11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
02:08

Tesbihat-i Fatıma (sa)

04-05-2017 11:07


 

 

 

 «یا أَیهَا الذینَ آمَنُوا اذْکُرُوا اللهَ ذِکْراً کَثیرا»

"Ey İman edenler Allah'ı çokça zikredin!"

Ahzab/41

 

İçerisinde yaşadığımız Âlem hiç şüphesiz şifreler ve sırlarla doludur. Bunun için çokça kitaplar yazılmış ve makaleler kaleme alınmıştır. Kimisi bunu abartmış bir tarikat, mezhep kurmuş, kimisi de geveleyip durmuş.

 

Hem Sünni hem de Şii kaynaklarında yer alan ve her iki tarafında üzerinde ittifak ettiği konulardan bir tanesi "Tesbih" meselesidir.

 

Nedir tesbihin Sünni ve Şii hadis ve tarih kaynaklarında geçen serüveni; Sahih-i Buhârî Sahih-i Müslim veSahih-i Ebi Dâvud konunun çıkışını şöyle kaleme almıştır.

 

Ebu Davud, Ebu-l Verd İbn-i Semame'den nakil ile Hz. Ali (as) İbn-i A'bed'e şöyle buyurdu:

 

"Acaba kendim ve Resulullah'ın kızı Fatıma ile ilgili sana bir şey anlatayım mı?" Sonra devam etti: "Resulullah'ın (saa) en sevdiği insan şüphesiz Fatıma'dır. O, benim evimde bulunduğundan beri el değirmenini çevirmekten elleri nasır bağladı. Tulum ile su taşımaktan boynunda iz kaldı. Evi sürekli süpürdüğünden elbiseleri hep tozlanır ve ocağın ateşini yakmaktan elbisesi siyahlaşırdı. O bunca işin neticesinde ise rahatsızlanmıştı. İşte bu sırada Allah Resulü'nün (saa) yanına bir-kaç köle ve cariye getirdiklerini duyduk. Fatıma'ya: "Babanın yanına gidip sana bir yardımcı vermesini istemez misin?" diye söyledim. O da bunun üzerine Peygamber'in bulunduğu yere gitti. Ama Resulullah başkalarıyla konuşuyordu;  Fatıma da utanıp sözünü söylemeden geri döndü.

 

Ertesi gün sabah biz evdeyken Resulullah (saa), yanımıza geldi ve Fatıma'nın (sa) yanı başına oturdu. Fatıma babasından utanarak başını eğdi. Sonra Peygamber (saa) şöyle buyurdu:

 

"Âl-i Muhammed'in, dünkü isteği ne idi?" Fatıma susup bir şey söylemedi.

 

Ben dedim ki: "Allah'a ant olsun ben sana söyleyeceğim Ey Allah'ın Resulü! Bu kızınız, benim evimde el değirmeni çevirmekten elleri nasır bağladı; tulum ile su taşımaktan boynunda iz kaldı; evi süpürmekten hep elbiseleri tozlandı ve ocak yakması yüzünden de elbiseleri simsiyah oldu. Biz senin yanına bir köle veya hizmetçi getirdiklerini öğrendik bu yüzden ben ona: "Babandan sana bir hizmetçi vermesini iste" dedim.

 

Bunun üzerine Allah Resulü (saa) cevaben şöyle buyurdular: "İstediğinizden daha hayırlı olan bir şeyi size vermemi istemez misiniz?"

 

Ve ardından Hz. Nebi onlara; 34 defa Allah-u Ekber, 33'er defa Elhamdulillah ve Subhanallah olan zikrini öğretti.

 

            Sünni-Şii bu rivayet üzerinde birkaç küçük anlatım farklılığı dışında ittifak etmiş ve Hz. Resulullah (saa), kendi kızı Hz. Fatıma’ya (sa) bizzat bunu öğrettiği için bu zikirler Hz. Fatıma (sa) tesbihatı diye meşhur olmuştur.

 

            Kaynaklarda bu olayın üzerinden geçen zaman dilimlerinde Hz. Fatıma'nın bu zikirleri bir tesbih eşliğinde yaptığı da geçmektedir.

 

Hz. İmam Sadık (as) şöyle buyurmuştur:

 

"Allah Resulü'nün (saa) kızı Fatıma'nın (sa) tesbihi, tekbirler sayısınca (34) düğümlenen bir yün ipinden ibretti. Hz. Fatıma (sa), Hz. Hamza şehit olana değin bu ipi elinde döndürerek tekbir ve tesbih diyordu. Hz. Hamza şehit olduktan sonra onun kabrinin toprağından bir tesbih yaptı. Artık ondan sonra tesbih yapmak halk arasında yaygınlaştı."

 

            İşte bu şekilde de bir alet vesilesi ile zikir, tesbih haline bürünmüş oldu.

 

            Bugün Türkiye'nin tanınmış Yaşar Nuri Öztürk gibi bazı din âlimleri konuyu eleştirmiş ve tesbihin bir Budist inancı olduğunu ve o batıl dinlerden İslam dini içerisine girdiğini iddia etmişlerdir.

 

            Elbette bu iddialarında haksız da değiller. Çünkü tesbihin geçmişi yapılan araştırmalarda MÖ 400'lü yıllara kadar dayanmaktadır. Bugün Dünya üzerinde yaklaşık 500 milyonu aşkın Çin, Japonya, Kore, Moğolistan, Nepal, Sri Lanka, Tayland ve Tibet gibi ülkelerde yaşayan Budistler de tespih kullanmaktadırlar. Hindu ve Budistlerin kullandığı "Mala" adlı bu tespih 108 taş veya boncuktan oluşan bir zikir aletidir.

 

            Tahminlere göre de Müslümanlar tespihi Budistlerden almışlardır. Hristiyanlar da Müslümanlardan. Papa V. Pius, 1596'da kaleme aldığı bir makalesinde, Dominikus'un 1221 yılında Avrupa'ya ilk tespihi getirdiğini ve bunu Müslümanlardan aldığını yazmıştır. İlk Hristiyan tespihleri 33 taneli olup, bu 33 tane İsa Mesih'in (as) bu dünyada 33 yıl ömür sürmesini hatırlattığı için kutsal sayılmıştır.

 

            İslamiyet'in ilk yıllarında Müslümanlar Hz. Fatıma'nın yaptığı gibi düğümlerle dolu bir tespih ya da onun yerine el içinde parmak boğumlarını sayarak bu zikri yapmışlardır. Ama bugün tesbihe bid'at ve hurafedir diyenler konuyu iyice izah etmedikleri için halkın kafasını karıştırmışlardır. "Ne yani tespih hurafe miymiş?" "Budistler mi kullanıyormuş?" diyen insanlardan bazıları namazdan sonra çekilen tesbihten uzak durmuşlardır. Boncuklarla dizili olan tespih Budizim'den gelmiş olabilir ama "Tesbih" adı ile meşhur olmuş Fatıma'nın zikri Allah Resulü'nün kızına bir hediyesidir ve keşke bunu da sözlerinin sonunda dile getirselermiş.

 

            Öte yandan bu mübarek hediyenin de elbette bir adabı olmalıdır. Onu da aşağıda dört başlık altından özetlemekte fayda var.

 

            1-Bunlardan ilki sayının az ya da çok olmamasıdır. "Müstehaptır aman n'olcak?!" dememeli. Madem yapıyorsun hakkıyla yap. Âlemlerin Efendisi bunu ciğer paresine öğretiyorsa basit bir şey değildir mutlaka. Hele ki bunu dünya işlerinin yorgunluğu ve moral bozukluğu içinde dünyevi bir yardım isterken, Allah Resulü'nün ona her iki âlemde de derde değecek bir hediye vermişse biz neden bundan faydalanmayalım.

 

            Tesbihini kontrol et. Tesbihe güvenmiyorsan parmaklarınla yap bu zikri.

 

            Bu rakamlar hazineye götüren birer şifredir. Bir gömü, bir hazine var ve bunun yerini kafana göre bulamazsın. Bir tarifi, bir planı, bir haritası olması lazım. Sırtını falanca yerde bulunan Çınar ağacına güneşin battığı tarafa ver. 34 adım doğuya sonra 33 adım ileriye ve ardından da 33 adım kuzey batıya doğru yürü. Hazine bu tarifin sonunda varacağın noktadadır deniliyorsa onu orada bulabilirsin. Eğer hazineyi bulmak istiyorsan buna uymalısın. Yoksa Yahudiler gibi 40 sene Sina yarımadasında çıkışı bulmak için bocalar durursun.

 

Hatta tesbihin önemi konusu toplum arasında öyle yer etmiştir ki bazı bölgelerde 33'lü ya da 99'lu tespih elde stres atmak için sallanamaz çünkü günahtır. Bunun için rakam azalsın ve günah olmasın diye tesbihin bir-iki taşı dahi kırılır.

 

"Yok efendim biz Allah'ı zikrederken sayıyla mı zikir edeceğiz?!" Edeceksin! Çünkü O emrediyor. Madem sayıyla zikretmeyeceksin o zaman namazların rekâtlarını da kendince ayarla. Onları niye sayı ile yapıyorsun. Yedi olan Haccın tavafını da isteğe göre yap bari.

 

Güzel bir hikâye vardır şöyledir kısaca;

 

"Derviş, bir kucak elma ile bayırları aşan bir kıza rast gelir. O bozkır sıcağında yorgunluktan kan ter içerisinde kalmıştır kızcağız. “Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?” diye sormuş Derviş. Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız “Sevdiğim çalışıyor orada. Ona elma götürüyorum” Kaç tane diye soruvermiş derviş. Kız şaşırmış; “İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?” deyince usulca kırmış elindeki tespihi Derviş."

 

            Hikâye bu. Yapıcı mı yapıcı. Ama işin zikir bölümü yanıltıcı. Basiretle tespih çekenler, bu hikâyeden başka bir mana çıkartırken, bu tür hikâyeler kulağına ilk defa değen için ulu bir öğüt oluverir ve yaptığı zikri de harap eder, atar bu saf Derviş gibi.

 

            İmam Muhammed Bâkır (as) şöyle buyurmuştur:

 

"Kim Hz. Zehrâ'nın (sa) tesbihini söyler, ardından da Allah'tan bağışlanma dilerse, bağışlanır. Bu tesbih, dilde yüz defadır, ama mizanda bin defa sayılır. Bu zikir Şeytan'ı uzaklaştırır ve Allah'ı hoşnut eder."

 

            2-Diğer adap kuralı ise zikirler esnasında kalbin huzurlu ve huşu içinde olmasıdır. Elbette bu en zor olanıdır. N'aptığının farkındaysan, bilinçliysen namazda olduğu gibi bunda da bin bir çeşit fikir zihni meşgul eder. İnsan bundan kurtulmaya çalışmalı ve 34 defa tane tane Allah-u Ekber diyebilmeli.

 

            İnsan "Allah-u Ekber" demekle ne denli aciz olduğunu itiraf eder. Zayıflığını Allah'ın dergâhına haykırır. Allah-u Ekber demek, ben zayıfım, ben zelilim, ben acizim demektir. Allah-u Ekber demek; Allah, büyük olarak tasavvur ettiğimiz, hayalini kurduğumuz her şeyden daha büyüktür hatta hayal edemediklerimizden dahi kudret ve ilim tüm yönlerden daha büyüktür demektir.

 

            Daha sonra insan 33 defa yine tane tane "Elhamdulillah" demeli. İnsan kendisinin Allah karşısında ne denli zayıf ve hakir olduğunu dillendirdikten sonra Elhamdulillah zikri ile O'na şükretmeli ve hepsinin ardınca 33 defa da "Subhanallah" diyerek Allah'ın makamının yüceliğini beyan etmelidir.

 

            "Hiç şüphesiz Zakir, ezkarı ile Mezkûr'u zikrettikçe bütün melekler de onu zikredecektir."

 

            3-Bir diğer Tesbih adabı da namazın akabinde ara vermeden yani başka bir halete, konuma bürünmeden Hz. Fatıma'nın (sa) tesbihini yerine getirmektir:

 

Konu ile ilgili İmam Cafer-i Sâdık (as) şöyle buyurmaktadır:

 

"Kim farz namazından sonra ayağa kalkmadan, Fâtımet-üz Zehrâ'nın (sa) tesbihini okursa, Allah onu bağışlar. Başlarken de, tekbirle (Allah-u Ekber ile) başlamalıdır."

 

            Buna benzer bir diğer vecize ise; "Namazdan sonra mademki duayı terk ediyorsun, bari Ayet'el Kürsi'yi terk etme eğer onu da terk edip, yapmıyorsan mutlaka tesbihi yerine getir."

 

            4- Son adap kuralı ise art arda yerine getirilmesidir. Araya bir şeyler sokuşturulmamalıdır. Yani Allah-u Ekber dedikten sonra başka şeylerle uğraşma. Hemen akabinde Elhamdulillah'ı yerine getir ve bunları da yavaş yavaş yap.

 

            Tesbihle ilgili bir diğer konu da Ahzab/41'de zikredilen ayet-i kerimenin tefsirinde İmam Cafer-i Sadık'ın (as) buyruklarıdır.

 

«یا أَیهَا الذینَ آمَنُوا اذْکُرُوا اللهَ ذِکْراً کَثیرا»

"Ey İman edenler Allah'ı çokça zikredin!"

 

"Fâtımet-üz Zehrâ'nın (sa) tesbihi, Kuran'da "Allah'ı çokça zikredin" şeklinde emredilen çok zikirden sayılır."

 

"Ve kim Allah Teâlâ'yı Fâtımet-üz Zehrâ'nın (sa) tesbihi ile zikrederse, çokça zikretmiştir."

 

Bir başka yerde de İmam Cafer-i Sâdık (as) basit bir cümle gibi görünse de işin künhünde oldukça derin bir söz söylemiş ve şöyle buyurmuştur:

 

"Her namazın ardından Fâtıma'nın (sa) zikrini söylemek, benim için her gün bin rekât namaz kılmaktan daha sevimlidir."

 

       İmam bin rekât namazdan bahsetmektedir. O da kimin namazı? İmam'ın kılacağı bin rekât namaz. Bin rekât namaz, bin adet Fatiha suresi demektir.  Peki, Fatiha suresi ne idi? Fatiha öyle bir suredir ki onun için anlatılanları yazmakla bitiremeyiz. Sözün özü Kuran bir yana Fatiha suresi bir yanadır. O da kimin? Altınca İmam'ın Hamd suresi.

 

Öte yandan bu bin rekât namaz, Kuran'dan bir tam süreyi bin kere içerisinde barındırıyor. Bunu da "Ehabb-i Suver" olan yani sureler arasında en önde gelen sure sayılan Tevhid suresi olarak değerlendirirsek bu da Kuran'ın üçte biri demek olacaktır ve bin rekâtla çarparsak yani 333 hatmedilmiş Kuran karşımıza çıkacaktır.

 

Bu namazların mutlaka rükûları, secdeleri ve kendilerine has zikirleri de vardır. Sanırım bu hadis üzerinde biraz durmak, biraz tefekkür etmek gerekecektir. Ama ortaya düşünen insanı şaşırtacak şöyle bir gerçek çıkıyor; Fatıma'nın tesbihi bir yana, bin rekât Masum İmam'ın kıldığı namaz bir yana. İşte mesele bu denli önemli ve değerlidir.

 

Sanırım bu yüzden Usul-i Kafi'de İmam Cafer-i Sadık (as) konu ile ilgili bir diğer hadiste şöyle buyurmaktadır;

 

"Yüce Allah,  Fâtıma (sa) tesbihinden daha faziletli bir şey ile hamd edilmemiştir. Eğer ondan daha faziletli bir şey olsaydı, mutlaka Allah Resulü (saa)  onu Fâtıma'ya (sa) öğretirdi."

 

            Sözün özü namazın ardınca yapılması önerilen en faziletli amel hiç şüphesiz Hz. Fatıma'nın (sa) tesbihatıdır. Bu amelin yerine getirilmesi her vacip namazdan sonra çokça tavsiye edilmiştir. Öte yandan gece yatmadan önce yine bu tesbihin yerine getirilmesi ya da Allah velilerinin kabirlerini ziyaret etmeden önce bu zikrin yapılması birçok muteber kaynakta bizlere öğütlenmiştir.

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !