02 Aralık 2020 Çarşamba Saat:
16:55

Ümmet Neden Peygamber’in Oğluyla Savaştı?

10-09-2020 20:52


 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Sonra o gün (size verilen) nimetten sorguya çekileceksiniz." Tekasür/8

 

"Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hiyanet etmeyin; yoksa bilerek kendi emanetlerinize hiyanet etmiş olursunuz." Enfal/27

 

Birinci ayet Allah’ın insanlara bahşettiği nimetten bahsediyor, kıyamet günü insanların bu nimettten sorguya çekileceğini açıklıyor. Müfessirler bu büyük ve sonsuz nimetin İmam Hüseyin (as) olduğunu beyan etmektedirler.

 

Ümmet bu büyük nimetin kadir ve kıymetini neden bilemedi ve nasıl bu nimete hiyanet etti? 

 

İkinci ayet ise emanetten bahsediyor, "Allah’a Peygamber’e hiyanet etmeyin; yoksa bilerek kendi emanetlerinize hiyanet etmiş olursunuz" diye buyuruyor. Allah Resulü (saa) "Kur’an ve Ehl-i Beyt’i" ümmete emanet bıraktı. Müfessirlerin ortak görüşü bu iki büyük emanetten bir diğeri Ehl-i Beyt’tir (sa). İmam Hüseyin (as) bu nurlu emanetin içinde "Hidayet meş’alesi ve kurtuluş gemisi" özelliğine sahip  bir şahsiyettir. Peki ümmet neden ve nasıl bu emanete hiyanet ederek onu şehit etti?  

 

Allah Resulü’nün (saa) insanları şirk ve cehalet deryasından kurtarıp hidayete erdirmek için yirmi üç yıl mücadele etti, ümmet olgusunu oluşturdu. Ümmet ise O’nun bu yaptıklarına karşı evladını öldürmek için yarışa düştü. 

 

Ümmet, Allah Resulü’nün (saa) oğluna sahip çıkması gereken yerde, şirk, nifak ve zulüm sisteminin tahtında oturan Muaviye oğlu Yezit gibi facir, zalim, sarhoş, maymun ve dansöz oynatan ile etrafında bulunan İslam düşmanlarına destek vererek kendi zamanın imamını öldürdü. 

 

Toplumun neden İmam Hüseyin’e (as) sahip çıkmaktan ve yardım etmekten kaçındığını anlayabilmek için geçmişin köken ve derinliklerine inmek gerekiyor.   

 

1 – Toplumun siyasi, sosyal, kültürel, ahlaki ve insani değerlerini kaybederek cahiliyet dönemine dönmesi. 

 

A – İslam’dan önce cahiliyet döneminde Arap toplumuna, maddiyatın, bencilliğin ve kavmiyetçiliğin hakim olduğu mürteci anlayışın hakim olması kendi masum imamını öldürmesine neden olmuştur.

 

B – Fesat ve ahlaksız etkenler; içki, kumar, zina, müzik, dans, iffet ve hayasızlığın her geçen gün toplumun tüm katmanlarına yayılması, toplumun ise bu büyük günahların doğal bir yaşam olduğunu kabullenmesi neticesinde her türlü hile, fitne ve iftira bu büyük faciayı ortaya çıkarmıştır. 

 

C – İslam’dan önce cahiliyet döneminde Arap toplumunda maddi yarış, zengin ve fakir arasındaki sosyal dengesizlik ve toplum içindeki ötekileştirme hastalığının bu topluma hakim olması bir diğer etkendi. 

 

D – Cahiliyet döneminde Ebu Sufyan önderliğindeki Arap toplumuna hakim olan şirk siyaset anlayışının toplumu köleleştirilmesi, onlar üzerinden rant elde edilmesi, Muaviye ve Muaviye oğlu Yezit ile etrafındaki İslam düşmanlarının aynı siyaset anlayışını toplumun dinamiklerine kabul ettirilmesi, İslam dininin temelden tahrif edilmesi, şirk anlayışına sahip Emevi din anlayışını topluma hakim kılınması, cahil ve kültürsüz yetiştirilen bir topluma cahiliyet dönemine has tahrif edilmiş örf ve adetleri din hükmü gibi yerleştirilmesini kabul eden bir toplumun İmam Hüseyin (as) gibi bir şahsiyeti öldürmeleri kaçınılmazdı.  

 

İmam Hüseyin’in (as) şeytani siyaseti ve fesadı topluma hakim kılanlar karşısında, kıyama kalkmaktan başka seçeneği olabilir miydi? İmam Hüseyin (as) böyle bir toplum için şöyle buyuruyor:

 

"Ben ceddimin ümmetini islah etmek için kıyam ettim."

 

Cahiliyet döneminin din anlayışını hakim kılanlar bu anlayışı yıkılması için İmam Hüseyin’e (as) kıyam etmekten başka bir seçenek bırakmamıştır. Bütün Peygamberlerde olduğu gibi, insanların dünya ve ahiret saadetine engel olan put ve batıl inancı yıkmak, Velayet makamına sahip masum imamların birinci görevidir.

 

2 – Dünya sevgisi, arzu ve hayeller, makam sevdası, lezzet tutkunluğu hakkı savunmanın ve batıla karşı mücadele etmenin önündeki en büyük engeldir.  

 

Hz. Resulüllah (saa) defalarca buyurmuştur:

 

"En büyük hastalık dünya sevgisi ve o hastalığın tedavi ilacı ise ondan kaçınmaktır." 

 

İmam Hüseyin (as) şöyle buyuruyor:  

 

"İnsanlar dünyanın kölesi ve kullarıdır, çıkarlar korunduğu sürece dindarlıktan bahseder ve dini savunurlar, yanlız bir belaya, musibete ve imtahana tabi tutuldukları zaman gerçek dindar ve dini savunanlar parmakla sayılı kadar kalırlar." 

 

Dünya sevgisi, haram yolla elde edilen kazanç, haram lokma, kalplerı hakkı kabullenmekten mahrum, kulaklar doğruyu duymaktan sağır ve akıl ise gerçeği algılamaktan aciz kalır. 

 

İmam Hüseyin’in (as) Aşura günü şeytan ordusuna yedi kez hutbe okudu ve hakka davet etti, fakat bu ecube topluluk daveti kabul etmemek için imamı dinlemiyorlardı bile. İmam Hüseyin (as) bunların bu durumunu görünce şöyle buyurdu:  

 

"Sizler beni dinlemiyor ve sözlerimi kabul etmiyorsunuz, (haklısınız) çünkü sizlere verilen hediyeler, verilen vaatler, cebinize doldurulan dirhem ve dinarlar haram maldan olduğu için karınlarınız haram lokmayla dolmuştur. Kalpleriniz siyah ve mühürlenmiştir. Vay olsun size! Beni dinlememenizin nedeni yediğiniz haram lokmaların eseridir."

 

Dünya sevgisi, makam sevdası, sosyal ve kültürel yozlaşma ve basiretsizlik toplumu batıla karşı hakkı savunmaktan alıkoymuş, zalim ve facir yöneticilerin süslü vaatleri karşısında gözlerini karartmış, kalplerini kör ve onurlarını yok etmiştir.

 

Erbain ziyaretinde Aşura olayıyla ilgili şöyle buyuruyor:  

 

"Dünya malına tamah eden, onurlarını iki paralık ederek ayaklar altına alan, ahiretini değersiz şeyler karşısında satan, kibir ve bencilliğe yenik düşen, heva ve hevesine uyan, bütün bunların karşısında hiçbir şey elde edemeyen, her iki dünyasını kayıp eden, düşmanın hile, iftira ve fitnelerine aldanan zavallı, cahil ve basiretsiz bir toplum kendi zamanın imamını öldürdü."

 

3 – Allah’a verilen söz ve yüklenilen sorumlulukla fesada karşı mücadele yerine getirilmiş olsaydı, insan kendini tekamüle ulaştırır ve zamanının imamına sahip çıkmış olurdu. Sorumluluk alma hususunda özellikle toplumun (Havas) özel insanları, toplumu idare eden ve yönlendiren şahsiyetler Alim sınıfıdır. Alimler toplumun sorun ve problemine vakıf olur ve çözümünü sağlarlar. Eğer bir alim ilmine amel eder Allah’ın rızasıyla toplumu yönlendirirse o toplum kurtuluşa ermiş olur. Alim nereye giderse toplumun akımı o yönde olur. Alim basiretli, ferasetli, dirayetli ve tefekkür sahibi olmalı ve yüklendiği sorumluluğu yerine getirmeli ve vazifesine amel etmelidir. Toplumun sorunlarına sorumsuz ve kayıtsız kalmamalıdır. Pasif ve korkak olmamalı, başkaları tarafından yönlendirilmemelidir. Tağut devlete bağlı bir eleman olmamalıdır. Bu hususta İmam Hüseyin (as) vazife ve sorumluluklarını yerine getirmeyen, ilmine amel etmeyen, dinar ve dirhem için dünyaya mübtela olan, dinini dünyası için araç edinen ve tağutların idare ve güdümünde görev yapan alim müsveddesi ki derdi asla ve asla din olmayan bu kimseler hakkında şöyle buyuruyor: 

 

"Siz (Havas) Alimler! Allah’ın hükümleri ayaklar altına alınıyor ses çıkarmıyorunuz, toplumun ahlaki değerleri yok ediliyor susuyorsunuz, Allah’a verilen sözden dönülüyor feryad etmiyorsunuz, fesada karşı durmuyor rıza gösteriyorsunuz, tatlı hayat yaşamak için zalimlere onurunuzu çiğnetiyorsunuz, oturduğunuz makamda onları güçlendiriyorsunuz, hapis ve ölüm korkusuyla yapılan zulümleri görmezlikten geliyorsunuz, mazlumları onların ellerine bırakıp ezdiriyorsunuz ve zalimlerin zulüm yapmasına rahat alan bırakıp cesaretlendiriyorsunuz."

 

Ayetullah İmam Hamaneî bu özelliğe sahip (Havas) alimler için şöyle buyurmaktadır: 

 

"İmam Hüseyin (as) döneminde (Havas) alimler teslim olmuştu, sisteme ve zalimlere karşı durmaya hazır değillerdi, basiret ve ferasetten yoksun oluşlarından dolayı İmam Hüseyin’in (as) toplum içinde eşsiz bir azamet ve makama sahip olduğunu anlayamamışlardı. Bir çok alim imamın başlattığı kıyamda yardım etmedi. Dünya menfaati, çıkar, hayat rahatlığı, makam ve can sevgisi için (vazifeye amel etmedi) sorumluluk ve vazifeler yerine getirilmedi. Toplum bunlardan aldıkları ilhamla ve güçle zalim ve tağutun yanında yer aldılar. (Havas) alimler kendi maslahatı için kararlar aldılar. Din ve mektebin maslahatı için karardan kaçındılar. Allah’ın rızasını gözetmediler. Oysa alimler özel şahsiyetlerdir, onlar toplumu doğru yönlendirmek ve hidayet etmekle tarihin seyrini değiştirirler."

 

Dolayısıyla böyle dönemlerde bazı (Havas) alimler yüklendikleri sorumlukları liyakatıyla yerine getirmez ve maslahat adına sözde sahte vahdet adı altında tağutun zalim ve facir yöneticileriyle aynı sofrayı paylaşır, aynı bardakta su içer, sözde tarafsız olduğunu göstermeye çalışırsa, bu zalimleri meşrulaştırır, hak ve mazluma karşı şeytanı uygulamarını güçlendirir ve zamanın imamını öldürülmesine neden olur. 

 

İmam Hüseyin (as) böyleleri hakkında şöyle buyuruyor: 

 

"Hakkı savunanlar (alimler) dinin korunup yaşaması için salih önderin arkasında durmaz ve hakkın zafere ulaşmasına yardım etmezse, tağutun güçlenmesine, zalim ve facir yöneticilerin ise salih önderleri öldürmesine sebep olurlar."

 

4 – Gaflet; gaflet içinde olan bir insan her zaman uyarılmaya ve nasihat almaya ihtiyacı vardır. Çünkü gaflet insanı üstün makama ulaşmaya engel olan bir karanlık  bataklıktır. İmam Hüseyin (as) döneminde basiret ve ferasetten yoksun toplum öyle bir gaflet bataklılığına saplanmış ki, ne kendinden ne Allah’ın verdiği din sorumluluğundan haberdardı. Düşman bu cahil ve basiretsiz toplumun gafletinden yararlanarak onları kendi hakimiyeti altına almış ve öyle bir fitne ve nifak ortamı yaratılmış ki, toplum hak karşısında savaş meydanına gelerek kendi eliyle zamanının masum imamını şehit etmişti.  

 

İmam Hüseyin’in (as) çabası gaflet bataklılığına saptlanmış bu cahil ve basiretsiz toplumu gaflet uykusundan uyandırmak, cehalet kuyusundan çıkarmak ve kalp gözlerini açıp basiretlendirmek için Allah’ın dinine ve insanlık onuruna sahip çıkmalarını sağlamak için mücadele etti. 

 

Ama İmam’ın (as) bu onurlu mücadelesine karşı yardım edilmesi gereken yerde O’nun ve yarenlerinin temiz ve pak kanlarını dökerek şehit ve Ehl-i Beytini esir ettiler.  

 

Bugün biz ümmet olarak kendimize sormamız gereken soru şu! İmam Hüseyin (as) döneminde tağut, zalim ve facir Emevi zümresinin yanında yer alarak kendi eliyle zamanın imamını öldüren toplum ile, bugün tağut, zalim ve facir yöneticilerini her platformda alkışlayan ve destekleyen bizler arasında ne gibi fark vardır? Bugün İmam zaman Hz. Mehdi (af) aramızda olsaydı, acaba o gün zamanın imamına reva görülen zulümü bu gün biz kendi zamanımızın imamına reva görür müydük? Göremez miydik? Bugün biz toplum olarak bu sosyal ve din anlayışımızla ne gibi karar verirdik?  

 

Allah bizleri zamanının imamına hiyanet eden değil, yanında duran ve vazifesine amel eden ümmetten karar kılsın inş. 

 

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !