaki ve gelecek çağların müminlerine örnek oldu, bugün kadınlar kimlere örnek oldu?
 

O gün Hz. Zeynep (a.s) bütün müminleri etrafına topladı, bugün kadınlar kimleri etrafına topladı?
 

O gün Hz. Zeynep (a.s) bir Hüseyin (a.s) kaybetti ama yüzlerce Hüseyin yetiştirdi, bugün kadınlar ne yetiştiriyor?…
 

Zeynep konuştuğunda, "Bu kadının dili sanki Ali" diyorlardı. Ha Zeynep, ha Hüseyin. Zeynep'in erkekçe adı Hüseyin, Hüseyin'in kadınca adı Zeynep'ti.
 

İkisi de kulluklarını en önceliğe alıp, bunun için çırpınıyorlardı. İslâmî kimliklerinden en ufak taviz vermeden Rablerinin rızası yolunda ne yapmaları gerekiyorsa onu yapıyorlardı. Sabredenleri, doğru olanları, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranları, Allah için harcayanları ve seherde istiğfar edenleri görmektedir. (Âl-i İmrân / 17)
 

Adeta Hz. Zeynep (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) birbirini tamamlamışlardı. Misyonları birbirini örten ve birbirinden kopmaz bir bütündü. Zeynep'in (a.s) misyonu olmasaydı, Hz. Hüseyin'in (a.s) misyonu orada kalacaktı. Sadece yüreği sızlatan tarihî bir gerçek olarak kalacaktı. Ama Hz. Zeynep (a.s), olayı Kerbela'dan çıkarıp tüm coğrafyaya yaydı.

 

Hz. Hüseyin'in hedefini, ilkelerini ve mesajını gündeme taşıyarak tüm Müslümanların asıl gerçeği görmelerini sağladı. Küfre karşı inananların ayağa kalkmasını sağladı. İnananları ilime, cesarete, adalete, hakikate, Kitab'a çağırdı. Hz. Hüseyin (a.s) olmasaydı, Hz. Zeynep'in (a.s) de misyonu önemsiz kalırdı. Hz. Zeynep (a.s) ne ile yola çıkacaktı? İşte kadınlar ve erkekler hep birlikte gelişmediği sürece ümmet yamuk kalmaya mahkûm olacaktır. Erkeklerimiz Hüseyin (a.s) gibi olmadıkça, kadınlarımız Zeynep (a.s) gibi olmadıkça bu ümmet ıslah olmayacaktır.
 

Toplumsal dirilişimiz, Ehlibeyt gibi ve Ehlibeyt izcileri olduğumuz zaman gerçekleşecektir. Bugün toplumsal dirilişimizde, yeniden ümmet olma yolunda Hüseyin'lere, Zeynep'lere ne kadar çok ihtiyacımız var. O gün Zeynep ne kadar acılı idi.

 

Yüreğindeki ahı göklere vardı. Kim bilir belki melekler bile ağlamıştır.
 

O günün dehşeti o kadar fazla idi. Ailesi bir soykırıma uğruyor. Ve vahşice, saygısızca davranıldığını görüyor. Atlarla cesetlerinin çiğnendiğini, o başların kesildiğini ve o başlarla Kufe'ye, oradan şam'a develerle günler süren yolculuğa katlanıyor. Ne büyük zulümlere maruz kalıyor. Ama o, vakarından, izzetinden taviz vermiyor. Zalimlere yalvarmıyor, onlardan merhamet ve insaf dilemiyor.
 

Rabbine olan sadakati sarsılmıyor, Rabbinin bu olaya izin ver-mesinde hikmet olduğuna inanıyor. Tüm acılığına rağmen Rabbine olan itimadı sonsuz. Ama buna sebep olan zalimlerin de hesapsız kalmayacağını biliyor ve bu zilleti seçmelerinden dolayı onları kınıyor.
 

Zeynep (a.s) tüm bu acı ve dehşete rağmen doğrulukla yoğrulan merhamet ve adaletle o yolun yolcularını yetiştiriyor. Hak mektebine devam ediyor. Babasını, kardeşini, çocuklarını veriyor ama yine de İslâmî mücadeleden vaz geçmiyor. O nasıl bir yürek taşıyor ki, bu kadar acıya şahit olduktan sonra yine o yolda sabit durdu? Ve onların yüzüne tüm ihanet ve riyakârlıklarını haykırdı?
 

Korkmadan, büyük bir cesaret ve iman ile soruyor: "çzerine salât getirmekle emronulduğunuz kişiyi mi öldürdünüz?! O gün Peygamber ile karşılaştıklarında ne diyecekler?"
 

Dikkat ederseniz, Hz. Zeynep (a.s) üç çocuğunu şehit vermesine rağmen annelik içgüdüleri ile çocuğum, çocuğum diye ağlamıyor. O hep insanların imanlarını sorguluyor. İhanetlerini yüzlerine vuruyor. Hakkı ve zulmü ortaya koyuyor. İslâm'ın problemlerini, kendi şahsi sorunlarının önüne koyuyor. Zaten burada Hz. Zeynep'i (a.s) kardeşinin yanında görüyoruz. Oysa eşi burada yok. çünkü o İslâm'ın meselesini kendi özel hayatının önüne koymuştur. Ve orada bulunan herkes için böyle
olmuştur.

 

Hz. Zeynep (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) için daha yakın bir zamanda kardeşleri Hz. Hasan'ın (a.s) başına gelenler kendilerini durdurmadığı gibi tüm ailenin üyelerinin başına gelse de İslâm'dan taviz vermek yok onlar için.
 

Bugün bizler neler için taviz vermedik ki?! Basit kayıplar uğruna hangi ayetler çiğnenmedi ki?!
 

Daha olmadan varsayımlı kaygı ve korkular ile İslâmî kimlik parçalanmadı mı?
 

Esas duruşa geçme zamanı gelmedi mi? İşte Kerbela olayını anlamak bizim için bir fırsat. Rabbim bize anlamayı lutfetsin! Kerbela olayından sonra hata ettiklerini anlayanlar, duruşlarını değiştirenler çok oldu.

 

Rabbim cümle Müslümanların küfür ve zulme karşı esas duruşa geçmelerini nasip etsin. Hz. Hüseyin ve Hz. Zeynep (a.s) gibi eliyle, diliyle zulme karşı kıyam etmeyi nasip etsin.
 

Rabbim onlar gibi son nefeslerine kadar "Allah" demeyi nasip etsin. Onların arkasından gitmeyi ve ahirette onlarla buluşmayı nasip etsin. Dünyada ve aihrette bizleri Hz. Hüseyin (a.s) ve Hz. Zeynep'in (a.s) Ehlibeyt'i etsin. (Âmin!)

 

Zeynep Işık

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler