20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
19:02
16-10-2017
  

Yol Ayrımındaki İmam Seccad

Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Ali b. Hüseyin (a.s) Kerbela kıyamından sonra iki yol arasında kalmıştı:

a) Heyecan ve duyguları galeyana getirerek -ki bu, onun gibi birinin, dostları ve sevenleri arasında kolaylıkla gerçekleştirebileceği bir husustu- maceraya atılmak ve muhalefet cephesi oluşturmak. Bu durumda da, köklü değişim için zemin ve şartların olgunlaşmamasından dolayı heyecanın dinmesinden sonra ümeyyeoğulları düşünce ve siyaset arenasında at koşturacaktı.

b) Ölçülü ve planlı bir yöntemle yüzeysel duyguları kontrol ederek yönlendirmek. Bu durumda, yapmakla yükümlü olduğu işin ilk aşamasını gerçekleştirmiş, kendi ve güvendiği sayılı dostlarının hayatını korumuş, meydanı düşmana bırakmamış ve çmeyyeoğullarına karşı oluşturduğu cepheyi hayatta olduğu sürece terk etmemiş olacaktı.

Gerçekleştirmek istediği yüce hedef ise, İslâm'ın hayatını yinelemek, İslâm toplumu ve düzenini aslına döndürmekti. Bunun için de gizli faaliyete başlayarak imamet düşüncesini tebliğ etmeli ve layık güçleri eğiterek amansız bir mücadeleye girişmeli ve hedefe götüren bu kestirme yolun devamını kendinden sonraki imama bırakmalıydı.

İmam Ali b. Hüseyin (a.s) bu iki yoldan hangisini seçmeliydi?

Kuşkusuz birinci yol fedakârların yoludur. Ancak hareketinin etki şuası, kendi zamanını aşıp baştanbaşa tarihi kapsayan misyon sahibi bir önderin fedakâr olması yeterli değildir; fedakâr olmanın yanında gerçekleri ve ileriyi görebilmeli, sabırlı ve çok dikkatli de olmalıdır. İşte bunlar, İmamın ikinci yolu seçmesini kesin ve kaçınılmaz kılan koşullardı.

İmam Ali b. Hüseyin (a.s), dayanılması daha zor olan, daha çok sabır gerektiren ve aynı zamanda da yiğitliğe yakışan ikinci yola baş koydu. Hicri 95 yılında da bu yolda can verdi.

İmam Cafer Sadık (a.s) bir hadisinde dördüncü İmamın durumunu ve yapıcı rolünü şöyle beyan etmiştir:

"İmam Hüseyin'den (a.s) sonra Ebu Halid Kabuli, Yahya b. Ümmü Tavil ve Cübeyr b. Mutim hariç herkes davadan döndü. Sonra başka insanlar gelip onlara katıldı ve sayıları arttı. Yahya b. Ümmü Tavil Resulullah'ın (s.a.a) camiine girerek halka hitaben şöyle derdi: "Ben size (yol ve gidişatınıza) inanmıyorum. Sizinle aramızda husumet ve düşmanlık vardır." (1)

Aşura olayından sonra herkesin davadan dönmesi, ümitli gelecekten meyus olması ve kendi yoluna gitmesi çok ilginç bir olay! şia'nın bütün ideal ve hedeflerinden sarf-ı nazar edip "şia" adıyla ve imamlara kalben inanma ve sevgi beslemeyle yetinmek de bir o kadar ilginç. Bu türden şiîlerin tarihteki varlığından haberdarız, bugün bile şia'nın ekseriyeti aynı zihniyeti taşımaktadır.

İmam Seccad (a.s) dönemindeki on binlerce şia'dan sadece üç kişi inancında sebat gösterdi; ancak üç kişi imamların yoluna bağlılığını korudu ve ümeyyeoğulları hükümetinin gösterişten öteye olmayan Müslümanlık maskesi altındaki vahşi ve gerçek yüzünü görerek kendini kaybetmeyen, paniğe kapılmayan ve çelik iradeyle yollarına devam eden de yalnızca bu üç kişi oldu.

Yahya b. Ümmü Tavil Medine camiine girerek Müslümanlara ve sözde şiîlere hitaben Hz. İbrahim'in (a.s), döneminin putperestlerine dediği sözü tekrar ederdi:

"Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz, siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir." (2)

Kuran-ı Kerim, zamanın münkirlerine söylenen bu sözü Hz. İbrahim (a.s) ve ümmetinden nakletmiştir. Geçici ve hakir maddî isteklere gönül vermişliklerinden ve bağımlı oluşlarından dolayı peygamberin mesajını kabul etmeyerek muhalefet oluşturanlar karşısında, inkılabi mektep izleyicilerinin ideolojik ve savunma kararlılığıdır işte bu. Her peygamber, davet için attığı ilk adımda bu durumla karşılaşır. Her peygamber, mektebinin ilk sloganını gündeme getirmekle, zamanın insanlarının delalet üzere süregelen birliğini parçalamayı ve alçak insanların önderliğinde, hüsran uçurumuna doğru yol alan kafile fertlerinden birilerini veya bir grubu elinden tutup kurtarmayı hedefliyordu.

Her peygamber, kendi zamanında oluşturulan batıl cephenin birlikteliğini bozmaya ve fertler arasında ihtilaf çıkarmaya çalışıyor, gaflet içerisinde koyun gibi muti ve emre amade insanlara haykırarak ikazda bulunuyordu. Böylece de engel tanımayan delalet selinin önünde engel oluşturuyordu. Peygamberin davet ettiği yola girip sonradan sapıklığa düşenler, maddî ve manevî açıdan hüsran uçurumuna yuvarlananlar da olmuyor değildi.

Bütün bunlardan şu sonucu çıkarabiliriz:

Peygamberler faaliyet alanında bulunmakla, davetlerini ve mücadelelerini başlatmakla kaçınılmaz bir cephe oluştururlar. Bu cephe, kendilerine ve getirmiş oldukları mektebe inanan, hakka ve hakikate açık olan insanlarla heveslerine uyan, naçiz arzulara gönlünü kaptıran, zilletli yaşamlarının mevcut durumuna rıza gösteren ve bunlardan dolayı da elçilere sırt çeviren veya karşılarına dikilenler arasında gerçekleşir.

İmam Sadık (a.s), bu kaçınılmaz kutuplaşmayı şöyle beyan eder:

"Bizimle olmayan kimse kesinlikle karşımızda olur."

Bu alanda orta yol, emniyet ve selamet yurdu söz konusu değildir. Tevhit safından ayrılan kimse, orta yolu bulduğunu vehmetse bile hakikatte tağut safında yer almıştır.
Bu bağlamda tarafsızlık hiçbir mana ifade etmez.

İmam Seccad'ın (a.s) dostu, sırdaşı ve gerçek şia'sı Yahya b. Ümmü Tevil, şiilik ve velayet adıyla kendini avutan, bencillik ve çıkarcılık kabuğunda kaybolan, şiiliğin misyon ve gayelerini ve "Allah'ın velisinin velayetini" tümüyle unutan zamanın şiilerine şöyle haykırmaktadır: "Biz size inanmıyoruz, sizden beriyiz; aramızda kin ve husumet vardır."

Şia'nın, imamıyla kaynaşması ve düğümlenmesi anlamı taşıyan gerçek velayet, kuru iddianın yerini tuttuğu, düşünce ve amel yönünden kılıçla bile ayrılmaz bir bütünlük oluşturduğu gün, Yahya b. Ümmü Tavil de şia mektebinin bir parçası gibi onlarla ve onlardan olacak, mevcut kin ve husumet ise kardeşliğe dönüşecektir ve nitekim de böyle oldu.

İmam Seccad (a.s) ve numunesini aktardığımız Yahya gibi sayılı yaranının sürekli telaş ve faaliyetleri neticesinde, ifası güç bu misyonu omuzlayabilecek layık insanlar zamanla İmama katıldı ve küçük şia topluluğuna kazandırıldı.

İmam Sadık'tan (a.s) rivayet edilen hadisin devamında İmam şöyle buyuruyor:

"Daha sonra insanlar onlara katıldı ve çoğaldılar."

Böylece de İmam Seccad'ın (a.s) görevi başlamış oldu. Değindiğimiz ve ileride daha başka bölümlerini kısaca aktaracağımız İmamın bu amel tarzı ve tutumları, hem kendi, hem de en yakın yaranından bazısının hayatına mal oldu.

İmam Seccad'ın (a.s), hükümet ve rejimi hedef alarak açık bir şekilde saldırıya geçtiğine dair her hangi bir bulguya rastlamış değilim ben; zaten akılcı ve gerçekçi üslup da bunu gerektirir. İmam Musa b. Cafer (a.s) ve diğer bazı imamların kendi dönemlerindeki sultanlara karşı gerçekleştirdikleri eleştirel yaklaşım ve sert çıkışlar, hilafet ve hükümeti kendilerine mahsus bir hak bilerek bunu kanıtlama yoluna gitme gayreti İmam Seccad (a.s) tarafından da gündeme getirilecek olsaydı, kuşkusuz misyonunu ifa edemeden, en güçlü Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervan eliyle öldürülür, sonuç olarak da rayına oturmak üzere olan hareket ve çalışmaları da çökertilirdi.

Mektep ve düşüncesini hâkim kılmaktan başka bir amaç taşımayan, yönetimi ele almak için hiçbir acelesi ve şahsına dönük bir çıkarı olmayan ilâhî önderin bu tür bir girişimde bulunmasının katiyen kabul edilir ve mantıklı bir yanı olmazdı.

İmam, bazı vakalarla ilgili olarak dönemin hükümetine karşı mektebi tavır koymuş ise de bu, İmamla hükümeti açıkça karşı karşıya getirecek mahiyette değil; sadece tavır ve hareketini tarihe ve aynı zamanda etrafına yansıtacak şekilde olmuştur.

İmam Seccad'ın (a.s), çmeyyeoğulları saltanatına bağlı din âlimlerinden Muhammed b. şihab-ı Zühri'ye yazdığı eleştirel ve sarsıcı mektup bunun bir örneğidir. Aslında İmam bu mektubu Muhammed b. şihab'a değil, tarihe ve kendinden sonraki nesillere yazmıştır. Zira şihab-ı Zühri, iktidara bağlılığı sayesinde maddiyata, şöhret ve makama ulaşmıştı; bütün kazandıklarına sırt çevirecek biri değildi ve ömrü boyunca sırt çevirmediğini, hep onların yanında yer aldığını da gördük. çmeyyeoğullarını öven kitaplar (3) yazdı, onların çıkarları doğrultusunda öncekilerden hadis nakletti veya bizzat kendisi bu hususta hadis uydurdu. (4)

Bu mektup, İmam Seccad'ın (a.s) durumunu, bulunduğu ortamı ve de olaylar karşısındaki tutumunu açıklayan bir belgedir.

İmamın hükümete karşı tavrının bir başka örneği, Abdülmelik'in mektubuna yazdığı cevaptır. Abdülmelik mektubunda, İmamı, azat ettiği cariyesiyle evlendiğinden dolayı tenkit etmiş ve bu vesileyle İmamın, iç işleri de dâhil olmak üzere her işinden haberdar olduğunu vurgulamak istemiş ve aynı zamanda da İmamı kendine ısındırmak için aralarındaki akrabalık bağını hatırlatmıştı.

İmam cevabında, İslâm'ın konuyla ilgili görüşünü, bütün ayrıcalıkların İslâm ve iman ile yok edildiğini hatırlatarak üstü kapalı bir şekilde, mevcut cahili durumuyla Abdülmelik'i ve cahili geçmişiyle de babalarını şöyle kınamıştır:

"Müslüman olmak horlanma vesilesi olamaz; ancak cahiliyetle horlanır, kınanır insan."

İmamın cevabı halifeye iletildiğinde, oğlu Süleyman da babası gibi İmamın sözlerindeki istihza ve tenkidi fark edince "Sana karşı nasıl da kendisini övmüştür, ey müminlerin emiri!" dedi.

Halife, aptal oğlundan çok daha akıllı ve şia'nın imamıyla uğraşmanın ne gibi sonuçlar doğuracağını peşinen kestirebilir olduğundan söze şöyle başladı: "Böyle konuşma oğlum! Bu, çığır açar Beni Haşim dilidir." (5)

Bir başka örnek de, Abdülmelik b. Mervan'ın isteğine İmamın şu cevabıdır.

Resulullah'ın (s.a.a) kılıcının İmamın yanında olduğu duyumunu alan Abdülmelik, bir elçi göndererek kılıcı kendisine hibe etmesini istedi ve buna karşılık her dileğini yerine getireceğini taahhüt etti.

İmam, böyle bir şeyi yapamayacağını bildirdi. Bunun üzerine halife, tehdit içerikli bir mektup yazıp beytül maldan hissesini keseceğini de belirtti. İmamın bu mektuba cevabı şöyle oldu:

"Allah muttaki kullarını her türlü zorluklardan kurtarmayı, ummadıkları yerlerden rızıklandırmayı vaat etmiştir. Allah Kuran'da şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki Allah hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder." (6) Bu ayetin muhatabı sen misin yoksa ben miyim?" (7)

Ehlibeyt Hükümeti İçin İlk Adım Atan İmam Seccad'ın (a.s) hayatı, gizli faaliyet, salih insanlar yetiştirme, şiî düşünce tarzını yayma ve beyinlere hâkim kılma ve tahriflerle mücadele ile geçmiştir. şiiliğin kutsal hedefinden ibaret olan İslâm düzeninin hayata geçirilmesi ve Ehlibeyt hükümetinin tesisi için ilk adımı İmam Seccad (a.s) atmıştır.

Bu tutum her ne kadar uzlaşmacı bir görüntü verse de gerçekte durum çok farklıydı. İşte bunun için de gerek İmam, gerekse yaranı, çmeyyeoğullarının kin ve düşmanlığından doğan her türlü zarar ve ziyanın hedefi olmuştu. Dost ve ashabının bir kısmı şehit edildi; bir kısmı şehrinden, diyarından uzak sürgün hayatı yaşadı ve bir kısmı da zindanlarda esir tutuldu.

Kendisi de en az bir defa, zincire vurularak korumalar gözetiminde perişan bir vaziyette Medine'den şam'a götürüldü, bir kaç kez muhaliflerin eziyet ve işkencesine maruz kaldı ve hicri 95 yılında Emevî halifesi Velid b. Abdülmelik tarafından zehir verilerek şehit edildi. Allah'ın sonsuz rahmeti ve insanların övgüsü ona olsun.

 

Seyit Ali Hüseyni

 

Kaynaklar


1- Bihar'ül-Envar, c.46, s.440. Bir rivayette Cabir b. Abdullah
2- Mümtehine, 4
3- Tabakat-ı İbn-i Sa'd'da geçen cümleler buna ışık tutmaktadır: "Velid ölünceye kadar Zührî'den bir hayli hadis naklettiğimizi sanıyorduk. Velid öldükten sonra hazinesinden çıkarılıp hayvanlara yüklenen defterleri görünce ve de Zührî'nin bilgileri olduğunu duyunca şaşkınlığımızı gizleyemedik." (Tabakat-ı İbn-i Sa'd, c.2, bölüm: 2, s.135)
4- Ecvibet-u Mesail-i Musa Carullah, Allame şerefuddin Amilî, s.59. Dirasat'un fi'l-Kafi ve's-Sahih, s.261.
5- Bihar'ul-Envar, c.46, s.146. Usûl-i Kâfi, c.5, s.95.
6- Hac, 38
7- Bihar'ul-Envar, c.46, s.95

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler