16 Ocak 2018 Salı Saat:
13:17

Türkiye’yi Cezalandırma Tehdidi Olarak ‘B Planı’

29-02-2016 14:34



Amerika’nın Suriye’de ateşkesin bozulması halinde gündeme getirdiği ‘B planı’ en çok Türkiye’yi tehdit ediyor.

Suriye’de ateşkesin başarısız olması durumunda bir ‘B planından’ söz eden Amerika, siyasi çözüm süreci konusunda belirleyicilik rolünü hala elinde tuttuğunun mesajını vermeye çalışıyor.

Hâlbuki 27 Şubat’taki ateşkesi yaratan şartlar ve 2254 sayılı BM kararının perspektifi, bir ‘B planının’ varlığını tartışmalı kılarken, ateşkesin başarı şansının zayıflığına dair ortak kanaatler ise “B planı” tehdidinin Suriye açısından sadece bir blöf değeri taşıdığını düşündürüyor.

Öte yandan, ateşkesi yaratan şartlar Amerika’nın inisiyatifiyle oluşturulmadığı için başarısız olacak olan bir ateşkesin Amerika’ya ‘B planı’ uygulamak gibi belirleyicilik rolü kazandırması da mümkün gözükmüyor.

Ateşkesi yaratan süreç

27 Şubat’taki ateşkesi yaratan siyasi çözüm süreci, Amerika ve müttefiklerinin Suriye’deki yenilgisinin sonucu olarak ortaya çıktı.

Amerika ve müttefikleri, Suriye’de öngördüğü devrimi gerçekleştirmek için sırasıyla Ağustos 2011’de ‘yumuşak devrim’, Kasım 2011’de Yemen modeline uygun devrim, Ocak 2012’de Libya modeline uygun devrim, Temmuz 2012’de vekalet savaşı seçeneklerine başvurdu.

Ancak Eylül 2013’te kontrolü kaybedilen vekalet savaşının Haziran 2014’te bölgesel bir tehdit haline gelmesi, ‘Dostlar grubu’nun terörle mücadele koalisyonuna dönüşmesine ve Suriye’deki belirleyiciliğini kaybetmesine neden oldu.

Buna karşın Rusya ve İran’ın Eylül 2015’ten itibaren sahaya inmesi, ABD ve müttefiklerini belirleyicilik rolünü paylaşmaya mecbur bıraktı. 1. ve 2. Cenevre konferanslarına davet edilmeyen İran’ın 30 Ekim’de Viyana’da yapılan Suriye Destek Grubu toplantısına davet edilmesi, bu mecburiyetin diplomatik alana yansımasıydı.

Dolayısıyla 30 Ekim 2015’ten sonra artık ABD ve müttefiklerinin tek taraflı olarak ortaya koyduğu ‘çözüm süreçleri’ bitti ve Şam’ın müttefiklerinin de eşit etki düzeyi ile rol aldığı ‘Suriye Destek Grubu’nun çözüm süreci ortaya çıktı.

Yeni siyasi süreç ve ABD’nin yeni plan imkânı   

1. ve 2. Cenevre konferanslarında Beşşar Esed’in çekilmesinin ‘çözüm’ için ön şart olarak ortaya konması, ABD ve müttefiklerinin belirleyiciliğinin bir göstergesiydi.

Suriye Destek Grubu’nun 30 Ekim ve 14 Kasım tarihli toplantılarında alınan şu üç karar, çözüm süreçlerinde artık belirleyici olan tarafın ABD ve müttefikleri değil, Şam’ın müttefikleri olduğunu ortaya koydu.

1- Suriye’nin ulusal birliği ve toprak bütünlüğü korunacak,

2- Suriye’nin geleceğine Suriye halkı karar verecek,

3- Suriye’nin seküler karakteri korunacak.

ABD ve müttefiklerinin, “Suriye’nin geleceğine Suriye halkının karar vermesi gerektiğini” kabullenerek yeni çözüm sürecine ortak olması, açık bir yenilginin somut bir sonucuydu.

Viyana kararları ve bunu destekleyen 2254 sayılı BM kararı, ABD ve müttefiklerinin etkisiyle değil, tam tersine etkisini kaybetmiş olması sebebiyle ortaya çıktı.

Dolayısıyla Amerika’nın belirleyiciliğini kaybetmiş olmasının ve mecburiyetlerinin ürünü olan yeni çözüm sürecinin Amerika’ya bir ‘B planı’ hazırlama imkanı armağan edemeyeceği son derece açık.

Kaynağı belirsiz hedefi açık ‘B planı’

Dışişleri Bakanı John Kerry’nin "Eğer adım atmazsak işler daha kötüye gidebilir. Rusya'da şu anda bu ihtimali [bölünme] değerlendiriyordur" şeklindeki açıklaması, ABD’nin Suriye’nin bölünmesini öngören bir ‘B planına’ sahip olduğu ve ateşkesin başarısız olması halinde de bu planı uygulayacağı yönünde bir algı yarattı.

Kerry’nin ‘B planı’ ile ilgili açıklaması şöyle:

“Geçiş süreci gerçekten ciddi mi, değil mi, bir ya da iki ay içinde göreceğiz. Beşar Esad’ın gerçek bir geçiş yönetimi sürecinin oluşturulması konusunda gerçek kararlar alması gerekecek. Eğer bu olmazsa, muhakkak ki değerlendirilen B planı seçenekleri bulunmaktadır... İşler (Rusya için) daha da çirkinleşebilir. Suriye de oturup bu seçeneği değerlendirmek zorunda. Rusya da şu anda bu ihtimali [bölünme] değerlendiriyordur. Daha fazla beklersek Suriye bir bütün halinde tutmak için geç kalınmış olabilir”

Bu açıklamanın satır aralarında kamuoyunda oluşan algının aksine şu üç mesaj gizli.

1- Suriye’nin bölünmemesi ve yeni siyasi çözüm sürecinin mutlaka başarılı olması gerekiyor.

2- Ateşkes kalıcı olmaz ve mevcut çözüm süreci başarısız olursa Suriye’nin bölünmesini öngören bir ‘B planı’ söz konusu edilebilir.

3- ‘B planı’ istediğimiz bir şey değil; ama “Rusya’nın da değerlendireceği” bu plan uygulamaya konursa biz de bu planı durdurmaya çalışmaz ve bu planda üstümüze düşen rolü oynarız.

‘B planı’ tehdidinin muhatabı kim?

Amerika mevcut şartlarda bir ‘B planı’ hazırlayabilecek imkana sahip değil; çünkü bölünmeyi öngören bu plandaki tek aracı YPG liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri.

En yakın bölgesel müttefikleri olan Türkiye ve Suudi Arabistan’ın ‘B planındaki’ araçları olan Nusra liderliğindeki ‘Fetih Ordusu’ ise Amerika tarafından IŞİD kadar tehlikeli görülüyor.

Suriye’deki yeni siyasi çözüm süreci, IŞİD ve Nusra dışındaki tüm grupları ateşkes kapsamına dahil ederek, Türkiye ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen grupları, Nusra ile saflarını ayırmaya zorluyor. Ateşkes kapsamına alınan grupların özellikle Nusra ile olan ittifak ilişkileri, ise ateşkesi kırılgan hale getiriyor.

Bu durumda ABD’nin ‘B planı’ alternatif bir çözüm planı boyutuyla değil, cezalandırmaya yönelik bir tehdit boyutuyla öne çıkıyor.

Kerry, Viyana kararlarına atıfla Suriye’nin bütünlüğünün korunmasını bir zorunluluk olarak ortaya koyuyor. Senatoya, bölünmenin nasıl olabileceği konusunda hiçbir şey söyleyemiyor.

Dolayısıyla bölünmeyi öngören ‘B planının’ ABD’nin uygulamak istediği bir plan değil, mevcut siyasi süreç başarısız olursa başvuracağı bir cezalandırma yöntemi olacağını söylemek istiyor.

Kerry’nin ifadesiyle “İşler daha da çirkinleşebilir. Suriye de oturup bu seçeneği değerlendirmek zorunda” kalırsa ve“Rusya da şu anda bu ihtimali değerlendiriyor” ise ABD’nin ‘B planı’ ile cezalandırma tehdidinin muhatabı muhtemelen Türkiye.

Çünkü silahlı gruplara vereceği destekle ateşkesi bozup siyasi süreci baltalayabilecek tek bölge ülkesi olan Türkiye, Suriye’nin ‘B planı’ ile bölünmesi durumunda PYD liderliğindeki bir Kürt devleti, bir ‘hilafet devleti’ ve bir de el-Kaide devleti ile komşu olacak.

 

Alptekin DURSUNOĞLU/YDH

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !