29 Eylül 2020 Salı Saat:
17:50
11-04-2020
  

Yusuf’un Kokusunu Duyuyor musunuz?

Çağımızın Yusuf’u olan İmam Mehdi'nin (as) kokusunu duyuyor musunuz? Aramızda olmasına rağmen eğer onun kokusunu hissetmiyorsanız gerçekten beklemiyorsunuz yani kalbinizde henüz bir ateş yakmamışsınızdır demektir.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Zeynep Işık

 

 

Hz. Âdem yeryüzündeki ilk halifedir. Ta o zamanlarda yüce Allah, ilk halifesi ve bizim de halife ve peygamberimiz olan Hz. Âdem’e isimleri öğretti. O isimlerin göklerde gördüğü on dört nur olduğunu rivayet ederler.

 

"…Hz. Âdem (as) şöyle dedi: “Ey Rabbim! Bu nurlar kimin nurudur?  

 

Şöyle buyurdu: “Ey Âdem! Bu nurlar bütün yarattıklarımın en üstünü ve en iyileridir. Bu Muhammed’dir (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun). Ben bütün işlerimde Mahmud ve Hamid olduğum için O’nun adını kendi adımdan koydum. Bu Ali’dir, (Allah’ın selamı O’na olsun) Ben, Aliyy’ül A’la’yım, O’nun adını kendi adımdan koydum. Bu Fatıma’dır, (Allah’ın selamı O’na olsun) ve Ben “Fatır’ım“ (Yaratan) O’nun adını “Fatıma“ (Ayıran) koydum. Yani, hesap günü düşmanlarımı rahmetimden ve sevenlerimi de azabımdan ayıracaktır, onun adını kendi adımdan koydum. Bunların adları ise Hasan ve Hüseyin’dir. (Allah’ın selamı Onlara olsun) Ben ihsan eden ve güzellik veren olduğum için onlara da kendi adımdan ad koydum.

 

Bunlar, yarattıklarımın tamamının en üstünleri ve en seçkin olanlarıdırlar, onların vasıtası ile yargılayacak ve onların vasıtası ile ihsanda bulunacağım, cezalandıracaklarımı onların eliyle cezalandıracak ve mükâfat vereceklerime de onların eliyle mükâfat vereceğim…”[1]

 

Kendi kendimize soralım. Merak ediyorum doğrusu!

 

Yeryüzünün İlk halifesine neden son nurlar gösteriliyor?”

 

Elbette dünya sürecinin nereye doğru gittiğini göstermesi, insanoğluna verilen nimetlerin tamamlanması ve istenilen ilahi dinin kemale ermesi açısından son derece önemlidir. Yüce Allah o zamandan beri istiyor ki yeryüzünde kendisinin istediği yaşam tarzı olsun, insanlar Rabbi’nin istediği hayatı yaşasın. Yaratığı kullarının boyun eğdikleri bir düzeni istiyor.

 

“Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler hoş görmese de Allah nurunu tamamlayacaktır. O, Resulünü hidayet ve hak dinle gönderdi ki, müşrikler istemese de onu, bütün dinlerin üstüne çıkarsın.”[2]

 

Ancak bu, tüm yeryüzünde tamamen olmadı. Her ne kadar helak süreçleri ile zaman zaman temiz toplum oluşturulmuş olsa da, kurtulan insanlar kısa bir süre sonra yeniden düzeni bozmaya başladılar. Ve bu süreç bugünlere kadar geldi.

 

İmam Muhammed Bakır (as) ’ın soru soran birisine şöyle buyurduğunu nakledilmiştir:

 

“Ey Halid’in babası! Yeryüzü bir gün bile olsa Allah’ın insanlar üzerine hücceti olmadan kalmaz. Allah, Âdem’i yarattıktan ve O’nu yeryüzünde sakin ettiğinden beri de yeryüzü (hüccetten yoksun) kalmamıştır.”[3]

 

Elbette Rabb’imiz emrivaki yapsa, kuşkusuz tüm yeryüzü tek bir ümmet olurdu. O zaman da mükâfat ve cezanın bir anlamı olmazdı. Dolayıyla müjdeleme ve uyarılardan sonra İmtihan gereği, insanları kendi tercihlerine bıraktı.

 

Ancak tam anlamıyla başıboşta değil. Her dönemin Mehdisi yani hidayet edeni oldu. Ellerinde ilahî kitabı ile. En son süreç olarak ta insanlığa Hz. Muhammed ve Kur’an lütfedildi.

 

Hz. Muhammed(saa) gelmeden önce insanlar karanlık dünyalarına meramlarını ateş yakarak Rabblerinden bir hidayet meşalesi istiyorlardı. Hatta bu haberi beklerken insanlar çokça adaklar, hicretler, tebliğler de yaptılar. Ve nihayet beklenen rahmet geldi. Hz. Muhammed (saa). Ancak ona çokça güvenenler olduğu gibi çokça güvenmeyenler de oldu. Her topluluk önderiyle imtihana girdiği gibi bu toplulukta önderi ile imtihana girdi. Peygamberin yaşadığı her süreçte onlarda imtihana girdiler. Kimisi peygamber boykot altında elendi. Kimisi miraca çıktığında, kimisi hicret sırasında, kimisi Bedir’de, kimisi Huneyn’de, kimisi Hûdeybiye’de, kimisi Gadir-i Hum’da…

 

Herkes Hz. Peygamberin yanında olmadığı gibi son nefesine kadar sadık olanlar bildiler ki bu süreç buraya kadar da değildi. Hz. Âdem ile başlayan süreç burada bitmiyordu. Tüm ilim, verilen hikmet, sünnet, gelecek haberleri vs. peygamberle beraber son değildi. Nitekim akılda böyle diyordu. Tüm yeryüzü tevhid atmosferine ulaşmadı. Peygamberin sancağı her yerde dalgalanmadı. Rabb’imizin istediği buraya kadar olamazdı…

 

Dolayısıyla ne Rabbimiz insanoğlunu başıboş bırakmıştı, ne de Hz. Peygamber kendinden sonra bu ümmeti ihmal etmişti.

 

Çevresindekilerinin tüm tepkilerine rağmen, Hz. Peygamber (saa) kendisinden sonraki İlahî rehberleri (Hidayet önderlerini/Ehl-i Beyt imamlarını) defalarca bildirdi. Ancak Allah’a ve peygamberlerine savaş açanlar bu halifeleri de inciteceklerdi. Nitekim onları çok incittiler de.  Rabb’imiz biz onların tüm yaptıklarından beriyiz.

 

 Şimdi ise…

 

Hem inanan için, hem de inanmayanlar için delilin tamamlanması için mutlaka insanlar arasında Halifesi olmalıdır.

 

Rabbimize güveniyorum ki kendi katında salih insanlar değerlidir, o birkaç salih insanda olsa Rabbim yine onları rehbersiz bırakmaz. Bu hem kendinin vaadidir, hem de peygamberinin bizlere müjdesidir.

 

Hem inanan olarak en büyük özlemimiz; İslam kurallarının yeryüzüne nasıl çekidüzen verdiğini görmek, tevhidi havayı teneffüs etmek, peygamberin sünneti üzere yaşamak, nurun yayıldığı bir yeryüzü.

 

İşte hem Rabbimizin nurunun tamamlanması, hem de inananların o hasreti hissetmesi için İlahî rehberin olması kaçınılmazdır. Ve Resulünün müjdesini bekler.

 

İnanan ve peygamberinin bildirdiklerine tamamen teslim olan büyük bir ateş yakar. Bu dışarıda sembolik olarak denilse de asıl ateş insanın içindedir. Bu ne ateşi biliyor musunuz?

 

İlahi istek tevhid üzere, ilahi kitap Kur’an üzere, peygamber sünnet üzere bir hayatın gelme hasreti onun içindeki ateştir. Hasret ateşi, özlem ateşi, umut ateşi onu canlı tutar. İnsana yaşama ve hayatını anlamlı kılan, bu umuttur. Umut insana amaç verir. Dünya hayatına çekidüzen verdirir. Yaşama isteğini güçlendirir. İnsanı azmettirir. Yenilgilere meydan okutturur. Ve en güzeli ki o amaç uğruna insanı programlar. Hz. Âdem’den başlayan o ilahi planın bir parçası kılar. İnsan olmanın onuru ile imanın lezzetine varır. Ve ister ki bu iman ve salih ameller ulu orta yerde dağılıp heba olmasın. Bir tümün parçası olsun. “Bu ilahi projede ben de bir tuğlası olayım” der. Böylece başıboşluktan, gelişigüzel yaşamaktan, yıpranmaktan, yalpalanmaktan, kaybolmaktan insanı kurtarır.

 

Bu plan içinde kendini görenler ne yapacaklarını, bu yolun kurallarını, rehberinin ahlakını, ilahi öndere itaati görür. Rehberinin hedef ve yolunu anladığından ona ortak olmak ister. Böylece Onun yani İmam Mehdi(as)’nin yanı başında olmak ister.

 

Bu yolda kötülük, ayıp, zülüm, çirkinlik, haksızlık yoktur. Yanlışa düşmandır. Çirkinliğe muhaliftir. Batıldan tiksinir. Şirkten midesi bulanır…

 

Bu nedenle bu plana dâhil olan herkes çok izzetlidir. İşte tekâmüle erecek olan bu program ile vaad edilen rehberini bekler…

 

İşte rahmet peygamberi Hz. Muhammed (saa), rahmetin her yere yayılması için hem son yeryüzünün halifesini müjdeledi, hem de ona yardım etmemiz için bizleri çağırdı.

 

"Ey inananlar, sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah, yakında öyle bir toplum getirecektir ki O onları sever, onlar da O'nu severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihat ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar."[4]

 

Tüm bu umutlar o ilahi rehber ile hayat bulacaktır.  O hasretle yanan, o ümitle beslenen inananların beklemesiyle gerçekleşecektir. Aynen Hz. Yakup(as)’un Hz. Yusuf(as)’u büyük bir özlem ve hasretle beklediği gibi.

 

 “Allah’ın Elçisi şöyle buyurmuştur:

 

“Şüphesiz ki benim halifelerim ve vasilerim Allah’ın benden sonra mahlûkatı üzerindeki hüccetleri on iki şahıstır. Onlardan birincisi kardeşim, sonuncusu ise evladımdır.”

 

Şöyle dediler: “Ey Allah’ın Elçisi kardeşin kimdir?” Şöyle buyurdu:

 

“O, Ebu Talib oğlu Ali’dir!” Şöyle dediler:

 

“Peki, bu evladın kimdir?” Şöyle dedi:

 

“Mehdi’dir. O, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır. Beni hak ile peygamber olarak gönderene and olsun ki, eğer dünyanın sonuna bir gün dahi kalmış olsa, Allah o günü evladım Mehdi çıkana kadar uzatacaktır. (O gün) Ruhullah olan Meryem oğlu İsa da yere inecek ve O’nun arkasında namaz kılacaktır. Yeryüzü O’nun nuru ile aydınlanacak, hâkimiyeti doğu ve batıya ulaşacaktır.” (On iki İmam’ın imametinin delilleri)

 

İşte o günlerin arefesindeyiz. Ya karanlıklara gömüleceğiz ya da büyük bir hasret ve heyecanla rahmet ve adalet günlerinin tamamlanacağı İmam Mehdi(as)’ye hazırlık yapacağız.

 

Kendimizi yoklamamız için soruyorum şimdi!

 

Çağımızın Yusuf’u olan İmam Mehdi'nin (as) kokusunu duyuyor musunuz? Aramızda olmasına rağmen eğer onun kokusunu hissetmiyorsanız gerçekten beklemiyorsunuz yani kalbinizde henüz bir ateş yakmamışsınızdır demektir.

 

 

 

 

 


[1] İmam Hasan Askeri (a.s) Tefsiri

[2]  Saf/8-9

[3]  Kemali’d-Din, Şeyh Saduk

[4] Maide/54

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler