15 Ağustos 2018 Çarşamba Saat:
23:24
12-03-2018
  

Ubudiyetin Bereketleri

Kısacası, kıble istiklal vahdet ve birlik sembolüdür ve tüm bunlar namazın terbiye edici dersleridir.

Facebook da Paylaş


Ehlader Araştırma Bölümü

 

1- Gurur ve Övünç Kaynağı


İmam Zeynulabidin (a.s) münacatında şöyle buyuruyor: "Allah'ım! İzzet olarak senin kulun olmak yeter bana."


İnsanın, kendini yaratanla konuşması ve O'nun da insanın söylediklerini duyup kabul etmesinden daha büyük bir iftihar ve övünç kaynağı var mıdır?!


Bu değersiz dünyada, eğer insanın muhatabı büyük ve bilgin bir kişi olursa insan onunla övünür, onunla birlikte olmaktan gurur duyar ve bir zamanlar falan hocanın öğrencisi olduğundan dolayı kıvanç duyar.


2- Güç ve kudret kaynağı


Çocuk eli güçlü ve şefkatli babasının elinde olduğu sürece kendisini güçlü hisseder, fakat yalnız olunca, her an diğerlerinin kendisine bir zarar ulaştırmasından korkar, endişelenir. Allah Teala'yla bağlantı içerisinde olan bir kişi, süper güçler, zorbalar ve müstekbirler karşısında kendini güçlü hisseder.


3- İzzet Duygusu


İzzet, etkilenmeme anlamındadır. Peygamberler mektebinde bütün izzetler Allah'a mahsustur; nitekim bütün güçler de O'nundur. Dolayısıyla, Kur'an-ı Kerim, Allah'tan başkasının kapısını çalanları, "Allah'tan başkasından mı izzet istiyorsunuz", diye kınamaktadır.

Tabii ki mutlak Aziz'e ve sonsuz güce bağlanmak insana izzet verir. Nitekim "Allah-u Ekber" gibi kelimeler zorbaları insanın yanında alçaltır ve ona zorbalar karşısında izzet verir. İşte bu nedenledir ki Kur'an-ı kerim, zorluklarda ve sıkıntı anlarında namaz ve ibadetlerden güç ve kuvvet almamızı emrediyor. "Sabır ve namazla yardım talep edin."


Allah'ın velileri de hassas durumlarda, kendilerin namazla güçlendiriyorlardı. Kerbela'da dokuzuncu günün ikindi vakti, Yezid ordusu İmam Hüseyin'in (a.s) çadırlarına hücum etti. İmam (a.s), "savaşı bir gece geciktirin; çünkü ben namazı seviyorum ve bu geceyi sabaha kadar ibadetle geçirmek istiyorum" buyurdu.3


Allah'ın salih kulları, sadece farz namazları değil, sünnet namazları da severler. Nafile namazı, Allah'la aşkın nişanesidir. Farz namazı insanlar genellikle Allah'ın azabından korktukları için kılabilirler; fakat müstehap namazda korku değil, aşk söz konusudur.


Evet, birini seven birisi onunla daha fazla konuşmak ister; onu bırakmaz. Allah'ı sevdiğini iddia eden birisi O'nunla konuşmayı nasıl istemez! Elbette namaz ve nafilelere karşı bu ilgisizlik sebepsiz değildir, rivayetlere göre gün boyu işlenen günahlar insanın gece namazı ve sabahın nafilesini yerine getirmesine engel olur ve ondan bu muvaffakiyeti alır.


Her halükârda nafile namazlarını kılmayan bir kişinin bir fazileti olmadığı için Allah Teala'dan kendisine bir lütuf ve bağışta bulunmasını bekleyemez. Nitekim ıslah edicinin (Mehdi'nin -a.f-) zuhurunu bekleyen kişinin kendisi de salih olmalıdır.


Nafile namazları, farz namazların eksik ve noksanlıklarını da telafi eder. Birisi İmam'a, "ben namazlarda kalben huzur bulamıyorum ve namazın bereketlerinden bir nasip edinemiyorum; ne yapmamı önerirsiniz?" diye sorunca buyurdu ki: "Farz namazların peşinden nafile namazı kıl; çünkü nafile namazı farz namazların eksikliklerini giderir ve farz namazın kabul olmasına neden olur." İşte bu etki ve bereketlerden dolayıdır ki Allah'ın velileri sadece farz namazlara değil, müstehap namazlara da çok fazla önem verirler ve aşırı yemek, çok konuşmak, çok uyumak, haram lokma, boş işlerle uğraşmak, dünyayla meşgul olmak gibi bu manevi seyre ve ruhî uçuşa engel olan şeylerden uzak duruyorlardı. Çünkü bu gibi şeyler insandan ibadet halini alır ve namazı onun gözünde ağır gösterirler.


Nitekim Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Doğrusu o (namaz) -Allah'a- saygı gösterenlerden başkasına
ağır gelir."


4- Terbiye Etkeni


Her ne kadar namaz ruhî ve manevî bir bağlantı olup hedefi Allah'ı anmaksa da, ancak İslam bu ruhun isteğini bir takım terbiye programları çerçevesinde uygulamıştır, dolayısıyla bunun için bir çok şartlar koşmuştur; namazın sahih olmasının şartları, namazın kabulünün şartları ve namazın mükemmelliğinin şartları gibi.


Beden ve elbisenin pâk olması, kıbleye doğru durmak, kelimeleri doğru telaffuz etmek, namaz kılan kişinin durduğu yer ve elbisesinin mubah oluşu, namaz kılan kişinin cismiyle ilgili olan namazın sıhhat şartlarındandır, bunlar namazın ruhunu ilgilendirmez.


Fakat İslam dini ibadetin bu çerçevede yapılmasını isteyerek Müslümanlara nezaket ve temizlik, istiklal ve diğerlerinin haklarını gözetme dersi vermeyi hedeflemiştir. Nitekim, yöneliş ve kalp huzuru, masum Ehlibeyt imamlarının imamet ve önderliklerini kabullenmek, humus ve zekat gibi malî farzları yerine getirmek namazın kabulünün şartlarındandır. Namazı ilk vaktinde camide kılmak, güzel koku sürüp dişleri misvakladıktan sonra safların düzenini gözeterek namaza durmak vb. şeyler de namazın mükemmelliğinin şartlarındandır.

Bu şartlara dikkat ettiğimizde bunlardan her birinin insanları terbiye etmede önemli bir rolü olduğunu görmekteyiz. Namazda hangi tarafa duracak olursak Allah'a doğru durmuş oluruz; çünkü Kur'an-ı Kerim buyuruyor ki: "Nereye dönseniz Allah'ın veçhi oradadır." Fakat İslam toplumunun bir tek yönü olması gerektiğini anlatmak, insanlara vahdet ve birlik dersi vermek için herkesin bir yöne doğru durmasını emrediyor. Ancak neden bu yön Ka'be olsun ki?


Çünkü Ka'be insanların ibadet etmesi için kılınan ilk yerdir: "Doğrusu insanlara ilk kurulan ev mübarek
Mekke'de olandır."


Ve bir taraftan, temelini atan ve tarih boyunca tamir edenler Peygamberlerdi. Ve diğer taraftan da, Ka'be bağımsızlık simgesidir; çünkü Müslümanlar Yahudilerle Hıristiyanların kıblesi olan Beytulmukaddes'e doğru kılınca onlar, "bizim kıblemize doğru namaz kılıyorsunuz, o halde müstakil ve bağımsız değilsiniz", diyerek  onlara minnet ediyorlardı. Kur'an-ı kerim apaçık bir şekilde buyuruyor ki: "Yüzünüzü o yana Ka'be'ye çevirin ki insanların aleyhinizde bir delili olmasın."



Kısacası, kıble istiklal vahdet ve birlik sembolüdür ve tüm bunlar namazın terbiye edici dersleridir.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler