29 Ekim 2020 Perşembe Saat:
21:40
27-09-2020
  

Ya Humeynî Ya Ölüm!.. XI. Bölüm

Bu kıyam ateşi tıpkı kuru ağaçlarla dolu bir ormana ateşin düşmesi gibi her yere yayıldı.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İmam’ın En Değerli Namazı

 

Şah’ın adamları İmam Humeynî’yi götürmüştü artık... İmam arabada yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

 

“Yolda beni götürenlere namaz kılmak istediğimi söylememe rağmen arabayı durdurmadılar. Tekrar birkaç dakikalığına durun, beraber namaz kılalım sonra yolumuza hareket edelim dedim, dinlemediler. Israrlarım sonucu arabayı durdurarak yalnızca teyemmüm etmeme izin verdiler. Eğildim ve ellerimi toprağa buladım. Mecburen arabada namazımı kıldım.

 

Yolda gözüm petrol kaynaklarına takıldığında “Bu memleketin talihsizliğinin asıl sebebi ya da en büyük sebeplerinden biri işte bu petroldür” dedim. Bu konularla ilgili onlarla biraz konuştum. Sözlerimden o kadar etkilendiler ki içlerinden biri “Biz kendimizi suçlu hissediyoruz, bizim sizi evinize geri götürmemiz gerekir. Fakat sizi geri götürmemiz, kurşuna dizileceğimiz anlamına gelir” dedi. O asker bunları söylerken yalakalık için söylemiyordu, gerçekten içtenlikle sözlerini sürdürdü ve sonra da ağlamaya başladı.”

 

***Hz. İmam Humeynî’nin arabada kıldığı bu namaz (ne kıblesi belliydi, ne rükû edebildi, ne secde, ne de kıyam) kendisinin sonradan söylediğine göre “ömründe içine en çok sinen namazı” idi. Öyle bir namazdı ki biraz sonra başına neler geleceğinden habersizdi, kan emici düşmanın pençelerindeydi, evinden uzaktı... Üstelik çocuklarını da gecenin karanlığında yalnız bırakmıştı. En zoru da namahrem gözlerden sakındığı eşi, kiralık eşkıyaların arasında kalmıştı. Bunlara rağmen İmam, arabada kıldığı sabah namazını diğer namazlarından daha fazla zevk alarak kıldığını buyuruyor. Aynı şekilde İmam’ın eşi de o tarihi gecenin sonunda çocuklarıyla beraber kıldıkları sabah namazının ayrı bir tadının olduğunu söylüyor.***

 

İmam Humeynî’yi Kasr Zindanı’na götürmüşlerdi. İmam, sonradan kendisine orada birkaç lokma kahvaltılık verdiklerini söylemişti.  

 

Şah’ın Askerlerinin Katliamları

 

İmam’ın tutuklanmıştı. Haber Kum’da yayılıyordu. Halk sokaklara döküldü. Kitleler İmam’ın evinin olduğu caddede toplanıyordu. “Ya Humeynî Ya Ölüm” sloganları şehirde yankılanıyordu. Rejim güçleri, halkı sindirmek için ahmakça bir yönteme başvurarak şehri bombalama niyetiyle uçaklarını havalandırdı. Halkı korkutmak için kulakları zedeleyen alçak uçuşlar yaptılar. Ancak insanlar canlarından geçmişti! Rejim güçlerine karşı kahramanca direniyorlardı. Değerli mercileri olan İmam Humeynî’nin kayıtsız ve şartsız bir şekilde serbest bırakılmasını istiyorlardı. Şah’ın kiralık adamları bir anlık gaflet etseler kızgın halkın, kendilerine işledikleri katliamların cezasını vereceklerini biliyordu. Bu yüzden feci bir katliama başvurmayı seçtiler! Büyük küçük, genç yaşlı, kadın erkek ayırt etmeden katliamda bulundular. En kötü katliamı Tahran Caddesi’nde yaptılar.[1] Orada kalabalık bir grubu kuşatarak hareket etmelerini engellediler. Katiller onları dört bir yandan taramalı tüfeklerle kurşun yağmuruna tuttu. Ağaçtan dökülen yapraklar gibi tek tek yere yığıldılar. Bazıları kaçarak Namazî Sokak adındaki çıkmaz sokağa girdiler. Ancak katiller onları da orada katletti.

 

İnkılap Tufanı

 

Bu kıyam ateşi tıpkı kuru ağaçlarla dolu bir ormana ateşin düşmesi gibi her yere yayıldı. Kaşan, Aran ve Bidgol’de kıyam ateşiyle yanmaya başlamıştı. İmam’ın tutuklandığı haberi Şiraz’a da hemen ulaşmıştı. Tahran ve Kum’daki katliamlardan dolayı Şiraz uleması on altı Hordad günü genel yas ilan etti. Birkaç gün içinde Şiraz halkı da patlamaya hazır bombaya dönmüştü. O gece emniyet güçleri Ayetullah Bahaddin Mehellatî ve Ayetullah Seyyid Abdul Huseyin Destgayb’ın evine saldırdı. Gökyüzüne kadar ulaşan “Ya Hüseyin Ya Hüseyin” feryatlarını rejim askerlerinin silah sesleri bastırmıştı. Şah Çerağ Meydanı çok sayıda şehidin cesetleriyle dolmuştu. Bu ateş bir saat içinde İsfahan, Yezd, Meşhed, Tebriz ve daha birçok şehre ulaşmıştı...

 

Kısacası bütün İran’da İmam’larını ellerinden aldıkları için feryatlar yükseliyordu...

 

Kadınlar Evimize Akın Ediyor

 

Kumlu kadınlar grup grup evimize akın ediyordu. Bir grup çıkınca sıradaki grup giriyordu. Kadınların hiçbiri benim ruh halimde değildi. Ben onları teselli eden konumundaydım. Sadece bazı kadınların gelip İmam’ın hareketini eleştirmeleri ve iğneleyici konuşmaları canımı acıtıyordu. Kocaları gizliden muhalefet ediyor ve görünürde birlik olduklarını gösteriyorlardı. Hanımları o kadarını bile yapamıyorlardı ya da yapmak istemiyorlardı –ki bana göre yapamıyorlardı.-

 

İmam Humeynî’nin Rabbi’ne and olsun ki, onun yüreği insanları kandıran insafsızlar yüzünden kan ağlıyordu. Bazılarının gerçek çehresi ortaya çıkmıştı. Halk o insafsızları tanıyordu artık. O insafsızlardan biri İmam’ı kast ederek şöyle diyordu: “Bir deli kuyuya taş atmış, bin akıllı onu çıkaramamış!” Bir başkası ise: “Bunca dökülen kanın hesabını kim verecek?” diyordu. Kimi Şah’a telgraf çekiyordu, kimi yüzüğünü veriyordu ya da Şah’tan hediye yüzün alıyordu! Kimi İmam’ın İngiliz olduğunu öne sürüyordu, kimi ise İmam Türkiye’ye gönderildiğinde bir daha Kum’a dönmemesi için uğraşıyordu! Ne yazık ki İmam Humeyni’nin bu insafsızların adını tek tek zikretmemi istemediğini biliyorum. Aksi halde hepsini tek tek sayardım.

 

“YA HUMEYNİ YA ÖLÜM”

 

“Humeynî Humeynî Allah Seni Korusun, Kanına Susayan Düşman kahrolsun” sloganları caddemizde yüksek sesle tekrarlanıyordu. Evimizin içi bu seslerle adeta inliyordu. Düşman askerleri ise yine insanları katlediyordu.

 

Ahmet Tahran’daydı. Zorlukla Kum’a varmış ancak Kum’un girişinden eve kadar yürüyerek gelmek zorunda kalmıştı.

 

Evimiz kadınların sürekli gelip gittiği mekân olmuştu artık. Bazı kadınlar gelip üzüntüden fenalık geçiriyorlardı. Su ve şerbet vererek toparlanmaları için uğraşıyordum. Gelenler genelde talebelerin eşleri ve fakir halktı. Onlar gerçekten İmam Humeynî’yi çok seviyorlardı. Tabii bazı kadınlar ise iğneleyici laflar etmek için gelip kalbimizi kırıyorlardı. Ama sakin kalmak konusunda kararlıydık. İmam’ın tutuklanmasından ötürü kendinden geçen kadınlar fakir ve cesurdu; bizi o halde bile rahat bırakmayan ve iğneleyici sözler sarf eden kadınlar ise zengin ve korkak...

 

İmam’a karşı olanların hanımları, korku ortamı yaratmak için İmam’ın öldürüldüğü haberini evde yaymaya başladı. Ancak cesur kadınlar onların hilelerini boşa çıkardı. Şaşkınlık içerisindeydim. Eşimin ölüm haberini yayıyorlardı! Onların bu sözleri karşısında zaaf gösterecek değildim. Üstelik ne ağlayacak durumdaydım ne de gereksiz lafların cevabını verecek durumdaydım.

 

Sükût etmeyi her şeyin üstünde görüyordum. Zira aklım da tüm olumsuzluklar karşısında sükût etmemi emrediyordu. Bazen takatim tükeniyordu. Evimize gelen bazılarının zehir dolu sözleri ruhumu o kadar sıkıyordu ki sonunda “İmam Humeynî, İslamî meselelere bizden daha hakimdir ve kendileri bu şekilde hareket etmesi gerektiği kanısına varmıştır” diyordum. Başka da bir şey söylemiyordum. Zira ne olayları tahlil edecek ve savunmaya geçecek halim vardı, ne de onlarda söyleyeceklerimi anlayacak derk vardı!

 

***Bu zor günlerde Hatice Sakafî’nin yanına gelenler ve yakınları birkaç günlüğüne Tahran ya da Meşhed’e giderek Kum’dan ayrılmasını tavsiye ediyordu. Zira şehrin emniyet güçlerinin eve saldırma ihtimali vardı. Fakat Hatice Hanım dostlarının Kum’u terk etme tavsiyesini kabul etmedi. Ta ki İmam’dan haber gelene kadar. İmam’ın Eşret Abad Zindanı’nda tutulduğu haberi gelmişti. Bu haber üzerine Hatice Hanım Tahran’a doğru yola koyuldu. Fakat eşiyle görüşmesine izin verilmedi. Birkaç gün sonra İmam’ın zindandaki yemekleri ya yiyemediği için ya da sağlığına dikkat etmek için yemediği anlaşıldı. İmam’ın ailesinin günlük yemek götürmesine izin verdiler. Hatice Hanım bu yüzden Tahran’da kalmaya devam etti.***

 

 

 

 

 

On Birinci Bölümün Sonu

 

 

 

 

 


[1] Caddenin şimdiki adı: İmam Caddesi

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler