16 Temmuz 2018 Pazartesi Saat:
11:15

Velayet Kelimesinin Anlamı

14-03-2017 09:35


 

 

Bismillah…

 

Kur’an-ı Kerimde Velayet kelimesinin kökü olan 'veliye' kelimesi ve türevlerinden çok kullanılmıştır. Bu kelimelere baktığımız zaman, genel anlamda Müslümanların kimleri dost ve kimleri düşman edinmesi gerektiğiyle ilgili açıklamalarda bulunulduğuna şahit olmaktayız. Konunun her zaman güncel olması nedeniyle şimdi bu kelimeyi ana hatlarıyla inceleyeceğiz:

 

Rağıb-i İsfahanî şöyle diyor:

 

Veliye; sadakat, dostluk, nusret, yardım, inanç bakımından yakınlıkla ilgili kullanılır.

 

Velayet ve vilayet kelimeleri eş anlamlıdır. Hakikatte ise bir işi deruhte etmek ve üstlenmek anlamını taşır. Veli ve Mevla kelimeleri de bununla ilgili kullanılır.[1]

 

Veli ve Mevla; bir işin sorumluluğunu üstlenen kimse demektir. Veya bir kimsenin sadakat, dostluk, nusret, yardım, inanç bakımından başka bir kimseye daha yakın olmasıdır.

 

Öğrenci velisi; öğrencinin işlerinin sorumluluğunu üstlenen kişi demektir. Veya bir kimsenin sadakat, dostluk, nusret, yardım, inanç bakımından öğrenciye daha yakın olmasıdır.

 

Müminlerin velisi; Müslümanların işlerinin sorumluluğunu üstlenen yönetici kişi demektir. Veya bir kimsenin sadakat, dostluk, nusret, yardım, inanç bakımından Müslümanlara herkesten daha yakın, daha üstün, daha evla olmasıdır.

 

Olumsuz Velayet

 

İslam’da menfi ve müspet olmak üzere iki çeşit velayet vardır. Yani Müslümanlar bir yandan bir çeşit velayeti kabullenmemek ve terk etmekle görevlendirilmişlerdir. Öte yandan da diğer bir velayete sahip olmaya ve önem vermeye davet edilmişlerdir.[2]

 

Menfi Velayet Yani Olumsuz Velayet

 

Kur’an-ı Kerim Müslümanlara ve yöneticilerine gayr-i müslimleri veliler, sadık dostlar, birincil müttefikler edinmeyi şiddetle yasaklamaktadır. Örneğin;

 

1- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 

يا أَيُّهَا الَّذينَ آمَنُوا لا تَتَّخِذُوا الْكافِرينَ أَوْلِياءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنينَ.[3]

 

Ey iman edenler! Kâfirleri müminlerin dışından veliler edinmeyin.

 

2- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 

يا أَيُّهَا الَّذينَ آمَنُوا لا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَ النَّصارى‏ أَوْلِياءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِياءُ بَعْضٍ وَ مَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ.[4]

 

Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veliler edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli edinirse, o da onlardan olur.

 

3- Rabbimiz münafıklar hakkında şöyle buyurmaktadır:

 

الَّذينَ يَتَّخِذُونَ الْكافِرينَ أَوْلِياءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنينَ.[5]

 

Onlar, kâfirleri müminlerin dışından veliler ediniyorlar.

 

Birileri kendilerini Müslüman olarak tanıtabilir, ancak kalben kâfirlerin tarafını da tutabilirler. Böylelerini anlamanın en önemli alametlerinden birini işte bu ayeti kerime vermiştir. Ayete göre; birileri “Müslüman'ız” diyorlarsa, ardından da gayr-i müslimleri “Veliler, samimi dostlar, birincil müttefikler” olarak kabul ediyorlarsa ikiyüzlüdürler.

 

4- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 

وَ لَوْ كانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَ النَّبِيِّ وَ ما أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ أَوْلِياءَ وَ لكِنَّ كَثيراً مِنْهُمْ فاسِقُونَ.[6]

 

Eğer Allah’a, Resulüne ve ona indirilen şeye iman ediyor olsalardı onları veliler edinmezlerdi. Ancak onlar çoğu fasıktırlar.

 

Rabbimiz bu ayeti kerimede de kâfirleri veliler, samimi dostlar, birincil müttefikler edinen kişilerin niçin böyle bir iş yaptıklarını beyan buyurmaktadır. Böyle kişiler hakiki anlamda iman etmedikleri için kâfirleri veliler edinmektedirler.

 

5- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 

وَ الَّذينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ أَوْلِياءُ بَعْضٍ إِلاَّ تَفْعَلُوهُ‏ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي الْأَرْضِ وَ فَسادٌ كَبيرٌ.[7]

 

Kâfir olan kişiler birbirlerinin velisidirler. Eğer siz onu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.

 

Kâfirler birbirlerinin samimi dostu, destekleyicisi, müttefikidirler. Kafirler gerçek anlamda hiçbir zaman Müslümanların dostu ve müttefiki olmazlar. Olduklarını iddia etseler bile Müslümanları kandırmaya yöneliktir. Öyleyse ey Müslümanlar! Hangi mezhepten, hangi ülkeden, hangi ırktan olursanız olun birbirinizin velisi olun, böyle olmak zorundasınız. Eğer siz birbirinize veli, samimi dost, destekleyici, müttefik olmazsanız dünyada çok büyük bir kaos meydana gelir,  böylece hem siz hem de diğer toplumlar bozulurlar.

 

Gerçekten de günümüzde maalesef Müslüman toplumlar şu mübarek ayeti kerimenin uyarısını yaşamaktadırlar. Çünkü Müslüman ülkeler ve toplumlar birbirlerine veli, dost, müttefik olmaları gerekirken, tam tersini yapıp kâfir toplumlara ve ülkelere veli, dost, müttefik olmuşlardır. Bunun sonucunda da belki de tarih boyunca hiç olmadığı kadar kaos, kargaşa, fitne, fesat, katliam meydana gelmektedir.

 

Olumlu Velayet

 

Müspet Velayet Yani Olumlu Velayet.

 

Kur’an ve sünnet, bu velayet çeşidinde Müslümanların kimleri veliler, samimi dostlar, birincil müttefikler edinmesi gerektiğini buyurmaktadırlar.

 

Müsbet veya olumlu velayet iki kısma ayrılır:

 

1- Genel Velayet.

 

Genel velayet; bütün Müslümanların birbirlerine olan velayeti ve sorumluluklarıdır. İslam Müslümanların birbirlerinden bağımsız, duyarsız, kopuk yaşamalarını istememektedir. Bundan dolayı hangi ırktan, hangi mezhepten, hangi ülkeden olurlarsa olsunlar birbirleriyle ilgilenmelerini ve sorunlarına çözüm bulmaya çalışmalarını istemektedir.

 

a) İşte bundan dolayı Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 

وَ الْمُؤْمِنُونَ وَ الْمُؤْمِناتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِياءُ بَعْضٍ.[8]

 

Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir.

 

b) Peygamberimiz (saa) şöyle buyurmuştur:

 

Müslüman kişi, diğer Müslüman kişinin (rengi, dili, doğum yeri, içtimâî durumu, cinsiyeti ne olursa olsun) kardeşidir. Öyle ise ona zulmedemez, ihânet edemez, aldatamaz, yardım isteğini cevapsız bırakamaz, tahkir de edemez. Allah sizlerin cesetlerine, mallarına bakmaz, fakat kalblerinize ve amellerinize bakar, -kalbini göstererek- takvâ şuradadır, takvâ şuradadır, takvâ şuradadır. Kişinin kötü  sayılması için  Müslüman kardeşini tahkir edip horlaması kâfidir. Bir Müslüman’ın kanı, malı ve ırzı diğer bir Müslüman’a haramdır.[9]

 

c) Peygamberimiz (saa) şöyle buyurmuştur:

 

Müminler, birbirlerine karşı şefkat ve merhamet açısından bir beden gibidirler. Ne zaman onun organlarından birisi bir ağrıya yakalansa öteki organlar (ateş, uykusuzluk, rahatsızlık... ve yoluyla) onun acısını paylaşırlar ve onun yardımına koşarlar.[10]

 

d) Peygamberimiz (saa) şöyle buyurmuştur:

 

Müslümanların işlerine önem vermeden sabahlayan kişi onlardan değildir. Bir kimsenin feryat ederek yardım istediğini duyan ve ona yardım etmeyen kişi de Müslüman değildir.[11]

 

2- Özel velayet.

 

Özel velayet; Allah’ın, Peygamberimizin (saa) ve Ehlibeyt’inin velayetleridir. Allah-u Teâlâ’nın müslümanlar üzerindeki velayeti, tasarrufu, yöneticiliği nasıl ise, Peygamberin (saa) ve Ehlibeyt’inin de velayeti, tasarrufu ve yöneticiliği aynıdır. Yani Müslümanlar Allah’a kayıtsız şartsız itaat etmek zorunda oldukları gibi; Peygambere (saa) ve Ehlibeyt’ine de kayıtsız şartsız itaat etmek zorundadırlar.

 

a) İşte bundan dolayı Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 

إِنَّما وَلِيُّكُمُ‏ اللَّهُ وَ رَسُولُهُ وَ الَّذينَ آمَنُوا الَّذينَ يُقيمُونَ الصَّلاةَ وَ يُؤْتُونَ الزَّكاةَ وَ هُمْ راكِعُونَ.[12]

 

Sizin veliniz; yalnızca Allah, onun Rasulü, namazı kılan ve rükûda iken zekât veren müminlerdir.[13]

 

Bu ayetin nüzul sebebiyle ilgili olarak Ehlisünnetin meşhur tefsircilerinden Fahreddin-i Razi tefsirinde Ebu Zer’den şöyle nakletmiştir:

 

Bir gün, Allah'ın Resulüyle beraber öğlen namazını kılıyordum. Derken bir dilenci, mescidde bir şeyler istedi. Ama ona hiç kimse bir şey vermedi. Bunun üzerine dilenci elini göğe doğru kaldırarak, "Allah'ım şahid ol! Ben Resulullah'ın mescidinde bir şeyler istedim de, hiç kimse bana bir şey vermedi." dedi. Hz. Ali de, rükû halindeydi. Bunun üzerine o dilenciye, serçe parmağını gösterdi. O parmağında bir yüzük vardı. Bunun üzerine dilenci Hz. Ali'ye doğru yönelerek, Hz. Peygamber'in gözü önünde yüzüğü aldı.

 

Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Allah'ım, kardeşim Musa, senden dilekte bulunarak ‘Rabbim, benim göğsüme genişlik ver. Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz. Ki sözümü anlasınlar. Bana ehlimden bir vezir karar kıl.’[14] demişti; sen de. ‘Senin pazunu kardeşinle kuvvetlendireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…’[15] buyuran ayetini indirmiştin...

 

Allah'ım senin nebin ve safiyyin, seçkin kulun olan ben Muhammed diyorum ki: Benim göğsüme genişlik ver. İşimi kolaylaştır. Bana, ehlimden Ali'yi vezir yap.. Onunla sırtımı kuvvetlendir!..”demiştir.

 

Ebu Zer şöyle söylemiştir:

 

Allah'ın Resulü, sözünü henüz tamamlamamıştı ki, Cebrail inerek, “Sizin veliniz, ancak Allah…”  ayetini okudu![16]

 

b) Peygamberimiz (s.a.a), “Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır!Allah'ım! Onu veli edinen kişinin velisi ol. Ona düşman olana düşman ol!Ona yardım edene yardım et!” diye buyurduktan sonra Selman-ı Farisî ayağa kalkıp, "Ey Allah'ın Resulü! Ali'nin velayeti ne anlama gelir?" diye sordu.

 

Peygamberimiz (s.a.a), “Onun velayeti benim velayetim gibidir. (Yani) Ben, kime kendi nefsinden daha evla (üstün) isem Ali de ona onun nefsinden daha evladır.”diye buyurdu…

 

Sahabeler, "Ey Allah'ın Resulü! Bu ayet yalnızca Ali hakkında mıdır?" diye sordular.

 

Resulullah (s.a.a), “Evet, onun ve kıyamete kadar gelecek olan vasilerim hakkındadır.”diye buyurdu.

 

Sahabeler, "Ey Allah'ın Resulü! Onları bize tanıt." dediler.

 

Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

 

“Ali; kardeşim, varisim, vasim ve benden sonra her müminin velisidir. Sonra oğlum Hasan ve Hüseyin'dir. Onlardan sonra Hüseyin'in soyundan gelecek olan dokuz kişidir. Kur'an onlarla birlikte ve onlar da Kur'an ile birliktedir. Onlar Kur'an'dan ayrılmazlar ve Kur'an da onlardan ayrılmaz.”[17]

 

Sonuç

 

Müslüman ülkelerin ve toplumların dünyada ve ahirette kurtuluşa ermeleri için, kâfirlerin velayetinden çıkıp Allah’ın ve Resulünün (saa) emrettikleri velayeti kabul etmeleri ve bu doğrultuda yaşamaları gerekir. Aksi takdirde dünyada da ahirette de huzura kavuşmaları mümkün değildir.

 



[1] Müfredat: 1590 (Pınar yay.)

[2] Vela ve Velayet Üzerine: 10 (Mutahhari) Mutlaka okunması gereken bir eser.

[3] Nisa: 144

[4] Maide: 51

[5] Nisa: 139

[6] Maide: 81

[7]Enfal: 73

[8] Tevbe: 71

[9] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 4/266-271.

[10] Sefinet-ul Bihar: 1/13

[11] Usul-i Kâfi: 2/164

[12] Maide: 55

[13] Maide: 55

[14] Taha: 25–29

[15] Kasas: 35

[16] Tefsiri Kebir: Maide suresi 55. ayetin tefsirine bakınız.

[17] Yenabiu'l-Meveddet: 1/347.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !