06 Temmuz 2022 Çarşamba Saat:
22:12
14-02-2022
  

Ali’den Başka Kim Diyebilir Bunları?!

“Ey insanlar! Beni kaybetmeden sorun bana. Bu (karşınızda duran) ilmin heybesidir; bu (söylediklerim) Resulullah’ın ağzından dökülür (gibidir).

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Hacı Musa Aydın

 

 

 

 

 

Hz. Emirü’l-Müminin hakkında birçok başlık altında bahsedilebilir. Ama ben bu yazıda farklı bir başlıkla Mevlamız’dan bahsetmek istiyorum. Evet, siz Ali dostlarına onun mübarek sözlerinden bazı örnekler vereceğim ki Ali’den başka kimse bunları söylemeye cüret ve cesaret edemez. Bu sözleri okuduğunuzda hem Allah’a binlerce kez şükredeceksiniz ki böyle bir İmam ile sizleri tanıştırmış ve onun imamet ve velayetiyle sizi şereflendirmiştir. Hem bu sözlerden çıkaracağınız önemli mesajlar var. Hem de bunların kendisi onun ne denli yüce ve akla hayale sığmayacak bir makama ve şahsiyete sahip olduğuna da ışık tutacaktır.

 

 

1- Asla şüpheye kapılmadım…

 

مَا شَكَكْتُ فِي الْحَقِّ مُذْ [مُنْذُ] أُرِيتُهُ.

 

“Hak bana gösterildiğinden beri onda asla şüpheye düşmedim.”[1]

 

 

2- Perdeler kalksa yakinim artmaz…

 

لو کشف الغطاء ما ازددت يقينا  .

 

“Eğer perde (gözümün önünden kaldırılsa) yakinim artmaz.”[2]

 

 

3- Görmediğim Rabbe ibadet etmem…

 

عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ ع قَالَ: جَاءَ حِبْرٌ إِلَى أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ صَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلْ رَأَيْتَ رَبَّكَ حِينَ عَبَدْتَهُ قَالَ فَقَالَ وَيْلَكَ مَا كُنْتُ أَعْبُدُ رَبّاً لَمْ أَرَهُ قَالَ وَ كَيْفَ رَأَيْتَهُ قَالَ وَيْلَكَ لَا تُدْرِكُهُ الْعُيُونُ فِي مُشَاهَدَةِ الْأَبْصَارِ وَ لَكِنْ رَأَتْهُ الْقُلُوبُ بِحَقَائِقِ الْإِيمَانِ‌.

 

İmam Cafer Sâdık’tan şöyle nakledilmiştir: “Bir Yahudi din adamı Emirü’l-Müminin’in (a.s) yanına gelerek dedi ki: “Ya Emire’l-Müminin! İbadet ederken Rabbini hiç gördün mü?” Şöyle buyurdu: “Yazıklar olsun sana, ben görmediğim bir Rabbe ibadet etmem!” Adam “Nasıl gördün?” diye sorunca, şöyle buyurdu: “Vay olsun sana, baştaki gözler O’nu müşahede etmez; kalpler O’nu iman hakikatleriyle görür!”[3]

 

 

4- Her şeyden önce, her şeyle beraber ve her şeyden sonra onun Rabbini görüyorum…

 

ما رَأَيْتُ شَيْئاً الَّا وَ رَأَيْتُ اللَّهَ قَبْلَهُ وَبَعْدَهُ وَ مَعَهُ.

 

“Ben, gördüğüm her şeyden önce, sonra ve onunla birlikte onun Rabbini gördüm!”[4]

 

 

5- Ben Allah’ın ilmiyim…

 

أنا عِلْمُ اللّهِ ، و أنا قَلبُ اللّهِ الواعي ، و لسانُ اللّهِ النّاطقُ ، و عَينُ اللّهِ ، و جَنْبُ اللّهِ ، و أنا يَدُ اللّهِ .

 

“Ben Allah’ın ilmiyim; ben Allah’ın idrak eden kalbiyim; ben Allah’ın konuşan diliyim; ben Allah’ın gözüyüm, ben Allah’ın en yakınıyım ve ben Allah’ın eliyim.”[5]

 

 

6- Ben Allah’ın hüccetiyim…

 

أنا حُجَّةُ اللّهِ، و أنا خليفةُ اللّهِ ، و أنا صِراطُ اللّهِ ، و أنا بابُ اللّهِ ، و أنا خازِنُ عِلمِ اللّهِ ، و أنا المؤتَمنُ على سِرِّ اللّهِ، و أنا إمامُ البَرِيّةِ بَعد خيرِ الخليقةِ محمّدٍ نبيِّ الرّحمةِ صلى الله عليه و آله .

 

“Ben Allah’ın hüccetiyim; ben Allah’ın halifesiyim; ben Allah’ın sıratı (yoluyum); ben Allah’ın kapısıyım; ben Allah’ın ilminin haznedarıyım; ben Allah’ın sırrına emin kıldığı kimseyim; ben yaratıkların en hayırlısı, rahmet peygamberi Hz. Muhammed’den (s.a.a) sonra yaratılanların imamıyım!”[6]

 

 

7- Ben Resulullah’ın halifesi, veziri ve varisiyim…

 

أنا خليفةُ رسولِ اللّهِ و وزيرُهُ و وارِثُهُ، أنا أخو رسولُ اللّهِ و وصيُّهُ و حبيبُهُ، أنا صَفِيُّ رسولِ اللّهِ و صاحِبُهُ ، أنا ابنُ عمِّ رسولِ اللّهِ و زوجُ ابنتِهِ و أبو وُلْدِهِ ، أنا سيّدُ الوصيّينَ و وصيُّ سيّدِ النّبيّينَ ، أنا الحُجّةُ العظمى و الآيةُ الكبرى و المَثَلُ الأعلى و بابُ النّبيِّ المصطفى ، أنا العُرْوَةُ الوُثْقى و كلمةُ التّقوى و أمينُ اللّهِ ـ تعالى ذِكْرُهُ ـ على أهلِ الدُّنيا.

 

“Ben Resulullah’ın halifesi, veziri ve varisiyim; ben Resulullah’ın kardeşi, vasisi ve habibiyim. Ben Resulullah’ın seçtiği ve arkadaş edindiği kimseyim; Ben Resulullah’ın amcasının oğlu, kızının kocası ve evlatlarının babasıyım. Ben vasilerin efendisi ve nebilerin efendisinin vasisiyim; ben Allah’ın) en büyük hücceti ve en büyük ayetiyim; ben en mükemmel örnek ve Seçilmiş Peygamber’in kapısıyım; (Allah’ın) sağlam kulpu, takva kelimesi ve Zikri Yüce Allah’ın dünya ehli üzerine emin kıldığı kimseyim.”[7]

 

 

8- Kıyamet gününün ilk davacısı benim…

 

أنا أوَّلُ مَن يَجْثو لِلخُصومَةِ بينَ يدَيِ اللّهِ عزّ و جلّ يومَ القيامةِ

 

“Kıyamet günü Allah Azze ve Celle’nin huzurunda dava için ilk diz çökecek olan benim.”[8]

 

 

9- Bir an bile Allah’a ve Resulü’ne muhalefet etmedim…

 

وَلَقَدْ عَلِمَ الْمُسْتَحْفَظُونَ مِنْ أَصْحَابِ مُحَمَّدٍ (صلى الله عليه وآله) أَنِّي لَمْ أَرُدَّ عَلَى اللَّهِ وَلَا عَلَى رَسُولِهِ سَاعَةً قَطُّ وَلَقَدْ وَاسَيْتُهُ بِنَفْسِي فِي الْمَوَاطِنِ الَّتِي تَنْكُصُ فِيهَا الْأَبْطَالُ وَتَتَأَخَّرُ فِيهَا الْأَقْدَامُ نَجْدَةً أَكْرَمَنِي اللَّهُ بِهَا وَلَقَدْ قُبِضَ رَسُولُ اللَّهِ (صلى الله عليه وآله) وَإِنَّ رَأْسَهُ لَعَلَى صَدْرِي وَلَقَدْ سَالَتْ نَفْسُهُ فِي كَفِّي فَأَمْرَرْتُهَا عَلَى وَجْهِي وَلَقَدْ وُلِّيتُ غُسْلَهُ (صلى الله عليه وآله) وَالْمَلَائِكَةُ أَعْوَانِي فَضَجَّتِ الدَّارُ وَالْأَفْنِيَةُ مَلَأٌ يَهْبِطُ وَمَلَأٌ يَعْرُجُ وَمَا فَارَقَتْ سَمْعِي هَيْنَمَةٌ مِنْهُمْ يُصَلُّونَ عَلَيْهِ حَتَّى وَارَيْنَاهُ فِي ضَرِيحِهِ فَمَنْ ذَا أَحَقُّ بِهِ مِنِّي حَيّاً وَمَيِّتاً

 

“Muhammed'in ashabından olup onu ve dinini koruyanlar, benim bir an bile Allah'ın ve Resul'ünün emrine karşı gelmediğimi bilirler. Cesur yiğitlerin dayanamayıp geriledikleri tehlikeli anlarda bile, Allah'ın bana ihsan ettiği cesaretle canımı yoluna koydum. Resulullah, başı göğsümde, bedeni ellerimde olduğu hâlde can verdi ve böylece gözlerimin önünde geçti gitti. O'nu (s.a.a) yıkamayı üstlendim, melekler de bana yardım ediyordu. Adeta evin altı üstü feryat ediyordu. Bir grup melek iniyor, bir grup da göğe çıkıyordu. O'nu yatacağı yere koyuncaya kadar, meleklerin selâm ve dua sesleri, feryat ve figanları kulağımdan gitmemişti. Ölüyken de diriyken de O'na benden daha layık kim var!?...”[9]

 

 

10- Bütün dünyaya karşı tek başına kalsam…

 

إنّي و اللّهِ لو لَقِيتُهُم واحدا و هُم طِلاعُ الأرضِ كلِّها ما بالَيْتُ و لا اسْتَوحَشْتُ.

 

“Şüphesiz ben o (düşmanlarla) karşılaşırsam, onlar bütün dünyayı doldurmuş olsalar ve ben tek başına kalsam bile bunu umursamam ve asla dehşete kapılmam!”[10]

 

 

11- Hiçbir zaman savaştan kaçmadım…

 

إنّي لَم أفِرَّ مِنَ الزَّحفِ قَطُّ، و لَم يُبارِزْني أحدٌ إلاّ سَقَيتُ الأرضَ مِن دَمِهِ.

 

“Şüphesiz ki ben hiçbir zaman savaştan kaçmadım ve savaş için karşıma çıkan herkesin kanıyla yeri suladım!”[11]

 

 

12- Şehadet aşkı…

 

وَاللهِ لَاَبْنُ أَبي طَالِبٍ آنَسُ بالْمَوْتِ مِنَ الطِّفْلِ بِثَدْي أُمِّهِ.

 

“Vallahi Ebu Talib’in oğlu, bir çocuğun anasının göğsüne olan düşkünlüğünden (aşkından) daha çok ölüme (şehadete) düşkün (ve âşıktır)!”[12]

 

 

13- Yedi iklimi içindekilerle birlikte verseler, yine de…

 

و اللّهِ ، لو اُعْطيتُ الأقالِيمَ السَّبعةَ بما تَحتَ أفلاكِها على أن أعصِيَ اللّهَ في نَمْلةٍ أسْلُبُها جُلْبَ شَعيرةٍ ما فَعَلْتُه.

 

“Allah’a yemin olsun ki eğer yedi iklimi altındaki feleklerle birlikte bana verseler ve karşılığında bir karıncanın ağzından bir arpa kabuğunu almamı isteseler, ben bunu bile yapmam!”[13]

 

 

14- En büyük ayet, en büyük haber…

 

ما للّهِ عزّ و جلّ آيةٌ هِي أكبرُ مِنّي ، و لا للّهِ مِن نبأٍ أعْظَمُ مِنّي .

 

“Allah Azze ve Celle’nin benden büyük ayeti ve benden büyük haberi yoktur!”[14]

 

 

15- Ulaşılmaz zirve…

 

يَنْحَدِرُ عَنِّي السَّيْلُ وَلَا يَرْقَى إِلَيَّ الطَّيْرُ.

 

“(Öyle bir zirveyim ki) benden seller boşanır ve zirveme hiçbir kuş çıkamaz!”[15]

 

 

16- Kaybetmeden sorun bana…

 

 عن الأصبغ بن نباتة: لما جلس علي (عليه السلام في الخلافة وبايعه الناسخرج إلى المسجد متعمما بعمامة رسول الله (صلى الله عليه وآله) لابسا بردة رسول الله (صلى الله عليه وآله)، منتعلا نعل رسول الله (صلى الله عليه وآله)، متقلدا سيف رسول الله (صلى الله عليه وآله) فصعد المنبر فجلس (عليه السلام) عليه متمكنا، ثم شبك بين أصابعه فوضعها أسفل بطنه، ثم قال:

يا معشر الناس سلوني قبل أن تفقدوني، هذا سفط العلم، هذا لعاب رسول الله (صلى الله عليه وآله)، هذا ما زقني رسول الله (صلى الله عليه وآله) زقا زقا، سلوني فإن عندي علم الأولين والآخرين

سلوني قبل ان تفقدوني سلوني عن طرق السماء، فإني اعلم بها من طرق الارض، سلوني عما فوق العرش، سلوني عما تحت العرش، سلوني فإن عندي علم الاولين والاخرين

أما والله لو ثنيت لي الوسادة فجلست عليها، لأفتيت أهل التوراة بتوراتهم وأهل الإنجيل بإنجيلهم، وأهل الزبور بزبورهم، وأهل القرآن بقرآنهم، حتى ينطق كل كتاب من كتب الله فيقول: " صدق علي لقد أفتاكم بما أنزل الله في." وأنتم تتلون القرآن ليلا ونهارا فهل فيكم أحد يعلم: ما أنزل الله في

ثم قال: سلوني قبل أن تفقدوني، فوالذي فلق الحبة وبرئ النسمة، لو سألتموني عن: آية آية في ليل نزلت أم في نهار نزلت، مكيها ومدنيها، سفريها وحضريها، وناسخها ومنسوخها، ومحكمها ومتشابهها، وتأويلها وتنزيلها لأنبأتكم.

 

“Esbağ b. Nübate’den şöyle nakledilmiştir: Hz. Ali (a.s) hilafete geçip insanlar kendisine biat ettiklerinde, Resulullah’ın sarığını takıp kaftanını ve ayakkabılarını giydi, Resulullah’ın kılıcını üzerine taktı ve minbere çıkarak şöyle seslendi:

 

“Ey insanlar! Beni kaybetmeden sorun bana. Bu (karşınızda duran) ilmin heybesidir; bu (söylediklerim) Resulullah’ın ağzından dökülür (gibidir). Bu, Resulullah’ın ilmine doyurduğu kimsedir. Sorun bana; hiç şüphesiz öncekilerin ve sonrakilerin hepsinin ilmi benim yanımdadır.”[16]

 

“Sorun bana beni kaybetmeden; Göğün yollarını bana sorun; hiç şüphesiz ben onları yerin yollarından daha iyi tanıyorum. Arş’ın üstündekileri, altındakileri sorun bana. Sorun bana; hiç şüphesiz öncekilerin ve sonrakilerin hepsinin ilmi benim yanımdadır.

 

Allah’a and olsun ki eğer ben ilim kürsüsüne oturtulursam, Tevrat ehline Tevrat ile, İncil ehline İncil ile, Zebur ehline Zebur ile ve Kur’an ehline Kur’an ile fetva veririm; öyle ki Allah’ın her kitabı “Ali benim hakkımda doğru söylüyor.” diye şahitlik eder.

 

Sizler gece ve gündüz Allah’ın kitabını okuyorsunuz. Acaba aranızda hakkında ayet indiğini bilen var mı?...

 

Sonra şöyle buyurdu: Sorun bana beni kaybetmeden. Taneyi yaran ve insanı yaratan (Allah’a) yemin olsun ki eğer bana (Kur’an’ın) hangi ayetinin hangi gecede veya hangi gündüzde nazil olduğunu, Mekki mi, yoksa Medeni mi olduğunu, sefer halinde mi yoksa gayrı seferde mi nazil olduğunu, nasih ve mensuhunu, muhkem ve müteşabihini, tevil ve tenzilini size haber verebilirim!”[17]

 

 

17- Bir milyon ilim kapısı…

 

  علمني (صلى الله عليه وآله) ألف باب من العلم، فتح لي كل باب ألف باب.

 

“Resulullah (s.a.a) bana bin ilim kapısı öğretti ki her kapıdan da bin ilim kapısı açılır (toplamda bir milyon ilim kapısı eder)!”[18]

 

 

 

 

 

 

 


[1] (Nehcü’l-Belağa, Hikmet: 184)

[2] (Ğurerü'l-Hikem, Hadis: 756)

[3] (el-Kâfi, c. 1, s. 98)

[4]  (İlmu’l-Yakin, c. 1, s. 49)

[5]  (et-Tevhid, s. 164)

[6]  (Bihârü’l-Envâr, c. 39, s. 335)

[7]  (Bihârü’l-Envâr, c. 39, s. 335)

[8] (Tarihu İbn Esâkir, c. 42, s. 475)

[9] (Nehcü’l-Belağa, Hutbe: 197)

[10]  (Nehcü’l-Belağa, Mektup: 62)

[11]  (el-Hisâl, s. 580)

[12]  (Nehcü’l-Belâğa, Hutbe: 5)

[13]  (Nehcü’l-Belağa, Hutbe: 224)

[14]  (el-Kâfi, c. 1, s. 207)

[15]  (Nehcü’l-Belağa, Hutbe: 3)

[16] (et-Tevhid, s. 305)

[17]  (el-İhticâc, c. 1, s. 384)

[18] (el-İrşâd, c. 1, s. 34)

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler