09 Ağustos 2022 Salı Saat:
07:07
28-10-2021
  

Akika Nedir? Sünnet mi Vacip mi?

Her doğan bebek, kendi akikesine rehindir.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Peygamber’in (s.a.a) ve İmamlar’ın (a.s) sözlerinde ve davranışlarında üzerinde durdukları âdâp ve sünnetlerin en önemlilerinden biri, çocuk için akikedir. Akike konusunda tekit, pekiştirme şeklindedir ki, bazı rivayetlerde akike yapılmasının vacip bilinmesi derecesindedir. İmam Kâzım (a.s) şöyle buyuruyor:

 

“Bir erkek, evlat sahibi olduğunda, üzerine akike vaciptir.”[1]

 

Bazı Şia ve Ehli Sünnet fakihler de bunun vacip olduğuna dair fetva vermişlerdir[2]fakat Şia fakihlerin çoğu bunun müstehap olduğunu belirtmişlerdir. İmam Humeynî (r.a) Tahriru’l-Vesile’de şöyle yazıyor:

 

“Akike, kız ve erkek çocuk (veladeti = doğumu) için müekked müstehaplardan biridir.”[3]

 

Akike üzerinde çok durulmuştur. Hatta İmamlar (a.s) onun değerinde sadaka verilse bile terk edilmesini onaylamamışlardır. Abdullah bin Bekir şöyle diyor:

 

İmam Sâdık’ın (a.s) yanındaydım. İmam’ın amcası Abdullah bin Ali’nin yolladığı kişi, İmam’a “Amcanız diyor ki: Akike için hayvan aradım ama bulamadım. Acaba onun değerini sadaka olarak vereyim mi?” diye arzetti. İmam buyurdu ki: “Hayır, zira Allah halka yemek verilmesini ve hayvanın kanının dökülmesini seviyor.”[4]

 

Eğer ebeveynler herhangi bir sebeple çocukları için akike yapamadılarsa, çocuğun buluğa erdikten sonra kendisi için akike yapması müstehaptır. Ömer bin Yezid şöyle diyor:

 

İmam Sâdık’a (a.s) “Babmın benim için akike yapıp yapmadığını bilmiyorum” dedim. İmam buyurdu: “Kendin için akike yap.” Ben de yaşım geçkin olduğu hâlde böyle yaptım.[5]

 

Akike üzerinde o kadar durulmuştur ki, eğer bir kimse hayattayken akikesi olmadıysa, ölümünden sonra onun için akike yapılması müstehaptır.[6]Peygamber (s.a.a) ve İmamlar (a.s) kendileri ve evlatları için akike yapıyorlardı. İmam Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

 

Peygamber (s.a.a), nübüvvetinden sonra kendisi için akike yaptı ve Hasan ve Hüseyin (a.s) için de iki koç akike yaptı.[7]

 

İmam Seccad (a.s) da şöyle buyuruyor:

 

“Fatıma (s.a), Hasan ve Hüseyin (a.s) için akike yaptı ve bir dinarla bir koyun budunu bir kabileye verdi.”[8]

 

İmam Hasan el-Askerî (a.s) de İmam-ı Zaman (a.f) için akike yaptı. Ebu Cafer Amr şöyle diyor:

 

“Seyyid (İmam-ı Zaman a.f.) doğduğunda İmam Askerî (a.s) şöyle buyurdu: “Ebu Amr’ı yanıma yollayın.” Ebu Amr’ı çağırdıklarında ve İmam’ın yanına geldiğinde İmam buyurdu ki: “…Ve falan miktarda onun için akike yap.”[9]

 

Çocuğun akikesi hakkında birçok rivayet nakledilmiştir. Bunlarda akikenin yedinci gün olması buyrulmuştur. Meselâ İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

 

“Her doğan, kendi akikesine rehindir.”[10]

 

Yine şöyle buyurmuştur:

 

“Çocuğun (selameti) yedinci gününde, koça (kurban edilmesine) rehindir. Bu günde ismi koyulmalı ve onun için bir koç akike edilmelidir.”[11]

 

Yani, çocuk bağlanmış gibidir ve kurban kesilerek özgür bırakılmalıdır. Sonuç olarak akike, Mâsûmlar’ın (a.s) siyerinde üzerinde oldukça durulmuş sünnetlerdendir. Toplumsal etkilerine ilâveten çocuk üzerinde ruhsal eğitimsel etkilere de sahiptir. Bunlardan bazılarını anlatacağız.

 

Bazıları akikenin cahiliye döneminde revaçta olan bir âdetin devamı olduğunu, toplumsal etkilere sahip olduğu için İslâm’ın da bunu kabul ettiğini ve biraz değişiklikle Allah’a yakınlaşma vesilesi kıldığını söyleyebilirler. Öyle görünüyor ki akike, İslâm’dan önce de revaçta olsa bile cahiliye adetlerinden değil, dinî sünnetlerdendir. Hz. İbrahim (a.s) zamanında, İsmail’in yerine Allah tarafından gönderilen koçun kurban edilmesiyle bu amel sünnet hâline gelmiş ve zamanla cahiliye döneminde değişikliklere uğramıştır.

 

Akikenin tek hedefi –akikeyle bu etkilere ulaşılsa da- yedirmenin toplumsal ve maddî etkileri değildir. Akike kurban etmenin asıl hedefi, çocuğun canını korumak ve Allah’a yakınlaşmaktır. Rivayetlerde bu konuyu isbatlayacak birçok şahit vardır ve bazılarına değineceğiz. İmam Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

 

“Akike zengin ve fakire eğer yapabileceklerse gereklidir. Ancak fakir, akikeye güç yetiremezse gerekli değildir.”[12]

 

Eğer istenilen sadece akikenin iktisadî ve toplumsal boyutlarıysa neden fakirin de imkân dâhilinde akike yapması gereksin? Öyleyse işin içinde önemli başka bir mesele olmalıdır. Üstelik eğer sadece iktisadî ve toplumsal etkileri için olsaydı, akike için bir hayvan bulunamadığında değeri kadar sadaka vermek yeterli olmalıydı. Oysa İmamlar, kurban etmek için bir hayvan bulunamadığında dahi değerinin sadaka olarak verilmesini kabul etmemişlerdir. Nitekim “Hayvan bulana kadar bekleyin”[13]buyurmuşlardır.

 

İslâm’dan önce de akike vardı. Nitekim İmam Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

 

“Ebu Talib, Peygamber (s.a.a) için doğumunun yedinci gününde akike yaptı…”[14]

 

Ancak cahiliye Arabı akike yaptığında, kanını da çocuğun başına ve yüzüne sürüyordu, ama İslâm bunu men etmiştir.

 

Akikenin, İsmail’in kurbanlığından kaynağını alması konusu, bu sünnetin Hac ibadetlerinde de olmasındandır. Nitekim bir rivayette İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

 

“Akike lâzımdır ancak eğer bir kimse akike yapmaz, ama Hac’da kurban keserse -akike yerine bunu yapması- yeterlidir.”[15]

 

Akikenin çocuğun hidayet ve eğitimine ortam sağlaması mümkün olan bazı ruhsal ve mânevî etkileri şöyledir:

 

1- Akike çocuğun canının selameti karşılığında bir feda ve bir karşılıktır. İslâm, Allah yolunda malda cömertlik yapılmasını, olayların ve mukadderatın gidişine tesirini kabul etmektedir. Nitekim sadaka insanın canının korunması ve selameti üzerinde etkilidir ve nezrin hastalıkların iyileşmesinde etkisi kabul edilmiştir. Akikenin de böyle bir mahiyeti vardır. Etkileri arasında da çocuğun canının hastalıklara, yer ve gök belalarına karşı korunması, selameti ve sıhhatine tesirini sayabiliriz. Akike sırasında okunması müstehap olan bir duada şöyle geçmektedir:

 

“Ey Allah’ım, bu hayvanın etini onun etine, kanını kanına, kemiğini kemiğine, kılını kılına, derisini derisine karşılık veriyorum. Allah’ım, bu kurbanlığı onun korunması ve selameti vesilesi kıl.”[16]

 

İmam Sâdık’ın (a.s) bir rivayette şöyle buyurduğundan bahsettik. Her doğan, akikenin rehnindedir. Evladın akikeye rehin olmasının anlamlarından biri, onun sağlık, selamet ve hayatının akikenin rehninde olmasıdır. Bununla beraber hem bu rivayette hem de akike duasında akikenin etkilerinden birinin, çocuğun selameti ve canının korunması olduğu konusuna işaret edilmiştir.

 

2- Akike çocuğun Allah’a yakınlaşmasına, Allah’ın da çocuğa teveccühüne, şeytanın zelil olmasına ve insandan uzaklaşmasına vesiledir. Akikeyi ebeveynler veya başka kimseler çocuk için yapıyor olsa da, akike çocuk tarafından olur ve etkileri ebeveynden çok çocuk üzerindedir. Elbette İslâm’da bir kişinin amelinin başkasının Allah’a yakınlaşmasına sebep olduğunu gösteren birçok örnek vardır. İnsanın anne-babası tarafından hayırlar yapması, onların yerine namaz kılmaları, hatta başka birisine kıldırılması, vekâleten Hac edilmesi ve benzerlerinin hepsi, yerine amel yapılanların Allah’a yakınlaşmasında müessirdir. Akike duasında şöyle geçmektedir:

 

“Ey Allah’ım, Muhammed ve Âl-i Muhammed’e selam gönder ve bu kurbanlığı falanın oğlu filandan kabul eyle.”[17]

 

“Ey Allah’ım, kanlar senin için dökülüyor ki, ortağın yoktur ve hamd âlemlerin Rabbi’ne mahsustur. Ey Allah’ım! Kovulmuş şeytanı zelil et.”[18]

 

3- Akike, insanın Allah’ın nimetine şükranlığıdır. Rivayetlere göre evlat, insana verilen İlâhî nimetlerden bir nimettir. Bu kurbanlık da o nimete şükranlık için yapılır. “Andolsun ki nimetlerime şükrederseniz arttırırım; eğer nankörlük ederseniz şüphesiz azabım çok şiddetlidir” [19]ayeti gereğince bu şükür, çocuğun bekası ve takviyesinde müessir olacaktır.

 

Nimetin artmasının hem nicelik ve hem de nitelik yönü olabilir. Evlat nimetinin niteliksel artışı, onun salih, iyiliksever, ailesi ve toplum için bereketli olması anlamındadır. Akike duasında şöyle söylenir:

 

“Ey Allah’ım! Bu kurbanlığı bana nasip ettiğin nimete şükranlığımdan ve aileme olan fazlına dair bilincimden dolayı kesiyorum.”[20]

 

Çocuk için akike yapılması, Allah’ın insana bağışladığı nimete şükranlığa ilâveten çocuk üzerinde fiziksel ve özellikle de ruhsal birçok etkiye sahiptir. Ruhsal etkilerin çoğu bize gizli olsa da ruhsal etkilere sahip olduğu esası üzerinde şüphe yoktur. Bu konu, akikenin üzerinde duran birçok rivayetle isbat edilebilir.

 

 

 


[1]     a.g.e., s. 24, Hadis 1.

[2]     Meclisî; Mir’atu’l-Ukul, C. 21, s. 44.

[3]     Humeynî; Tahriru’l-Vesile, C. 2, s. 448.

[4]     Kuleynî; Kâfî, C. 6, s. 25, Hadis 6.

[5]     Kuleynî; Kâfî, C. 6, s. 25, Hadis 3.

[6]     Humeynî, Tahriru’l-Vesile, C. 2, s. 448.

[7]     Hurru’l-Âmilî; Vesâilu’ş-Şia, C. 15, s. 145, Hadis 3.

[8]     Meclisî; Bihâru’l-Envâr, C. 43, s. 240.

[9]     Nuri; Mustedreku’l-Vesâil, C. 15, s. 134, Hadis 17769.

[10]    Kuleynî; Kâfî, C. 6, s. 25, Hadis 4.

[11]    Kuleynî; Kâfî, C. 6, Hadis 9.

[12]    a.g.e., s. 28, Hadis 9.

[13]    a.g.e., s. 25, Hadis 8.

[14]    Hurru’l-Âmilî; Vesâilu’ş-Şia, C. 15, s. 159, Hadis 5.

[15]    a.g.e., s. 150, Hadis 4.

[16]    Kuleynî; Kâfî, C. 6, s. 31, Hadis 3.

[17]    Kuleynî; Kâfî, C. 6, Hadis 4.

[18]    a.g.e., Hadis 5.

[19]    İbrahim, 7.

[20]    Kuleynî; Kâfî, C. 6, s. 30, Hadis 2.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler