14 Kasım 2018 Çarşamba Saat:
22:04
02-10-2018
  

Uyku ve Rüya

Üç âlem bulunmaktadır. Tabiat âlemi, misal âlemi ve akıl âlemi.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

“Hani Yusuf, babasına: ‘Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana secde ediyorlar’ demişti.”

Yusuf/4

                                                                                                                

       Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Rüya üç kısımdır: Ya Allah’tan gelen müjde, ya da şeytandan gelen sıkıntı ve keder yahut da insanın gün içerisinde yaşadığı sorunları uykusunda görmesi.”[1]

 

       Bazı bilgin ve psikologlar; uykuda rüya görmeyi umutsuzluğa ve yenilgilere bağlamaktadır. Onlar, şu eski özlü sözü kendilerine kanıt olarak kullanırlar: Deve rüyasında pembe yem görürmüş… Kimileri de rüyayı korkunun telkin edilmesi olarak yorumlamışlardır. Şu özlü sözde geçtiği gibi: ‘Devenden uzak bir yerde uyu ki rüyan kötü olmasın.’ Bazı bilginler ise rüyayı bastırılmış iç güdülerin gösterimi olarak kabul ederler. Rüya ve düş görmek hakkında her ne kadar çeşitli farklı görüşler olsa da kimse rüya görmeyi inkâr etmiş değildir. Pek tabiidir ki tüm rüyalar, tahlil ve yorumlamaya değer değildir.

 

       Merhum Allame Tabatabai şöyle der:

 

“Üç âlem bulunmaktadır. Tabiat âlemi, misal âlemi ve akıl âlemi. İnsan ruhu inzivaya çekilmesi sebebiyle ruh uykuda bu iki âlemle irtibata geçer ve yetenek ve imkân terazisine göre kimi hakikatleri idrak eder. Eğer ruh, kâmil olursa saf bir fezada hakikatleri derk edebilir. Eğer kemalde ileri derecelere varmamış ise hakikatleri başka kalıplarda görür. Uyanık olunduğunda cesareti aslanda, hileyi tilkide ve yüksekliği dağda gördüğümüz gibi… Uyku âleminde, ilim nur kalıbında, evlilik elbise kalıbında ve cehalet ve bilgisizlik karanlık olarak müşahede edilir.”[2]

 

        Allame’nin örnek verdiği konuyu biraz detaylandıralım. Rüya görenler üç kısımdır. Birinci kısım, kâmil bir ruha sahiptir. Uykudan uyandıktan sonra akıl âlemiyle irtibata geçer ve hakikatleri bu dünyada açık bir şekilde görürler. (televizyonların özel antenlerle dünyanın diğer ucundaki uydu dalgalarını yakalayabilmesinde olduğu gibi.) Bu tür rüyalar vazıh ve net bir şekilde gerçekleri gösterir ve yoruma ve tahlil etmeye gerek duyurmazlar.

 

        İkinci grup ise, vasat bir ruh yapısına sahip, rüya âleminde hakikatleri açık  seçik göremeyenlerin rüyasıdır. Bu rüyalar açıklanması, yorumlanması ve üzerinde düşünülmesi gereken düşlerdir. (Bu rüyaları gören kimseler, uydu alıcılarının olmasına rağmen seyrettikleri filmi kendilerine açıklayacak ve yorumlayacak kişiler gibidirler. Diğer bir ifadeyle rüyalarını tabir edecek bir âlime ihtiyaçları vardır.)

 

        Üçüncü grubun ruhlarıysa o denli çalkantı ve hercümerç içerisindedir ki gördükleri rüyaların da bir mefhumu ve açıklaması yoktur. (televizyonun karıncalı bir şekilde görüntüyü dağıtmasında olduğu gibi.) Bu tür rüyaları tabir etmeye gerek yoktur. Kur’an bu rüyalar için ‘ezğasu ehlam’[3] (karışık düşlerden) ifadesini kullanır.

 

Kur’an çeşitli surelerde rüyaları konu etmiştir. Şöyle ki;

 

a) Hz. Yusuf’un (a.s) rüyası: On bir yıldızın, ayın ve güneşin kendisine secde ettiğini anlatan rüyadır. Bu rüya;  kudret ve güce erişmesi, kardeşlerinin ve ebeveyninin kendisine tevazuda bulunacakları yönünde tabir edilmiştir.

 

b) Hz. Yusuf’un (a.s) zindan arkadaşlarının rüyaları: Hz. Yusuf’un (a.s) zindan arkadaşlarından birinin idama mahkûm edileceği, diğerinin de serbest bırakılacağı yönünde tabir edilen ve gerçekleşen rüyalar.

 

c) Mısır kralının rüyası: Mısır kralının rüyasında şişman ve zayıf inekleri görmesi. Bu rüya ülkeye önce bolluğun ardından da kıtlığın geleceği yönünde tabir edilmişti.

 

d) Hz. Peygamber’in (s.a.a) gördüğü rüya: Hz. Peygamber (s.a.a), Bedir savaşında az sayıda müşrik görmüş idi. Bu rüyanın tabiri ise, müşriklerin savaştan yenilgiyle ayrılacakları şeklindeydi.

 

e) Hz. Peygamber’in (s.a.a) diğer bir rüyası: Hz. Peygamber (s.a.a) Müslümanların saçlarını tıraş ettikleri halde Mescidu’l Haram’a girdiklerini görmüştü. Bu rüyanın yorumu ise Mekke’nin fethi ve Allah’ın evinin ziyareti olarak tabir edilmiş idi.

 

f) Hz. Musa’nın (a.s) annesinin rüyası: Oğlu Hz. Musa’yı (a.s) bir sandığa koyarak Nil nehrine salıverdiği rüyadır. “Hani annene şu vahyi vahiy etmiştik: Musa’yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil’e) bırak; deniz onu kıyıya atsın…”[4] Rivayetler, Hz. Musa’nın (a.s) annesine gelen vahiyden kastın rüya olduğunu açıklar.

 

g) Hz. İbrahim’in (a.s) rüyası: Hz. İbrahim (a.s) oğlu Hz. İsmail’i (a.s) kurban ettiğini rüyada görmüştür.[5]

 

          Kur’an’daki bu örneklerin dışında da günlük hayatta normal yollarla elde edilemeyecek bilgilere rüya yoluyla ulaşan kimselere şahit olmaktayız. Hacı Şeyh Abbas Kummi’ye, ‘Mefatihu’l Cinan’ dua kitabının yazarı, oğlunun rüyasına gelmiş ve şöyle demişti: “Emanet olarak aldığım bir kitabı sahibine geri döndür ki ben bu kabir âleminde rahata kavuşabileyim.” Oğlu uyandığında kitabı aramaya başlar ve babasının kendisine söylediği evsaftaki kitabı bulur. Evden çıkartıp kitabı sahibine götürmek istediğinde, kitap elinden düşer ve bir parçası zarar görür. Oğlu kitabı bu haliyle sahibine götürür ve bir şey söylemez. Daha sonra babası yeniden oğlunun rüyasına gelir ve ‘Neden ona kitabın zarar gördüğünü söylemedin? Belki zararını tazmin ederdin ya da kitabın o haline razı olduğunu söylerdi.’



[1] - Biharu’l Envar, c.14, s.441

[2] - Tefsiru’l Mizan, c.11, s.299

[3] - Yusuf, 44

[4] - Taha, 38 – 39

[5] - Saffat, 10

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler