20 Ekim 2018 Cumartesi Saat:
18:55
24-01-2018
  

Vahiy ve Akıl Karşılaşması

İslam Düşünce Tarihi; Vahiy ve Akıl Karşılaşması

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Muhammed Taha Gergerlioğlu

 

İslâm'ın doğduğu yer olan VII. Yüzyıl Arap Yarımadası, onu çevreleyen komşu ülkelerin durumuna kıyasla, o yüzyılda, zihni faaliyetin ürünü olan felsefi ve bilimsel düşünce açısından oldukça kısır bir durumdaydı.İlahi çağrı Hz. Muhammed'in, (saa) yaklaşık 40 yaşlarındayken  610 yılında kendisine vahiy gelmeye başlamasıyla, müşrik Araplar'ın câhiliye olarak vasıflandırdığı dünya görüşünün temelinde yatan putperestliğe meydan okumaya başladı.

 

Bu meydan okumada, arka arkaya gelen ayetler, her vesileyle, içerdikleri mesajin gerçek ve doğru bilgiler olduğunu , bunu anlayabilmek için de insandan aklını ve duyularını doğru bir şekilde kullanılmasını istiyordu. Sayıları günden güne artan ilk Müslümanların zihinleri, ve vahyin dünya ve ahirete ilişkin somut kavramları dile getirmesiyle hareketleniyordu . Böylece, Kur'an ve Hz. Muhammed, (saa) ilk Müslümanlardan, özellikle egitimi yüksek kişilerde, akli düşüncenin filizlenmesini sağlıyordu.

 

Diğer taraftan hem Kur,an, hem de Hz. Muhammed, (sav) Müslümanları doğrudan doğruya düşünmeye ve ilim öğrenmeye teşvik ediyordu. "Oku! " ; "Hiç bilenler ile bilmeyenler bir olur mu? "; Yeryüzüne dağılın, geçmiş milletlerin akıbetlerini görün ";"Bilmediğiniz bir konuda bir bilene sorun!" mealindeki ayetler, ilim ve düşünceye teşvik eden yüzlerce ayetten sadece birkaçıdır.

 

Bilindiği gibi, Hz. Peyğamber, savaş esirlerini, Müslüman çocuklara öğretmenlik yapmaları karşılığı hürriyetlerine kavuşturduğu gibi, birçok Hadis'i ile de müslümanları düşünmeye sevketmiştir; "İlim, Çin' de de olsa alınız"; "İlmin anahtarı sorudur" şeklindeki sözleri, burada hatırlanması gerkenlerden sadace birkaçıdir.

 

Hz. Peygamber, ilk Müslümanların sağlık ihtiyaçlarını bilimsel olarak çözmek için, Müslüman olmamış yakınlarından, teyzesinin kocası Harise adlı kişiyi, İran' daki Cündişapûr medresesine Tıp öğrenmesi için göndermiştir . Böylece "İlim Çin'de de olsa alınız" sözlerinin ilk uygulayıcısı kendileri olmuştur. Yukarıdaki işaret edilen ayetlere ve Hz. Peygamber'in bu uygulamalarına dayanarak, sonraki Müslümanlar, yabancı kaynaklardan ilim öğrenmede hiçbir mahzur ve sakınca görmemişlerdir.

 

İşte böylece, bir yandan Kur'an, diğer yandan Hz. Peygamber, Islam,da ortaya çıkacak olan derin düşüncenin temelini atmışlar ve ortamını oluşturmuşlardır . Hem Kur'an, hem Hz. Peygamber aynı şekilde insanın en temel bilgi kaynağı olarak , ilahi vahiy yani din ile aklın birlikteliğini göstermişlerdir.

 

Nitekim Hz. Peygamber, başka bir hadislerinde, ilmi, "İlim iki kısımdır;ruhların ilmi ve bedenlerin ilmi" şeklinde tarif ederken, hem kalple idrak edilen din ilmini, hem de bedensel uzuvlarla, yani akıl ve duyularla algılılanan dünya ilmini aynı şekilde ilim olarak değerlendirmiştir.

 

Gazzalî gibi bazı düşünürlerde , bunu şöyle bir şekilde ifâde ederler:"Şeriat(din) aklın zâhiridir; akıl şeriatın bâtınıdır."

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler