27 Ekim 2020 Salı Saat:
19:02
02-06-2012
  

Yezid'in Sarayında Hz. Zeyneb (s.a)

Sen bizim dünyamızı kararttın, bizde senin ahiretini!

Facebook da Paylaş

 

 

 

Hüseyn'in (a) ehl-i beyti iplerle bağlı bir halde Yezid'in meclisine götürüldü. O durumda Yezid'in karşısına çıkınca Ali b. Hüseyn (a) buyurdu: "Ey Yezid, seni Allah'a ant veriyorum, eğer Resulullah (s) bizi bu halde görürse sence ne yapar?" Yezid'in emriyle ehl-i beytin kollarındaki ipler çözüldü. Sonra Hüseyn'in (a) başını onun karşısına bıraktılar ve kadınları da arka tarafta oturttular ki o mukaddes başı görmesinler. Fakat Ali b. Hüseyn (a) gördü. Zeyneb de Hüseyn'in (a) başını görünce her iki eliyle kendi yakasına yapışıp kalpleri sarsan hazin bir sesle dedi:

"Ey Hüseyn, ey Resulullah'ın (s) habibi, ey Mekke ve Mina'nın oğlu, ey Seyyidet'ün Nisa Fatimet'üz Zehra'nın (a) oğlu, ey Mustafa'nın (s) kızının oğlu."

 

Ravi şöyle diyor: Zeyneb mecliste olanların tümünü ağlattı ve Yezid de susmuştu artık. Bu arada Yezid'in evinde bulunan Beni Haşim'den bir kadın Hüseyn için ağlıyor ve diyordu: "Ey habibim, ey Ehl-i Beyt'imin efendisi, ey Muhammed'in (s) evladı, ey kumların ve yetimlerin baharı ve ey zinazadelerin oğulları tarafından öldürülen." Onu duyan herkes ağladı. Yezid bir hezaren kamışı istedi ve onunla Hüseyn'in (a) dudak ve dişlerine vurmaya başladı. Ebu Burze-i Eslemi Yezid'e hitaben dedi: "Vay olsun sana Yezid! Fatıma'nın (a) oğlu Hüseyn'e (a) çukubla mı vuruyorsun? Oysa ki ben Resulullah'ın (s), Hüseyn ve kardeşi Hasan'ın (aleyhimes selam) dişlerini öperek ve emerek "Siz ikiniz cennet gençlerinin efendilerisiniz, Allah sizi öldürenleri öldürsün, lanet etsin ve onları cehenneme atsın. Ne de kötü bir yerdirir orası" dediğini görmüş ve duymuş biriyim.

Yezid buna öfkelenerek onu meclisten dışarı çıkarmalarını emretti ve sonra da İbn-i Zebari'nin şiirini okumaya başladı:

 

"Keşke Bedir savaşında öldürülen kabilemin büyükleri olsalardı da, Hazrec kabilesinin, kılıçlarımızın inmesiyle nasıl inlediğini görselerdi. Görselerdi de bunun sevinciyle çığlık atarak 'Ey Yezid, ellerin kırılmasın' deselerdi. Biz Beni Haşim büyüklerini öldürerek Bedir savaşının yerine hesap ettik. Ahmed'in yaptıklarından ötürü, onun oğullarından intikam almazsam Hindif oğullarından değilim."

 

ZEYNEB'İN (A) HUTBESİ

 

Emir'ül Müminin (a) kızı Zeyneb bunu duyunca yerinden kalktı. Allah'a hamd-ü senâ ve Resulüne (s) salat ettikten sonra şu ayeti okudu:

 

"Sonra kötülük yapanların uğradıkları son, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve alay konusu edinmeleri dolasıyla çok kötü oldu." (Rum-10)

Ve şöyle devam etti:

"Ey Yezid, esir olarak şehir şehir dolaştırmakla bu geniş yeryüzünü ve bu fezayı bize dar ettiğini, bizi Allah katında hor ve zelil, kendini de yücelttiğini ve bu olayların da senin yüce makamından olduğunu mu sanırsın ki bundan ötürü çok övünür ve sevinirsin? Dünyanı abad ettiğin için çok mu mutlusun? Her şeyin istediğin gibi gerçekleşmesine ve saltanatı ele geçirmene çok mu sevinirsin? Yavaş ol, yavaş. Allah'ın "O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir azab vardır." (Al-i İmran-178) buyurduğunu unuttun mu yoksa?

 

Ey azad edilenlerin (Mekke'nin fethi sonrasında) oğlu, kendi kadın ve cariyelerini perde ardında tutup Resulullah'ın (s) kızlarını da açık yüzlerle ve örtüsüz bir halde düşmanlarının yanında şehir şehir dolaştırman ve her konakta, oranın sakinlerine göstermen, yabancıya ve aşinaya, alçaklara ve şerefli insanlara, bu himayesiz esirleri göstermen insaf ve adalet midir? Soylu ve necip insanların ciğerini ağzına alıp emen ve sonra da dışarı atan ve şehidlerin kanıyla beslenen (Uhud savaşında Muaviye'nin annesi Hind'in, Hamza'nın ciğerini ağzına alarak yemek istemesi olayına işaret etmektedir) birinden nasıl merhamet beklenebilir? Her zaman itiraz, husumet ve kinle bize bakan biri elinden gelen her türlü kötülüğü neden yapmasın? Şimdi de sanki bu yaptığıyla günah işlememiş gibi mest ve mağrur bir halde cennet gençlerinin efendisi Ebu Abdillah'ın dişlerine çukubla vuruyor ve pervasızca "Bedir savaşında ölen büyüklerim keşke burda olsalardı da bu durumu görmekle çığlıklar atarak 'Ellerin dert görmesin ey Yezid' deseler" diyorsun. Niye bu sözü demeyesin ve niye bu şiiri okumayasın ki? Sen Muhammed'in (s) evlatlarının kanına buladın elini ve yeryüzünün yıldızları olan Abdul Muttalib oğullarını katlettin. Fakat bununla kendi ölüm ve bedbahtlığına zemin oluşturdun. Şimdi de duyuyorlarmış gibi kendi tayfanın yaşlılarını sesliyorsun. Fakat çok geçmeden sen onlara katılacak ve "Keşke ellerim kırılsaydı ve dilim lâl olsaydı da bunları demeseydim" diyeceksin.

 

Ey güçlü Allah'ım, bize zulmedenlerden intikamımızı ve hakkımızı al ve gazabının ateşinde onları yak!

 

Yezid, bu yaptıklarınla ancak kendi derini yüzdün ve kendi etini parçaladın. Çok sürmeyecek; Peygamberin evlatlarının kanını akıtmak ve Ehl-i Beyt'ine saygısızlıkta bulunmakla yüklendiğin bu vebalin altında Peygamberin huzuruna çıkacaksın. O gün Allah onları bir araya toplayacak ve haklarını alacaktır. "Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' sanmayın. Hayır, onlar Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar." (Al-i İmran-169) Allah'ın hükmedici, Muhammed'in (s) davacı ve Cebrail'in de ona yardımcı olacağı gün senin için yeterlidir. Seni bu makama getirerek müslümanların sırtına bindirenler, zalimler arasından ne de kötü bir bedel seçtiklerini çok yakında anlayacaklar. Hanginizin daha bedbaht olduğunu bilecekler. Sen konuşulmayacak kadar değersz birisin ama bu durum seninle konuşmayı mecbur etmiştir. Seni kınamak ve zemmetmek ise benim gözümde değerli ve büyük bir iştir. Fakat gözler ağlıyor ve sineler de gam ateşiyle yanıyor. Ah, Allah'ın ordusunun şeytan ordusu eliyle öldürülmesi ne ilginçtir! Bizim kanımız bu ellerden akıyor ve etlerimiz ise ağızlarında çiğneniyor. O tayyib ve pak bedenler yerüstünde kalmıştır. Çöl kurtları sırayla onları ziyaret etmekte ve yırtıcı hayvanlar da onları yere sürmekteler. Ey Yezid, eğer bugün galib gelerek bunu ganimet biliyorsan, yarın yaptıklarından başka bir şey göremeyeceğin gün bunun hesabını vereceksin.

 

Allah kullarına zulüm etmez. Biz de şikayetimizi O'na yöneltiyoruz, çünkü O'dur sığınağımız. Ey Yezid, kendi işinle meşgul ol, istediğin şekilde düzen kur ve hile yap, çalış. Ancak Allah'a andolsun ki bizim adımızı silemeyecek, vahyimizi söndüremeyecek ve öldüremeyeceksin, bizim işimizi bitiremeyeceksin. Alnındaki bu lekeyi de silemeyeceksin. Çünkü aklın âlil, yaşayacağın günler az ve kâlildir. Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun." diye seslendiğinde münadi, o gün bu topluluğun da dağılacaktır. Allah'a hamdolsun ki başlangıcımızı saadet ve mağfiret, sonumuzu da şehadet ve rahmet kıldı. Allah'tan istiyoruz ki nimetini, şehidlerimize tamamlasın, mükafatlarını artırsın ve bizleri de halef-i salihlerden kılsın. Çünkü O, bağışlayan ve mihribandır. Allah bize yeter, ne de güzel vekildir O."

 

Yezid bu hutbeyi dinledikten sonra şöyle dedi:

 

"Feryad edenlerin nalesi ne de güzeldir ve müsibet içindeki kadınlara ölmek ne de kolaydır."

 

Sonra da esirlere karşı ne yapmaları hususunda Şam'ın büyükleriyle meşveret etti. Onlar esirlerin öldürülmesini istedi, fakat Nüman b. Beşir dedi: "Resulullah (s) esirlere karşı nasıl davranıyor idiyse sen de öyle davran."

 

Bu sırada Şam ehlinden olan biri Fatıma bint-i Hüseyn'e (s) baktı ve dedi: "Ya emir'el müminin, bu cariyeyi bana hediye et."

 

Fatıma, halası Zeyneb'e bakarak "Halacığım, babamı öldürdüler ve şimdi de cariye yapmak istiyorlar" dedi. Zeyneb, bu fasık dedi, bunu yapamaz. Şamlı, Yezid'e "Bu kız kimdir?" diye sordu. Yezid de "Hüseyn kızı Fatıma'dır ve o kadın da Ali b. Ebi Talib kızı Zeyneb'dir" dedi.

 

Şamlı: "Ey Yezid, Allah sana lanet etsin! Peygamberin evlatlarını öldürüp ehl-i beytini de nasıl esir edersin? Andolsun Allah'a, ben de Rum esirlerinden sanmıştım bunları" dedi.

 

Yezid "Andolsun, seni de onların yanına göndereceğim" dedi ve Yezid'in emriyle adamı öldürdüler.

 

Yezid, bir hatib çağırarak minbere çıkmasını, Hüseyn'e (a) ve babasına (a) küfretmesini emretti. Hatip minbere çıktı Emir'ül Müminin Ali (a) ve Hüseyn-i Şehid'i (a) kötülemeye, Muaviye ve Yezid'i de övmeye başladı. Ali b. Hüseyn (a) haykırarak "Ey hatib, vay olsun sana! Mahlukun rızasını kazanmak için Allah'ı gazaplandırdın. Ateş içindeki yerin hazırdır.

 

Emir'ül Müminin'in (a) vasfında ne de güzel demiştir İbn-i Sinan-ı Haffaci: "Minberler üzerinde alenen nasıl küfredersiniz Ali'ye? Oysa minberler onun kılıcıyla kurulmuştur."

 

Aynı gün Yezid, Ali b. Hüseyn'in (a) üç isteğini yerine getireceğine dair söz verdikten sonra onun emriyle ehl-i beyt'i tavanı olmayan bir eve götürdüler. O evde ehl-i beyt'in yüzleri şişti, yara-bere içinde kaldı. Dışık'te kaldıkları sürece Hüseyn'e (a) matem tuttular, ağladılar.

 

Sakine (a) diyor ki Dimişk'teki dördüncü gün bir rüya gördüm. -Gördüğü rüyayı uzun bir süre anlattıktan sonra- rüyasının sonuna şöyle dile getirdi: Tahtırevanda oturmuş bir kadın gördüm elleri başındaydı. "Bu kadın kimdir?" diye sordum. "Muhmmed (s) kızı Fatıma'dır (a), babanın annesidir o" dediler. Andolsun, bize yapılan zulümleri gidip anlatacağım dedim ve koşarak gidip yetiştim ona. Karşısında durdum, hem ağlıyor hem de anlatıyordum: "Anacığım, andolsun Allah'a, bizim hakkımızı inkar ettiler, topluluğumuzu dağıttılar, hürmetimizi ayak altına aldılar. Anacığım, andolsun Allah'a, babamız Hüseyn'i (a) öldürdüler." Sakine, dur, anlatma artık, dedi. Çünkü kalbimin damarını parçaladın. Bu, baban Hüseyn'in gömleğidir. Allah'ın huzuruna çıkıncaya kadar yanımdan ayırmayacağım onu. İbn-i Lahia, Muhammed b. Abdurrahman'dan şöyle rivayet eder "Re's-ul Calut beni görüp dedi: "Andolsun Allah'a benimle Hz. Davud (a) arasında yetmiş baba fazla olmuştur, fakat Museviler beni gördüklerinde tazim ederler. Siz ise Peygamberinizle oğlu arasında bir baba olmasına rağmen onun oğullarını katlettiniz."

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler