20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
08:01
13-11-2015
  

Yine Üzgün Gibiyim

Çölün sessiz yüreğinde başını kuyuya sokup ağlayan Ali'nin (a.s) iniltilerini duyar gibi...

Facebook da Paylaş

 

Yine üzgün gibiyim… Derdimin rengini kattım yine gecemin matemine…


Ey kara bahtımın yıldızı, çıkar artık şu hançeri dertli yüreğimden!…


Artık her anım, derdinden Leyla oldu.


Sevda çöllerinde sararıp soldum…


Firar etmek isterken ebedî yurduma, derdinden şu dünyanın, çıkmazlara koydun beni…


Sevdan yaman bir çileymiş! Kader bu ya, çekenler hep dile düşermiş.


Bir ömür hüsran ile doldu.


Vuslatına başka bir yol yok gibi.


Sus artık nazlı yârim, sus. Ne olur sus artık.


Demek ki sen, seni seveni yakar yandırırsın.


Seni severken böyle güzel, biliyorum sen istersen en zor işler kolay olur.


Kalbime bir yol ver ey ay yüzlü aşkım!


Ufacıkken bile sana sevgimde bir güzellik, bir başkalık vardı hep.


Sana olan aşkım azalmadı, bak hep çoğaldı.


Ne zaman baharlar gelse, ilk hâlim gelir aklıma.


Ne güzeldi o ilk yaratılışım!


Yollarına bakar, bir gün gelirsin diye bakıp bakıp ağlardım.


Sen öğretmiştin bana her ağlamanın sonu gülmektir diye…


Çocukluk dönemim bütün çocuklar gibi altın çağımdı.


Arılık, sevgi ve mutluluk dönemimdi benim de. Çocukluk yıllarım işte böyle geçti, anılarım birden gözlerimin önüne geldi.


Özellikle gençliğim bütünüyle mutlu geçti. Başım kitapların arasında, gönlüm gökyüzünde, bedenim tutuk evinde gibiydi. Hep içimde bir ses bana bir şeyler anlatmak istercesine. Yazın başlangıcı, okulların sonu, tatil yaklaşmıştı. Ne güzel bir başlangıç, ne güzel bir son!…


Her yıl ilkyaz başlar başlamaz, büyük bir istekle beklediğimiz o an tatlı, coşkulu bir andı.


Her yıl olduğu gibi bu yıl da umutlandırıcı sıcak ve sevimli yaz tatilimiz gelmişti.


Bizi kentin yabancı tutuk evinden, kendi özgür yurdumuza, kendi serbest dünyamıza (neyistanımıza)

götürürdü…


Neyistan: Kamışlık, benim kesilmiş olduğum yer; yazgının, yaşamın, alınyazımın kamışlığı.


Çöl: Bir coğrafya, insanlık tarihinin hayat yurdu, dünyanın bir parçası. Çöldeyken kendini başka bir dünyadaymışsın gibi düşünürsün. Doğa ötesini görür gibi olduğumuz yer, yokluğun engin ruhu, ölümün kabri, korkunun kol gezdiği yer, yolları yalnız göğe açılan, gökyüzü. Dileklerin yeşil çölü, okşayışların duru ve sessiz pınarı, mutluluğun kucağı, temiz ruhlar ile meleklerin gezinti yeri.


Çöl: Masalların hep ondan söz ettiği yer. Çölde bakmak güçtür. Çölde gölgeye tapılır, güneşe değil.
İnsanlar gündüz değil, gece yol alır.


Gündüzlerden çok gece sevilir orda.


Gün batışı, serin coşturucu gecenin başlangıcı olur. Hayat orada hep geceyle başlar.


Çölün karanlık göğü yorgun gönüllere, feyiz yağmurlarını gaybî bir şekilde yağdırır. Orada ruhun ağlamaklı iniltilerini duyar insan. Aynı o çölün sessiz yüreğinde başını kuyuya sokup ağlayan Ali'nin (a.s) iniltilerini duyar gibi.


İşte yine gece başladı. Köyümüzde ışık yoktu. Ay ışığından alıyordu köyümüz ışığını.


Yazın durgun gece yarısıydı. Ben daha yedi yaşında bir çocuktum. On yıl yaz boyunca gökteki yıldızlara bakıp bakıp düşler kurardım, yıldızlarla konuşmalara dalardım.


Her gece evimizin toprak damında yoksun bakışlarla, bütün çocuklar gibi ben de gökyüzünü seviyor, yıldızları tanıyor, her gece damdan gözlerimi bu şaşırtıcı, eğlendirici ve güzel görüntüye dikiyordum.


Saatlerce kendi kendime çocuksu bakışlarımı, gökyüzünün derinliklerine bırakıyordum.


Yine bir gece kendimi dama atmış gökyüzünü izlemeye dalmıştım. Elmas kanatlı kuşlar olan güzel yıldızları izlemeye koyulmuştum.


Yine o gece ay okşayıcı parıltısıyla her yeri ışıklandırmış, saman yolu da görünmüştü.


Ben ise oradan saman getiriyorlar zannedip bunların yolda düşen samanlar olduğuna inanıyordum. Saman taşıyan köylüleri gördükçe, hep aynı şeyleri düşünüyordum.


Daha sonraları öğretmenim benim böyle düşündüğüme gülüp, 'Yok canım yavrum, oluşan sürtüşme sonucunda ateşlenip yok olan kırık dökük gök varlıklarının kalıntılarıdır.' demişti.


Her üst sınıfa geçtikçe çöle ilgim azaldı. Bu yılki gidişimde tatil boyunca gökyüzüne dönüp bakmadım bile. Hep yere baktım.


Çocuksu temiz düşlerimin kelebekler gibi uçuştuğu renkli çiçeklerle dolu mis kokulu dünyam ben büyüdükçe soldu, içimi tanrıyla dolduran bütün güzel duygular bir bir kayboldu.


Bu ağrısız, gönülsüz beynin zehriyle soldu…


İçimi Tanrı’yla dolduran bütün güzellikler bu çıkarcı sosyal varlığa bulandı… Sanki gökyüzü kandırıcı mavi, yıldızlar göz kırpan sonra aldatan; ay artık tutsak gönüllerin her geceki buluşma yeri.


Çölün ay ışığında artık vahyin ışığı yok.


Her şey çıkar olmuş. Biri bunu tırmalıyor, biri şunu gagalıyor.


Temiz çocuksu yıllarımın o güzel gece yolculuğunun anılarını düşünürken, aniden içimde bir ses yankılandı:


Ey bu habersizler dünyasında.


Körler ve sağırlar gibi yatan sen!


Bak bülbül güller bahçesinde.


Seher kuşları senin uyanman için ötmede.


Ey gece ve gündüzün sahibi, yine yalnızlığımı unutturan gecem bitti.


Ey canım, şu kalbime bir merhamet et!


Aşk ateşin bütün vücudumu kapladı.


Yaş-kuru demeden evimi yaktı.


Her ne kadar sırrımı gizlediysem de


Bu ağlayan gözlerim beni ele verdi.

 

Cafer Yalnızyaşar

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler