25 Mayıs 2018 Cuma Saat:
16:02

Türkiye’nin Canına Kastedildi

19-07-2016 15:03



Türkiye 15 Temmuz’da bir felaketin eşiğinden döndü. Zaten zorlu sorunlarla boğuşan ülkede bu alçak kalkışma başarılı olsaydı demokrasisi değil, ülkenin kendisi bir felakete sürüklenecekti.

“Demokrasiye değil, Türkiye’nin canına kast” diyorum çünkü ülkede demokrasi yok. Varmış gibi yapmak kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil.  Bu nedenle daha ilk dakikadan itibaren sosyal medyada, “Bu aptalca kalkışmanın demokrasiye değil ülkeye açılmış bir savaş” olduğuna vurgu yaptım.

İktidarın tavrı, halkın kahramanca duruşu, muhalif kesimlerin darbeye prim vermemiş olması bu lanetli saldırının bir felakete dönüşmesini engelledi.

Demokrasi meselesine birazdan döneceğim. Önce olup bitenlerle alakalı birkaç cümle etmek istiyorum.
Gerçek mi  oyun mu?

Bu kalkışma gerçek bir darbe girişimi miydi, yoksa iktidarın oyunu mu?

Daha ilk anından itibaren kimileri sosyal medyada bunun bir oyun olduğunu dillendirmeye başladı.

Evet hepimizin kafasında deli gibi sorular var.

Mesela yüzlerce rütbeli aylarca bir darbe planı yapıyor, fakat iktidarın bundan haberi olmuyor.

Üstelik bu rütbelilerin birçoğu paralel yapı mensubu oldukları gerekçesiyle takip altındayken.

Diğer taraftan darbe teşebbüsünün saati çok ilginç.

Gece yarısı herkesin evine çekildiği bir vakit değil, bütün halkın en yoğun şekilde sokaklarda olduğu bir vakit seçiliyor.

Öncelikle internet, TV’ler gibi iletişim araçlarını kontrol altına almaları gerekirken iki köprüyü kapatarak darbe yapacaklarını düşünmeleri çok aptalca.

Darbe ülke yönetimine karşı yapılır. Yöneticilere, siyasi parti liderlerine dokunmayıp halkı hedef seçtiler.

Hem sayıları az hem de daha ilk andan itibaren bir çatışma ortamı yaratmaları ayrıca aptallık.

Diğer taraftan darbeciler ele geçirdikleri jetlerle havada dolaşırken, darbenin asıl hedefi Erdoğan’ın da o saatlerde oradan oraya uçması fazlasıyla şaşırtıcı.

Darbe sabahı binlerce yargı mensubunun ‘Darbeye destek verdiler’ suçlamasıyla tasfiye edilmesi ve göz altına alınması…

Bütün bunlar hepimizin kafasını fazlasıyla karıştırıyor.

Ama bütün bunlara rağmen bu canice kalkışmaya ‘iktidarın bir oyunu’ demek pek mantıklı değil. Doğru da değil.

Hiçbir iktidar böyle bir felaketi göze alamaz.

Başarısız olduklarında vatan hainliğiyle yargılanacak, ömür boyu o utancı taşıyacak hiçbir rütbeli, iktidarın böyle bir oyununa alet olmaz.

Peki ne oldu öyleyse?
Bir iki olasılık

Emin olmamakla birlikte aklıma gelen bir iki olasılık var.

Yüzlerce subayın aylarca bir darbe planı yapmasından iktidarın haberdar olmaması gerçekçi değil.

Ya gerçekten haberdar olmadılar ki bu da zaten başlı başına bir felaket, ya da oldular ama ordu içindeki paralel yapıyı bütünüyle ortaya çıkarıp tasfiye etmek için kontrollü bir kaosa müsaade ettiler.

Dediğim gibi emin değilim. Çünkü elimizde bunu gösteren hiçbir delil yok.

Diğer bir ihtimal ise darbeciler ordunun içinde veyahut dışından farklı yerlerden destek sözü aldı, fakat halkın meydanlara inmesiyle o destek sözü verenlerden kimileri vazgeçince aptallıklarıyla ortada kaldılar.
Aptalca yöntemlerle alçakça bir iş

Aklımıza yatmayan bütün bu saçmalıklar darbecilerin basit aptallıkları da olabilir.

Hırsları akıllarının önüne geçtiği için, ellerindeki silahlara fazlasıyla güvendikleri için, halkın silahtan korkup kaçacağını sandıkları için, toplumun önemli bir kesimindeki Erdoğan karşıtlığının kendilerine desteğe dönüşeceğini düşündükleri için, kendi çıkarlarını ülke çıkarının önüne koydukları için normal aklın asla yapamayacağı aptalca yöntemlerle alçakça bir işe kalkıştılar.

Sonunda da intihar ettiler.
Saldırı demokrasiye değil Türkiye’ye

Gelelim demokrasi meselesine.

Bu saldırı demokrasiye değil Türkiye’nin hayatına yapıldı.

Çünkü ülkede demokrasi yok. Bağımsız yargı, bağımsız medya, sivil toplum, özgür üniversiteler, adil seçimler, rekabete dayalı seçim imkanı olmayan bir ülkede demokrasiden bahsetmek için insanın aklını kaybetmiş olması gerekiyor.

“Böyle yapmazsanız daha iyi olur” diyen herkese “Kes lan sesini, sana da hesabını soracağız” diyen bir yaklaşımın hakim olduğu ülkede demokrasiden bahsetmek çok tuhaf. Hatta bu yaklaşımı kendine yaşam tarzı edinenlerin demokrasi diye ensemizde boza pişirmeleri ayrıca ironik.

Bu nedenle olmayan bir şeyin ortadan kaldırılması da düşünülemezdi.

Sivil bir otoriterlikten daha kötüsü olan askeri bir otoriterliğe geçmek, ülke için onarılmaz felaketlere kapı aralayacaktı.

Darbe girişimi başarılı olsaydı ülke bir iç savaşa girecekti.

Eli silahlı akılsızların, birikmiş bunca sorunun altından kalkmaları mümkün değildi.

Türkiye’nin sorunlarının çözümü daha fazla baskıda değil, daha fazla demokraside. Çünkü demokrasi Türkiye için sadece bir yönetim şeklinin adı değil, ayakta kalmasının tek yolu.

Farklı yaşam tarzlarının, dünya görüşlerinin, etnisite ve inançların bir arada huzur içinde hayat sürdürmelerinin tek yolu demokrasiden geçiyor.
Demokrasi taraftarları için işler çok daha zor

Bu darbe kalkışmasında ortaya çıkan tablo bize güçlü bir demokrasiye geçiş için fırsat yaratacak mı?

Bu konuda ne yazık ki pek umutlu değilim.

Çünkü devletin bütün kurumları ağır yara almış. Son olarak TSK, tarihinin en ağır yarasını aldı. Bağımsız yargı, bağımsız medya, herkesin bağlı olduğu ve uyduğu bir anayasa, adil seçim ortamı yok. Bütün bunların yeniden tesis edileceğine dair bir emare de yok niyet de.

Ve elimizde olan tek şey ‘Reis’in bir sözüyle herkesi, her şeyi gözden çıkaracak; yakacak, yıkacak, linç edecek psikolojiye sahip bir kalabalığın etkin olduğu, gidişata yön verdiği bir Türkiye.

Din ile siyaset artık daha fazla iç içe.

Darbeye karşı halkın sokağa çıkması için cami minarelerinden yapılan cihat çağrıları demokrasi için bize daha fazla umut vermiyor.

Din artık siyasetin göbeğine oturtulmuş. Ve üstelik olmazsa olmazıymış gibi hareket ediliyor. Bu durum hem din için hem de ülke için büyük bir tehlike.

Buradan sağlıklı bir demokrasiye geçmek için her zamankinden çok daha fazla çabaya ihtiyaç var.

Bu alçakça saldırıya karşı oluşan ortak tepki umarım demokrasi için de bir ortaklığa dönüşür.

Fakat üzülerek belirteyim ki demokrasi taraftarları için, barış, huzur, dostluk, birlik, bütünlük isteyenler için işler her zamankinden çok daha zor.

Umarım daha büyük felaketler yaşanmadan ülkede aklıselim galip gelir.

Taziye: Bu alçakça saldırıda birçok insanımızı kaybettik. Hepsi için çok üzgünüm. Oğluyla beraber öldürülen reklamcı Erol Olçak ve Yeni Şafak’ta 20 yıl önce beraber çalıştığım Mustafa Cambaz’ı tanıdığım için, yıllarca bir arkadaşlık hukuku paylaştığım için çok daha fazla etkilendim.

Çok üzgünüm. Ölenlere Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

 

LEVENT GÜLTEKİN

[email protected]

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !