17 Ağustos 2018 Cuma Saat:
12:09

Ümmetin Lideri Partili Cumhurbaşkanlığı İstiyor!

13-06-2016 17:26


Erdoğan için atılan ‘Dünya lideri’, ‘Ümmetin lideri’ gibi içi boş, anlamsız sloganlar ve bu pohpohlamanın büyüsüne kapılmış Erdoğan yüzünden ülke, dünyanın maskarası oluyor.

Bu maskaralık en son Erdoğan’ın da katıldığı Muhammed Ali’nin cenazesinde yaşandı. ‘Dünya lideri’, ‘Ümmetin lideri’ Erdoğan, karşısındakilerden bu sıfatlara uygun saygı, hürmet, ilgi, alaka görmeyince küsüp cenazenin defnedilmesini beklemeden ülkeye geri döndü.

Bırakın dünya liderliğini dış dünyada Türkiye’nin cumhurbaşkanına gösterilmesi gereken asgari nezaket, saygı bile gösterilmiyor artık. Çünkü yapıp ettikleriyle, meselelere hamasi yaklaşımıyla, kabadayı üslubuyla, evrensel değerleri hiçe saymasıyla kendi itibarını kendi elliyle yok etti.

Bütün bir dünya, kendisini dünya lideri gören Erdoğan’la alay ediyor. Dünya medyası Erdoğan’a adeta maskot muamelesi çekiyor. Erdoğan, yaptıklarıyla hepimizi utandırıyor. Başımızı öne eğdiriyor.

“Tüm bunlar Erdoğan’a yapılıyor” deyip işin içinden çıkabiliriz ama olmuyor. Çünkü hepimiz bu ülkenin vatandaşıyız. Türkiye denildiğinde hepimizi içine alan bir tanımdan bahsediliyor.

Alay edilen, aşağılanan, hakarete maruz kalan zat, resmiyette de olsa ‘Türkiye cumhurbaşkanı’ sıfatını taşıyor.

Halbuki tüm bunlara rağmen sıradan bir vatandaş gibi Muhammed Ali’ye sevgisini, saygısını belirtmek için cenazeye katılıp dönebilirdi. Sanırım böyle davranmasına kişiliği, hırsı müsaade etmiyor.


Esas takıldığım ‘ümmetin liderliği’

İşin en dramatik yanı ise şu: Diyelim ki dünya liderliği diye bir şey var. Daha kendi ülkesinde bile toplumun bütününe lider olmayı başaramamış bir siyasetçinin ‘Dünya lideri’, ‘Ümmet lideri’ sloganları gerçek zannetmesi ve dünyadan da ona uygun bir davranış beklemesi olacak şey mi?

Sadece bu da değil. Ülkenin dışa bağımlı ekonomisi, bilimdeki, sanattaki, teknolojideki, mimarideki, refah düzeyindeki geri kalmışlığı ortadayken bu alanlarda yüz yıl önde giden ülkelere liderlik taslaması büyük pervasızlık.

Bir taraftan ülkede bütün toplumun cumhurbaşkanı olmayı başaramadığı için partili cumhurbaşkanlığına sığınmaya çalışıyor, diğer taraftan da kendini dünya liderliğine layık görüyor.

Böyle bir kişilik, böyle bir ruh hali, böyle bir anlayış… Hakikaten korkunç. Dünya liderliği denen bu saçmalığı bir tarafa bırakıyorum. Çünkü üzerinde biraz dikkatli düşünüldüğünde ne kadar boş, ne kadar anlamsız, ne kadar komik, ne kadar dünya gerçeklerinden kopuk, ne kadar çocukça bir tanımlama olduğu zaten anlaşılıyor.

Benim esas takıldığım ümmetin liderliği.İslamcıların eskiden beri kurdukları bir hayaldir bu: Ümmet birliği.

Gerçekte hiç olmamış ama hayallerinde kurguladıkları o birliğin başına da şimdi Erdoğan’ı layık görüyorlar. Müslümanlardan oluşan bir toplum yani ümmet birliği ancak hayallerde var.

Tarihte de pek var olmuş bir şey değil. Çünkü Müslümanlar arasında çıkar çatışması, iktidar mücadelesi, savaşlar hiç eksik olmamış. Aynı ümmetten dedikleri insanlar iktidar için birbirlerinin gözlerini oymaktan geri durmamışlar.

Gücü ele geçirdiklerinde bir araya gelmişler, güç elden gidince dağılıp birbirleriyle savaşmışlar.

Hz Ali ile Hz Aişe’yi ümmet birliği altında bir araya getiremeyen, çatışmalarını önleyemeyen bir anlayış, yüz milyonlarca Müslümanı bir araya getirecek ve onların başına da Tayyip Erdoğan’ı lider yapacak öyle mi?


Ümmetten sayılmak için İslamcı mı olmak gerekiyor?

‘Ümmet’ denilince kimler aklımıza gelecek? Kimlerden bahsediyoruz?

Bütün Müslümanlardan mı? Taliban, El Kaide, IŞİD gibi örgütler de dahil mi?

“Hayır onlar yok” diyorsanız peki ümmet kimlerden oluşuyor? Kimin ümmetten sayılıp sayılmayacağını kim, hangi kritere göre belirliyor? Mesela Şiiler ümmetten sayılıyor mu?

Ya da ülkemizde kendini Müslüman olarak tanımlayan Atatürkçüler, solcular ümmetten sayılıyor mu? Yoksa ümmetten sayılmak için sadece İslamcı mı olmak gerekiyor?

Eğer öyleyse Lübnan’daki Hizbullah, Afganistan’daki Taliban ümmetten sayılıyor mu? Eğer sadece İslamcıların birliğine ümmet denilecekse İslamcı örgütler arasındaki kavgayı, savaşı nereye koyacağız? O birlik nerede hangi alanda var?

Farklı mezhepler, farklı yaklaşımlar, farklı görüşler ve bunların arasındaki savaşlar, çatışmalar.

Yüzyıllardır var olan bir hayal bu. Üstelik hiç bir zaman gerçekleşmemiş, gerçekleşmesi de mümkün olmayan bir hayal. Buna rağmen İslamcılar bıkmadan, usanmadan ‘Ümmet birliği’ ideali peşinde koşmaktan vazgeçmiyorlar.

Ümmet birliğini ortak inanç üzerine kuruyorlar. Fakat ortak inançları bile yok. Çünkü İslam dünyasında yüzlerce farklı anlayış, yaklaşım ve örgüt var. Hiçbiri de bir diğerinin Müslümanlık anlayışını beğenmiyor, kabul etmiyor.

“Gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayal” diyorum çünkü ortak amacı, ortak kültürü, ortak değeri, ortak dili, ortak hedefi, ortak yararı ama en önemlisi de ortak inancı olmayan bir topluluktan inanç temelli ümmet birliği yaratmaya çalışmak için aklı kaybetmiş olmak gerekiyor. Zaten böyle düşüncelerin temelinde akıl değil duygu var. Çünkü gerçek olmasa da, duyguları kabartan bir hayal.


Tımarhanelik bir durum

Tablo bu kadar apaçık ortadayken bir ümmet varmış gibi hayal etmek bir de ona lider tayin etmek gerçekten de tımarhanelik bir durum. Esas olan inanç, ya da etnik köken birlikteliği değil, eşit haklara sahip vatandaşlıktır.

Kapı komşusuyla anlaşamayıp farklı ülkelerde tanımadığı insanlarla inanç veyahut etnik köken üzerinden bir bağ kurmak, duygu birliği oluşturmak gerçeklikten büsbütün kopmaktır. Akılla değil, duyguyla yaşamaktır.

Diyeceğim o ki ‘Ümmetin lideri’, ‘Dünya lideri’ gibi safsatalarla Erdoğan’ı daha fazla kontrolden çıkarmayın da bizi dünyaya daha fazla rezil etmeyin.

Çünkü onun yaptıklarından hepimiz utanıyoruz. Utanma duygusu olmayanlar için belki sorun olmuyor ama bu duyguyu taşıyanlar için hayat işkenceye dönüşüyor.

 

LEVENT GÜLTEKİN

[email protected]

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !