26 Ocak 2022 Çarşamba Saat:
07:32
18-12-2014
  

Zeynebi Olmak (!)

Bizi şehit olarak görmek isteyen Allah, Ehlibeyt'imi de esir olarak görmek istiyor...

Facebook da Paylaş



 

Allah'ın Adıyla…



Dünya kadınlarının hanımefendisi Hz. Zehra (s.a) ve Kerbela kahramanı Hz. Zeyneb, tarih boyunca eşine rastlanmayan örnek bir anne-kızdır.


Bu iki yüce kadının üstünlükleri hem soy bakımından hem de takva bakımından benzerlik taşımaktadır.


Soy açısından Hz. Zehra Hz. Muhammed'in (s.a.a) kızı idi. Hz. Zeyneb ise vasilerin efendisi, Hz. Ali'nin (a.s) kızıdır. Hz. Fatime'nin annesi Hz.Peygamberin en çok sevdiği eşi Hz. Hatice'dir. Hz. Zeyneb'in annesi ise Ümmü Ebiha Hz. Zehra'dır. Hz. Zehra (s.a) Peygamberin terbiyesi altında büyümüştü. Hz. Zeyneb ise Allah'ın velisi, Hz. Muhammed'in varisi ve nefsi olan Hz. Ali'nin terbiyesi altında büyümüştü. HzZehra'nın Hasan ve Hüseyin adında iki oğlu Allah yolunda şehit oldu. Hz. Zeyneb'in de Avn ve Muhammed adında iki oğlu Aşura günü canlarını Allah yolunda kurban ettiler.

Takva bakımından da yine aynı şekilde Hz. Zeyneb (s.a) sahip olduğu ilmine amel edenlerdendi, bu bakımdan da annesi Zehra (sa) gibi takva sahibiydi, zira ilim ve amel, iki kanat gibidir. Bu iki güç kimde daha fazla olursa onun fazileti, büyüklüğü de daha fazla olur. Tek kanatlı kuşun uçamayacağı gibi, hayata geçirilmeyen, amel edilmeyen ilim de insana takva kazandırmaz.

Hz. Zeyneb'i (sa) özellikle bazı hanım kardeşlerimiz, sadece Kerbela'daki dik duruşu ve Kerbela mesajını tüm çağlara ulaştıran çok önemli bir gazateci rolü ile hep bilir ve tanırlar. buradan yola çıkarak da gazeteciliğe soyunurlar çoğu zaman, tabiki bu rol, Hz. Zeyneb'i (s.a) Zeynep yapan çok önemli unsurlardandır. Ama acaba bu görevi ne zaman üstlendi, neler oldu da bu görevi üstlendi, bu görevi kendisi mi üstlendi yoksa emir mi olundu? Ve hangi ilmiyle amel etti de bu göreve layık görüldü? Bu soruları ayrı ayrı irdelemek analiz etmek gerekiyor.


Zira seçilmiş tüm Peygamberler (a.a) Peygamberliğe layık oldukları için seçilmişlerdir. Peygamber oldukları için masum olmamışlardır.


Zira Kelime-i şehadet'te Eşhedu en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlü. Diyoruz yani Hz. Muhammed (s.a.a) önce (ebd) kuldu, yani Allah'a en layık kul olduğu için Peygamber olarak seçildi, aynı şekilde Hz. Zeynep de Allah'ın en değerli kullarından biriydi ki, Kerbela gibi İslam'ın dönüm noktalarından bir kıyamın yaşandığı hareketi, çağlara ulaştırma görevi ile görevlendirilmiştir.

Kerbela'da İmam Huseyin'in (as) şehadeti, sonrada İmam Zeynelabidin'in (a.s) hastalığı sebebi ile o büyük görev ve ağır yük kendisine emanet edilmiştir.


Yani Hz. Zeyneb'in (s.a) Kerbela'da kardeşi Hz. Huseyin'in (a.s) sağ olduğu sürece sükut ettiğini ve oradaki o namehremlerle hiç bir şekilde konuşmadığını görüyoruz.

Zira Hz. Fatime (sa) buyuruyor ki: "bir kadın için en faziletli şey namahrem yüzü görmemesidir", bu söze ta son ana kadar itaet etti ve hiç bir şekilde namahremlerle diyaloğa girmedi. Ancak, Kufe valisi ibn-i Ziyad (la), sonra da Yezit (la) Hz. Zeynelabidin'i (a.s) şehid etmek istediklerinde, o vahşi mahlukların cevabının verilmesi gerekiyordu, bu şekilde Ehl i beyt'in bir büyüğü olarak, Yezit'i rezil eden o bilinen hutbesini haykırmak zorunda kalmıştır.

"Hz. Zeynelabidin'i (a.s) öldürmek istiyorsan önce beni öldürmen gerekiyor", vurgusunu yapmış ve Hz. Zeyneb'in (s.a) bu kararlı tutumu karşısında Yezit ve valisi buna cesaret edememişlerdir. Zira Arap kültüründe erkekler, kadınlara karşı davranışlarında ölçülüydüler. Bir başkasının kadınına karşı el kaldırmak, güç kullanmak çok kınanan bir davranıştı, o kalpleri taşlaşmış vahşi mahluklar bile kadınlara az da olsa ölçülü davranmak zorunda kalmışlardı, aksi taktirde halktan çok tepki alacaklarını biliyorlardı, o yüzden Hz. Zeyneb'in (sa) bu davranışı, İmamını korumak ve o vahşileri rezil etmek için kaçınılmazdı,

Zaten Hz. Zeyneb (s.a) ve diğer hanım ve çocukların Kerbela'ya götürülüş sebeplerinden biride buydu, zira Hz. Hüseyin'in (a.s) kardeşi Muhammed Hanefi imam Hüseyin'e (as): "Kardeşim madem gidiyorsun bari aileni çocukları götürme"dediğinde İmam şçyle buyuruyor: "Bizi şehid olarak görmek isteyen Allah, bu hanımları ve çocuklarıda esir olarak görmek istiyor."


İite yukarıdaki felsefe ve düşünceden dolayıdır ki onların zahirde esir (tabi o vahşilerin nezdinde) ama gerçekte dünyanın en özgür insanları ve Kerbela kıyamının mesajını o zamanda gittikleri her yer ve beldede duyurmuş, haykırmış aynı zamanda günümüze kadar ulaşmasına sebep olmuşlardır. Zaten bilindiği gibi Kerbela'da imam Zeynelabidin (a.s) hariç bütün erkekler şehid edilmişlerdir. Yani hanımlar ve çocuklar olmasaydı Kerbela Kerbela'da kalırdı.


Yukarıda değinmeye çalı?tığımız Hz. Zeynep (sa) profile, elbette Zeyneb'i Zeyneb yapan, Zeyneb derken aklımıza gelen ilk ve en önemli özelliği ve profil yapısıdır. Ama İslam ahlakında, kadınların Hz. Zeyneb (s.a)


-Kadınların Zeynep gibi mücahide olabilmeleri neye bağlıdır?


-Kadının cihadı nasıl olmalıdır? Nasıl cihad edip cenneti kazanmalıdır?


-Kısaca Zeynep, yani ziynet nasıl olunmalıdır? Ona kısaca bakalım,

Öncelikle Hz. Emir-ül Mû'minin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kadının cihadı, kocasına karşı olan görevlerini en iyi şekilde yerine getirmek (onu hoşnut etmesidir.)"

Ve yine bir gün Ensar kadınlarından birisi olan Esma bint-i Yezid, ashabının arasında bulunduğu bir sırada Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna vardı ve şöyle arz etti: "Anam, babam sana feda olsun; ben kadınların bir elçisi ve temsilcisi olarak huzurunuza varmı? bulunmaktayım.


Allah seni hak olarak bütün erkek ve kadınlara göndermiştir. Ve biz sana ve seni gönderen Rabb'ine iman etmiş bulunuyoruz. Biz kadınlar, siz erkeklerin evlerinde oturarak, sizlerin isteklerini yerine getirmekte ve evlatlarınızın yükünü taşımaktayız. Siz erkekler ise Cuma namazı, cemaat namazı, hasta ziyareti, cenaze merasimine katılma, haccetme ve hepsinden de önemlisi Allah yolunda cihad etme gibi amellerle biz kadınlara üstün kılınmışsınız. Sonra hacca, umreye veya sınırları korumaya çıktığınızda, elbiselerinizi dokuyan ve çocuklarınızı eğiten yine bizleriz. O halde ey Allah'ın Resulü, sevap ve mükafat açısından sizinle bir ortaklığımız var mı?"


Allah Resulü (s.a.a) kadına dönerek şöyle buyurdu: "Ey kadın, git ve seni bekleyen kadınlara söyle ki, sizden her kim eşine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getirir ve onu hoşnut etmeğe çalışır ve ona itaat etmeğe çalışırsa, erkeklerin alacağı o kadar sevabın hepsi ona da verilecektir." Bunu duyan kadın sevinçli bir şekilde ve tekbir getirerek Allah, Resulü'nün, huzurundan, ayrıldı.


İşte ilahi adalet buna derler. Kadın-erkek arasındaki eşitlik böyle mi sağlanır, yoksa kadınlara da erkekler gibi, yaradılışları gereği kaldıramayacakları bir takım ağır yüklerin ve sorumlulukların yüklenmesiyle mi? Evet! İnsanların amelleri, doğuracağı sonuçlar ile ölçülür; bu açıdan ise görüldüğü gibi kadınlara da erkeklere verilen mükafatların aynısı verilecektir; elbette vazifelerini yerine getirdikleri, takdirde.


-Acaba Zeynep (sa) bir evlat olarak nasıldı ve kimin elinden eğitim aldı?


-Bizim elinde ve evinde eğitim aldığımız aile yapısı nasıldır?


-Veya biz şimdi bir ev ve aileyiz, nasıl olmalıyız?


-Acaba Zeynep (sa) imamet evinde almı? olduğu eğitimle bir eş olarak gittiği evde nasıl bir e? oldu?


-Eşine itaat konusunda bir eksiklik yaptı mı? Eşinin izni olmadan dini tebliğ için bile olsa dışarı çıkıp, eşinin razı olmadığı hal ve hareketlerde bulundu mu?


-Günümüzün tabiri ile popilizm yada medyatik olma peşinde koştu mu?

Zira Kerbela'ya İmam Hüseyin (a.s) ile birlikte gitmeyi de nikah aktine koymuş ve nikah şartı yapmıştı, çünkü bu kadar kutsal görevde bile eşinin izni ve rızası olması gerektiğini biliyordu. yani Hz. Zeyneb (s.a) o kadar ince ruhlu, İslami öğretilere vakıf ve sadıktı ki ta yıllar öncesinden O'na verilecek olan görevin bilincinde ve şuurundaydı. Ayrıca evliliğinde Allah rızasını en üst düzeyde gözetmiş ve imam Hüseyin (as) ile birlikte Avn ve Muhammed adında iki oğul yetiştirip Kerbela'ya kurbanlık olarak götürmüştür.

-Yani 13 yaşındaki Hz. Kasım gibi şuurlu, ölümü baldan tatlı gören evlatlar yetiştirmeden Zeyneb olunur mu?


-"Zeynebiyim" diyen hangi kadın 13 yaşındaki çocuğuna Allah yolunda ölümün baldan tatlı olduğunu aşılayabilmiş?


-Ve yine çağımızın Hüseynilerini, Aliekberlerini, Rugeyyelerini yetiştiren annelik rolünü ne kadar örnek alıyoruz?


-Hz. Zeyneb (s.a) günümüzdeki gibi kadın hegemonyasını ve Feminizmi kabul edermiydi?


-Yani kısaca eşinin izni ve rızası olmadan Allah rızası için bile olsa bir şeyler yapar mıydı?



Yani Allah?ın rızasını kazanacağı ümidiyle hareket ederken, günaha düşme ihtimalini göz ardı etmek ne kadar akıllıca? Oysa imam Hüseyin (a.s) buyuruyor ki: "Halkı (toplumda birilerini) razı etmek için Allah'ı gazaplandıran topluluk asla kurtuluşa eremez"


Yine bir eş olarak Hz. Rubab'ın (s.a) Kerbela'da 6 aylık Ali Asger'inin günlerce susuzluğunu bildigi halde, o küçücük yavrusuna en doğal hakkı olmasına rağmen su istemekten haya etmiş, İmam Hüseyin'den (a.s) su isteyip eşini utandırmak istememiştir. Buradaki inceliği hangi Zeynebi kardeşimiz örnek alıyor?

Günümüzde bırakın zaruri ihtiyaçları, lüx olan arzu ve isteklerimiz için acaba kaç tanemiz eşimizle kavga edip boşanma haddine gelmişiz?


Bu gün boşanmaların çoğaldığı, aile yapısının dağıldığı, aile içi şiddetin, geçimsizliğin ne kadarının sorumlusu Zeynebiler (!) ne kadarı Aliekberler (!) dir.

Zira Aliekberleri, Hüseyinleri de yetiştirecek olan yine aziz 'Zenyebi Anneler' değil midir?


Yani Zeynebi kardeşlerin, annelerin öncelikli ve en kutsal görevlerinin Hüseyni evlatlar yetiştirmek olduğunu söylemek çok yerinde olacaktır. zira Hz. Peygamber efendimizin kızı Hz. Fatime (s.s) ile Hz. Ali'nin (a.s) evliliklerinde onların görevlerini onlara hatırlatarak Hz. Fatime'nin (s.a) ev işlerinde yetkili ve görevli, İmam Ali (a.s) ise dış iilerle görevlendirdiğini görüyoruz. Bu şekilde herkes yapması gereken asli görevini yaparsa ancak başarının olabileceğini çok iyi biliyoruz. Yaptığımız işlerde Allah rızası varsa eğer görevin büyüğü küçüğü olmaz.


Yok yaptıklarımız medyatik olmak içinse, gösteriş ve riya varsa Allah korusun yaptığımız iş ve davranış ne kadar büyük olursa olsun, binlerce insana faydamızda olsa, Allah nezdinde hiç bir değeri yoktur. Zira ahiret günü yaptıklarımızın karşılığını Allah'tan beklerken, Allah (cc) nida eder. "Ey falani senin o yaptıkların yerinde, bir çok insanda faydalandı ama sen o hareket ve davranı?ı benim için yapmadın. Filanilar seni alkışlasınlar diye yaptın, dolayısı ile git karşılığını ondan al…."


Tüm hal ve davranışlarımızı Allah'ın rızasını kazanmak için yapmak ümidi ile….


Mehmet Yüksek

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler