24 Eylül 2018 Pazartesi Saat:
18:55
04-07-2018
  

Yemen Dosyası 2018 + FOTO

Yemen’de Hizbullah benzeri Ensarullah gibi bir askeri yapının ortaya çıkması, başta Körfez ülkeleri olmak üzere Siyonist Rejim’in de güvenlik ve beka sorunun ortaya çıkmasını beraberinde getiriyor.

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Yakın Dönem Yemen Tarihi

 

Yemen'de iktidar değişikliği talepleri, tarih boyunca gerginlikleri, iç savaşları ve bölgesel ile küresel müdahaleleri beraberinde getirdi. Yaşlı kurt İngiltere’nin 1820’lerdeki işgali ile iki ayrı devlete bölünen ve sonu gelmez bir şiddet sarmalına sürüklenen Yemen topraklarında, o tarihten bu yana bir türlü uzun soluklu sükûnet sağlanamadı.

 

1911 senesine kadar Suud Hanedanlığı destekli Vahhabi ideolojinin hâkim olduğu Sünni Güney Yemen’in Osmanlı'ya karşı isyanı ve Şii-Zeydi olan İmam Yahya’nın önderliğinde oluşan Kuzey Yemen’in de Osmanlı’nın izlediği siyasetten memnun olmaması büyük bir çatışmanın çıkmasına neden olmuştu. Daha sonra İngilizlerin Sünnilerle birlikte hareket ederek Yemen’i Osmanlı topraklarından koparma arzusu İmam Yahya ile Osmanlı Devleti’nin yakınlaşmasına ve ardından İmam Yahya’nın Osmanlıya bağlılığını bildirmesine ve I. Dünya Savaşı sırasında Şiilerin Osmanlı Devleti’nin yanında yer alıp, birçok yardımda bulunmasına neden olmuştu.

 

Ellili yıllara kadar bir türlü kendini toparlayamayan Yemen’de 1962 askeri darbesi ardından gelen iç savaşlar, 1990’a kadar da devam etti.

 

1994’te Batı güçlerini arkasına alan Ali Abdullah Salih, Kuzey Yemen halkı ile Güney Yemen halkını birbirlerine kışkırtarak yine büyük bir çatışma ortamı yarattı. Bunun ardından yapılan askeri müdahale ile iki devletli yapı son buldu ve kısa bir süre sonra Birleşik Yemen Cumhuriyeti kuruldu.

 

Yemen'in çalkantılı yakın tarihinde en önemli dönüm noktası ise zorla elle geçirdiği iktidardaki yaklaşık 20 yılın ardından Arap Baharı ile gelen barışçıl iktidar değişimi taleplerini zor kullanarak bastırmak isteyen; lakin yüzüne gözüne bulaştıran Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih'in görevi bırakma zorunda kalmasıyla başladı.

 

Yemen’in en büyük insani gücüne sahip olan Ehl-i Beyt taraftarı olan Husiler, Diktatör Ali Abdullah Salih’i alaşağı ettikten sonra bunca yılın ezilmişliği ve mazlumiyeti ile iktidarı ele geçirdi. Ama başta Suudi Arabistan olmak üzere Amerika ve Siyonist İşgal Rejimi bunu asla hazmedemedi.

 

Arap Baharı’nın Yemen’e Etkisi

 

Arap Baharı sürecinde barışçıl değişime yönelik uluslararası toplumun örnek gösterdiği ülkelerin başında Tunus ve Yemen geliyordu. Ancak bölgesel ve küresel güçlerin, toplumsal realite ve gerçeklikten uzak dayatmalarıyla bugüne uzanan çatışmaların ve istikrarsızlığın zeminini güçlendirdi. Yemen’e açılan savaş insani krizi tetikledi ve bugünün içler acısı tablosu karşımıza çıktı.

 

Salih’in görevi bırakmasına yönelik diplomatik görüşmeler sürerken, 3 Haziran 2011’de kendisine karşı bir suikast girişimi gerçekleşti. Ağır yaralanan Ali Salih, en büyük hamisi olan Suudi Arabistan’da tedavi altına alındı. Suikast girişimi sonrası Salih, anayasal dokunulmazlık şartıyla görevi yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi’ye bıraktı. Ancak Salih, Körfez ülkeleri ve 1994’ten itibaren devlet başkan yardımcılığı görevini sürdüren Hadi’nin kendisine, bilhassa son dönemdeki muhalefetlerini belli ki hiç unutmamıştı.

 

21 Eylül 2014’te Husiler’in haklı olarak başkente yönelik başlattığı askeri operasyonlar Arap dünyasını harekete geçirdi. Bunun üzerine Körfez ülkeleri ve Devlet Başkanı Hadi Husiler’e karşı geniş çaplı operasyonlara başladı. Böylece Yemen’deki tüm dengeler değişmeye başladı. Mart 2015'te Husiler’in fitneyi bertaraf etmek için Hadi’nin bulunduğu Aden’i kuşatması sonrası Amerikan ve İngiliz destekli Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri liderliğinde bir koalisyon kuruldu ve Yemen’e askeri operasyonlar başlatıldı.

 

Ülkeye dönen Ali Salih’in kısa bir süre sonra bir hava operasyonunda evinin de vurulması üzerine, devrik lider Husilerle ittifak kurma konusunu resmi düzeyde ilan etti. Ama Ali Abdullah Salih’in henüz elinde bulundurduğu gücü iyi bilen Husiler bu teklife çok da sıcak bakmamakla beraber siyasal olarak Abdullah Salih’in bu teklifini yarım ağızla da olsa kabul etti. Artık aralarında zımni olarak gerçekleşen ittifak, Mayıs 2015’te Abdullah Salih’in genel başkanı olduğu Genel Halk Kongresi ile Husilerin politik cephesi olan Ensarullah arasında ülkeyi ortak yönetmek için bir konsey kurulması anlaşması ile sonuçlandı. Böylelikle yıllardır süren iç savaş ve dökülen kanlar bir nebze de olsa dinecekti. Bu şekilde taktiksel düzeyde bir ittifak ortaya çıkmış oldu. Söz konusu ittifak ile Yemen’in yönetimi Husiler ve Genel Halk Kongresi arasında bölüştürülmüş oluyordu. Böylelikle Husiler, ilk kez Yemen’in yönetiminde meşruiyet elde etti.

 

İktidar Kavgası

 

Ancak Abdulmelik Husi önderliğindeki Husilerin iktidara gelmesi hem Devlet Başkanı Hadi taraftarlarının hem de Körfez ülkelerinin sert tepkisine yol açtı. Başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere Körfez ülkeleri ve özelde de Siyonist İsrail, Husilerin Yemen’deki siyasi ve askeri varlıklarını tanımadıklarını, sınırlarında ikinci bir Hizbullah’a asla izin vermeyeceklerini ve bunun için koalisyon saldırılarını sonuç alana kadar sürdüreceklerini ifade ettiler.

 

26 Mart 2015’te ise 'Kararlılık Fırtınası Operasyonu' adı altında Suudi Arabistan ve BAE liderliğinde kurulan koalisyon güçleri, Yemen operasyonlarını başlattı. Suudi Arabistan önderliğindeki koalisyona ilk gün Mısır, Fas, Ürdün, Sudan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Bahreyn'den savaş uçakları katıldı.

 

Suudiler, Yemen operasyonlarını birkaç ay içerisinde iktidar değişikliği ile sonuçlandırmak istiyorlardı. Amerika Yemen’e her türlü giriş-çıkışı yasakladı ve ambargo kararına imza attı. Ancak bu operasyonlar, Husileri engelleyemediği gibi, Yemen'de yaşanan insani durumun daha da kötüleşmesine yol açtı. Bununla birlikte koalisyon saldırıları, Husilerin Aden’e ilerleyişini durdurdu ve güneydeki bazı bölgelerden çekilmelerini neden oldu.

 

Arabistan’ın bölgede tekel oluşturma aşkı ve Yemen’deki masum insanları çocuk-yaşlı demeden katletmesi üzerine İran İslam Cumhuriyeti ve Lübnan Hizbullahı’nın da dolaylı olarak bu savaşa girme ihtiyacını doğurdu.

 

Temmuz 2018 ile 40 ayını dolduran koalisyon güçlerinin hava ve kara destekli saldırılarına rağmen Husiler ve diğer aşiret güçleri, ülkenin başkenti Sana ile kuzey illerini kontrol altına alırken, Cumhurbaşkanı Hadi’ye bağlı birlikler ve gruplar da Aden merkezli Güney Yemen’i kontrolleri altına almayı başardılar. Böylelikle ülke bir kez daha iki başlı bir yönetimin altına girmiş oldu. Büyük Şeytan Amerikan’ın desteği ile de ülkenin bazı güney ve doğu hattı ise el-Kaide'ye bağlı grupların etkisi altına girdi.

 

Yemen’de Salih’in Öldürülmesi

 

Yemen’i yönetmeyi ‘yılanların başında dans etmek’ olarak tanımlayan devrik diktatör Ali Abdullah Salih, 2012’de kendisini istifaya zorlayan Körfez ülkeleri ve yardımcısının rolünü asla unutmadı. Öte yandan Başkent Sana ve etrafındaki Şii-Zeydi aşiretler arası kurulan ittifakı da iyiden iyiye tehlikeli bulan Salih tekrar siyasi şeytanlığa başvurdu.

 

Abdulmelik Husi’nin başını çektiği Zeydi aşiretlerin Güneyli Sünni gruplar ile diğer aşiretler üzerindeki etkisi ise tarihi, itikadi ve bölgesel ilişkiler nedeniyle hep sınırlı düzeydeydi. Hatta Osmanlı ile birlikte hareket eden Şii-Zeydiler’e o kadim zamanlardan beri İngilizlerle Osmanlıya karşı birleşen Sünni-Vahhabi gruplar hep diş bilemekteydi.

 

Arap Baharı ile birlikte BAE’ne büyükelçi olarak atanan, Salih’in oğlu ve aynı zamanda eski Cumhuriyet Muhafızları komutanlarından Ahmed Salih, BAE ve Suudi yetkilileri ile iktidarın yeniden paylaşımı konusunda bir dizi görüşmeler gerçekleştirdi.

 

Görüşmeler, Yemen’deki iktidarın tekrar Ali Salih’e devredilmesi yönünde sürüyordu. Her zaman olduğu gibi sözünde durmayan Ali Abdullah Salih’in girişimlerinden rahatsız olan Husiler, Ağustos 2017’de başkent Sana’da milyonluk büyük çaplı gösteriler düzenlemeye başladı. Genel Halk Kongresi de bu gösterilere karşılık, meydanlara çıkma kararı aldı. İki tarafın gösterileri, kısa sürede çatışmaya dönüştü ve bu çatışmalarda Salih’in bir oğlu da öldürüldü.

 

Kasım 2017’de Şii Ensarullah ülkeyi tarumar eden Suudi Arabistan’a karşı ilk kez Riyad’a füze saldırısı gerçekleştirmesi üzerine koalisyon güçleri, başkente yönelik yoğun bir hava saldırısı düzenledi. Yaklaşık 2,5 yıldır süren saldırılar, ülkedeki insani ve siyasi krizin daha da derinleşmesine yol açtı.

 

Nitekim siyasi çözüme yönelik koalisyon güçleri ile gizli görüşmelerin sürdüğü Kasım'ın son haftasında Abdullah Salih ile Husiler arasında başkent sokaklarında yoğun çatışmalar yaşanmaya başlandı.

 

Başkent’te yaşanan çatışmaların kısa sürede ülkenin diğer vilayetlerine de sıçrama ihtimali doğdu ve zaten korkulan da oldu. Çatışmaların sürdüğü günlerde bir açıklama yapan Abdullah Salih ilk kez doğrudan Husileri hedef alarak, Yemenlilerin Husilerin saldırganlığını tolere etmeye çalıştığını ancak bugünden sonra bunu yapmayacaklarını, Husilere karşı birlik olmaları gerektiğini ve Yemenlilerin istikrarı ve insani yardımların sağlanabilmesi için Suudilerle görüşmeye hazır olduğunu ifade etti. Aynı zamanda komşu ülkeler tarafından gerçekleştirilen bombalamalar ve ablukanın durdurulmasını da talep ederek, parlamento tarafından temsil edilen meşru iktidarın diyaloga hazır olduğunu ve yeni bir sayfa açmak istediklerini duyurdu.

 

Salih’in açıklamasından kısa bir süre sonra ise Genel Halk Kongresi yayınladığı açıklamada kendisine bağlı grupları, Husilere karşı ülkelerini, devrimlerini ve birliklerini korumaya davet etti. Bu açıklamanın ardından ise Husi sözcüsü, Ali Salih’i darbe girişiminde bulunmakla suçlandı.

 

Söz konusu açıklamalardan hemen sonra Husi grupları, Sana’da askeri kontrol noktalarını genişleterek şehrin denetimini ele geçirmeyi hedeflediler. Çatışmaların Salih’in bulunduğu mahalleye kadar ulaşması üzerine, Salih askeri konvoy ile güvenli bir bölgeye geçmeye çalıştı. Ancak Ali Abdullah Salih’in Husilere ait bir askeri kontrol noktasında durdurulmaya çalışılması üzerine yaşanan çatışmalar, kendisinin öldürülmesiyle son buldu.

 

Salih Sonrası Yemen

 

4 Aralık 2017’de Abdullah Salih’in öldürülmesinin ardından Sana sokaklarında Husi taraftarları sevinç gösterileri düzenledi. İlginç ancak şaşırtıcı olmayan bir nokta da başkent sokaklarının bir hafta öncesinde cılız da olsa Husi karşıtı gösterilere sahne olmasıydı.

 

Salih’in öldürüldüğü gün, BAE’nde bulunan Salih’in oğlu Ahmet Salih, Yemen’de tek bir Husi kalmayana değin savaşacaklarını açıkladı. Genel Halk Kongresi de yaptığı açıklamada Abdulmelik Husi ve Ensarullah güçlerinden arındırılmış özgür bir Yemen’e bağlığını ifade etti. Söz konusu bu açıklama Suudi Arabistan tarafından hiç vakit kaybedilmeden desteklendi.

 

Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın, Haziran ayında eski koalisyon sözcüsü Ahmed el Asiri’yi Abu Dabi’ye gönderip, Ahmet Salih ile yeni bir yönetim kurulması yönünde diyaloğa geçtiği, Ağustos’ta da Suudilerin Yemen savaşını sonlandırmak için Ali Salih’in tekrar iktidara getirilmesine desteğe hazır oldukları, farklı kaynaklarca teyid edilmekte. Nitekim Kasım ayında Salih’e bağlı güçler ile Husi grupları arasında çatışmalar, yeniden başlamış ve Ali Salih yaptığı açıklama ile kendi teklif ettiği Husilerle ittifakı bitirdiğini resmen ilan etmişti.

 

4 Aralık 2017’de Abdullah Salih’in öldürülmesinin hemen ardından, koalisyon güçleri 5 gün süren ağır bir bombardıman gerçekleştirdi. 12 Aralık’ta ise Rusya, ani bir şekilde Yemen’deki diplomatik çalışanlarını, ülkeden çıkarma kararı aldı. Başkent Sana’da da yer yer Salih taraftarları ile Husi gruplar arasında çatışmaların sürdüğü haberleri uluslararası basına düştü. Yaşanan tüm bu olaylar sonrası, zaten ülkede olmayan istikrarsızlık daha da derinleşti.

 

Özellikle insani alanda yaşanan sorunlar da, uluslararası toplumunun sorumluluklarını ve kaygılarını arttırdı. Yaşanan hava saldırıları ve iç savaştan dolayı 20 milyon Yemenli doğrudan yardıma muhtaç durumda. Yaklaşık 11 milyon Yemenli gündelik gıdaya erişim sorunu yaşıyor. Yemen nüfusunun yaklaşık yüzde 28’i ciddi beslenme sorunuyla karşı karşıya. Ülkede büyük çaplı kolera salgını yaşanıyor ve temiz suya erişim sorunu, tüm nüfusu etkiliyor. 1 milyonu aşkın kişinin kolera salgınından etkilendiği de insani yardım kuruluşları tarafından rapor ediliyor.

 

Öte yandan Kasım ayında Husilerin Riyad’a füze saldırısı düzenlemesinin ardından, Aralık ayında Abu Dabi’deki nükleer santrali hedef alan bir füze saldırısı gerçekleştirmesi, Yemen’deki istikrarsızlığın tüm bölgeyi tehdit altına almaya başladığını gösteriyor. Bu durum özellikle İran ve Suudi Arabistan arasındaki tansiyonun daha da tırmanmasına yol açtı. Husi direnişinin İran destekli olduğunu bir kez daha açıklayan koalisyon güçleri de Yemen’e karşı yoğun hava saldırıları düzenlemeye devam ediyor.

 

Aslında Abdullah Salih’in öldürülmesi Yemen’de olası iktidar değişiminde önemli bir aktörün de ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Özellikle yıllardır bölgesel güçlerin çatışma alanı haline gelen ülkede Husilerin tek başına iktidarı elinde tutması oldukça güç görünüyor ama onlarca yıldır ezilen halkların Husilerin yanında yer alması da şer odaklarını iyiden iyiye korkutuyor. Ama bu durum ülkeyi daha kapsamlı bir iç savaşın içerisine sürüklemekte.

 

Öte yandan Koalisyon güçlerinin de Husileri ve destekçilerini Yemen’de askeri yenilgiye uğratmaları mümkün görünmüyor. Bundan dolayı ülkede yeni bir iktidar paylaşımının gerçekleştirilmesi, sorunların çözümüne katkı sağlayabilecek yöntemlerden biri gibi duruyor fakat Salih sonrası bunun kısa sürede gerçekleşebileceğini öngörmek de mümkün değil.

 

Bu kapsamda Amerika, İsrail, Suudi Arabistan ve BAE ile Husiler ve İran İslam Cumhuriyeti arasında bölgesel ve küresel çatışmalar düzeyinde yaşanan sorunların Yemen’deki istikrarsızlığı doğrudan etkilediğini belirtmek gerekir.

 

Gerek Suriye’de tekfirciler ve Amerika’ya karşı, gerek Irak’ta yine Amerika ve Batı’ya karşı ve Lübnan’da da İşgal Rejimi İsrail’e karşı yaşanan çatışma ve gerginliklerde İran’ın üstünlük elde etmiş olması bu bağlamda İran’ın kendi başkenti Tahran dışında Beyrut, Şam, Bağdat ve Sana gibi merkezlerde söz sahibi olması ve Yemen’de de Hizbullah benzeri yani Ensarullah gibi bir askeri yapının ortaya çıkması, başta Körfez ülkeleri olmak üzere Siyonist Rejim’in de güvenlik ve beka sorunun ortaya çıkmasını beraberinde getiriyor.

 

Diğer taraftan Körfez ülkelerinin de ekonomik güçlerine rağmen, ülkesel ve bölgesel düzeyde İran’a karşı güçlü bir yerel aktörü ortaya çıkartamadıkları görülüyor. Bundan dolayı Salih sonrası Yemen’de, bir istikrardan ziyade istikrarsızlığın daha da derinleşeceği ve iç savaşın süreceği tahminleri yapılıyor.

 

Sütten ağzı yanıp yoğurdu üfleyere yiyen Husilerin iktidarın paylaşımına yanaşmaması durumunda ise Yemen’in bir kez daha parçalanma riski altına gireceği ifade edilebilir. Söz konusu parçalanma güneyde Suudi Arabistan’a yakın ve Amerika’ya kapı açan Sünni bir rejimin oluşması, kuzeyde ise İran-Hizbullah nüfuzu altında bir yapının ortaya çıkması olacaktır. Bu durum Birleşik Yemen’in sonu anlamına gelmektedir.

 

Sonuç olarak bir zamanlar zenginlikleri ve Saba Melikesi Belkıs ile tarihte yer edinmiş Yemen toprakları, bugünlerde iç savaşlar, işgaller, parçalanma, kolera salgını, bölgesel ve küresel müdahaleler gibi birçok sorunun odağında yer alıyor.

 

Peki, Ülkemizin Rolü

 

Yaklaşık 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalan Yemen halkı, I. Dünya Savaşı sırasında İmam Yahya önderliğinde kurulan ortak komutanlıkla İngiliz güçlerine karşı Osmanlı’nın yanında savaşa katılmıştı.

 

Modern Yemen’in kuruluşunda son Osmanlı bürokrasisi ve askerleri önemli bir rol oynadı. Aynı zamanda iki halk arasında Yemen türküsünde bahsedildiği üzere duygusal bir ilişki ağı da, günümüzde birbirlerine bakışta önemli bir yer tutuyor. Hatta Çanakkale Savaşı’nda Yemen’den gelen Müslümanların kabirleri de bunun bir göstergesidir.

 

90’larda Yemen’in birleşmesini destekleyen Türkiye, Arap Baharı sürecinde de barışçıl değişimin arkasındaydı.

 

Arap Baharı öncesi dönem, esasında ilişkilerin ivme kazandığı bir dönem oldu. Arap Baharı ile birlikte Yemen üzerinde artan bölgesel ve küresel baskılar, taraflar arasındaki ilişkilerin zayıflamasına yol açtı. Özellikle Körfez ülkelerinin Yemen üzerinde askeri, siyasi ve diplomatik müdahaleleri, Türkiye’nin Yemen’deki rolünün zayıflamasına yol açtı.

 

Siyasi ve ticari olarak 2002 yılından sonra Körfez Arap ülkeleri ile iyi ilişkiler içerisine giren Türkiye Hükümeti maalesef aynı Suriye’de olduğu gibi yanlış bir strateji ile Amerikan destekli Suudi Arabistan’ın oluşturduğu Koalisyonun müdahalesini desteklediğini açıkladı. Türkiye daha sonraları da Husilerin tek taraflı müdahalelerini eleştirdi. Husilerin etkinliğini artırmasına paralel olarak Ahmar ailesi gibi önemli ailelerin bir kısmı da Türkiye’ye sığındı.

 

Türkiye, 2017’de özellikle Irak’ta Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu döneminde İran’la yaşanan yakınlaşmanın da etkisiyle Ensarullah ve Abdulmelik Husi aleyhinde yapılan propagandayı bıraktı. Ama hala ülkemizde faaliyet gösteren gazete ve televizyonlar Yemen’de yaşanan insanlık dramını ve Suudi Arabistan’ın yaptığı katliamları görmezden geliyor.

 

Sözün özü şimdilik değil ama belki ilerleyen bir zamanda Türkiye bir ara bulucu olarak sahnede yer alabilir.

 

  

1906 Senesinde Osmanlı Hakimiyetindeki Yemen ve Başkent Sana'a

 

Önce Osmanlı Devleti'ne Karşı Ayaklanan ve Ardından Arapların İngilizlerle İş Birliğine Girdiğini Görünce Osmanlı Saflarına Katılan Şii-Zeydi İmam Yahya

 

20 Yılboyunca Yemen'i Diktatörlükle Yöneten Ali Abdullah Salih

 

Zulüm Aleyhine Ayaklanan Zeydiler / Sana'a

 

Ensarullah'ın Lideri Abdulmelik el-Husi'nin Fotoğrafı Bir Yemenlinin Ellerinde

 

Dünyanın En Büyük Silah Anlaşmasının İmzalandığı Gün / Suudi Arabistan ve Amerika

 

Namlularını Yemen'e Karşı Çevirmiş Koalisyon Ordusu

 

Bin Cübeyr'in Açılışını Yaptığı Yemen Karşıtı Koalisyon Gücünün Kararlılık Operasyonu

 

Bombaların Bir Yağmur Gibi Yağdığı Kuzey Yemen

 

Enkkaza Dönmüş Tarihi Yemen Sokakları

 

Enkkaza Dönmüş Tarihi Yemen Sokakları

 

Yorumsuz

 

Yıkılan Yalnızca Evler Değil

 

Yemen'de Binlerce İnsan Hayatını Kaybetti

 

Enkazlar Enkazlar Enkazlar

 

Savaşın Hiç Bir Şeye Merhameti Olmaz

 

Anlam Dolu Bir Kare

 

Bugün Yemen'in En Büyük Sorunu Temiz İçme Suyu

 

Ambargolar Altında Yaşam Mücadelesi Veren Nur Yüzlü Yemenli Çocuklar

 

Açlık ve Kolera Salgınları Yemen Halkını Günbegün Yok Ediyor

 

Evlerinden Olan Yemenli Çocuklar

 

Savaştan En Çok Onlar Zarar Gördü

 

Carlos Latuff'ın Kaleminden Yemen Gerçeği

 

Sözün Bittiği Yer

 

Ehlader HABER

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler