28 Mayıs 2017 Pazar Saat:
00:08

Yusuf Suresinden Gençlere Mesajlar I

24-04-2017 11:09


 

 

Allah’u Teala, Kur’an-ı Kerim’de bazı peygamberlerin hayatını anlatarak insanlara bir takım mesajlar vermektedir. İşte, bu peygamberlerden biri de Hz. Yusuf 'tur (a.s.).

 

Kur’an-ı Kerim’de başlı başına bir sureye onun adı verilmiştir. Bu surede Yusuf'un (a.s) kıssası geçmektedir. Kur’an’ın önemli bir bölümünü oluşturan kıssalar, Müslümanların yaşamında yol gösterici ve ibret verici bir özelliğe sahiptir. Kıssalar, Kehf Suresi 13. ayette de bildirildiği üzere gerçek hayattan, yaşanmış birer örneklik veya ibretlik hayat kesitleri olarak, Allah tarafından inzal olunmuş Kur’an-ı Kerim bölümleridir. Dolayısıyla Kur’an kıssaları dünden bugüne ve yarına hayatın içinden mesajlar veren ve yol gösteren birer işaret taşları, yoldaki işaretler konumundadır.

 

Kur’an-ı Kerim, Yusuf 'u (a.s) temizliğin ve iffetin sembolü olarak tanıtmış, onu tehdit eden tehlikeleri göstermiş ve insanlara, özellikle de gençlere onun hayatından dersler sunmuştur.

 

Hz. Yûsuf, çocukluğunda ve gençliğinde imtihanlardan geçirilmiş ve bunların hepsini başarı ile kazanmıştır. En zor imtihanı da, gençliğinin zirvesinde iken soylu ve güzel bir kadın ile imtihan edilmesidir. Yüce Allah’ın yardımı ile bu imtihanı da kazanmış, edebi ve hayâsı ile dillere destan olmuştur.


Hz. Yusuf'un (a.s) hayatı, hakikati arayan gençler için tatlı ve gerçek bir yaşam öyküsüdür. Onun başından geçen olaylarda tarih boyunca gelecek gençler için anlamlı mesajlar vardır.

Çünkü Kur’an-ı Kerim, her asırda ışık saçan güneş gibidir. Belirli olaylarla sınırlı değildir, bilakis kıyamete kadar insanlara ışık saçacak ve onlara doğru yolu göstermeye devam edecektir.

 

Öyleyse Yusuf'un (a.s) öyküsü, gerçekte tüm zaman ve mekanda her imanlı gencin yaşantısını ilgilendirmektedir. Dolayısıyla Kur’an yolunda giden gençler, imtihanlar, tehlikeler ve sorunlar karşısında Yusufvari olmalıdır.

 

İşte bu sebeple gençler, Yusuf (a.s) suresini derinlemesine inceleyerek kendilerine aktarılmak istenen mesajları ve dersleri öğrenmek zorundadırlar.

 

 

Gençleri Tehdit Eden Afet ve Tehlikeler

 

Beğenilmiş sıfatlar, insanı nasıl yüce makamlara çıkarıyorsa kötü sıfatlar da insanı dalalete götürür. İnsanın yaşantısını cehenneme çeviren o kötü sıfatlardan biri, muhakkak ki hasettir. Haset, imanı eritir, bireyleri ve toplumu ciddi sorunlarla karşı karşıya getirir. Haset hiç bir ölçü ve sınır tanımaz, herkese bulaşıp helak edebilir. Allah-u Teala, Yusuf suresinde şöyle buyuruyor:

 

"(Kardeşleri) dediler ki: Yusuf'la kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir."[1]

 

Aile içinden gelen haset duygusu, bu surede gençleri tehdit eden tehlikerin başında gelmiştir. Bu kıskançlık, Yusuf'un (a.s) kardeşlerini öylesine tesiri altına aldı ki onu öldürme planları bile kurmaya başladılar. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir:

 

"Yusuf'u öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz!"[2]

 

Bu ayette Yusuf'un (a.s) kardeşlerinin kıskançlıklarından dolayı ondan kurtulmak için teklif ettikleri şeytani plan zikredilmiştir.

 

İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur:

 

"Allah’ım! Kalbimi hakka başkaldırmaktan, hasetten, kibirden, ucubtan, riyadan, nifaktan ve kötü ahlaktan salim kıl."[3]

 

Tabiki bu hastalıktan kurtulmak için dua edilmesi gerektiği gibi bunun nedenlerini ve tedavi yöntemlerini öğrenmeli ve ciddiyetle mücadele verilmelidir. Haset konusu, bir çok ahlak kitabında işlenmiştir. Bu hususta İmam Humeyni'nin (r.a) ‘Kırk Hadis Şerhi’ kitabında beyan ettiği bazı cümleleri size aktaracağız.

 

İmam Humeyni (r.a), hasedin aslında insanın aşağılık kompleksine düşmesi ve kendisinin zebun olduğunu tasavvur etmesinden kaynaklandığını belirtmiştir.[4]

 

"Hased, ateşin odunu yediği gibi o da imanı yerbitirir."[5]hadisini beyan ederken de şöyle buyurmuş:

 

"Malum olduğu gibi iman, kalbi Hakkın (azzevecelle) tecelli ve cilvelerine mazhar kılan bir nurdur. Nitekim hadis-i kudsîde şöyle geçmektedir: 'Yer ve göklerim beni almadı. Ama mü'min kulumun kalbi beni aldı.'[6]Kalbi tüm mevcudattan daha geniş karar kılan bu ilahî nur ve manevî ışık, kalpte bu rezil hasletin bulanıklığından vücuda gelen darlık ve karanlık ile çelişki içindedir. Kalb mahzun ve bitkin, sine tutulmuş ve dar, çehre somurtkan ve asık olur. Bu haller iman nurunu batıl kılıyor, insanî kalbi öldürüyor ve ne kadar kuvvet kazanırsa o kadar iman nuru zayıflıyor, sönmeye yüz tutuyor."[7]

 

Bu kötü sıfat, nefste kökleşmeden önce tedavi edilmelidir. İmam Humeyni (r.a) bu hususta da şöyle buyurmuştur:

 

"Zannetmeki bu nefsanî rezillikler ve ruhî hulklar asla değişmez, ortadan kalkmaz. Bunlar şeytan ve nefs-i emmarenin sana ilka ettikleri bir takım boş hayallerdirki, seni nefsini ıslahtan ve ahiret yolunun sülûkundan alıkoymaya ça­lışmaktadır."[8]

 

"Hasededen, başkalarından nimetin zail olmasını arzu eden ve nimet sahibine karşı kalbinde kin bes­leyen kimse Hakk Teala'nın tam salah üzere bunimeti o şahsa nasibettiğini ve bizim idrakimizin bunu derketmek­ten aciz olduğuna iman etmediğini bilmelidir. Hakikatte Al­lah Teala'nın adline ve yaptığı taksimatın adilane olduğuna imanı olmadığını bilmelidir. Halbuki sen akaid usullerinin birinde, Allah'ın adil olduğunu söylüyorsun. Bu, lafızdan başka bir şey değildir. Adalete iman ve hased, birbiriyle çelişmektedir. Eğer onu adil biliyorsan, yaptığı taksimi da adila­nebil."[9]

 

"Bu rezil ve fezahet dolu haslet için amelî ilaçlar da söz konusudur. O da, hased ettiğin kimseye zorla da olsa sevgi ve mu­habbet izharında bulunman ve kendisine ihtiram göstermendir. Bundan maksadın, batınî hastalığı tedavi etmek olsun. Nefsin seni ona eziyet etmeye, hakarette bulunmaya ve ona düşmanlık etmeye davet ediyor. Onun kötülük ve fesadlarını sana takdim ediyor. Ama sen nefsanî arzularının hilafına ona merhamet et, teclil ve ihtiramda bulunmaya çalış. Dilini onu hayırla anmaya zorla. Onun iyiliklerini kendine ve baş­kalarına arzet."[10]

 

Bunu da unutmamak gerekir ki gençler kendilerini haset sıfatından arıtmalarının yanında imanlarını ve maneviyatlarını çekemeyen düşmanların hasetlerinden, düzenlerinden ve sinsi planlarından gafilolmamalı ve onların şerlerinden Allah’a sığınmalıdırlar.

 

Günümüzde dünya küçük bir köy haline gelmiştir. İnsanlar gelişen olaylardan anında haberdar olmakta ve birbirlerini yakından takip edebilmektedirler. Haliyle maneviyat, ahlak ve hak din peşinde olan gençlere karşı din düşmanlarının tuzakları ve oyunları da artmıştır. Düşmanlar, Peygamberlerin göstermiş olduğu doğru yolu takipeden gençleri hedef almış ve onlar için büyük tuzaklar kurmuşlardır. Nasıl Peygamber Efendimiz (s.a.a), düşmanların ve haset edenlerin düzen ve tuzaklarından Allah’a sığındıysa biz de sığınmalıyız:

 

"Bismillahirrahmanirrahim

 

De ki: "Ben ağaran sabahın Rabbine sığınırım, yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden, ve hasedettiği  zaman hasetçinin şerrinden."[11]

 

İmam Seccad da (a.s) bir duasında şöyle buyurmuştur:

 

"Allah’ım, müşrikleri müşriklerle uğraştırarak Müslümanların sınırlarına saldırmalarına; sayılarını, güçlerini azaltarak Müslümanların zayıfalamalarına ve tefrikaya düşürerek Müslümanlara yüklenmelerine engel ol".[12]

 

Amin

 

I. Bölümün Sonu

 



[1]Yusuf, 8

[2]Yusuf, 9

[3]Sahife-yi Seccadiye camie, 135. dua, s. 497

[4]Kırk hadis şerhi, c. 1, s. 154

[5]Kafî, C.2., Kitabu'1-İman ve'1-Küfr, Babu'l-Hased, 1. hadis

[6] Ihyau'1-Ulum, C. 3., S. 12. 156

[7]Kırk hadis şerhi, c. 1, s. 156

[8]Kırk hadis şerhi, c. 1, s. 159

[9]Kırk hadis şerhi, c. 1, s. 162

[10]Kırk hadis şerhi, c. 1, s. 164

[11]Nas suresi

[12]Sahifeyi Seccadiye, 27. dua

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !