20 Ekim 2021 Çarşamba Saat:
03:52
20-09-2021
  

Ahlâkî Eğitim Yöntemleri

İnsanlar, bilgilerinin kendi duygularıyla uyumlu olmasını istedikleri için, görüşlerini büyük ihtimalle sevdikleri kimselerin görüşüne uygun olarak değiştirmektedirler.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Masumlar’ın (a.s) siyerinde ahlâkî eğitim yöntemlerini dört guruba ayırabiliriz:

 

1- Ortam Hazırlayan Yöntemler

 

Ahlâkî eğitimin başarısı, her girişimden ve her şeyden önce uygun bir ortama bağlıdır. Bu yüzden Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) siyerinde uygun ortam hazırlanmasına fazlasıyla dikkat edilmiş ve bazı yöntemlerden istifade ederek ahlâkî eğitimin hedeflerine ulaşması için uygun ortamlar oluşturmaya çalışmışlardır. Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) siyerinde uygun ortam hazırlamak için bahsedeceğimiz yöntemleri kullanmışlardır. Dikkat edilmesi gereken konu, ortam hazırlayan yöntemlerin, kaynağını ahlâkî eğitimin genel temel ve esaslarından, yani insanın çevresinden etkilenmesinden ve çevresinin ıslahından aldığıdır.

 

a) Öğrencinin Bozuk Çevrelerden Kaçınması

 

İnsan, hayatını devam ettirebilmek ve zaruri ihtiyaçlarını temin edebilmek için çevresiyle irtibat kurmak zorundadır. Ancak çevre, vereceklerini karşılıksız insanın hizmetine sunmamaktadır. Verdiklerinin karşılığında şahsiyeti, davranışları ve sözleri üzerinde tesir bırakmaktadır. Eğer çevre salih olursa, genellikle davranışı da salih olur ve tam tersi. Bununla beraber bozuk çevre genellikle zamanla insanı bozar ve beğenilmeyen davranışlara yönlendirir. Bu yüzden çoğu durumda düzgün bir çevre olmadan ahlâkî eğitimin mümkün olmadığı söylenilebilir.

 

Belki de bu yüzden Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt (a.s) hem kendileri bozuk çevrelerden uzak duruyorlar, hem de takipçilerini bozuk çevrelere girmekten alıkoyuyorlardı. Harun bin Cehm şöyle diyor:

 

“İmam Sâdık (a.s) Hayre’de Mansur’un yanına gittiğinde onunlaydım. Mansur’un çalışanlarından biri oğlunu sünnet ettirmiş, yemek hazırlayarak halkı davet etmişti. İmam Sâdık (a.s) da davetliler arasındaydı. İmam sofrada oturmuş, yemek yiyordu. Başkaları da onunla birlikte sofrada oturuyordu. İçlerinden biri su istedi ve ona bir kâsede şarap getirdiler. Şarap adamın eline geçince İmam (a.s) sofradan kalktı. Ona kalkmasının sebebini sorduklarında şöyle dedi: “Peygamber (s.a.a) buyurdu ki: Şarap içilen bir sofrada oturan kimse mel’undur.”[1]

 

Birçok rivayette de günah sebeplerini ve vesilelerini hazırlamak, günah ve haram sayılmıştır. Örneğin şarapla ilgili olan rivayetlerde sadece şarap içmek kınanmamış, üzüm suyunu çıkaran, şarabı üreten, satan, alan, sunan, şarabın değerinden faydalanan ve taşıyan da kınanmıştır. Bir rivayette Zeyd bin Ali Zeynelâbidîn (a.s) babalarından şöyle naklediyor:

 

“Allah Resulü (s.a.a) şarabı, özünü hazırlayanları, şarabı yapanları, satanları, alanları, sunanları, şarabın değerinden faydalananları, şarap içenleri, şarabı nakledenleri, şarabın kendisine götürüldüğü kimselerin hepsine lanet etmiştir.”[2]

 

Hatta hicap emri de çevrenin tahrik ve fesat unsurlarından temizlenmesi için verilmiştir. Kummî’nin tefsirinde hicap ayetinin (Nur suresi, 31. ayet) iniş sebebiyle ilgili şunlar vardır:

 

“Müslüman kadınlar cemaat namazına katılmak için camiye gidiyorlardı. Akşam vakitlerinde gençler onların yolunda oturuyorlar ve onlara sataşıyorlardı. Bu yüzden Müslüman kadınların bu sataşmalardan korunabilmeleri için Allah hicap emrini verdi.”[3]

 

Daha önce anlatılan konulara dikkat edilirse Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) siyerinde uygunsuz ve bozuk çevrelerden kaçınmak, temel bir yöntem olarak beyan edilmiştir. Psikologların yapmış olduğu araştırmalar da uygunsuz etkenlere maruz kalmanın, insanı beğenilmeyen davranışlara yönelttiğini teyit etmektedir. Smith ve Mackie şöyle yazıyor:

 

“Bazı araştırmalar toplumdaki bazı etkenlerin özel birtakım davranışlara sebep olduğunu göstermektedir. Örneğin Berkowitz diyor ki: Silah ve saldırı için kullanılan diğer aletlerin varlığı saldırgan davranışları arttırmaktadır. Bu durum sakin kişilerde bile etkili olmaktadır.”[4] Sonra şöyle ekliyorlar: “Aynı şekilde değişik araştırmalar televizyonda saldırganlığın izlenmesinin, saldırgan davranışları arttırdığını göstermektedir.” Yine araştırmalar göstermektedir ki “saldırganlığı çağrıştıracak etkenlerin olmaması, saldırgan davranışların azalmasını sağlamaktadır. Örneğin 1974’te Jamaika silah taşınmasını yasaklayarak televizyon filmlerinden şiddet sahnelerini[5]çıkardığında, silahla işlenen suçlar oldukça azalmıştı.”[6]

 

b) Kötü Huy Sahipleriyle Görüşmekten Kaçınmak

 

İnsanın oturup kalktığı kimsenin ve arkadaşının insanın huy ve yapısı üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Bu sebeple İslâmî metinlerde kötülerle oturup kalkmak yasaklanmış, iyilerle oturup kalkmak tavsiye edilmiştir. İmam Sâdık’tan (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:

 

“Bid’atçilerle oturup kalkmayınız. Zira halkın gözünde onlardan biri sayılırsınız. Allah Resulü (s.a.a) buyuruyor: Kişi, dostunun ve yoldaşının dinindendir.”[7]

 

İmam diğer bir rivayette de şöyle buyuruyor:

 

“Müslümanın günahkârla, ahmakla ve yalancıyla arkadaşlık etmesi yakışık almaz.”[8]

 

Arkadaşın insanın davranışı ve huyları üzerindeki etkisine teveccühle, Masumlar’ın (a.s) siyerinde iyilerle arkadaşlık edilmesi ve ahlâkî sapmaları olan, kötü kimselerden uzak durulması konusu tekit edilmiştir. Burada bu siyerlerden birini örnek vermekle yetiniyoruz.

 

Amr bin Numan şöyle diyor: İmam Sâdık’ın (a.s) kendisinden hiç ayrılmayan, hep yanında olan bir arkadaşı vardı. Bir gün İmam’la (a.s) beraber ayakkabıcılar çarşısında yürüyorlardı ve onun Sindli uşağı da arkalarından geliyordu. Adamın uşağıyla bir işi vardı, üç kez arkasına baktı ama onu göremedi. Dördünce sefer “Ey zinazade! Neredesin?” diye bağırdı. İmam (a.s) elini alnına vurarak şöyle dedi: “Subhanallah, annesini zinayla mı itham ediyorsun? Ben senin takvalı olduğunu sanıyordum ama olmadığın anlaşıldı.” Adam, “Fedan olayım, onun annesi Sindli bir müşriktir.” dedi. İmam (a.s) buyurdu: “Her ümmetin bir evlilik usulü olduğunu bilmiyor musun? Benden uzaklaş.” Ben onları ölene kadar bir arada görmedim.[9]

 

c) Toplumda Ahlâkî Atmosferin Oluşturulması

 

Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) siyerinde ahlâkî eğitim için uygun ortamın oluşturulmasında en etkili yöntemlerden biri, topluma ahlâkî atmosferin hâkim kılınmasıdır. Ahlâkî atmosferle anlatılmak istenen, ahlâkî değerlerin toplumda daha iyi yer edinmesi ve herkesin kendisini onlara uymakla mükellef görmesidir. Diğer bir deyişle ahlâkî atmosferin oluşturulması, İslâm’ın ahlâkî değerlerinin hâkim olması anlamındadır. Ama ahlâkî değerlerin hâkimiyetinin baskı ve zor kullanılarak oluşturulması anlamında değildir. Kişilerin samimi bir kalple değer vermeleri, kabul etmeleri ve bağlı kalmaları anlamındadır.

 

Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) siyerine dikkat edilirse görülür ki onların tüm çabaları İslâm’ın ahlâkî değerlerini hâkim kılmak ve toplumda ahlâkî bir atmosfer oluşturmak içindi. Peygamber (s.a.a) Medine’de olduğu dönem boyunca özel yöntemler kullanarak İslâmî ahlâk değerlerini en iyi surette Medine toplumuna hâkim kılmıştır. Öyle ki kimse bu kurallardan sapma cesaretini kendisinde bulamıyordu. Peygamber’in (s.a.a) siyerinde şöyle geçmektedir:

 

Bir genç Peygamber’in (s.a.a) yanına gelerek şöyle söyledi: “Ey Allah’ın Resulü, bana zina yapmam için izin ver.” Müslümanlar ona saldırarak, onu bu konuşmadan men ettiler. Peygamber (s.a.a) buyurdu: “Yaklaş.” Genç yaklaştı ve Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Acaba bu işin annenle yapılması hoşuna gider mi?” “Hayır” dedi. Buyurdu:[10]

 

Ahlâkî meseleler hakkında tartışma ve konuşma yönteminde açıklayacağımız bu siyerde, genç, Peygamber’den (s.a.a) böyle bir istekte bulununca tüm ashap ona saldırarak bu işi yapmaktan alıkoymaya çalışıyor. Bu tepki, tüm Müslümanların ahlâkî değerleri varlıklarına nüfuz edecek şekilde kabul edip bağlı olduklarını gösteriyor. Bu yüzden biri bu değerleri çiğnemek istediğinde ciddi bir muhalefet ve tepkiyle karşılaşıyordu.

 

Çağımızda da ahlâkî atmosferin oluşturulması, ahlâkî eğitim metodu olarak dikkatleri fazlasıyla üzerine çekmiştir. Lickona’ya göre ahlâkî atmosferin oluşturulması, ahlâkî eğitimin etkili yöntemlerindendir. Lickona şöyle diyor: “Bu yöntem sayesinde öğrenciler konuşma aşamasından ileri geçmekte, söylediklerini amele dökmektedirler.”[11]

 

Uygun ahlâkî atmosfer oluştuğunda, bu ortamda yaşayan yeni nesil, uygulamalı olarak ahlâkî değerlerle aşina olmakta ve taklit ve uyum yoluyla günlük yaşamlarında kullanmaktadırlar.[12]

 

d) Muhabbet ve İhsan

 

Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) siyerinde başkalarına muhabbet ve ihsanda bulunmak yüce bir konuma sahiptir. Bu siyerlerden birkaçını naklediyoruz:

 

Mekke’nin fethinde Müslümanlar Mekke’ye girdiklerinde, herkes Peygamber’in (s.a.a) kendisine ve dostlarına yaptıkları tüm zulümlerin ve namertliklerin intikamını alacağını bekliyorlardı. Onların esir edilerek mallarına el konulmasını ve öldürülmelerini emredeceğini düşünüyorlardı. Bununla birlikte “Bugün öldürme günüdür” diye bağıran Müslümanlara cevaben Peygamber (s.a.a) şöyle buyuruyordu: “Bugün muhabbet günüdür.” Sonra da çok az kimse dışında tüm Mekke halkının özgür olduğunu ilân etti.

 

İmamlar’ın (a.s) yöntemi de böyleydi. İmam Hasan Mücteba (a.s) ile ilgili şöyle rivayet edilir:

 

Şamlı bir adam İmam Hasan’ı (a.s) at üzerinde gördü ve kötü sözler söylemeye ve hakaret etmeye başladı. İmam (a.s), adam kötü sözlerini bitirene dek bekledi ve ona cevap vermedi. Sonra ona dönerek selam verdi, gülümsedi ve şöyle buyurdu: “Ey şeyh, sanırım yabancısın ve bir yanlış anlama söz konusu olmuş. Eğer seni hoşnut etmemizi istersen şunları yapabiliriz: Eğer bizden bir şey istersen sana veririz. Eğer yol göstermemizi istersen sana yol gösteririz. Eğer bir işin varsa onu yaparız. Eğer aç isen seni doyururuz. Eğer çıplaksan seni giydiririz. Eğer muhtaçsan seni ihtiyaçsız kılarız. Eğer kaçıyorsan seni koruruz. Neye ihtiyacın varsa onu temin ederim. Şimdi eğer eşyanı toplar, geri döneceğin zamana kadar misafirimiz olursan daha iyi olur. Çünkü bizim yerimiz geniş, makamımız yüce ve malımız çoktur.” Şamlı adam bu sözleri işitince ağlamaya başladı ve şöyle dedi: Şehadet ediyorum ki sen Allah’ın yeryüzündeki halifesisin ve Allah risaletini nereye koyacağını daha iyi biliyor. Sen ve baban halk arasında en çok kin duyduğum kimselerdiniz. Oysa şimdi sen benim için halk arasındaki en sevgili kimsesin.” Adam eşyalarını topladı ve dönene kadar İmam’ın (a.s) misafiri oldu. Ayrıca İmam’ın (a.s) dostlarından biri oldu.[13]

 

İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) siyerinde de şöyle geçmektedir:

 

Biri İmam Zeynelâbidîn’e (a.s) hakaret etti. İmam’ın (a.s) hizmetkârları onu cezalandırmak istediler. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Onu bırakınız. Bizim hakkımızda bilmedikleri, söylenenlerden daha fazladır.” Sonra şöyle buyurdu: “Ey adam, bir hacetin var mı?” Bunun üzerine adam utandı. İmam (a.s) elbisesini ona bağışladı ve bin dinar verilmesini emretti. Bunun üzerine adam döndü ve feryat ederek şöyle dedi: Şehadet ediyorum ki sen Allah Resulü’nün evladısın.[14]

 

İmam Bâkır’ın (a.s) dostlarından Amr bin Dinar ve Abdullah bin Ubeyd şöyle söylüyorlar:

 

Ne zaman İmam Bâkır’ı (a.s) görmeye gitseydik bizim azığımızı, hediyemizi ve giysimizi temin ederek şöyle buyuruyordu: “Siz beni görmeye gelmeden önce bunları sizin için hazırlamıştım.”[15]

 

Şimdi şu soru akıllara gelmektedir: Neden onlar başkalarına bu kadar ihsan ve muhabbette bulunma üzerinde duruyorlardı?

 

Öyle görünüyor ki bu kadar üzerinde durmalarının sırlarından biri, ihsan ve muhabbetin bıraktığı etkiden ötürüdür. Başkalarına ihsanda bulunmak, ihsanda bulunana ilgi ve sevgi duyulmasını sağlar. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle okuyoruz:

 

“İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”[16]

 

Emiru’l-Muminin Ali’nin (a.s) sözüne göre:

 

“İnsan, ihsan ve muhabbetin kölesidir.”[17]

 

Bu ilgi ve sevgi de ortamı ihsan edenden etkilenmek için hazır hale getirmektedir. Zira insan kalbi neye ilgi duyarsa, diğer uzuvları da ona ilgi duymakta ve bu ilgi de arkasından kabul etme ve peşinden gitmeyi getirmektedir. Bilimsel araştırmalar da bu konuyu onaylamaktadır. Taylor şöyle diyor: “Psikologların bulgularına göre dinleyici, konuşmacıya ne kadar olumlu bakarsa o oranda olumlu bir ilişki gerçekleşmektedir ve konuşmacının düşüncesi doğrultusunda görüşünü değiştirmesi ihtimali de daha fazladır.”[18] Konuyu açıklamak için devamında şöyle demektedir: “İnsanlar, bilgilerinin kendi duygularıyla uyumlu olmasını istedikleri için, görüşlerini büyük ihtimalle sevdikleri kimselerin görüşüne uygun olarak değiştirmektedirler.”[19]

 

Buna göre, başkalarına muhabbet ve ihsanda bulunmak, ortamı ahlâkî eğitim ve eğitimcinin etki edebilmesi için müsait hale getiren yöntemlerden biridir, diyebiliriz.

 

 

 


[1]     Kuleynî; Kâfî, C. 6, s. 268.

[2]     Kuleynî; Kâfî, C. 6, s. 398.

[3]     Kummî; Tefsir-i Kummî, C. 2, s. 196.

[4]     Smith and Mackie; Social Psychology, s. 541.

[5]     a.g.e., s. 745.

[6]     a.g.e., s. 635- 835.

[7]     Kuleynî; Kâfî, C. 2, s. 376.

[8]     a.g.e.

[9]     Kuleynî; Kâfî, C. 2, s. 324.

[10]    El-Heysemî; Mecmau’z-Zevâid ve Menbau’l-Fevâid, C. 1, s. 129.

[11]    Lickona; “Teacher’s role in character education” in Journal of Education, s. 7.

[12]    Söylememiz gerekir ki, ahlâkî atmosferin oluşturulmasının iki rolü vardır: 1- Giriş ve ortam hazırlama rolü. 2- Öğrencide ahlâkî değer oluşturma, bunlarla tanıştırma ve yönlendirme rolü. Ama ilk rol daha renkli ve kuvvetli olduğu için, ortam hazırlayan yöntemler içinde zikrettik.

[13]    Meclisî; Bihâru’l-Envâr, C. 43, s. 344.

[14]    a.g.e., C. 46, s. 95.

[15]    a.g.e., s. 288.

[16]    Fussilet, 34.

[17]    Amidî; Gureru’l-Hikem ve Dureru’l-Kilem, s. 385.

[18]    Taylor et al, Social Psychology, s. 148.

[19]    a.g.e.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler