29 Mart 2020 Pazar Saat:
08:34
16-01-2020
  

Velayet-i Fakih’e Dair Hükümler

Ayetullah Seyyid Ali Hamaneî'nin görüşü baz alınarak hazırlanmıştır.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Velayet-i fakih ilkesi; her asır ve zamanda İslam toplumunun yönetimi ve halkın toplumsal meselelerinin idaresi için hak olan İsna Aşeriyye Mezhebi’nin esaslarından biri sayılır. Bunun kökü imamet esasına dayanmaktadır.

 

İçtihat veya taklit sonucu velayet-i fakih ilkesini kabul etmemek, irtidada ve İslam dininden çıkışa sebep olmaz. Kendine göre bir delile dayanarak bunu kabul etmenin gerekli olmadığına inanan birisi mazurdur. Ancak, böyle birisinin Müslümanlar arasında ihtilafı ve tefrikayı yayması caiz değildir.

 

Semavi dinlerin sonuncusu olan Hanif İslâm dini, hükümet ve toplumun işlerinin yönetimini üstlenen bir dindir. Dolayısıyla İslâm toplumu için, İslam ümmetini İslam ve Müslümanların düşmanlarının şerrinden koruyacak, İslam toplumunun düzenini muhafaza edecek, adaleti uygulayacak, güçlünün zayıfa yönelik tecavüzünü ve haksızlığını önleyecek, kültürel, siyasî ve sosyal gelişim ve ilerleme araçlarını sağlayacak bir veliyy-i emrin, hâkimin ve rehberin olması kaçınılmazdır.

 

Velayet-i fakih, aklın da desteklediği taabbudî [ilâhî emre dayalı] ve şer’î bir hükümdür.

 

Tüm Müslümanlar veliyy-i fakihin velaî emirlerine ve hükümetle ilgili düsturlarına uymalı, onun buyruk ve yasakla- rına boyun eğmelidirler. Söz konusu hüküm, fakihleri taklit edenler bir yana, o yüce fakihleri bile kapsar.

 

Hiçbir kimsenin “Ben daha layığım!” bahanesiyle velâyet makamını üstlenmiş birisine muhalefet etmesi caiz değildir. Elbette bu hüküm, velayet makamını üstlenmiş fakihin bu makamı herkesçe bilinen kanunî yoldan üstlendiği takdirde geçerlidir.

 

Veliyy-i emr-i Müslimin tarafından alınan velaî kararlar ve yapılan atamalar, gerçekleştikleri anda belirli bir zaman için ve geçici olmazsa süreğenliğini ve geçerliliğini korur. Ancak yeni veliyy-i emr onu kaldırmayı maslahat görürse ve kaldırırsa o başka.

 

(Zina ve hırsızlık cezası gibi) hadleri (ceza kanunlarını) uygulamak, gaybet döneminde de farzdır; buna yetkili şahıs ise sadece Müslümanların veliyy-i emridir.

 

Veliyy-i fakihin İslâm ve Müslümanların genel maslahatlarıyla ilgili konulardaki kararları ve yetkileri, şahısların kararları ve yetkileriyle çeliştiği durumlarda ümmet bireylerinin kararlarına ve yetkilerine öncelikli ve onlara hâkimdir.

 

Veliyy-i fakihin temsilcisinin verdiği emir, veliyy-i fakih tarafından kendisine verilen yetkiler ve salahiyet çerçevesin- de verilmişse, ona muhalefet etmek caiz değildir.

 

İslâmî kavramlar arasında “idari velayet” (yani bir üst yetkiliye itiraz hakkı olmadan kayıtsız şartsız itaat etme gerekliliği) diye bir şey yoktur. Ancak geçerli idarî kanun ve kurallara dayalı olarak verilen emirlere muhalefet etmek caiz değildir.

 

Veliyy-i fakihin tekvinî velayeti[1] yoktur. Bu konu sadece masumlara (Allah’ın selamı onlara olsun) mahsustur.

 

Veliyy-i fakihin görüşünün taklit merciinin görüşüyle çeliştiği durumlarda bakılır: Farklı görüş, İslam ve Müslümanları kâfirlere ve saldırgan müstekbirlere karşı savunmak gibi ülkenin idaresiyle ve Müslümanların geneline ait konularla ilgili ise Müslümanların veliyy-i emrinin (rehberin) görüşüne uyulması gerekir. Ama salt ferdî meselelerle ilgili ise bu durumda her mükellef kendi taklit merciine uymak zorundadır.

 

 


[1] Velayet iki kısma ayrılır:

1- Teşriî velayet: İlâhî yasanın hâkimiyetine denir. Babanın ve dedenin baliğ olmayan çocuğa yönelik velayeti veya İslam ülkesinin idaresine ve hükümetine ait tüm konularda şer’i hâkimin velayeti gibi.

2- Tekvinî velayet: Allah’ın emri ve izniyle tekvin (yaratılış) âlemi üzerinde tasarrufta bulunma ve olayları geçerli olan sebep sonuç ilişkisi ve alışılagelmişin tersine meydana getirme gücüne denir. Tedavisi mümkün olmayan hastalara şifa vermek ve ölüleri diriltmek gibi.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler