08 Aralık 2019 Pazar Saat:
08:33

Türkiye İslamcılığının Tarihsel Serüveni

28-11-2019 11:44


 

 

 

 

 

 

  

 

 

Devrimcilikten-Muhafazakârlığa Türkiye İslamcılığının Tarihsel Serüveni

 

 

2. Dünya savaşı bitmiş, Amerika küresel emperyalizmin başına geçmişti. 3. Dünya ülkelerini liberal ekonomi, insan hakları hikâyeleri ile kargaşa ve kaosa sürükleyerek, petrol ve zenginliklerini acımasızca sömürüyordu. Onlar için petrol mazlum halkların kanlarından ve hayatlarından daha değerliydi. Ortadoğu’da sınırlar yeniden çizilmiş, bu devletlerin başına yine kendi halklarından sömürge valileri getirilmişti. Dünya Gladyo’sunun Türkiye’deki yöneticileri de modernizmin Batıcı değerlerini halka zorla empoze etmekle meşgul idiler.

 

Böyle bir dönemde rejimin seküler baskılarından bıkan halk kurtuluşu İslami sistemde görmüştü. Bunun da yolunun İslami devrimle tağuti düzenin yıkılarak, yerine İslami düzenin kurulmasından geçtiğini düşünerek organize olmuşlardır.

 

Bu organizasyonlar başta İran İslam Cumhuriyeti olmak üzere, Mısır’daki İhvan-ı Müslimin ve Pakistan’daki Cemaat-i İslamiyye’den etkilenmişlerdir. İslami İran’dan etkilenen hareketler daha çok akıl ve irfan ekseninde ilerlerken, Mısır ve Pakistan eksenli hareketler Selefi-Vahhabi çizgiye evrilmişlerdir. Türkiye’deki mevcut rejimin baskıları ile marjinalleşen bu gruplar, sistemi tağut ilan edip “cihat” çığlıklarıyla mücahit devşirmeye başladılar. Artık Daru’l Harp Fıkhı yürülükte idi. Bu da silahlı cihadı farz kılmakta idi. Artık devletin asker ve polisi “Şeytan’ın Askerleri” gibi gösterilerek hedef tahtasına oturtulmuştu. “Harbinin malı mübahtır.”  düsturü gereğince kamu mallarının yağmalanması meşrulaştırılmıştı. Rejimin baskıları sonucu oluşan protest tepkilere İslam maskesi giydirilmişti.

 

Kur’an ve Ehl-i Beyt irfanından yoksun bu cahil selefi İslamcılar; itidal noktasından uzak, ifrat ve tefrit çukurlarında debelenmekteydiler. Zaten zayıf olan referans noktalarını kaybetmiş ve uçlara savrulmuşlardı. Bu gruplar marjinalleştikçe sistemin dışına itiliyor, itildikçe de marjinalleşiyorlardı. Kısır döngü gittikçe derinleşiyordu. Bu ta ki 2000’li yılların başında Ak Partinin kurulmasına kadar devam etti.

 

Ak Parti ile birlikte devrimci Türkiye İslamcıları ilk defa iktidar nimetiyle tanıştılar. 80’li, 90’lı yıllarda yoksulluk içindeki devrimci-cihatçı Müslümanlar bir anda zenginleşerek güç sahibi oluverdiler. Sistemle barışarak ona entegre olmaları çok uzun sürmedi. Mücahitler mütahit olmuşlardı. Hükümeti ele geçirmeleri, rejimi zihinlerinde meşrulaştırmıştı artık. İktidardaki partinin İslami motiflere sahip olması, rejimin din(i)darlaşmasına neden olmuştu.

 

Başörtüsü sorunu çözülmüş, her köşe başına bir imam hatip açılmış, devlet kurumları cemaatler arasında pay edilmişti. Artık Türkiye sözüm ona İslamlaşmış, dini bütün problemler çözülmüştü. Bu dönem muhafazakârlık dönemiydi. Muhafaza edilmeliydi!? İslamcıların tek derdi kazandıkları iktidarı, parayı, mevki ve makamı muhafaza etmekti. Kısaca muhafaza-KÂR’lık yani dünyevi kârları muhafazaydı. Böylece Türkiye İslamcıları mutasyona uğrayarak, devrimcilikten Muhafaza-KÂR’lığa evrilmişlerdi.

 

Zaman dünyevi mevki makamlar için dindar görünme zamanıydı. Bu da 17 yılda muvahhit bir toplum değil münafık bir kitle oluşturmuştu. Varlıkla imtihan Türkiye İslamcılarının ne denli kalitesiz olduklarını ortaya dökmüştü. Referans noktalarını kaybetmiş, menfaatleri için sürekli savrulan omurgasız bir yapı haline gelmişlerdi. İşin tarihsel boyutuna bakarsak, Sünni İslam yorumunun; “iktidar için dini kurban etme” anlayışı yeni bir travma değildir. Hz. Peygamber’in (s.a.a) vefatıyla başlayarak, Emevî ve Abbasî saltanatlarında doruk noktasına ulaşmış, kurumsal bir sapmadır. Günümüzde yaşanan bu yozlaşmada, tarihsel sürecin devamı niteliğindedir.

 

Netice itibariyle 17 yıllık iktidar sürecinde muhafazakârlaşan Türkiye İslamcıları en büyük zararı İslam’a verdiler. İslami referanslarla gelmeleri, yaptıkları yanlışların dine mal edilmesine sebep oldu. Toplumsal alanda yapılan adaletsizlikler dine olan güveni derinden sarstı.

 

Son cümle olarak tarih boyunca Müslümanların İslam’a verdiği zararı başka kimse verememiştir. Vesselam.

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !