29 Ekim 2020 Perşembe Saat:
09:42

Velayet Aşıkları ve Zuhur!..

14-04-2020 13:22


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

Kur'an’da Mehdeviyet

 

Kur'an-ı Kerim’de özelikle bir ayet Mehdeviyet konusuna direk atıfta bulunmaktadır.

 

''Allah, sizden iman edip doğru işler yapanlara, onlardan öncekileri yeryüzüne egemen kıldığı gibi onları da egemen kılacağını, beğendiği dini onlar için yerleştireceğini vadetti. Onlar bana ibadet ederler, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kim küfre saparsa, işte onlar fasıktırlar.''[1]

 

Ayet-i kerimenin beyan ettiği gibi İmam Mehdi'nin (a.f) zuhuruyla zulüm yeryüzünden sökülüp atılacak, adalet, emniyet ve güven yeryüzünde tesis edilecektir. Bu ayetin ışığında Hz. Resulullah (saa) buyuruyor:

 

“Yeryüzü fesat ve zulüm ile dolduğu gibi, O ( Mehdi ) yeryüzünü adaletle dolduracaktır.”  

 

Allah bazı Müslümanları yeryüzüne egemen kılacağını, halife yapacağını vadetmiştir. Onlar Velayet ve Mehdeviyet âşıklarıdır. Onlar İmam Mehdi (a.f) önderliğinde ilahi evrensel adalet devletini yeryüzüne hâkim kılacaktır.

 

Velayet, Allah’ın sevip beğendiği bir inançtır. Bu inanç dünyanın doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, bütün insanlara hâkim olacaktır. Kâfirler, münafıklar, fasıklar, zalimler ve facirler istemese de, Allah bu vaadi gerçekleştirip nurunu tamamlayacaktır. Çünkü zalim ve facir şarlatanlar insanları iktisadi, sosyal, kültürel, siyasal baskı ve zulüm altına alarak, yeryüzünü güvensiz, emniyetsiz haline getirmiştir. Hiç bir ortamda güven ve itimat bırakılmamıştır. Bütün insanlar korkuyla sindirilmiştir. Allah, İmam Mehdi (a.f) önderliğinde velayet âşıklarının eliyle İlahi evrensel adalet devletini gerçekleştirerek, güveni, emniyeti ve huzuru İslam ve Velayet bayrağının altında mutlaka tesis edecektir.

 

Zuhuru Beklemenin Anlamı

 

Mehdeviyet ve Velayet âşıkları için İmam Mehdi'nin (a.f) zuhurunu beklemenin anlamı, miskin miskin oturup bir şeyin olmasını beklemek, zillete boyun eğmek, zalime taviz vermek ve onlarla beraber olmak, haksızlığa duyarsız ve adaletsizliğe sessiz kalmak değildir. Zuhuru beklemek, İmam Mehdi’nin (a.f) önderliğinde Tevhid bayrağını yeryüzüne dikmek için çalışmak, zalime karşı dik durmak, mazlumun elinden tutmak, insanları o bayrağın altında toplamaya gayret etmektir. Adaleti, hakkı, özgürlüğü ve bağımsızlığı sağlamak için Allah düşmanlarına karşı imanıyla, ilmiyle, iktisadıyla, ahlakıyla, kalemiyle, aklıyla, tefekkür ve düşüncesiyle, basiret ve sabrıyla mücadele ederek sürekli canlı kalmak ve kıyama hazırlanmak demektir. İlahi evrensel adalet devletini yeryüzüne hâkim kılmak Mehdeviyet mektebi ve velayet âşıklarının birinci vazifesidir.

 

Mehdeviyet ve Kur’an mektebinde hayal etmek yoktur. Umut etmek vardır. Hayal etmek, bir şeyin gerçekleşebilir veya gerçekleşmeyebilir ihtimali vardır demektir, hayal kurmakta gelecek yoktur, boş beklenti vardır. Umut etmekte ise gelecek vardır, güven vardır, mutlak olacaktır umudu vardır. Çünkü bu Kur’an’ın emridir; Allah vadetmiştir, yani olması kesindir. Yukarıda ayette buyurduğu “onlardan öncekileri yeryüzüne egemen kıldığı gibi, onları da egemen kılacaktır” bu Allah’ın mutlak vaadidir. Bu vaade inanan hayal kuramaz eğer hayal kurarsa mutlak velayete inanmamış demektir. Böyle düşünenler zaten velayet yolcuları değildir. Aslında bu ayet zuhuru beklemenin tüm ibadetlerden neden üstün olduğunun tefsirini yapmaktadır. Çünkü ayetin birinci bölümünde velayet âşıklarına İmam Mehdi’nin (a.f) önderliğinde sizleri yeryüzüne egemen kılarak İslam’ın bayrağını dalgalandıracağını, sizin elinizle zulmü yok edeceğini, adaleti mutlak hâkim kılacağını, güvensizlik ve korkuyu ortadan kaldıracağını, emniyet, güven ve huzuru temin edeceğini buyuruyor. Bu Allah’ın kesin vaadidir ve gerçekleşecektir.

 

Velayet Âşıklarının Özellikleri

 

Velayet âşıkları üç özelliğe sahiptir; Birinci ve ikinci özellik İtikat ve bağlılıktır. Ehl-li Beyt imamlarının imamet ve velayetine olan bağlılık aşk ve itikattır, bu özelliği taşıyan erkek, kadın, yaşlı, genç, çocuk, âlim, akademisyen ve halkın tüm kademelerinde İmam Ali’den (as) başlayan On İki İmam’a olan sonsuz sevgi, mahabbet ve itikadî bağlılıktır. Onlar velayete olan inanç ve itikatlarında hiç zayıflık göstermezler. İbadet ve amellerde bir takım eksiklik ve gafletten günah görülse dahi, itikatları tamdır. İmamet ve velayet yolunda birçok sıkıntı ve zorluğa düşseler bile inançlarından taviz vermeden İmamlarına bağlı kalırlar. Onların mutlu günlerinde mutlu, hüzünlü günlerinde hüzünlü olurlar, İmam Hüseyin’in (as) Kerbela kıyamına duydukları aşk bunun bariz örneğidir. Velayet davasını tüm zorluklara rağmen yaşatmaya özen gösterirler, böyle bir halkın inanç ve itikadından dolayı, en üst seviyede yüce bir makama sahip olduklarında şüphe yoktur, bundan dolayı bu güzel nurlu ve Mehdeviyet ruhlu insanlar, velayet mektebine ait olmalarına sebep olan tüm atalarına şükran duymakta ve yüce Rahman’a hamd ve sena etmektedirler.

 

Üçüncü özellik; İmamet ve velayet önderliğinde İslam’ın hükümlerine amel etme özelliğidir; Velayete muhabbet ve aşk yüce bir makamdır, aslında bu İmam’a (af) itaat etme makamıdır. İnsan itikada bağlı olduğunu ispat etmek için amel etmeye önem vermelidir, İmamların velayetine itikadî olarak inandığı gibi, Onların yaşam felsefesine uymayı kendine prensip edinmelidir. O zaman velayete inanç insan hayatında anlam bulur. İmam Ali (as) hayatının her alanında ve İmam Hüseyin (as), Aşura günü ölümün pençesinde olduğu halde namaza verdiği önemi ve ehemmiyeti müşahede etmek mümkündür. İnsanın Onlar gibi olayım iddiasında olması mümkün değildir ama en azından Onları örnek alarak yapabildiği kadar yapmalıdır. Hanımlar Hz. Fatıma (sa) ve Hz. Zeynep (sa) gibi iffet ve hayâlarını korumalıdır, inandığı dava uğruna fedakârlık yapmalıdır. Bunlar velayet âşıklarına birer örnektir, amellere önem ve ehemmiyet vermek, Allah’ın helal ve haramına, farz ve sünnetine önem vermek, zamanın tağut ve şeytani güçlerin zulüm ve zorbalıklarına karşı onurlu ve izzetli duruş göstermek, mazluma destek olmak, kendine sunulan yüce makama ulaşmak ve zuhurun gerçekleşmesi için mücadele eden erlerin isim listesinde ve imam Mehdi’nin (a.f) yarenlerinden olacağını bilmelidir.

 

İmam Mehdi’nin (a.f) Velayet Âşıklarından İsteği

 

Zamanın imamı Hz. Mehdi (a.f) kendi zuhurunun çabuk gerçekleşmesi için velayet âşıklarından yardım istiyor, aynı ceddi İmam Hüseyin (as) gibi; İmam Hüseyin (as) Kerbela’da Aşura günü bütün yarenlerini şehid verdikten sonra yalnız kaldığında şu talepte bulundu:

 

“İçinizden bana (Allah’ın dinine) yardım edecek kimse yok mu?” İmam Hüseyin (as) yardımı şahsi menfaatine istemedi, Allah’ın dinine yardım edilmesini istiyordu. İmam Mehdi’de (a.f) velayet âşıklarından zuhurunun acil gerçekleşmesi için takvaya, tekâmüle, basirete, ferasete, cesarete, umuda ve gayb-i âleme yakinen inanılmasına, günahtan ve fesattan kaçınılmasına, ibadetlere önem ve ehemmiyet verilmesine, zalimlerin karşısında cesaretle durulmasına, mazluma yardım edilmesine, adaletin özümsenmesine, aklın kemale erdirilmesine davet ederek zuhurun gerçekleşeceğine katkıda bulunabileceklerini istemektedir.

 

İmam’ın (af) talebine lebbeyk diyecek velayet âşıklarının birinci vazifesi günah ve haramdan kaçınmaktır. Bu gerçekleşirse, Allah’ın “Onları yeryüzüne egemen kılacağım” vaadine layık olur ve İslam bayrağını mevlası İmam Mehdi (a.f) önderliğinde yeryüzünde dalgalandırır. Bu özellik ise ancak günah işlemeyenler için geçerlidir.  

 

İmam Mehdi’nin (a.f) velayet âşıklarına en önemli buyruğu: “Dininizde bize ulaşamadığınız meselelerde bizim fakih ‘Müçtehitlerimize’ müracaat edin.”

 

Peki,fakihlere müracaat edin ne anlama gelir? Bilinmesi gereken asıl mesele şudur ki; masum imamlar ‘Âlem-i Gayb’ melekût âlemi ile olan direkt bağlantılarıyla, ‘Âlem-i Şûhud’ fizik dünyasını yönlendirmekte ve idare etmekteler.

 

Fakih ‘müçtehitler’, ‘âlem-i gayb’ melekût âlemiyle imamlar vasıtasıyla irtibat halindedir. Eğer müçtehitlerin imamlarla irtibatı söz konusu olmasaydı, İmam (af) halkı fakih ‘müçtehitlere’ yönlendirmezdi. Burada fıkıh kadar önemli olan şeyin, Velayet-i Fakih konusunun önemini arz etmesidir. Yani burada sorunun aslı toplumun sosyolojik, psikolojik, kültürel, toplumsal, ahlak, toplumsal vicdan ve siyasal sorunudur.

 

Fakihler her alanda fetva verebilir, insanlar fetvada taklit ettiği müçtehide uymak ile mükelleftir. Velayet-i fakih makamının verdiği genel hüküm ise herkesi bağlar. Masum velayetin aynası velayet-i fakih makamıdır. Velayet-i fakih makamında oturan müçtehit ‘Ayetullah Hamaneî’ İmam Mehdi’nin (a.f) canlı simasıdır. İmam Mehdi’nin (a.f) kıyamının gerçekleşmesine giden ana yoldur. Bu yoldan sapan Mehdeviyeti ve İmam Mehdi’yi (a.f) kabullenmesi abesle iştigal olur. İmam Mehdi’nin (a.f) talebi halkın fakihe, yani velayet-i fakihe sığınmasıdır. O kanaldan ancak zuhurun gerçekleşme yolu açılabilir, masum imam eliyle İlahi evrensel adalet devletinin kurulmasına ve tevhid bayrağını yeryüzüne dikilmesine katkıda bulunabilinir.

 

Yukarıda belirtildiği gibi imamın talebini yerine getirmenin birinci yolu, haramlardan kaçınmak ve günah işlememektir.

 

Aziz Rehberin de buyurduğu gibi, dünya ve insanlar tarih boyu İlahi bir kurtarıcıya ‘İmam Mehdi’ye’ bu kadar ihtiyaç duymamıştı. Çünkü tağutlar insanlara gereken saadet ve huzuru sunamamıştır.

 

Dünya gerçek bir idare ve yönetim zaafıyla karşı karşıya kalmıştır. Dünya ve insanlığın gerçek bir lidere yani Allah’ın yeryüzünde ki masum hücceti İmam Mehdi’ye (a.f) ihtiyacı vardır. Zalim Emperyalist, Siyonist ve Vahhabî şarlatanlar o kadar zulüm, katliam, cinayet işlemekteler ki mazlumların feryadı artık arşa dayanmıştır. İşlenen günahlar, üretilen fesatlar, ahlaksızlıklar, insanî ve İslamî özelliğin yok edilişi, Kâbe, mukaddes mekânlar ve manevi değerlerin kirletilmesi, cami minberlerinde hakkın rızasının dışında halkın rızası, tağut rejimlerin menfaati, facir yöneticilerin hoşnutluğunu kazanmak, makam ve mevki uğruna atılan nutuklardan dolayı, Allah görünmez bir koronavirüs denilen bir belayı musallat etti. Tüm dünya çaresiz ve panik içinde günde binlerce insan can veriyor ama çaresizce izlemekle yetiniliyor. Bunun anlamı şudur; zulüm, cinayet ve katliamlarla mazlum ve mustazafların kanlarının üzerinde ve sömürgeyle zahirde dev ve süper güç olarak zorla kendilerini lanse edenlerin aslında içlerinin ne kadar boş ve kokuşmuş durumda olduklarının bir göstergesidir.

 

Zamanın firavunu ve putlarının vicdanına sığınanlar, sığındıkları putlarının aşağılık bir şekilde yok olmakta olduklarını gördükçe kahroluyorlar, bu yıkılış kaçınılmazdır. Aynı geçmişte ki Firavun, Nemrut ve Ebu Süfyan putlarının yıkılışı gibi.

 

 

 

 


[1]Nur/55

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
  • Misafir   02-07-2020 14:45

    hayal kurmak nasıl boş ve anlamsız olabilir? bu biraz iddialı bir cümle değil mi? üstelik umut etmek başka bir konuyken, hayal ve umudu karşılaştırmak konuları birbirine karıştırmak gibi geldi. bilinenin dışında bilinmeyenleri de hakkaniyet, vicdan ve hür iradenizle yazacağınız günleri de görmeyi hayal ediyorum. o günleri ise görmeye daima umudum var. iyi günler